Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

“Zor” kişiliklerle nasıl iyi geçinebilirsiniz?

Evde ya da iş yerinde. Onlar her yerdeler. Bazı insanlar doğası gereği ya da farkında olmadıkları psikolojik rahatsızlıklarından ötürü “geçimsiz” diye tabir edebileceğimiz türden kişiliklere sahiptir. Bu bazen iş arkadaşınız, bazen aile üyelerinizden biri olabilir. Peki bu tip “zor” insanlarla geçinmenin yolları nelerdir?

Evde ya da iş yerinde. Onlar her yerdeler. Bazı insanlar doğası gereği ya da farkında olmadıkları psikolojik rahatsızlıklarından ötürü “geçimsiz” diye tabir edebileceğimiz türden kişiliklere sahiptir. Bu bazen iş arkadaşınız, bazen aile üyelerinizden biri olabilir. Peki bu tip zor insanlarla  geçinmenin yolları nelerdir?
 

Geçinilmesi zor insanlarla iyi geçinme yolları 

Öyle insanlar vardır ki kimseyle geçinemezler. Geçinilmesi zor insanlar olarak adlandırılan bu insanlar çevrelerinde sürekli huzursuzluk yaratırlar. İlke olarak kimsenin geçinemediği insanla ilişki kurmak ya da ilişkisini sürdürmek zorunda olmadığını söyleyebiliriz fakat günlük yaşamımızda bu zaman zaman mümkün olamaz. En yakınımızdaki ya da sürekli ilişki kurmak zorunda olduğumuz insanlardan birisi geçinilmesi zor bir insan olabilir. Bu tür durumlarda onlarla geçinmenin yolunu bulmaktan başka yapılabilecek hiçbir şey yoktur. Geçinilmesi zor insanların her birine onun kişilik yapısına uygun bir ilişki tarzı geliştirilmesi gerekiyor olsa da aşağıda her türlü zor insanla geçinmede yararlı olan bazı öneriler verilmiştir:

Kendinizi daha çok tanımaya çalışın

İnsanın kendini tanıması, olaylar karşısında ne düşüneceğini, ne tür duygular yaşayacağını, ne tür tepkiler göstereceğini ve nasıl davranacağını olacağa/yaşanacağa yakın öngörebilmesidir. Kendini tanıyan insan zayıf ve güçlü yönlerini, istek ve gereksinimlerini bilir ve bunları eksiği ile fazlası ile görür. Zor insanlarla geçinmeye çalışırken yaşanabilecek sorunların önceden görülmesi tedbir alınmasını sağlar.

İletişim ve ilişki kurma becerilerinizi geliştirin

Herkesin diğer insanlarla ilişkilerinde bir iletişim ve ilişki kurma tarzı vardır. Sıradan ilişkilerde çoğu zaman bir sorun yaratmayan bu tarz, geçinilmesi zor insanlarla ilişkilerde yetersiz kalabilir. Örneğin diğer insanlara genellikle şakacı bir tarzda yaklaşan bir kişinin bu tutumu alıngan ve şüpheci bir kişi tarafından kendisiyle dalga geçildiği şeklinde yorumlanabilir. Bu nedenle zor insanlarla ilişkilerde sık sık iletişim ve ilişki kurma tekniklerinin özel olarak kullanılması gerekir.

Özgüveninizi, özdeğerlilik duygunuzu geliştirin

Özgüven ve özdeğerlilik duygusu yeterince gelişmemiş kişiler kırılgan bir kişilik yapısına sahiptirler ve başkalarının tutum ve davranışlarından kolayca etkilenirler. Bu da karşısındakinin duygu ve düşüncelerini önemsemeyen geçinilmesi zor insanlarla ilişkide çok zorlanılmasına neden olur.

Yaşadığınız duygularınızın  sizi yönlendirmesini önleyin

Geçinilmesi zor insanlar hemen herkeste baş edilmesi güç duygular yaratırlar. Bu insanlarla geçinme çabası içinde olanları en çok zorlayan da bu güçlü duygulardır. Bu nedenle yaşanan duyguların davranışları yönlendirme olasılığı sıradan ilişkilere göre daha fazladır. Geçinilmesi zor insanlarla ilişkilerde yaşanan duygulardan etkilenmemenin yollarını bulmak geçinebilmeyi sağlamada çok büyük önem taşımaktadır.

Onlara onların uyumsuz davranışlarını arttırmayacak biçimde davranın.

Geçinilmesi zor insanların hangi durumlarda, hangi ortamda ve ne tür davranışlarla karşılaştıklarında uyumsuz davranışlar gösterdikleri belirlenmelidir. Onların uyumsuz davranışlarını arttıran her şeyden mümkün olduğunca kaçınılmalıdır. Örneğin kuşkucu birisinin yanında bir başkasıyla fısır fısır bir şeyler konuşmak onun tepki göstermesine yol açar. 

“Mantıklı” davranmasını beklemeyin

Zor insanların kendilerine özgü mantık kurma biçimleri vardır. Dünyayı, insanları ve ilişkileri algılayış biçimlerindeki farklılıklar onların bir çok insan tarafından mantıklı görülmeyen davranışlar göstermelerine yol açar. Fakat asıl zor olan (çok aşikar olan bir durum söz konusu olsa bile) geçinilmesi zor insanlarda bu mantığı kırmanın oldukça zor olmasıdır.

Değişmesini beklemeyin; değişeceğini ya da değişebileceğini düşünmeyin

Herkesin dünyaya ve insanlara kendine özgü bir bakış açısı varsa da insanların çoğu gerektiğinde esneklik gösterebilmekte ya da başkasının bakış açısı ile de olaylara bakabilmektedir. Fakat bakış açıları katı ve esneklik göstermeyen nitelikler taşıyan geçinilmesi zor insanlar için bu pek mümkün değildir; esneklik gösteremezler ve değişime direnç gösterirler.

Sizi anlamasını ya da hak vermesini beklemeyin

Geçinilmesi zor insanların en önemli özelliklerinden birisi de olup bitenleri başkasının gözüyle değerlendirme becerisine sahip olmamalarıdır. Bu nedenle geçinilmesi zor insanların diğer insanları anlaması ya da hak vermesi beklenmemelidir. Özellikle bir anlaşmazlık anında karşıdakini anlamaya çalışması bir yana; karşıdakini hiç dinlemedikleri, söylenenleri hiç anlamadıkları ve kendi istediklerini kabul ettirme çabası içinde oldukları görülür.

Doğruyu gösterme konusunda ısrarcı olmayın

Geçinilmesi zor insanların kendilerinin yanlış düşünebileceğini ya da yanlış davranabileceğini düşünmeye tahammülleri yoktur. Olaylara karşıdakinin bakış açısından bakamazlar. Bu nedenle büyük oranda haklı olduğunuz bir olayda bile geçinilmesi zor bir insana doğruyu gösterme konusuna aceleci ve ısrarcı olmayın.

Alınganlık göstermeyin, karşıdakinin tutum ve davranışlarını üstünüze almayın

Geçinilmesi zor bir insanın tutum ve davranışlarının sizin kişiliğinize yönelik olduğunu düşündüğünüzde ilişkide yaşayacağınız olumsuz duygu ve düşünceler daha şiddetli olur. Fakat zor insanların olumsuz tutum ve davranışları onların kişilik özelliklerinin bir parçası ya da bir yansıması olarak her türlü insan ilişkisinde ortaya çıkmaktadır.

İlişkinizin sınırlarını kafanızda net olarak çizin

Zor insanlarla sürdürülmek istenen ya da sürdürülmek zorunda olunan ilişkinin sınırlarının çizilmesi çok önemlidir. İlişkinin yalnız belli bir amaca yönelik bir ilişki (örneğin iş ilişkisi) olarak mı sürdürüleceği, yoksa arkadaşlığın geliştirilmeye mi çalışılacağı belirlenmelidir. Sınırların belirlenmesi ve bunun iki taraf tarafından da konuşularak ya da konuşulmadan kabullenilmesi her iki tarafı da çok rahatlatmaktadır.

Sonuç elde etmeye odaklanın

Geçinilmesi zor insanlarla ilişkiyi bir şekilde sürdürmek zorunluluğu varsa bu ilişkinin neden sürdürüldüğünün ve ilişkiden neler beklendiğinin belirlenmesi gerekmektedir. Her türlü çabaya karşın ilişkinin geliştirilmesi sağlanamıyorsa sonuç elde etmeye odaklanmaktan başka çıkar yol kalmamaktadır.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Dedikodu Faydalı Olabilir Mi?

Dedikodu toplum içinde çoğunlukla olumsuz olarak değerlendirilir. Acaba dedikodu faydalı olabilir mi? İngiliz bilim insanları bunu araştırıyor.

Dedikodunun olumlu işlevleri

Dedikodu tehlikeli ve dışlayıcı olabilir, ama ondan kaçınmak mümkün değildir…

Dedikodu genellikle kötü bir şey olarak görülür. Oysa ortak iş yapma ve bilgi paylaşımı açısından dedikodu önemli bir işlev görebilir. Ayrıca sanılanın tersine dedikodu daha çok olumlu içeriğe sahiptir.

Dedikoduya çoğu zaman kötü gözle bakılır. Ama küçük gruplarda yararlı olabilir.

Ancak burada dedikodu tanımını netleştirmek gerekiyor. Çoğumuz için dedikodu, orada olmayan bir kişi hakkında gevezelik etmektir. Oysa sosyal bilimciler dedikoduyu, orada olmayan kişi hakkında iyi veya kötü bir değerlendirme içeren iletişim olarak adlandırıyor.

Bu tür gayrı resmi iletişim, bilgi paylaşımı açısından önemli görülüyor. Dedikodu sosyal dayanışma bakımından gerekli bir şey; toplumsal bağları kuvvetlendiren, sosyal normlara açıklık kazandıran bir işlev görüyor.

Yaygın kanının tersine dedikodu çoğu olumsuz değil, olumlu veya nötr içeriklidir. Bir araştırmaya göre, İngiltere’de yapılan dedikoduların sadece yüzde 3-4 kadarı olumsuz içeriğe sahip.

Uzmanlar dedikodunun genellikle doğru olduğunu, yanlış bilgi içeriyorsa bunun söylenti olarak adlandırılması gerektiğini söylüyor.

Baltimore Üniversitesi’nden psikoloji profesörü Sally Farley ile Hollywood’da film yapımcısı Harvey Weinstein hakkındaki cinsel taciz iddiaları üzerinden bir yıl geçtikten sonra konuşuyoruz.

Şikayetlerini ciddiye alan resmi mekanizmaların yokluğunda, kadınların bilinen tacizcilerden korunmasında fısıltı ağlarının da rolü olduğu düşüncesi ortaya çıkıyor.

Farley, #MeToo hareketinin kadınların mücadelesinde ve ağırlığını koymasında önemli olduğuna inanıyor. Ona göre, bu hareket “dedikodu tanımına uyuyor”.

“Başkalarıyla ilgili bilgiler öğrenmeye hevesliyiz. Resmi iletişim kanallarına ulaşamadığımızda, dedikodu ağları gibi gayrı resmi kanallara yöneliyoruz.”

Cinsiyete göre dedikodu

Kadınların erkeklerden daha fazla dedikodu yaptığına dair yaygın kanıya rağmen, bunu doğrulayacak hiçbir veri bulunmuyor.

Ancak kadınların ve erkeklerin dedikodu şeklinin farklı olduğu biliniyor. Erkekler dedikoduya daha çok kendilerini övmek için başvuruyor ve bu eylemin adı genellikle “bilgi aktarımı” ya da “irtibat halinde olmak” oluyor.

Kadınlar ise birçok ayrıntı ve hareketli tonlarıyla dedikoduyu daha eğlenceli hale getiriyor. Bu yüzden, erkekler dedikodu yaptığında öyle görülmeyebiliyor.

Ünlülerin dedikodusu

Ünlü isimlere yönelik dedikodular ise eğlenceden öte bir işlev görüp farklı kimlik ve aidiyetlerin test edildiği bir alan olarak kullanılabiliyor.

İnsanlar kendileriyle ilgili başka türlü paylaşamayacağı konuları bu yolla gündeme getirebiliyor.

Sahte haber salgını

Sahte haber salgını gibi daha yaygın eğilimler de bu yolla tartışmaya açılabiliyor. İnsanlar neyin gerçek, neyin sahte olduğunu bulmaya çalışmanın eğlenceli olabileceğini söylüyor.

Ancak gazetecilik gibi sadece eğlence amaçlı olmayan alanlarda bu tür eğilimlerin yaygınlaşması, kamunun ihtiyacı olan bilgiler bakımından meşruiyet krizi sorununu gündeme getiriyor.

Güç ve etki araçları sınırlı gruplar, kendi kanallarını oluşturarak gerçeği kendine göre yorumlama yolunu tutabiliyor.

Bunun bazı yararları görülebilir. Medya patronu erkeklerin tacizci davranışları konusunda kadınların birbirini uyarması gibi.

Ama yanlış bilgilerin yayılmasına neden olan dedikodular yoluyla bazı insanların itibarının haksız yere zedelenmesi veya şiddete yönelme gibi olumsuz etkileri de olabiliyor.

Kişiler doğrudan kendi gözlemleri yerine, söz sahibi olduğuna ve tanıdıklarına inandıkları insanların ağzından çıktığı için dedikoduya daha fazla itibar edebiliyor.

Örneğin Facebook’un popüler bir haber kaynağı olarak görülmesini ele alalım. Bir arkadaşımız veya akrabamız, doğruluğu kanıtlanmamış siyasi içerikli bir makaleyi paylaştığında, onları güvenilir bir kaynak olarak gördüğümüzden inanma eğilimi gösterebiliyoruz.

İnsanın sosyal bir varlık olması manipülasyonu kolaylaştırabiliyor.

Ancak genellikle olumsuz içerikli dedikoduların önü hızla kapanır. Bu dedikoduları yapan insanların kendi çıkarlarına hizmet eden maksatları kısa zamanda anlaşılır ve bu insanlar pek sevilmez ve saygı görmez.

Fakat özellikle bilim dışı inançların ve ekonomik güvensizliğin yaygın olduğu bölgelerde veya dönemlerde dedikodu tehlikeli sonuçlar doğurabilir.

Yine de dedikodu eşitlik idealini güçlendiren bir araç olarak yararlı bir sosyal işlev görebilir. Örneğin, ani ve esrarengiz bir şekilde zengin olan bir insan dedikodunun hedefi haline gelir. Bu zenginliğin kaynağının kötücül güçlere dayandığını düşünme eğilimi güçlüdür. Ama bilgi paylaşımı yoluyla bu kuşkuların giderilmesi sosyal uyum açısından önemlidir.

Nasıl daha yararlı olabilir?

Peki dedikodunun zararları giderilerek nasıl daha yararlı hale getirilebilir?

Manchester Metropolitan Üniversitesi’nde sosyal psikoloji uzmanı Jennifer Cole’a göre, bunun için, dedikodunun gizli tutulması, yararlı kılınması, yalana dayanmaması, dinleyenlerle bağlantı kurabilmesi ve anonimlikten uzak durması gerekir.

Toronto Üniversitesi’nde antropolog Bianca Dahl ise dedikodu ve yanlış bilgilendirmenin duygusal temellerini anlamak gerektiğini vurguluyor. Örneğin Botswana köylerinde bu, AIDS ‘e yol açan HIV virüsünün bulaşması ile ilgili yanlış bilgilerin önlenmesi arzusu, Amerika’nın küçük kentlerinde ise sosyal değişim korkusu olabilir.

“Bu inancın duygusal kaynağına yanıt vermek ve onun insanlar için nasıl bir işlev gördüğünü anlamak gerekir” diyor Dahl. “İnançlarımıza sarılmamızın bir nedeni de bu inançların sağladığı duygusal gerçektir.”

Dedikodu tehlikeli ve dışlayıcı olabilir, ama ondan kaçınmak mümkün değildir ve olumlu bir işlev görebilir. İnsanların neden dedikodu yaptığını anlamak, zararlı inançlara karşı mücadelede etkili olabilir.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

İngilizce bilmeden ABD’ye gitti, profesör oldu

Mehmet Toner tek bir İngilizce kelime bilmeden gittiği ABD’de Harvard tıp profesörü olarak risk alınmadan başarılı olunmayacağını gösterdi.

Tek kelime İngilizce bilmeden ABD’ye gidip profesör oldum

Kanserli hücreleri teşhis eden çip geliştiren Profesör Mehmet Toner, SÖZCÜ’ye konuştu. Profesör Toner, İTÜ mezunu bir makine mühendisi ama aynı zamanda Harvard’da bir tıp profesörü. ‘Risk almadan başarılı olamazsınız’ diyen Toner’in İstanbul’dan ABD’ye uzanan başarı öyküsü…

Bugün sizi müthiş bir Türk bilim insanı ile tanıştırmak istiyorum; Türkiye’de Bilim Akademisi, ABD’de Ulusal Mühendislik ve Ulusal Mucitlik Akademileri üyesi olan Profesör Mehmet Toner ile… Profesör Toner aslında İTÜ mezunu bir Makine Mühendisi, ama aynı zamanda Harvard’da bir Tıp Profesörü! Amerika’nın aklınıza gelen en prestijli okullarında bulunmuş. Halen Harvard’a bağlı Massachusetts General Hastanesi Biyomikro Elektromekanik Sistemleri Merkezi’ni yönetiyor. Ve orada ekibiyle geliştirdiği çip, 2 milyondan fazla hücreye bakıp kanserli hücreleri bir saniye içinde teşhis edebiliyor. Bu yöntem, kanser hücrelerinin bulunmasına yönelik şimdiye kadar bulunmuş en hassas test. Böylece doğru hastaya, doğru ilaçla doğru dozda tedavi uygulanabiliyor. Mehmet Toner ve ekibinin bu çalışması tam 100 milyon dolar değerinde! Kendisiyle İstanbul’da Contemporary Art Fuarı için katıldığı Çağdaş İstanbul Sanat, Kültür ve Eğitim Vakfı konferansından sonra konuştum…

– Çok enteresan bir kariyer öykünüz var. Moda’da büyümüşsünüz, Saint Joseph’de okumuşsunuz…

Çok zor girdim okullara, zor da çıktım! İyi bir talebe değildim, yedek listelerden filan kazandım okulu. Cerrah olmak istiyordum, makine mühendisliği bölümünü kazandım. İyi ki öyle olmuş, benim için en güzel başarısızlıktı bu!

TOEFL’A HİÇ GİRMEDİM

– Ne yazık ki Türkiye’de gençler başarısızlığı bu şekilde algılamıyor… Hiçbir risk almıyor.

Risk almayan bir insanın başarılı olması mevzu bahis değil. Mesela ben tek kelime İngilizce bilmeden kalktım Amerika’ya gittim. Fransız okulu mezunuyum. İTÜ’den bir hocamın tavsiyesi ile MIT’e başvurdum.

– Dünyanın en zor ilk 5 üniversitesinden biri MIT… Sizi nasıl aldı?

Beni MIT İngilizce TOEFL sınavlarını geçme şartı ile kabul etti. Baktım yaz okulunda İngilizce öğrenemiyorum, tercüman olarak bir arkadaşımı aldım yanıma, dekan ile konuşmaya gittim MIT’te. Ben anlatıyorum, arkadaşım çeviriyor. Ben diyorum ki dekana “Matematiğim iyidir, İngilizce bilmesem de dersi geçerim, o arada da İngilizce öğrenirim.” Adam da “tamam” dedi! Ve MIT’e böyle başladım. İngilizce öğrendim. Hiçbir gün de TOEFL sınavına girmedim. Ne mevzuat dediler ne de başka bir şey…

– Matematikte de olağanüstü başarılı olmuşsunuz sanırım?

Ben iki tane ileri seviyede matematik dersi aldım, derslerin kitaplarını da yazan Hildebrand isimli çok meşhur bir hoca. Yıl sonunda beni arayıp “ofisime gel” dedi. Eyvah! dedim ben… TOEFL’ım olmadığını anladı, beni atacak ülkeden… O korkuyla gittim “Sen bütün sınavlardan 100 almışsın, ama derse kayıt yapmamışsın. Ben seni kaydettim, derslere de gelmene gerek yok” dedi. İşte açık görüşlü bir eğitim sistemi böyle bir şey, gençlere ve insana verdiği değer çok büyük.

CERRAH OLMAK İSTERDİM AMA KAZANAMADIM

Özlem Gürses’in sorularını yanıtlayan Profesör Mehmet Toker, “Aslında cerrah olmak istiyordum ama hiçbir tıp tercihime giremedim. Makine mühendisliğini kazandım. İyi ki öyle olmuş, benim için en büyük başarısızlıktı bu” dedi

BİZİM GENÇLERİMİZDE SORUN YOK, SİSTEMDE SIKINTI VAR

– Kanser tarama çipi projesi size bir eşik atlattı.

Aslında bu proje de tamamen bir başarısızlıktan çıktı. Harvard Tıp Fakültesi’nde profesörlüğüm geldiğinde bazıları bilim donanımımı yetersiz bulmuşlar, dolayısıyla ünvanımı alamadım. İki gün uyuyamadım, üçüncü gün kalktım “dünyanın sonu değil” diyerek endüstriye geçmeye karar verdim. Bir şirket kurup, fikirlerimin patentlerini alıp ürün çıkarmak üzere harekete geçtim. Bir yıl sonra beni profesör yaptılar fakat ben çok ilerlemiştim ve böylece bu araştırma merkezine geldim. Bana kötülük yapmak isteyenler bana en büyük iyiliği yapmış oldular!

– Biraz da Türk diasporasından söz etmenizi istiyorum. Biz insan kaynağımızı kaybettik diye üzülüyoruz ama bu kişiler dünyanın her yerinde olağanüstü başarılar elde etmişler, gittiğim her ülkede görüyorum…

Bir soru ile başlayayım: “Bir çölde orman yetiştirebilir misiniz ?” Yetiştiremezsiniz. Peki “bu suç, ağacın mı çölün mü ?” Suç ağacın değil. O fidanı alıp başka bir yere koyduğunuz zaman yemyeşil oluyor. Ama ekosisteminiz buna uygun değilse, imkan vermiyorsa ne yaparsanız yapın olmuyor. Hatta çölde giderken böyle biraz büyüyen bir ağaç da olursa, bir müddet sonra bakıyorsunuz o da kalmamış! Bizim gençlerimizde bir sorun yok ki sistemde sıkıntı var.

– Ne gibi?

İşi ehline veremedik. Gençlerin merakını zedeledik, hata yapmalarına izin vermedik, oysa ancak böyle ileri gidilir. Bugün MIT’te, Harvard’da, pek çok böyle üniversitede en iyi talebeler inanın Türkler. Demek ki ağaçta bir problem yok, ektiğiniz yerde var. O ağaca yeteri kadar su vermiyoruz, güneş vermiyoruz. Onlar da yeteri kadar yeşeremiyorlar.

Kaynak: Sözcü Gazetesi

Söyleşi: Özlem Gürses

Okumaya devam et

MAKALE

Hafızadaki yüzler resme döküldü

Kanada’nın Toronto Scarborough Üniversitesi’ndeki nörologlar, elektroensefalografi (EEG) verilerine otomatik öğrenme (machine learning) tekniği uygulayarak “hafızadaki yüzleri resme dökmeyi” başardı.

Araştırmayı yöneten Prof. Dr. Adrian Nestor, “Bu çalışmadaki yenilik, EEG verileri ve otomatik öğrenme tekniğini kullanarak katılımcının görsel deneyiminin tahmini bir temsilini yeniden yaratmak” dedi.

Nestor, gönüllü katılımcının kafasına yerleştirilen EEG’nin verilerine ışık tutulduğunu belirtirken, “İnsan yüzü gibi zihinsel temsilleri algıladığımız biçimiyle yeniden oluşturmaya çalıştık” diye konuştu.

Scarborough Üniversitesi’nde EEG verileri üzerine araştırmalar yapan Dr. Dan Nemrodov ise ilk başta bu teknikle hafızadaki yüzlerin resme döküleceğine” ihtimal vermediğini anlattı, “Nestor bana geldiğinde ona bunun zor olacağını ama deneyebileceğimizi söyledim. Sonuçta o kazandı, ben kaybettim. Teknik gayet iyi çalışıyor” dedi.

Yapılan araştırmanın videosu aşağıdadır:

Kaynak: bbc türkçe

Okumaya devam et
Advertisement

TREND