Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Zor müşteri yoktur…

Koşulsuz müşteri memnuniyetini sağlamak bazen beklenenden çok daha zor olur. Çünkü bazı müşteriler extra zordur. Onları ikna etmek, memnun etmek, sakinleştirmek her müşteri temsilcisinin bileğinin harcı değildir. Ancak işin uzmanları zor müşterinin olmadığını, sadece müşterinin beklentilerine cevap verecek bilgisi ve sabrı olmayan çalışan olduğunu söylüyor.

Müşteri ilişkileri zordur. Telefonun ya da masanın diğer ucunda aldığı hizmetten memnun olmayan birileri vardır her zaman. Sinirlidirler ve önce yatıştırılmaları sonra da problemlerine çözüm bulunması gerekir. Müşteriyle iletişim kurarken sabırlı ve sakin olmak gerekir. Bu yüzden de müşteri temsilcilerinin işi genelde stresli olur. Müşteriyle kurulan iletişimde nasıl davranılması gerektiğini işin uzmanlarına sorduk.

Müşteri ilişkilerinde müşteriyi tanımlamış olmak ve müşteri beklentilerini netleştirmek çok önemli. Müşteri beklentilerini dinlemek ve anlamak kadar, çıkan sonucu daha yukarıya taşıyan modeller geliştirmek ve farklılık yaratmak da şart. Koçak Kurumsal Yönetim Danışmanlığı Yönetici Ortağı ve Müşteri İlişkileri Direktörü Zeynep Sinem Konucuk, müşteriyi analiz edebilmiş olmanın önemine dikkat çekiyor.

Özellikle müşteriye yapılan çağrıların doğru zamanda, doğru bilgilendirme için izin çerçevesinde aranmasına dikkat çeken Konucuk, hali hazırda sadık ve mutlu olan müşteriyi sıkabilen ve bunaltabilen yaklaşımlardan kesinlikle kaçınılması gerektiğini söylüyor. Telefonda özgüvenle, konusuna hakim yaklaşımla, düzgün Türkçe ve konuşma üslubu ile sakin ve emin bir ses tonuyla konuşulması gerektiğini söyleyen Konucuk, genelde belli konuşma metinlerine sadık kalınması bekleniyor olsa da; müşterinin kendisini mekanik bir iletişim içinde hissetmemesi gerektiğini belirtiyor.

‘Müşteri her zaman haklıdır’ düşüncesi bu alanda çalışan kişilerin psikolojisini etkileyebiliyor. Baskı altında olarak çalıştıklarını hissedilse de bununla başa çıkmak mümkün. Müşteri, büyük bir şikayetle ve öfke ile arasa ve karşıdaki müşteri temsilcisine son derece yakışıksız sözler söylese bile; müşteri temsilcisi durumu kişiselleştirmemeyi öğrenmiş ve zorlu müşterilerle başa çıkma tekniklerini öğrenmiş ve uygulayabilen yapıda ise psikolojik baskı yaşamayabiliyor.

Ezber laflar müşteriyi memnun etmez


HumanPlus Müşteri İlişkileri ve Marka Yönetimi Uzmanı Tülay Özbay müşteri ilişkilerinde “kullanıcı dostu ürün/hizmet” ve “kullanıcı dostu operasyon” ile temel atılması gerektiğini söylüyor: “Şüphesiz bazı markaların bizzat ürün ve hizmetleri en başta ayırt edici vasıflara sahip olabilir. Fakat markanın müşteride yarattığı algıyı destekleyen bir çalışan profili yoksa, bu sadece bir balondan ibaret olur; süreklilik taşımaz.” Kullanıcı dostu olmanın önemini vurgulayan Özbay, “Biz böyle yaptık. Şirket prensibimiz böyle” diyerek müşteriye hükümran bir havayla yaklaşmanın bindiği dalı kesmek ile eş anlamlı olduğunu söylüyor: “Bu anlayışa sahip firmalarda çalışanlar eğer inisiyatif kullanma yetisine sahip değillerse, çok fazla firma kuralı-müşteri isteği arasına sıkışıp, etkisiz eleman halini alırlar.”
Müşteri ilişkilerinde Mevlana’nın “Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol” sözünün geçerli olduğunu belirten Özbay, müşterisinde sadakat yaratmak isteyen bir markanın ve dolayısıyla da çalışanlarının ortaya gerçek bir karakter koymasının çok önemli olduğunu söylüyor: “Yapmacık, samimiyetsiz, ezber laflar, klişe terimler sıralanarak müşteri memnuniyeti sağlanamaz.”

Temel görgü kurallarını bilin


Bu alanda çalışacaklarda temel görgü kuralları ve insana saygı şart diyen Özbay, Türk olarak geleneksel misafirperverlik anlayışının olayın temeli olduğunu söylüyor: “Her müşteri olayı eşşizdir. Buna göre her durumu ayrı değerlendirmek ve ona uygun çözüm üretmek gerekir. Çözüm deyince de problem çözme becerisi ile uzlaşma yeteneğinden de bahsetmek gerekir. Yaratıcılık da çok kıymetli bir meziyet. Hem hizmet verirken, hem çözüm üretirken, hem de iş geliştirme amaçlı kullanılabilir. Bu nedenle firmaların zihinleri açık çalışanları tercih etmeleri ve bu çalışanları destekleyip, cesaretlendirmeleri çok önemli.”

Yalnız savaşan neferler


Hizmet verilen kişinin adı ‘müşteri’ olunca otomatik olarak sanal bir zorluk derecesi eklendiğini belirten Özbay, bu işi yapan kişilerin işle ilgili anlatılagelmiş zorluk yargılarına kendini kaptırmamasının önemli olduğunu söylüyor: “Benim açımdan müşteri ilişkilerinde zor denebilecek tek konu, müşteri ile marka arasında denge sağlamaktır. Eğer müşteri ilişkilerinde çalışıyorsanız markanın vitrinisiniz demektir. Müşteri sizi görür ve markayı sizin kanalınızla yorumlar. Bu sahnenin önü. Bir de perde arkasına, firmaya bakalım. Burada da birçok departman, firma kuralları, operasyon işler. Sizin göreviniz ise firmanın kuralları çerçevesinde, çapraz fonksiyonlardaki birçok kişi beraber ve çoğu zaman zamana karşı yarışarak bir işi başarmak, varsa sorunları çözmektir. Yani aslında zor olan müşteri değil, şirket süreçlerine rağmen müşteri memnuniyetini sağlayabilmektir: ‘Biz çok müşteri odaklıyız’ diyen birçok firma bunu özde değil sözde söylediği için, birçok müşteri ilişkileri çalışanları yalnız başlarına savaşan neferler gibidir.”

‘Ben dili’ kullanın savaşa gitmeyin


Call center gibi stresin yoğun olduğu yerde çalışanların karşılarındaki kişiyle iletişim kurarken dikkat etmeleri gereken noktalar oluyor. İletişimde “Ben” ve “Sen” dili kavramlarından bahseden Özbay: “Sen dili, karşıdakini suçlayan, sorumluluğu karşıya yükleyen bir yapıda konuşmaktır. ‘Ödemeyi yapmamışsınız’, ‘Hatalı kullanmışsınız’, ‘Sesinizi yükseltmeyin’ gibi. Bir müşteri ödemesini yapmamış, ürünü yanlış kullanmış olabilir. Fakat aynı durumu nasıl dile getirdiğimize göre barışa ya da savaşa doğru yürüyebiliriz. Bu nedenle aslında hepimiz için geçerli ama müşteri ile çalışanlar için olmazsa olmaz ‘Ben dili’ kullanımıdır. Diğer bir deyişle olayları kendi üzerimizden anlatmak, müşteriyle onu yargılamadan konuşmaktır.”

Müşteriler her zaman haklı bulunmalarının peşinde değildir diyen Özbay birilerinin onları gerçekten dinlemesi, anlaması ve değer vermesini aradıklarını belirtiyor. “Müşteriye hayır diyerek bile onu memnun edebilirsiniz. Yeter ki bunu düzgün bir karakter sergileyerek ortaya koyun. Hatta bu şekilde size duydukları saygıyı da artırabilirsiniz.”

Televizyonda canlı yayın yapmak gibi


Özbay müşteriyle yaşanan bir problemi anlatıyor: “Bir müşteri başvurusu arzu ettiği gibi çözümlenmeyince mahkemeye başvurmuştu. Olayı araştırdığımda müşterinin yaşadığı olayın gerçekten çok tatsız ve tepki vermesinin de gayet doğal olduğunu anlamak zor değildi. Fakat zamanında yeterince dikkat ve özen gösterilmemiş, müşteri de olayı mahkemeye taşımıştı. Başvuruyu ilk elden alan çalışanlarla konuştuğumda ‘Çok bağırıyordu, kızgındı’ dediler. Diğer bir deyişle nazik ve kibar bir şekilde sorununu anlatmadı diye onlar da yeterince ilgi göstermemişler ve hatta tavrı dolayısıyla müşteriye kızmışlardı. Ben ise müşteriyle sadece konuştum; onu anlayarak. Ve sonuçta müşteri ilk duruşmaya gitmedi ve dava düştü. Eğer dava görülse kesinlikle kazanırdı; çünkü çok haklıydı. Firma da hem davayı hem de müşteriyi kaybederdi. Müşteriye düştüğü duruma tepki gösteriyor ve ilgisizliğe de kızıyor diye arsız müşteri etiketi yapıştırılarak ilk yanlış yapılmıştı.”

Görsel iletişimde yüzde 50 vücut dili, yüzde 40 ses tonu ve yüzde 10 oranında sözcüklerin pay aldığını belirten Özbay, “Dolayısıyla içten ve dıştan fit görünmemiz ve görüşmeye hazır olmak önemli. Özellikle müşteri hizmetlerinde çalışmak televizyonda canlı yayın yapmak gibidir. Yani her an her şey olabilir.”

Zor müşterileri nevrotik vakalar gibi görmeyin


Zorlu müşteri ifadesine katılmayan Özbay, zor müşterilerin neredeyse tamamının yine hizmet verenler dolayısıyla o zorluk seviyesine taşındığını düşünüyor: “Her insan istemediği, hoşnut kalmadığı ya da söz verilenden farklı bir durum gerçekleştiğinde bir tepki verir ve bu çok doğaldır. Bazıları ses vermez, fakat size içinden bir not verir ve bu not sınıfta kaldığınız anlamına geldiği için de zaman içinde markanızı terkeder; siz de farkına bile varmazsınız. Bazı insanlar ise konuşur; hakkını arar ve ben bu insanlara büyük saygı duyuyorum. Dolayısıyla bu kişileri nevrotik vakalar gibi değil de doğal davranış sergilediklerini bilerek ve saygı duyarak dinlersek, anlarsak işimiz kolaylaşır. Bir de böyle deneyin! Ayrıca bu kişiler onların memnuniyetsizliğini bilmemizi sağladığı için bize çözüm üretme fırsatını da bahşetmiş olurlar. Bu çok kıymetli değil mi? Çözme fırsatımız varsa o kişiyi hala müşterimiz olarak kalmaya ikna şansımız da var demektir.”

Zorlu müşterilerin de insan olduğunu belirten Yönetici Koçu Fuat Yalçın sabırlı ve konuya hakim olunduğunda her zaman müşteriyle baş edilebile-ceğini söylüyor: “Mantıksız ve sağduyu yoksunu kişilerden söz etmiyoruz, onları zorlu müşteri sınıfına koymayız. Zorlu müşteri bilgi ister, ayrıntı ister ve nedenleri öğrenmek ister. Bu da sabır ve bilgi ile yürütülebilecek bir süreçtir. Yetkinlik olarak kendine hakim olma diyebiliriz.”

Kaynak: www.biymed.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND