Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Zor müşteri yoktur…

Koşulsuz müşteri memnuniyetini sağlamak bazen beklenenden çok daha zor olur. Çünkü bazı müşteriler extra zordur. Onları ikna etmek, memnun etmek, sakinleştirmek her müşteri temsilcisinin bileğinin harcı değildir. Ancak işin uzmanları zor müşterinin olmadığını, sadece müşterinin beklentilerine cevap verecek bilgisi ve sabrı olmayan çalışan olduğunu söylüyor.

zor müşteri, YETKİNLİK, müşteri ilişkileri, iletişim

Müşteri ilişkileri zordur. Telefonun ya da masanın diğer ucunda aldığı hizmetten memnun olmayan birileri vardır her zaman. Sinirlidirler ve önce yatıştırılmaları sonra da problemlerine çözüm bulunması gerekir. Müşteriyle iletişim kurarken sabırlı ve sakin olmak gerekir. Bu yüzden de müşteri temsilcilerinin işi genelde stresli olur. Müşteriyle kurulan iletişimde nasıl davranılması gerektiğini işin uzmanlarına sorduk.

Müşteri ilişkilerinde müşteriyi tanımlamış olmak ve müşteri beklentilerini netleştirmek çok önemli. Müşteri beklentilerini dinlemek ve anlamak kadar, çıkan sonucu daha yukarıya taşıyan modeller geliştirmek ve farklılık yaratmak da şart. Koçak Kurumsal Yönetim Danışmanlığı Yönetici Ortağı ve Müşteri İlişkileri Direktörü Zeynep Sinem Konucuk, müşteriyi analiz edebilmiş olmanın önemine dikkat çekiyor.

Özellikle müşteriye yapılan çağrıların doğru zamanda, doğru bilgilendirme için izin çerçevesinde aranmasına dikkat çeken Konucuk, hali hazırda sadık ve mutlu olan müşteriyi sıkabilen ve bunaltabilen yaklaşımlardan kesinlikle kaçınılması gerektiğini söylüyor. Telefonda özgüvenle, konusuna hakim yaklaşımla, düzgün Türkçe ve konuşma üslubu ile sakin ve emin bir ses tonuyla konuşulması gerektiğini söyleyen Konucuk, genelde belli konuşma metinlerine sadık kalınması bekleniyor olsa da; müşterinin kendisini mekanik bir iletişim içinde hissetmemesi gerektiğini belirtiyor.

‘Müşteri her zaman haklıdır’ düşüncesi bu alanda çalışan kişilerin psikolojisini etkileyebiliyor. Baskı altında olarak çalıştıklarını hissedilse de bununla başa çıkmak mümkün. Müşteri, büyük bir şikayetle ve öfke ile arasa ve karşıdaki müşteri temsilcisine son derece yakışıksız sözler söylese bile; müşteri temsilcisi durumu kişiselleştirmemeyi öğrenmiş ve zorlu müşterilerle başa çıkma tekniklerini öğrenmiş ve uygulayabilen yapıda ise psikolojik baskı yaşamayabiliyor.

Ezber laflar müşteriyi memnun etmez


HumanPlus Müşteri İlişkileri ve Marka Yönetimi Uzmanı Tülay Özbay müşteri ilişkilerinde “kullanıcı dostu ürün/hizmet” ve “kullanıcı dostu operasyon” ile temel atılması gerektiğini söylüyor: “Şüphesiz bazı markaların bizzat ürün ve hizmetleri en başta ayırt edici vasıflara sahip olabilir. Fakat markanın müşteride yarattığı algıyı destekleyen bir çalışan profili yoksa, bu sadece bir balondan ibaret olur; süreklilik taşımaz.” Kullanıcı dostu olmanın önemini vurgulayan Özbay, “Biz böyle yaptık. Şirket prensibimiz böyle” diyerek müşteriye hükümran bir havayla yaklaşmanın bindiği dalı kesmek ile eş anlamlı olduğunu söylüyor: “Bu anlayışa sahip firmalarda çalışanlar eğer inisiyatif kullanma yetisine sahip değillerse, çok fazla firma kuralı-müşteri isteği arasına sıkışıp, etkisiz eleman halini alırlar.”
Müşteri ilişkilerinde Mevlana’nın “Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol” sözünün geçerli olduğunu belirten Özbay, müşterisinde sadakat yaratmak isteyen bir markanın ve dolayısıyla da çalışanlarının ortaya gerçek bir karakter koymasının çok önemli olduğunu söylüyor: “Yapmacık, samimiyetsiz, ezber laflar, klişe terimler sıralanarak müşteri memnuniyeti sağlanamaz.”

Temel görgü kurallarını bilin


Bu alanda çalışacaklarda temel görgü kuralları ve insana saygı şart diyen Özbay, Türk olarak geleneksel misafirperverlik anlayışının olayın temeli olduğunu söylüyor: “Her müşteri olayı eşşizdir. Buna göre her durumu ayrı değerlendirmek ve ona uygun çözüm üretmek gerekir. Çözüm deyince de problem çözme becerisi ile uzlaşma yeteneğinden de bahsetmek gerekir. Yaratıcılık da çok kıymetli bir meziyet. Hem hizmet verirken, hem çözüm üretirken, hem de iş geliştirme amaçlı kullanılabilir. Bu nedenle firmaların zihinleri açık çalışanları tercih etmeleri ve bu çalışanları destekleyip, cesaretlendirmeleri çok önemli.”

Yalnız savaşan neferler


Hizmet verilen kişinin adı ‘müşteri’ olunca otomatik olarak sanal bir zorluk derecesi eklendiğini belirten Özbay, bu işi yapan kişilerin işle ilgili anlatılagelmiş zorluk yargılarına kendini kaptırmamasının önemli olduğunu söylüyor: “Benim açımdan müşteri ilişkilerinde zor denebilecek tek konu, müşteri ile marka arasında denge sağlamaktır. Eğer müşteri ilişkilerinde çalışıyorsanız markanın vitrinisiniz demektir. Müşteri sizi görür ve markayı sizin kanalınızla yorumlar. Bu sahnenin önü. Bir de perde arkasına, firmaya bakalım. Burada da birçok departman, firma kuralları, operasyon işler. Sizin göreviniz ise firmanın kuralları çerçevesinde, çapraz fonksiyonlardaki birçok kişi beraber ve çoğu zaman zamana karşı yarışarak bir işi başarmak, varsa sorunları çözmektir. Yani aslında zor olan müşteri değil, şirket süreçlerine rağmen müşteri memnuniyetini sağlayabilmektir: ‘Biz çok müşteri odaklıyız’ diyen birçok firma bunu özde değil sözde söylediği için, birçok müşteri ilişkileri çalışanları yalnız başlarına savaşan neferler gibidir.”

‘Ben dili’ kullanın savaşa gitmeyin


Call center gibi stresin yoğun olduğu yerde çalışanların karşılarındaki kişiyle iletişim kurarken dikkat etmeleri gereken noktalar oluyor. İletişimde “Ben” ve “Sen” dili kavramlarından bahseden Özbay: “Sen dili, karşıdakini suçlayan, sorumluluğu karşıya yükleyen bir yapıda konuşmaktır. ‘Ödemeyi yapmamışsınız’, ‘Hatalı kullanmışsınız’, ‘Sesinizi yükseltmeyin’ gibi. Bir müşteri ödemesini yapmamış, ürünü yanlış kullanmış olabilir. Fakat aynı durumu nasıl dile getirdiğimize göre barışa ya da savaşa doğru yürüyebiliriz. Bu nedenle aslında hepimiz için geçerli ama müşteri ile çalışanlar için olmazsa olmaz ‘Ben dili’ kullanımıdır. Diğer bir deyişle olayları kendi üzerimizden anlatmak, müşteriyle onu yargılamadan konuşmaktır.”

Müşteriler her zaman haklı bulunmalarının peşinde değildir diyen Özbay birilerinin onları gerçekten dinlemesi, anlaması ve değer vermesini aradıklarını belirtiyor. “Müşteriye hayır diyerek bile onu memnun edebilirsiniz. Yeter ki bunu düzgün bir karakter sergileyerek ortaya koyun. Hatta bu şekilde size duydukları saygıyı da artırabilirsiniz.”

Televizyonda canlı yayın yapmak gibi


Özbay müşteriyle yaşanan bir problemi anlatıyor: “Bir müşteri başvurusu arzu ettiği gibi çözümlenmeyince mahkemeye başvurmuştu. Olayı araştırdığımda müşterinin yaşadığı olayın gerçekten çok tatsız ve tepki vermesinin de gayet doğal olduğunu anlamak zor değildi. Fakat zamanında yeterince dikkat ve özen gösterilmemiş, müşteri de olayı mahkemeye taşımıştı. Başvuruyu ilk elden alan çalışanlarla konuştuğumda ‘Çok bağırıyordu, kızgındı’ dediler. Diğer bir deyişle nazik ve kibar bir şekilde sorununu anlatmadı diye onlar da yeterince ilgi göstermemişler ve hatta tavrı dolayısıyla müşteriye kızmışlardı. Ben ise müşteriyle sadece konuştum; onu anlayarak. Ve sonuçta müşteri ilk duruşmaya gitmedi ve dava düştü. Eğer dava görülse kesinlikle kazanırdı; çünkü çok haklıydı. Firma da hem davayı hem de müşteriyi kaybederdi. Müşteriye düştüğü duruma tepki gösteriyor ve ilgisizliğe de kızıyor diye arsız müşteri etiketi yapıştırılarak ilk yanlış yapılmıştı.”

Görsel iletişimde yüzde 50 vücut dili, yüzde 40 ses tonu ve yüzde 10 oranında sözcüklerin pay aldığını belirten Özbay, “Dolayısıyla içten ve dıştan fit görünmemiz ve görüşmeye hazır olmak önemli. Özellikle müşteri hizmetlerinde çalışmak televizyonda canlı yayın yapmak gibidir. Yani her an her şey olabilir.”

Zor müşterileri nevrotik vakalar gibi görmeyin


Zorlu müşteri ifadesine katılmayan Özbay, zor müşterilerin neredeyse tamamının yine hizmet verenler dolayısıyla o zorluk seviyesine taşındığını düşünüyor: “Her insan istemediği, hoşnut kalmadığı ya da söz verilenden farklı bir durum gerçekleştiğinde bir tepki verir ve bu çok doğaldır. Bazıları ses vermez, fakat size içinden bir not verir ve bu not sınıfta kaldığınız anlamına geldiği için de zaman içinde markanızı terkeder; siz de farkına bile varmazsınız. Bazı insanlar ise konuşur; hakkını arar ve ben bu insanlara büyük saygı duyuyorum. Dolayısıyla bu kişileri nevrotik vakalar gibi değil de doğal davranış sergilediklerini bilerek ve saygı duyarak dinlersek, anlarsak işimiz kolaylaşır. Bir de böyle deneyin! Ayrıca bu kişiler onların memnuniyetsizliğini bilmemizi sağladığı için bize çözüm üretme fırsatını da bahşetmiş olurlar. Bu çok kıymetli değil mi? Çözme fırsatımız varsa o kişiyi hala müşterimiz olarak kalmaya ikna şansımız da var demektir.”

Zorlu müşterilerin de insan olduğunu belirten Yönetici Koçu Fuat Yalçın sabırlı ve konuya hakim olunduğunda her zaman müşteriyle baş edilebile-ceğini söylüyor: “Mantıksız ve sağduyu yoksunu kişilerden söz etmiyoruz, onları zorlu müşteri sınıfına koymayız. Zorlu müşteri bilgi ister, ayrıntı ister ve nedenleri öğrenmek ister. Bu da sabır ve bilgi ile yürütülebilecek bir süreçtir. Yetkinlik olarak kendine hakim olma diyebiliriz.”

Kaynak: www.biymed.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Müzik: İnsanı geçmişe götürebilen bir güç

popüler müzik makaleleri, müzik, Manşet, anılar

Bazen bir şarkı duyduğumuzda geçmiş zamanlar bir anda gözümüzde canlanır. Peki, bu neden olur? Tam olarak nasıl gerçekleşir? Bu durumun bilimsel bir açıklaması var mıdır? İşte yanıtı…

Müzik neden anıları canlandırır?

Herkesin başına gelmiştir: Eski bir şarkı işitirsiniz; sizi yıllar öncesine götürür. O şarkıyı dinlediğiniz anı yeniden yaşarsınız sanki. Müzikle hafıza arasındaki ilişki böylesine güçlüdür işte. Ve yeni araştırmalar bu anıların terapi amacıyla nasıl kullanılabileceğine dair yöntemler geliştirmeye çalışıyor.

Müziğin anımsatıcı etkisi binlerce yıldır biliniyor. İnsanın kendi hayat hikâyesine dair hafızası ve söylence geleneği alanında uzman olan David C Rubin, Homeros’un İlyada ve Odysseia destanları gibi eserlerin şiir diline ait araçlar yardımıyla sözel olarak kuşaktan kuşağa geçtiğini anlatıyor. Yazılı hale gelmeden önce bu destanlar anlatılıyor ya da şarkı olarak söyleniyordu. Anlatı geleneği de hafızaya bağlıydı.

Beyinde hipokampus ve ön korteks adı verilen iki büyük alan hafızayla ilgilidir ve her an bilgi depolar. Depolanan bilgileri hatırlamak her zaman kolay değildir. Ritim, kafiye ve ses yinelemeleri yoluyla müzik bu bilgileri hatırlamada önemli ipuçları sağlar.

Nörologlar hafızayla ilgili mekanizmayı incelediğinde şarkı sözlerinin hatırlamayı kolaylaştırıcı özelliğini gördü. Müzik eşliğinde öğrenilen metinler, konuşma şeklinde değil de şarkı söylenerek öğrenildiğinde daha akılda kalıcı oluyor.

Hafıza türleri

Müzik ile hafıza arasındaki bağlantıyı biliyoruz da, belli bir şarkıyı dinlediğimizde neden şarkı sözlerini söylemek gelmez de aklımıza, kuvvetli duygulara kapılırız? Örneğin ben Rhythm Is a Dancer adlı parçayı dinlediğimde, tek başıma yaptığım ilk seyahat gelir aklıma hep. Şarkının sözlerini de bilirim ama onları söylemek gelmez aklıma.

Farklı hafıza türleri var: Aleni ve dolaylı hafıza bunlar arasındadır. Aleni hafıza geçmişin bilinçli olarak hatırlanmasıdır. ‘O sırada neredeydim? Kiminle seyahat ediyordum?’ gibi sorular eşliğinde hatırlanır. Dolaylı hafıza ise daha kasıtsızdır.

Alzheimer gibi hastalıklarda aleni hafıza sistemi hasara uğrar. Dolaylı hafıza ise daha sağlamdır. Uzmanlar bizleri bilinç dışından etkileyen şeylerin güçlü etkileri olduğuna inanıyor. Yani dolaylı hafıza daha duygusal ve daha dayanıklıdır denebilir.

Müzik tarafından uyarılan anılar hayatımızın özel noktalarına ilişkindir. Klasik hit şarkılar bizi genellikle gençlik yıllarımıza götürür. Psikologlar bunu ‘anımsama bombesi’ olarak adlandırır. Bunun nedeni gençlik yıllarımızın çoğu şeyi ilk kez denediğimiz, bağımsızlığı ilk tattığımız dönem olmasında yatabilir. Her şey yeni ve anlamlıdır. İleriki yıllarda hayat durağanlaşır. Müzik duyguları uyandırır, ama sizde uyandırdığı duygu onun melodisi değildir; sizin için acıklı bir şarkı mutlu bir anıyı, ya da sevinçli bir melodi üzüntüyü çağrıştırabilir.

Pop şarkılar da ortaya çıktıkları dönemi yansıttığı için ne zaman dinlesek o döneme götürür bizi.

Müziğin sosyal yanı

‘Proust Etkisi: Kayıp Anılara Açılan Kapılar Olarak Duyumlar’ adlı kitabın yazarı Cretien van Campen, Fransız yazar Marcel Proust’un bir dilim keki ısırdığında aldığı tadın ve kokunun kendisini nasıl çocukluğuna götürdüğünü anlatan ifadesinin kaynağını araştırıyor. Beyin üzerine araştırmalar yapan Campen, kokunun şahsi bir anı olduğunu, müziğinse daha sosyal bir yanı olduğunu vurguluyor. Müzikle ilgili anılar genellikle arkadaşları içerir, onlarla dinlenir, onlarla paylaşılır.

Travma sonucu beyin yaralanması geçiren kişilerde genellikle hafıza sorunları ortaya çıkar. Bu insanların yaşamlarındaki özel anılar müzik yardımıyla canlandırılabilir. Demans hastaları müzik dinleyerek gençlik dönemlerine dair anılarını hatırlayabilir.

Campen ayrıca müziğin depresyon tedavisinde kullanımına dikkat çekiyor. Müziğin bazı yaraların iyileşmesine yardımcı olacağına inanıyor.

Yazar: Tiffany Jenkins 
Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

Güldürmek dünyanın en ciddi işlerinden biridir

mizah, Manşet, gülmek, güldürmek, çatışma

Mizah hakkında ne düşüyorsunuz? Sizce bir soruna çatışmalarla mı yoksa mizahla mı yaklaşmak çözümü kolaylaştırır? İşte Temel Aksoy’un tüm bu sorulara yanıt olabilecek nitelikteki ‘’Mizah Her Kapıyı Açar’’ başlıklı yazısı…

Mizah Her Kapıyı Açar

Nasıl ki güzellik karşı koyulamaz bir çekim yaratıyorsa mizah da en az güzellik kadar etki yapar. Sadece karşı cinslerin ilişkilerinde değil, bütün ilişkilerde mizahın her kapıyı açan bir işlevi vardır.

Ne kadar ciddi ne kadar öfkeli olursanız olun, zekice yapılmış iyi bir espri sizin içinizdeki güzel insanı ortaya çıkaran bir etki yapar. Egonuzun duvarları aniden yıkılır. Sizi güldüren kişi, ruhunuza ulaşır. Onunla bağ kurmaya hazır hale gelirsiniz.

Hepimiz ergenlik yıllarımızdan başlayarak kendi kimliğimizi oluştururken adına ego dediğimiz kaleler inşa edip içine varlığımızı gizliyoruz. Aradan yıllar geçtikçe varlığımıza kendimiz bile ulaşamaz oluyoruz. Çoğumuz tatsız, tuzsuz insanlar haline dönüşüyoruz. Hayat mücadelesi bizi bizden uzaklaştırıyor.

Nasıl masallar ve öyküler bizi çocukluğumuzun saflığına geri döndürüyorsa mizah da bizim içimizdeki çocuğu ortaya çıkarıyor. Ağız dolusu kahkaha atan, kendinden geçen (egosundan kurtulan)  insanlara bakın, onların içindeki çocuğun ortaya çıktığını görürsünüz.

Güldürmek dünyanın en ciddi işlerinden biridir, keskin bir zekâ gerektirir. Mizah yeteneği olan esprili insanlar, toplumsal değişime öncülük yapabilecek insanlardır. Bir siyasetçinin yıllar boyunca anlatamayacağı bir fikri, iyi bir mizahçı saniyeler içinde anlatma gücüne sahiptir.

Bir toplumun yeni fikirleri sahiplenmesinin en kısa yolu; yeni fikri, senaryo yazarlarının ya da mizahçıların anlatmasıdır. Bir ülkede dönüşümü siyasetçiler başlatır, ama yeni fikirleri topluma benimsetenler sanatçılardır.

Mizah yapanın ayrıcalığı vardır, ona krallar bile karşı gelemez. Krallara kimsenin söylemeye cesaret edemediği sözleri söyleyenler hep soytarılar olmuştur. Bu özelliklerinden dolayı soytarılar, en çok saygı duyulan kişilikler arasındadır.

Mizah, halkın iktidara başkaldırdığı durumlarda yeşermiştir. İnsanlar deviremedikleri iktidarla “alay eden”  mizah hikâyeleri yaratmışlardır. Ortaçağda kiliseyle ve krallarla  alay eden öykü anlatıcıları ve soytarılar, düzeni en sivri dille eleştiren insanlar olmuşlardır.

Eski Yunanda güldürünün babası Aristofanes’tir.  “Hayat tiyatro gibidir, en kötü insanlar en iyi yerde otururlar.” sözünün sahibi Aristofanes’tir.  Bizde ise Nasrettin Hoca ve  Bektaşi fıkraları, Marco Paşa hikayeleri, Karagöz Hacivat anlatıları sadece güldürmekle kalmaz, en ciddi söylevlerin iletemeyeceği mesajları bir çırpıda iletir.

Freud, “Yaptığımız espriler sayesinde son derece önemli mesajlar kabul görür, ciddi bir ifadeyle söylenen sözler kabul edilmez.” der.

Mizah, sivri dilli bile olsa kin ve düşmanlık duyguları yaratmaz.

Sadece filozoflar değil psikologlar, sosyologlar, pazarlamacılar, doktorlar, eğitim bilimciler için de mizah başlı başına bir araştırma konusu ve çalışma alanı.  Her geçen gün mizah üzerinde yapılan çalışmalar, bilimsel kanıtlar çoğalıyor. Gülmenin insan bedenine ve ruhuna ne kadar iyi geldiği çok iyi biliniyor. (Ben bundan birkaç yıl önce mizahla ilgili onlarca kitap okudum. Mizahın -insanın bir ömür harcayacağı kadar- uçsuz bucaksız bir konu olduğunu anladım.)

Gülmenin birleştirici bir etkisi vardır. Tanımadığımız birisiyle ilk karşılaşmamızda ona gülümseriz; çünkü gülümseme, bizim karşımızdakini kabul etmemizin göstergesidir.

Yönetim denince ilk olarak akla “otorite ve kurallar” geliyor. Her ne kadar son yıllarda duygusal zeka ve empati gibi kavramlar yönetim pratiğinin parçası olsa da yönetim, mizah ya da gülmeyle ilişkilendirilmez. Aksine gülme ile yönetim kavramının yan yana gelmesi yadırganır ve yöneticinin mizah yapması onun otoritesini zedeleyecekmiş zannedilir. Hâlbuki mizah, hayatımızın her alanında ve her anında vardır.

İş hayatımıza mizahı ne kadar çok sokabilirsek o kadar yaratıcı oluruz. Ciddiyetle, sertlikle, zıtlaşmalarla, çatışmalarla, gerginliklerle çözemeyeceğimiz sorunlara  mizahla yaklaşmak, çözümü kolaylaştırır. Mizah yaşadığımız zorlukları hafifletir, yük olmaktan çıkarır.

Espri, savunma mekanizmalarını ortadan kaldırarak kabul etmeyi ve kabul edilmeyi kolaylaştırır. Daha da ötesi birlikte gülebilen, aynı espri anlayışını paylaşan insanlar arasında çok hızlı bir doğal bağ oluşur. Aynı esprilere gülen insanlar aynı takımın parçası olurlar.

Mizah sadece hayatı neşelendirmekle kalmaz, öğrenmeyi de kolaylaştırır. Gerginlikleri yumuşatır, insanları yakınlaştırır, en ciddi ortamlara insani bir boyut katar. Mizah en ağır durumları hafiflettiği için ruhumuzu dengeye getirir.

Bir insanın kendisiyle “alay edebilmesi”, bir olgunluk ve özgüven işaretidir; kendisiyle barışık olduğunun göstergesidir.

En zor konuları bile mizahla sevimli hale getirerek öğreten hocaların yaptıkları gibi hayatta pek çok işi mizahla birleştirmek mümkündür. İş hayatında da, eğlenerek yapıldığında en zor işler kolaylaşır.

Esprili reklamlardaki mesajların daha etkili olduğunu hepimiz biliyoruz. Daha önce de birçok kez değindiğim gibi, iletişimin dili duygusaldır; en iyi duygusal bağ kurma yollarından biri ise mizahtır.

İnsanların nelere güldükleri kültürel olarak değişse de genel anlamıyla mizahın evrensel bir ortak paydası vardır. İnsanları güldürmenin her külütür için geçerli olan bir yapısı ve mimarisi vardır. Bu anlamda mizah, kendi içinde şaşmaz bir matematiğe sahiptir.

Mizahın özü, mevcut duruma hiç beklenmedik bir anda, hiç akla gelmeyecek farklı bir bakış açısı getirmektir. Hazırlıklı olmadığımız bu ani bakış açısı değişikliği, sinir sistemimiz üzerinde boşaltıcı bir etki yaratır ve gülmeye başlarız.

Gülmeye başladığımızda egomuzun etrafına ördüğümüz duvarlar yıkılır, içimizdeki çocuk ortaya çıkar.

Gülmeye başladığımızda bağ kurmaya hazır hale geliriz; karşımızdaki de bizim içimizdeki insana ulaşma imkânı bulur.

Not:

Temel, uzun yıllar yönetici olarak çalıştıktan sonra danışman olmaya karar vermiştir.  Bir tavuk çiftliği sahibi Temel’i çağırır ve der ki “Bir derdim var, tavuklar hastalanıyor. Son günlerde epeyce bir kayıp verdik. Sizce ne yapmamız gerekir?”  Temel, “Kolayı var, size vereceğim şu ilacı kullanın, faydasını göreceksiniz.” der.  Çiftlik sahibi Temel’in dediğini yapar.

Ertesi hafta Temel tekrar çiftliğe geldiğinde durumu sorar. Adam der ki “Hiç düzelme olmadı. Aksine kayıplar arttı. Tavukların yarısını kaybettik. Zararımız büyük.”  Temel, kendine çok güvenli bir ses tonuyla, “Öyleyse geçen hafta verdiğim ilacı bırakın, size vereceğim bu yeni ilacı kullanın. Bu kesinlikle işe yarayacaktır.” der.

Bir sonraki hafta tekrar buluştuklarında durum daha da kötüleşmiştir. Çiftlik sahibi umutsuzluk içindedir. Temel müşterisini sakinleştirir, panik yapmamasını söyler ve yepyeni bir ilaç verir ve aynı zamanda tavukların yemini değiştirir. Bu yeni yöntemle kesin sonuca ulaşacaklarını söyler; çünkü Temel böyle durumlarla daha önce çok karşılaşmıştır ve hepsinde de çok başarılı olmuştur. Çaresiz çiftlik sahibi Temel’in önerdiği yöntemlerin hepsini uygulayacağını söyler.

Temel tekrar çiftliğe gittiğinde büyük bir heyecanla durumda ne kadar iyileşme olduğunu sorar.

Adam der ki “Bütün tavukları kaybettik. Mahvolduk.”

Ve perişan bir şekilde Temel’e “Şimdi ne yapacağız?” diye sorar.

Temel kafasını kaşır ve der ki,

“Bende daha çok strateji vardı; ama sende tavuk kalmadı.”

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et

MAKALE

Küçük istavritin öyküsü

umut etmek, umudunu kaybetme, küçük istavrit

Küçük istavrit yiyecek bir şey sanıp
Hızla atıldı çapariye
Önce müthiş bir acı duydu dudağında
Gümbür gümbür oldu yüreği
Sonra hızla çekildi yukarıya

Aslında hep merak etmişti
Denizlerin üstünü
Neye benzerdi acep gökyüzü
Bir yanda büyük bir merak
Bir yanda ölüm korkusu

“Dudağı yarıklar” denir, şanslıdır onlar
Hani görüp de gökyüzünü, insanı
Oltadan son anda kurtulanlar
Ne çare balıkçının parmakları hoyratça kavradı onu
Küçük istavrit anladı yolun sonu

Koca denizlere sığmazdı yüreği
Oysa şimdi yüzerken
Küçücük yeşil leğende
Cansız uzanıvermiş dostlarına
Değiyordu minik yüzgeci

İnsanlar gelip geçtiler önünden
Bir kedi yalanarak baktı gökyüzünün içine
Yavaşça karardı dünya
Başı da dönüyordu
Son bir kez düşündü derin maviyi
Beyaz mercanı bir de yeşil yosunu

İşte tam o anda eğilip aldım onu
Yürüdüm deniz kenarına
Bir öpücük kondurdum başına
İki damla gözyaşından ibaret
Sade bir törenle saldım denizin sularına

Bir an öylece baka-kaldı
Sonra sevinçle dibe daldı
Gitti, tüm kederimi söküp atarak
Teşekkürü de ihmal etmemişti
Birkaç değerli pulunu elime avuçlarıma bırakarak

Balıkçı ve kedi şaşkın baktılar yüzüme
Sorar gibiydiler neden yaptın bunu niye
“Bir gün dedim bulursam kendimi
Yeşil leğendeki küçük istavrit kadar çaresiz
Son ana kadar hep bir umudum olsun diye”

Sevgili Feraye ve okuyucum Ali Çetintür yollamış bu dizeleri..
Ne kadar güzel… Ne kadar anlamlı… Ne kadar dokunaklı…
Ama mesaj nasıl harika…
“Son ana kadar umudunu yitirmeyeceksin!..”
Bitince bitmez.. Umudunu yitirince biter!..

Yazan: Hıncal Uluç
Kaynak: www.sabah.com.tr

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER3 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER9 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER11 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER11 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER11 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND