Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

İşten ayrılmanın hukuksal boyutu

İşten ayrılma kararı vermeden önce hukuksal boyutunu gözden geçirmenizde yarar var. İşten çıkmak istediğinizde ya da işten çıkarıldığınızda hangi haklara sahip olduğunuzu, nasıl bir yol izlemeniz gerektiğini biliyor musunuz? Kıdem ve ihbar tazminatı nedir ve hangi durumlarda, ne kadar ödenir?

işveren ve çalışan ilişkisi, işten ayrılmanın hukuksal boyutu, işten ayrılma süreçleri, işten ayrılanların bilmesi gerekenler

İşten ayrılırken bilmeniz gerekenler

İşten çıkarken veya çıkarılırken tazminat alma şartları neler? Kıdem ve ihbar tazminatı nasıl hesaplanır? Yanıtları Pudra.com’da.

İşten çıkmak istediğinizde ya da işten çıkarıldığınızda hangi haklara sahip olduğunuzu, nasıl bir yol izlemeniz gerektiğini biliyor musunuz? Kıdem ve ihbar tazminatı nedir ve hangi durumlarda, ne kadar ödenir? İşten çıkarılmanızın haksız bir gerekçeyle olduğunu düşünüyorsanız hakkınızı nasıl ararsınız?
Tüm bu soruların yanıtlarını ve çalışan herkesin bilmesi gerekenleri Avukat Hatice Özmen Akkoç, Pudra.com için açıklıyor.
 
Çalışanlar hangi durumlarda iş sözleşmesini feshedebilir?

Çalışanların iş sözleşmesini haklı nedenle feshi yürürlükteki 4857 sayılı iş kanununun 24. maddesinde düzenlenmiş durumda. Buna göre, çalışan, ilk olarak sağlık sebepleri (örnek olarak işin niteliğinden doğan bir sebeple işçinin sağlığı, işin yaşayışı için tehlikeli olması, işçinin sürekli olarak yakında ve doğrudan görüştüğü işveren veya diğer bir işçinin bulaşıcı hastalığa tutulması halleri bu kapsamdadır), ikinci olarak ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri (örneğin işverenin işçiye cinsel tacizde bulunması, işçinin ücretinin kanun ve sözleşme şartlarına uygun hesaplanmaması ve ödenmemesi gibi haller ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan hallerden sayılır), son olarak da zorlayıcı sebeplerle (örneğin iş yerinde bir haftadan fazla süre ile işin durmasını gerektirecek zorlayıcı sebepler ) iş sözleşmesini, süre bitmeden veya bildirim süresini beklemeksizin feshedebilir. Böyle bir durumda işçi derhal süresi içinde işverenine yazılı olarak fesih sebebini de açıkça belirterek fesih iradesini belirtmeli ve hak ettiği tazminatlarını talep etmelidir.
Ayrıca işveren, çalışma koşullarında esaslı bir değişikliği işçiye yazılı olarak bildirmeden yapmışsa, işçi 6 gün içinde yazılı olarak değişikliği kabul etmemişse, değişiklik işçiyi bağlamaz. İşveren bu nedenle sözleşmeyi feshederse, İşçi bu durumda dava açarak haklarını talep edebilir.

İşten ayrılmak isteyen çalışan nasıl bir yol izlemeli?

Haklı sebebi bulunmaksızın işten ayrılmak isteyen işçinin 6 ay çalışmışsa işten ayrılacağını iki hafta önce, eğer 6 ayla 1.5 yıl arası çalışmışsa 4 hafta önce, 1.5 yıl ile 3 yıl arasında çalışmışsa 6 hafta önce, 3 yıl ve daha üstü süre çalışmışsa 8 hafta önce bu iş yerinden ayrılacağını işverene haber vermek zorundadır. İşçi eğer derhal işten ayrılmak istiyorsa ve bu sürelere uygun olarak bildirim yapmazsa bu döneme ilişkin sürenin ücretini işverene peşinen ödemekle yükümlüdür.

 
İşveren hangi durumlarda iş sözleşmesini feshedebilir?
İşverenin iş sözleşmesini haklı nedenle feshi, iş kanunu madde 25’te düzenlenmiş durumda. Buna göre, ilk olarak sağlık sebepleri, ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri, işçiyi iş yerinde bir haftadan fazla süre ile çalışmaktan alıkoyan zorlayıcı bir sebebin ortaya çıkması ve son olarak, işçinin gözaltına alınması ve tutuklanması halinde devamsızlığın kıdeme göre belirlenen bildirim sürelerini aşmış olması durumunda, iş sözleşmesini sürenin bitiminden önce veya bildirim süresini beklemeksizin feshedebilir.
 
Çalışan haksız bir nedenle işten çıkarıldığını düşünüyorsa ne yapabilir?
Çalışan, fesih bildiriminde sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebep olmadığı iddiası ile fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde iş mahkemesinde işe iade davası açabilir. Mahkeme, feshin geçersizliğine karar verir ve işçiyi haklı bulursa, işveren işçiyi 1 ay içinde işe başlatmak durumundadır. İşveren, başvurusu üzerine işçiyi bir ay içinde işe başlatmazsa, işçiye en az dört aylık ve en çok sekiz aylık ücreti tutarında tazminat ödemekle yükümlü olur. Mahkeme, feshin geçersizliğine karar verirken, işverenin işe başlatmaması halinde işçiye ödeyeceği tazminatı da kararında belirtir. İşçi kesinleşen mahkeme kararının tebliğinden itibaren 10 iş günü içinde işe başlamak için işverene başvuruda bulunmak zorundadır.
Haksız olarak işten çıkarıldığını düşünen işçi, bunu ispatlayacak delil ve tanıklarını da bildirerek iş mahkemesinde bu şekilde dava açabilir.
İşverenin kötü niyetli olduğuna kanaat getirilirse mahkemece, ayrıca kötü niyet tazminatına da hükmedilebilir.

 

30 veya daha fazla işçi çalıştıran iş yerlerinde, en az 6 aylık kıdemi olan işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesini fesheden işveren, bunu, işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından ya da işletmenin, iş yerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe dayandırmak zorundadır. Sendika üyeliği, iş yeri sendika temsilciliği, haklarını almak için işveren aleyhine adli ve idari mercilere başvurma, hamilelik, doğum, din, siyasi görüş vb. haller fesih için geçerli bir sebep oluşturmaz. Eğer işveren bu ve benzeri sebeplerle sözleşmeyi feshetmişse, işçinin dava açma hakkı bulunur.

İşveren sözleşme feshinden önce çalışana haber vermek zorunda mıdır?

İşveren tarafından fesih bildirimi yapılması gerekir. Fesih bildirimi yazılı olarak yapılmalı, fesih sebebi açık ve net olarak belirtilmelidir. İşveren, işçinin yeterliliği ve davranışları sebebiyle iş sözleşmesini feshedecekse, öncesinde mutlaka işçiden yazılı savunmasını almalıdır. Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan hallere dayanarak sözleşme feshedilecekse, işveren bu davranışı öğrenmesinden itibaren 6 gün içinde fesih hakkını kullanmalıdır.

 
Kıdem tazminatı hangi durumlarda ödenir ve nasıl hesaplanır?
İşveren işçiyi ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller dışındaki nedenlerle, haklı bir neden olmaksızın işten çıkarmışsa ya da işçi haklı nedenle iş sözleşmesini kendisi feshetmişse, işçi askerlik nedeniyle ayrılmışsa, kadın işçi evlendikten sonra bir yıl içinde işten ayrılmışsa, işçi ölmüşse, emeklilik halinde ve iş sözleşmesi bir yıldan fazlaysa işçi, kıdem tazminatını almayı hak eder. İşçinin, işe başladığı tarihten itibaren feshe kadar geçen her tam yıl için işverence işçiye 30 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödenir. Bir yıldan artan süreler için de aynı oran üzerinden ödeme yapılır. İşçinin ölümü halinde yukarıdaki hükümlere göre doğan tazminat tutarı, kanuni mirasçılarına ödenir.
Kıdem tazminatı hesaplanırken, işçiye ödenen ücretin yanı sıra kendisine düzenli olarak sağlanan tüm para ve para ile ölçülebilen menfaatlerin (yol parası, yemek parası, düzenli olmak koşulu, ikramiye ödemeleri vb.) brüt tutarları dikkate alınarak işçinin giydirilmiş ücreti bulunur.
 
İhbar tazminatı nedir?
Belirsiz süreli iş sözleşmesini feshetmek isteyen tarafça, durumun karşı tarafa yazılı olarak ve kanunda belirtilen sürelere bağlı kalarak diğer tarafa bildirilmesi gerekir. Sürelere uyulmadan iş sözleşmesinin feshi halinde, işi terk eden işçinin ya da işçinin işine son veren işverenin, bildirim sürelerine ilişkin ücret tutarında ödeyeceği tazminata “ihbar tazminatı” denir.
İşi 6 aydan az sürmüş olan işçi için, bildirimin diğer tarafa yapılmasından başlayarak 2 hafta, İşi 6 aydan 1.5 yıla kadar sürmüş olan işçi için 4 hafta, işi 1.5 yıldan üç yıla kadar sürmüş olan işçi için 6 hafta, işi 3 yıldan fazla sürmüş olan işçi için 8 hafta sonra feshedilmiş sayılır. İş sözleşmesini belirlenen bildirim sürelerine uymaksızın fesih eden taraf, söz konusu sürenin ücretini ihbar tazminatı olarak diğer tarafa ödemek durumundadır. İşveren, bildirim süresine ait ücreti peşin vermek suretiyle iş sözleşmesini feshedebilir.

 

Evlilik nedeni ile işten ayrılan kadının kıdem tazminatı alabilmesi için gereken şartlar nelerdir?
Kadın işçilerin evlilik nedeni ile işten ayrılması durumunda, çalışma süresinin gerektirdiği kıdem tazminatı ödenebilmesi için iş sözleşmesinin evlilik tarihinden itibaren bir yıl içinde yazılı olarak feshi, evliliği gösteren belgenin işverene sunulması, feshin gerekçesinin evlilik olduğunun açıkça belirtilmesi gerekir.
Kaynak: www.pudra.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Çocukların ev ödevlerine yardım etmeli mi?

Manşet, ebeveyn, çocuk yetiştirme, araştırma

Anne babalar çocuklarının eğitimine ne kadar dahil olmalı? Ev ödevlerine yardım etmeli mi? Etmemeli mi? İşte ebeveyn müdahalesinin akademik başarıya etkisi olup olmadığını araştıran, şimdiye dek yapılmış en geniş kapsamlı çalışmanın detayları…

Çocuklarınızın Ödevlerine Yardım Etmeyin!

Günümüzde çocuk yetiştirmenin en temel “zorunluluklarından” biri de, ebeveynlerin çocuklarının eğitimine aktif bir şekilde dahil olması gerekliliği: Öğretmenlerle toplantılar yapmak, okuldaki gönüllü işlere katılmak, ödevlere yardımcı olmak ve çok az sayıda çalışan ebeveynin zaman bulabildiği yüzlerce başka şey yapmak… Bu zorunluluklar içimize öylesine işlemiş ki, çok az ebeveyn bu kadar çabaya değip değmediğini sorgular.

Bu Ocak ayına kadar birçok araştırmacı için de bu böyleydi. Teksas Üniversitesi’nde sosyoloji profesörü olan Keith Robinson ve Duke Üniversitesi’nde sosyoloji profesörü olan Angel L. Harris, ebeveyn müdahalesinin akademik başarıya etkisi olup olmadığını araştırdıkları, şimdiye dek yapılmış en geniş kapsamlı çalışmada, durumun pek de öyle olmadığı sonucuna vardılar. Araştırmacılar, Amerikalı ebeveynler üzerine yapılmış yaklaşık 30 yıl değerindeki uzun vadeli bütün araştırmaları taradı. Çocukların ödevlerine yardım etmekten üniversite planları üzerine konuşmaya ve okullarında gönüllü olarak çalışmaya kadar çocukların akademik hayatına müdahil olmanın 63 farklı yolunu araştırdılar. Bu araştırma, ebeveynleri daha çok müdahil olan çocukların zamanla daha fazla gelişme gösterip göstermediklerini bulmayı amaçlıyordu. Araştırmacılar bunu, çocukların okuma ve matematikteki sınav sonuçlarını içeren akademik performanslarına dayanarak ölçtüler.

Buldukları şey şaşırtıcıydı. Ölçülebilen ebeveyn müdahalesinin – ebeveynin ait olduğu etnik köken, kültür, sosyal sınıf ya da eğitim düzeyi ne olursa olsun – çocuklara akademik olarak çok az faydası olduğu hatta onları gerilettiğini gördüler.

Kızınızın ödevini her gece gözden geçiriyor musunuz? Robinson ve Harris’in Bozuk Pusula: Çocukların Eğitiminde Veli Müdahalesi isimli çalışmada yayımlanan verilerine göre bunu yapmanız kızınızın testlerden daha yüksek not almasını sağlamayacak. Üstelik çocuklar ortaokul çağına geldiklerinde, ebeveynlerin ödevlere yardım ediyor olması sınav sonuçlarını aşağıya çekebiliyor. Robinson’a göre bunun nedeni, velilerin, çocukların okulda öğrendikleri şeyleri çoktan unutmuş olmaları ya da aslında bunları asla tam olarak anlayamamış olmaları.

Benzer şekilde velileri sürekli öğretmenlerle ve okul müdürleriyle görüşen çocuklar, velileri okulda pek görünmeyen akranlarından akademik olarak daha hızlı gelişmiyorlardı. Diğer yararsız veli müdahalelerininse şunlar olduğu ortaya çıktı: Bir çocuğun sınıfını gözlemlemek, bir ergenin lisede alacağı dersleri seçmesinde yardımcı olmak, kötü not yüzünden çocuğu cezalandırmak ya da ödevini ne zaman yapacağı konusunda katı kurallar koymak gibi disiplinle ilgili önlemler. Robinson, bu tarz bir müdahalelerin heveslendirmekten çok kaygı yaratacağını düşünüyor. “Onlara, ‘Okulda daha fazla gönüllü olmamı ister misin? Okuldaki sosyal aktivitelere katılayım mı? Ödevlerine yardım etmem sana yardımcı oluyor mu?’ diye sorun” diyor Robinson. “Neler yapmaları gerektiği konusunda velileri ve okulları bilgilendirmeyi akıl ediyoruz ama çocukları genellikle bu konuşmanın dışında bırakıyoruz.”

Okullara velilerin de dahil olmasının bir dogma haline gelmesinin nedenlerinden biri de devletin bunu aktif bir şekilde teşvik etmesidir. Okullarda veli komitelerinin (Okul-Aile Birliği) kurulmasının talep edilmesinin sebebi, daha aktif anne ve babaların orta sınıf ile yoksul öğrenciler arasındaki performans farkının kapatılmasına katkıda bulunmasını sağlamaktır. Ancak bu yeni araştırmaya kadar hiç kimse, veliler ve okullar arasındaki ilişkinin, çocukların başarısını geliştirdiği varsayımını test etmedi. 

Robinson ve Harris bu varsayımı büyük ölçüde çürütürken, küçük çocuklara yüksek sesle kitap okumak (ebeveynlerin yarısından azı bunu günlük olarak yapıyordu) ve ergenlerle üniversite planları hakkında konuşmak gibi küçücük alışkanlıkların fark yaratabileceğini gördüler. Ancak bu müdahaleler, okullarda ya da öğretmenlerin yanında değil, evde hayata geçiriliyordu.

Dahası, ebeveynleri eğitimlerini önemsemediği için yoksul öğrencilerin okulda başarısız olduğuna dair yaygın inanışın da yanlış olduğu ortaya çıktı. Etnik kökeni, sosyal sınıfı ve eğitim seviyesi ne olursa olsun, velilerin büyük bir çoğunluğu çocuklarıyla yüksek notların önemi hakkında konuştuğunu ve onların üniversiteye devam etmelerini dilediklerini bildiriyordu. Örneğin Amerika’daki Asya kökenli çocukların ebeveynleri, okula Latin kökenli ebeveynlerden daha fazla müdahil olmasa da (çünkü her iki grup da dil sorunu yaşıyor), Asya kökenli çocuklar sınavlarda aşırı derecede iyi performans gösterebiliyorlardı. Öyleyse neden bazı ebeveynler, paylaşılan bu değerleri başarıya çevirmelerinde çocuklarına yardımcı olmakta daha etkililer?

Robinson ve Harris, finansal kaynakları ve eğitim durumu daha iyi olan ebeveynlerin, çocuklarını, ilginç mesleklere sahip olan üniversite mezunu yetişkinlerin olduğu bir sosyal çevre içinde büyüttüklerini varsayıyorlar. Üst-orta sınıf çocuklara, iyi bir eğitimin hayatta başarılı olmak için gerekli olduğu sadece söylenmekle kalmıyor. Bu çocukların etrafı zaten yemek sofralarında üniversite yıllarını yad eden doktor, avukat ve mühendis olarak çalışan aile fertleri ve dostlarıyla çevrili oluyor. Asyalı ebeveynlerin durumu ise bir istisna: Çok yoksul olsalar ve çocuklarına bu tür bir sosyal çevre sağlayamasalar bile, eğitimin değeri ve cazibesi hakkında çocuklarıyla benzer bir etki yaratacak şekilde konuşabildikleri görülüyor.

Robinson, araştırma kapsamında Teksas Üniversitesi’ndeki istatistik lisans öğrencilerine ailelerinin başarılarına nasıl bir katkıda bulunduklarını sordu. Öğrencilerin çoğu; ebeveynlerinin onları zorladığına, teşvik ettiğine ya da resmi sebeplerle okulda bulunduklarına dair pek fazla anısı olmadığını bildirdi. Öğrenciler bunun yerine anne ve babalarını, yüksek beklentileri olan ama geride duran ebeveynler olarak tanımladılar. “Bu çocuklar da başardı!” diyor Robinson. “Ebeveynlerinin, çocukların akademik hayatına dahil olan ebeveynler olmasını bekliyorduk. Ama öyle değillerdi. Bu beni gerçekten çok şaşırttı.”

Robinson ve Harris’in bulduklarını, ebeveynler ile çocukları arasındaki evdeki konuşmaları 1990’larda gözlemleyen sosyolog Annette Lareau’nin çalışmalarından öğrendiklerimizle birleştirebiliriz. Lareau, yoksul ve işçi-sınıfından gelenlerin ev ortamlarında, çocukların sessiz olmalarının ve öğretmen gibi yetişkin bir otorite figürüne karşı saygıda kusur etmemelerinin beklendiğini buldu. Orta sınıf ailelerin ev ortamlarında ise çocuklar eleştirel sorular sormayı ve kendilerini savunmayı öğreniyorlardı. Bu davranışlar sınıfta çok işlerine yarıyordu.

Robinson ve Harris, yaptıkları araştırmada bazı veli müdahalesi türlerine yer vermemeyi seçti: Bocalayan çocuklar için özel öğretmen ya da terapist tutmak, üniversite için tasarruf hesapları açmak gibi. Bir de şöyle bir gerçek var: Sosyoekonomik durumu ne olursa olsun,  bazı ebeveynler çocukları için etkili okullar arama konusunda aşırı çabalarken, bazıları köşe başındaki okulu tartışmasız olarak kabul ediyorlardı.

Her ne kadar Robinson ve Harris öğrencilerin okul seçimine bakmasalar da, ebeveynlerin çocuklarının akademik performanslarını – okuma ve matematikte sekiz puana kadar- iyileştirmelerini sağlayacak çok az yoldan biri olarak şunu buldu: Çocuklarını hakkında iyi şeyler söylenen bir öğretmenin sınıfına yerleştirmek. En iyi öğretmeni seçmenin, çocuğun hayat boyu taşıyacağı kazanımları artırdığı ortaya çıktı.

Sonuçta, bu bulgular kermeslerde kek satmak için gönüllü olmaya zaman ayırmak için çabalayan kaygılı ebeveynleri rahatlatabilir. Ancak okullardaki veli müdahalesine sadece sınav sonuçlarıyla değer biçmek, velilerin okullarda ne büyük etkiler yaratabileceklerini görmemizi engellememeli. “Belalı” gibi görünen bu ebeveynler, özellikle devlet okullarında, çok etkilidirler. Daha iyi bir ders kitapları bulma, bahçede yeni oyun alanları kurma ve sanat, müzik, tiyatro ve okul sonrası kulüpler gibi tüm hayati “ekstraları” hayata geçirme konusunda oldukça etkilidirler. Bu tür bir veli katılımı, sınav sonuçlarını doğrudan etkilemese de, okulu tüm öğrenciler için pozitif bir yere dönüştürebilir. Çocuklarınızın okullarına müdahil olmak sadece onlara arka çıkmanın bir yolu değil, aynı zamanda iyi bir vatandaş olmanın da bir yolu olarak görülebilir. 

Kaynak: www.egitimpedia.com
Çeviri: Ayşegül Sarıoğlu

Okumaya devam et

MAKALE

Süt kemik sağlığı bakımından yararlı mı?

sütün faydaları, Manşet, kemik gelişimi

Kemik gelişimi için sütün önemli olduğunu yıllardan beri duyarız. Peki gerçekten süt içmek kemiklerin güçlenmesine düşünüldüğü kadar katkı sağlar mı? İşte www.bbc.com sitesinden hepimizi aydınlatacak nitelikte bir makale…

Süt gerçekten kemikleri güçlendiriyor mu?

Kemiklerimizi güçlendirmek için süt içmek gerektiğine dair sözleri çocukken hepimiz duymuşuzdur.

Süt kalsiyum içerir. Kalsiyum da kemik yoğunluğu için gerekli bir mineral olarak biliniyor.

Ancak süt tüketimi ile kemiklerin güçlenmesi arasında kesin bir bağ olduğunu kanıtlamak o kadar da kolay değil.

Bunu kanıtlamak için iki büyük grupla bir deney yapılması, bunlardan birinin yıllar boyunca bol miktarda süt içerken diğer gruba süt görünümünde plasebo içecek verilmesi gerekiyor. Ama bunu pratikte uygulamak zor.

Onun yerine şu yapılabilir: Binlerce insana geçmiş yıllarda ne kadar süt içtikleri sorulup sonra da en az 10 yıl gözlemlenerek düzenli süt içenlerde daha az sayıda kemik kırılması vakasına rastlanıp rastlanmadığının tespit edilmesi.

ABD’de Harvard Üniversitesi 1997’de böyle bir araştırma yapmıştı. 77 bin kadın hemşire 10 yıl boyunca gözlemlendi. Ancak haftada bir bardak süt içenlerle iki ve daha fazla bardak içenler arasında kol ve kalça kırıkları vaka sayısı bakımından önemli bir fark görülmedi.

Etkisi iki yıl sürüyor

Aynı ekibin 330 bin erkekle yaptığı araştırmada da benzer bir sonuç alındı.

Bu alandaki 15 farklı araştırma 2015’te Yeni Zelandalı bir ekip tarafından incelendiğinde, süt içmek de dahil, kalsiyum bakımından zengin bir diyetin kemikteki kalsiyum yoğunluğunu iki yıl artırdığı, ancak sonra bu artışın durduğu gözlendi.

Diyetle alınan kalsiyuma alternatif olarak haplarla kalsiyum takviyesi de yapılabiliyor. Ancak takviyelerin uzun vadede olumsuz etkide bulunduğuna dair endişeler var.

Yeni Zelandalı ekip 51 araştırmayı inceleyerek kalsiyum takviyesinin uzun vadede avantajları ile olumsuz etkilerini kıyasladığında, onlar da kemiklerdeki güçlenmenin bir-iki yıl sonra durduğunu tespit etti.

Kalsiyum takviyesi, kemik yoğunluğunda yaşlanmaya bağlı kaybı durdurmuyor, sadece geciktiriyordu. Ekip, kemiklerde kırılma oranı bakımından bunun ancak ufak bir azalmaya tekabül ettiği sonucuna vardı.

Aynı veriler farklı ülkelerde incelendiğinde, günlük alınması gereken kalsiyum miktarı bakımından farklı öneriler ortaya çıkmıştı. Örneğin ABD’de önerilen miktar İngiltere ve Hindistan’dakinin iki katına yakındı. ABD’de günde yaklaşık üç su bardağı süt içilmesi salık veriliyor.

2014’te İsveç’te yapılan bir araştırmada ise günde üç bardaktan fazla süt içmenin kemikler için daha fazla yarar getirmediği, hatta zararlı olabileceği sonucuna varılmıştı.

Uppsala Üniversitesi ve Karolinska Enstitüsü’nün yaptığı araştırmada, insanlara önce 1987’de ne kadar süt içtikleri soruldu, daha sonra aynı soru 1997’de tekrarlandı.

2010’da bu insanlar arasında ölüm oranı incelendiğinde günde bir bardak süt içenlerde daha fazla kemik kırılması ve erken ölüm oranına rastlandığı görüldü.

Peynir ve yoğurt daha mı etkili?

Ancak bu araştırmanın da bazı sorunları vardı. İnsanlara daha önceki yıllarda ne kadar süt tükettikleri sorulmuştu, bunu doğru bir şekilde tahmin etmek mümkün olmayabilirdi, zira süt tüketimi farklı şekillerde olabilirdi.

Ayrıca bu tür araştırmalardaki en büyük sorun burada da kendisini gösteriyordu: İki olay birbiriyle gerçekten bağlantılı mı veya neden-sonuç ilişkisi gerçekten var mı?

Aynı araştırmada kafa karıştıran bir diğer sonuç ise peynir ve yoğurt tüketimi ile daha az sayıda kırık oranı arasında bir bağlantı kurulmasıydı.

Araştırmacılar, insanlara beslenme konusunda tavsiyelerde bulunurken bu sonuçların dayanak alınması için erken olduğunu, benzer araştırmaların tekrarlanması gerektiğini söylüyor. Bu sonuçlardan yola çıkarak beslenme düzenini değiştirme konusunda temkinli davranılması tavsiye ediliyor.

Yani kısaca diyebiliriz ki, mevcut verilere göre, süt içmeye devam etme konusunda bir sorun yok. Süt kemik sağlığı bakımından yararlı olabilir. Ama bu yarar sandığımız kadar uzun süreli olmayabilir.

Ayrıca kemik sağlığı açısından etkili diğer yöntemleri de uygulamak gerekir. Egzersiz yapmak ve beslenme, güneş ışığı ve fazla güneşin olmadığı yerlerde kışın D vitamini takviyesi yoluyla yeterince D vitamini almak gibi.

Uyarı: Bu makale sadece genel bilgi verme amacıyla yazılmıştır ve doktor tavsiyesi olarak ele alınmaması gerekir. Makalenin içeriğinden yola çıkarak okurun kendi başına koyduğu teşhislerden BBC sorumlu değildir. Sağlığınızla ilgili herhangi bir endişeniz varsa doktorunuza danışın.

Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

Hepimizin biraz sakinleşmeye ihtiyacı var

sinirliyken sakinleşmek için ne yapmalı, sakinleşmek, Manşet

Günlük hayatımızda hemen her yerde can sıkıcı olaylarla karşılaşabiliyoruz. Bu olaylara verdiğimiz tepkiler de o anki ruh halimize göre değişiklik gösterebiliyor. Bu da bizi fazlasıyla yıpratabiliyor. Peki ne yapmalıyız? İşte sakinleşmek için kendimize sormamız gereken sorular…

Endişe duygusuna kapıldığınızda sakinleşmek için kendinize sorabileceğiniz sorular

Bazen insan sebepli veya sebepsiz yere endişeye kapılır. Öyle ki bu duygusunu başkalarına açıklamakta bile zorlanır. Anne babasının hastalanacağından, çok fazla para harcadığından, sevdiklerinin duygularını incitmekten, mesajlara cevap vermeyen bir arkadaş yüzünden bile endişelenir. Bir yakını eve geç geldiğinde, topluluk önünde konuşması gerektiğinde endişelenen sadece siz değilsiniz. Herhangi bir sebepten ötürü endişeye kapıldığınızda, göğsünüze bir ağırlık çöktüğünde şunu hatırlayın; yalnız değilsiniz. Endişe, birden fazla şekilde ortaya çıkabilir. Endişe duygusundan kurtulmanın da birden fazla yöntemi var. Bunlardan biri de sakinleşmek için kendinize soru sormak. İşte endişelendiğiniz zamanlarda bu duygudan uzaklaşmak için kendinize sorabileceğiniz sorular:

1. Bu gerçekten bir tehdit mi?

Hayatta kazalar olur. Ancak çoğu zaman endişe duygusuna kapıldığımızda, işlerin gerçekten de ters gittiğini söylemek biraz zor. Peki o halde sizi bu kadar endişelendiren şey ne? O şeyin gerçekleşme ihtimali ne? Bunu gerçekten bir anlığına da olsa düşünün. Bu sorulara bulacağınız yanıtlar, endişelenmenize sebep olan şeyin gerçek bir tehdit olup olmadığını kavramanızı kolaylaştırır.

2. Hazırlıklı olmak için elinizden gelen her şeyi yaptınız mı?

Hayatta bazı şeyleri kontrol edebilirsiniz, önlem alabilirsiniz. Bisiklete biniyorsanız, kask takmalısınız. Evdeki alarmın çalışıp çalışmadığını kontrol etmeli, sağlık sigortanızı ihmal etmemeli, düzenli aralıklarla doktora görünmelisiniz. Biraz sıkıcı bir çözüm olabilir ancak kendinize kontrol edilecekler listesi hazırlayabilirsiniz. Gözden geçirdiğiniz unsurları tek tek işaretlediğiniz zaman endişelerinizden bir nebze kurtulabilir, daha sakin ve planlı hareket edebilirsiniz.

3. Zihniniz biraz aşırıya kaçıyor olabilir mi?

Gecenin bir yarısı endişeye kapılmış, korkmuş ve yorgun düşmüş bir zihinden daha kötü ne olabilir? Eğer panik duygunuz ve endişeleriniz işle, başka insanlarla veya dikkatinizi dağıtacak herhangi bir şeyle ilgili olmayan saatlerde ortaya çıkıyorsa, bu durumda kontrolü ele almalısınız. Derin nefesler alıp vererek düşüncelerinizi değiştirebilir veya bir uyku meditasyonu videosu açabilirsiniz. Gece gelen kaygılarınızın, güneşin ışığıyla birlikte ortadan kaybolacağını düşünebilirsiniz.

Aslında korkmanız gereken şey, endişelerinize sebep olan şeyler değil, endişenin ta kendisi. Amerikalı ünlü yazar Seth Godin, “Endişe, davranışlarımızı verimli bir şekilde değiştirdiği zaman kullanışlıdır. Bunun dışında kalan endişe duygusu, dikkat dağınıklığının olumsuz hali, bizi çalışmaktan veya hayatımızı yaşamaktan alıkoymak için tasarlanmış bir oyalanma şeklidir” diyor.

Bir sonraki sefer panik duygunuz arttığında, endişelerinize kapıldığınızda kendinize sorular sorarak bu duyguyla baş etmeyi ve ondan kurtulmayı deneyebilirsiniz.

Kaynak: www.uplifers.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER3 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND