Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Zihni çok çalıştırmak ömrü kısaltıyor

zihin, nöron, nöral faaliyetler, Manşet, insan beyni, daha uzun yaşamanın anahtarları, beyin, araştırmalar

Yıllardır yapılan araştırmalar, fiziksel ve zihinsel olarak faal kalmanın birçok faydası olduğunu gösteriyordu. Peki, ya tam tersi doğruysa? Daha uzun yaşamanın sırrı daha az nöral faaliyetleri olan bir beyin olabilir mi? İşte yanıtı…

‘Aşırı’ Beyin Faaliyeti, Ömrün Daha Kısa Olmasıyla Bağlantılandı

Olağandışı ölçüde uzun yaşayan insanlardan ölüm sonrasında alınan beyin dokularının incelendiği ve bu insanlar ile 60’larında ve 70’lerinde ölen kişilerin arasında ne gibi farklar olduğuna dair ipuçlarının arandığı yeni bir çalışmaya göre; içerisinde çok fazla nöral faaliyet olmayıp daha sessiz olan bir beyin, daha uzun yaşamanın anahtarlarından biri olabilir.

“Kullanmazsan kaybedersin” görüşü, beyni yaşlanmaktan koruma konusunda baskın bir düşünce olmuştu. Yapılan geniş ölçekli araştırmalar da, insanlar yaşlandıkça fiziksel ve zihinsel olarak faal kalmanın birçok faydası olduğunu gösteriyor.

Ancak Nature bülteninde yayınlanan bu çalışma, daha fazlasının her zaman daha iyi olmadığını öne sürüyor. Haddinden fazla faaliyet (en azından beyin hücreleri seviyesinde), zararlı olabilir.

Lieber Beyin Gelişimi Enstitüsü’nde sinirbilimci olan ve bu çalışmada yer almayan Michael McConnell şöyle söylüyor: “Bu yeni makalede insanı düpedüz şok eden ve kafa karıştıran şey … sizi algısal yönden normal halde tutan şeyin, beyin faaliyeti olduğunu düşünmeniz. Hayatınızın sonraki dönemlerinde beyninizi faal tutmak istediğinize yönelik böyle bir görüş mevcut”

“En beklenmedik şey ise … sinirsel faaliyeti sınırlandırmanın, sağlıklı yaşlanma bakımından iyi bir şey oluşu. Bu çok mantıksız.”

Harvard Tıp Fakültesi’ndeki araştırmacılar, yaşları 60 ve 70’lerden başlayıp 100 veya daha ötesine uzanan asırlık insanlara kadar, değişik yaş gruplarındaki kişilerin, insan beyin bankalarına bağışladığı beyin dokularını analiz etmiş.

80’li yaşların ortalarından önce ölen insanların beyinlerinde, REST adı verilen ve beyin faaliyetini ateşlemekle ilişkili genleri bastıran bir proteninin; en yaşlı insanlarla kıyaslandığında, daha düşük seviyelerde bulunduğunu keşfetmişler. Daha önce ise REST’in, Alzheimer hastalığına karşı koruyucu olduğu gösterilmiş.

Fakat araştırmacılar, REST’in insanları bir şekilde ölümden koruduğunu mu yoksa bunun sadece, ileri yaşlanmanın bir işareti mi olduğunu kesin olarak bilmiyorlarmış.

Yaşayan insanların beyinlerindeki REST’i ölçmek şu an mümkün olmadığından; bilim insanları, bunun yaşam süresinde bir rol oynayıp oynamadığını görmek amacıyla yuvarlak kurtlar ve fareler üzerinde deney yapmaya başlamışlar.

Araştırmacılar, REST’in kurtlarda bulunan versiyonundaki faaliyeti artırdıklarında, kurtların beyin faaliyeti azalmış ve daha uzun süre yaşamışlar. REST benzeri gen, çok uzun yaşam sürelerine sahip “ihtiyar” yuvarlak kurtlarda devre dışı bırakıldığı zaman ise bunun tersi meydana gelmiş; kurtların sinirsel faaliyeti artmış ve ömürleri önemli miktarda kısalmış.

Ayrıca, REST’ten yoksun olan farelerin, daha meşgul beyinlere sahip olması (nöbet benzeri faaliyet patlamaları da dahil) daha muhtemelmiş.

Calico Laboratuvarları’nda yaşlanma araştırması bölümünün başkan yardımcısı olan Cynthia Kenyon şöyle söylüyor: “Bence bu bir aşırı çalışma, kontrolden çıkmış uyarım durumu; beyin için iyi bir şey değil. Nöronların aktif olmasını, nerede ve ne zaman aktif olmalarını istersiniz; sadece genel yönden ateşleniyor olmalarını değil.” Kenyon, çalışmanın tasarımını beğeniyor fakat sinir sisteminin, ömür miktarı üzerinde etkisi olan pek çok dokudan sadece biri olduğunu düşünüyor.

Hücre seviyesindeki beyin faaliyetinde görülen bu farklılıkların, insanlardaki algı veya davranış farklılıklarına nasıl tercüme edilebileceği henüz belli değil.

Harvard Tıp Fakültesi’nde genetik ve sinirbilim profesörü olan ve çalışmaya liderlik eden Bruce Yankner, kendi laboratuvarının hali hazırda yeni bir çalışma hazırladığını ve bu çalışmada; ilaçlar ile REST’i hedef almanın, nörodejeneratif hastalıkları veya yaşlanmanın kendisini tedavi etmede yeni yollar sunup sunmayacağının araştırılacağını söylüyor.

Yankner’in söylediğine göre bu araştırma hattı, sinirsel ritimleri etkileyen meditasyon gibi alternatif müdahalelerin, erken bellek kaybı konusunda nasıl işe yarayacağını anlamaya çalışmak bakımından da ilginç olabilir.

“Bence bizim çalışmamızın anlattığı şey şu: Yaşlanmayla birlikte, bazı anormal ve zararlı sinirsel faaliyetler de oluyor ve bunlar hem beynin verimini azaltıyor, hem de kişinin veya hayvanın fizyolojisine zarar vererek; bunun sonucunda ömür süresini kısaltıyor.”

Bağış yapılan ve araştırmacıların üzerinde çalıştığı beyinler, çeşitli sebeplerle ölen insanlardan gelmiş. Bu durum, REST’teki farklılığın, ölüm olasılığıyla ilişkili olup olmadığını bilmeyi imkansız hale getiriyor.

Brandeis Üniversitesi’nde psikoloji profesörü olan Angela Gutchess, insanlar yaşlandığında ve beyin tarayıcılarında test edildiklerinde; prefrontal kortekste (Harvard araştırmacılarının REST üzerinde çalışma yaptığı beyin bölgesi) pek çok değişim olduğunu söylüyor.

Kendisinin söylediğine göre bazı durumlarda, yapılan çalışmalar; genç insanlara kıyasla yaşlı yetişkinlerin, bir işi yaparken daha fazla beyin devresini faaliyete geçirdiklerini göstermiş. Fakat bu değişikliğin ne anlama geldiği belli değil: Bu faaliyete geçirme kalıpları, yaşlı insanlarda daha verimsiz olan bir beynin veya telafi girişimlerinin bir işareti olabilir.

‘CRUNCH’ adı verilen bir model, beyinde faaliyete geçirilen yer kalıplarında yaşlanmayla birlikte görülen değişimleri açıklamaya çalışıyor. Bu modele göre, insanlar gitgide daha zor işler yapmaya çalıştıklarında, beyinlerinde daha fazla bölge faaliyete geçiyor; ta ki, zihinsel kaynakların tükendiği bir çıkmaza ulaşana kadar. Yaşlı insanlardaki çıkmaz noktası daha yakın ve bu kişiler, gençlerde olduğu kadar fazla bölgeyi faaliyete geçiremiyorlar.

‘STAC’ adı verilen bir diğer model ise; yaşlı insanlarda, doğal bilişsel kaynaklardan oluşan temel iskelede doğal bir değişim gerçekleştiğini ve bu değişimlerin, insanlar zor işlerle karşılaştıklarında daha fazla sinirsel bölgeyi çalıştırıp çalıştıramayacaklarını ve bunları nasıl çalıştıracaklarını etkilediğini söylüyor.

Gutchess, bu yeni çalışmanın ilgi çekici olduğunu ve yaşlanan beyni gerçekten anlamak için; insan davranışından beyin görüntülemeye, bireysel hücrelerin çalışmasına kadar çok farklı ölçeklere odaklanan bilimsel laboratuvarların sunduğu gözlemler ile modeller arasındaki noktaları birleştirmenin gerekeceğini söylüyor.

“Farklı seviyelerdeki uzmanlık alanları arasında köprü kurmamız gerekiyor” diyor Gutchess.

Yazar: Carolyn Y. Johnson
Kaynak: www.popsci.com.tr

MAKALE

Buzdağının görünmeyen kısmı

suçlama, söylenme, ördek sendromu, başarı

Ördek sendromu nedir? En belirgin özellikleri nelerdir? Hiç çalışmıyormuş gibi görünen ama başarılı olan insanlar bunu nasıl yapar? İşte tüm bunlara yanıt olabilecek nitelikte bir makale…

Ördek Sendromu: Neden Başkalarının Daha İyi Yaşadığını Düşünürüz

İş yerimizde her şeyi büyük bir titizlikle yapan oldukça sakin bir eleman vardır; üniversitede hiç çalışmıyormuş gibi görünen, sürekli gezen ama sınavlarını AA ile veren bir arkadaşımız, hiçbir ölçü kullanmadan dünyanın en lezzetli yemekleri yapan komşumuz…

Sosyal medya hesaplarımızı turlarken kendi kendimize söylendiğimiz çok olmuştur: “Nasıl bu kadar iyi bir hayat yaşıyor bu insanlar, oysa ben sürünme konusunda yılanlardan halliceyim!”

Bu örneklerden çok daha fazlasının zihninizde canlandığı ve bunları düşünürken: “Ben bu kadar çabalarken ve onlar hiçbir şey yapmazken neden aldıkları sonucun yarısını bile elde edemiyorum? Bunu onlardan daha fazla hak ediyorum!” diyerek sitem ettiğimiz aşikar.

Bu yazı, dışarıdan “en” nitelendirmesiyle bahsettiğimiz insanların da aslında bizden pek bir farkı olmadığını bilmeniz ve kendinizi suçlamayı bırakmanız için yazıldı. Keyifli okumalar!

***

Pek çoğumuz suyun üzerinde dans eder gibi yüzen ördekleri seyredip hayran kalmışızdır. Suyun üst kısmından bakarken herhangi bir problem olduğunu düşünmeyiz, esas karmaşıklık suyun altındadır. Ördek o küçük perdeli ayaklarını hızlıca çırparak suyla mücadelesini sürdürmeye çalışır.

Stanford Üniversitesi tarafından öğrencilerin zorluklarını tanımlamak için ortaya atılan “ördek sendromu” kavramı, ördeklerin suyla mücadelesinden ilham alınarak adlandırılan ve günlük hayatımızı zorlaştıran bir düşünce sistemini özetlemektedir.

Aslında ördek sendromu, öğrencilerin herhangi bir sıkıntı, depresyon, kendinden şüphe etme kaygılarını bastırırken dışarıdan sakin görünebilme yeteneklerini ifade etmek için kullanılmıştır.

Mücadele etmeden veya çaba göstermeden başarma izlenimini başkalarının özellikle bilmesini isteyecekleri şekilde görüntüleri yaymaya-yayınlamaya olanak sağlayan sosyal medya kullanımının yoğunlaşması da bununla ilgilidir.

Örneğin bir üniversite öğrencisinin güzel bir filtre ile geliştirilmiş seyahat görüntülerini paylaşması ve akranları ile sosyalleşmesi, gece geç saatlere kadar kütüphanede kalmasını ya da projesi için yediği ret maillerini paylaşmasından daha olasıdır.

Aynı mantıkla etrafınızdaki insanların zahmetsizce yaşamaları, sınavlara girmeleri, stajlara katılmaları ve partilere gitmeleri esnasında dört sınavınız, dört saatlik uykunuzla birlikte üç projenizi yürütürken gezmelere çıkmanız biraz zor görünüyor.

Tabii ki arkadaşlarınızın başarılı olduğunu görmeyi seviyorsunuz ancak siz, kişisel yetersizlik hissiyle ayakta kalmaya çabalarken herkes nasıl bu kadar mutlu ve rahat olabilir?

Esas soru şu: “İnsanlar gerçekten göründüğü kadar mutlu, zengin, başarılı, rahat ya da mükemmel mi?”

Cevabı hepimiz biliyoruz: değiller. İnsanlar, günümüz “mükemmel olmaya zorlayan, mükemmel olmayanı dışlayan” dünyasına uyum sağlamak için şekilden şekle girmeye mecbur kalıyor. Bu durum yokuş aşağı yuvarlanan küçük bir kartopu gibi çoğumuzu içine katarak büyümeye devam ediyor.

Hepimiz, olmayı istediğimiz başkalarının da olduğunu zannettiğimiz muhteşem kareler içerisinde kayboluyoruz.

İş yerinizde her şeyi büyük bir titizlikle yapan ve oldukça sakin görünen o eleman sabahlara kadar bir sorun çıkmaması için çalışıyor, siz ortak olmayan bu süreci görmüyorsunuz.

Üniversitede gezilecek tüm mekânları bilen ama notları da AA altına düşmeyen o arkadaşınız bütün verimli ders çalışma taktiklerini zorluklarla öğrendi, ders çalışmak için ayırdığı vakitte sadece ders çalışmaya odaklanıyor.

Hiçbir tarif ya da ölçü kullanmadan tüm yemeklerini lezzetli yapan komşunuz o raddeye gelene kadar pek çok kez yemeğini yaktı, pek çok kişiden olumsuz eleştiri aldı.

Sosyal medya hesabında az önce dünyanın öteki ucunda yemyeşil bir ormanda kamp yaptığını paylaşan arkadaşınız ailesiyle büyük bir tartışma yaşadı ve evden ayrıldı, siz bu olaydan haberdar değilsiniz.

En başarılı cerrah seçilen o tıp doktoru, siz o unvanı görmeden önce pek çok güzel şeyden vazgeçerek yıllarını kariyerine adadı.

“Buzdağının görünmeyen kısmı” sizin kendi içinizdeki yıkımları bilmeniz ama başkaları için -belki çok daha fazlasını yaşamış olmasına rağmen- bunu hissedememenizdir.

Hiç kimsenin hayatı bir ördeğin suyun üzerindeki süzülüşü kadar hayranlıkla izlenesi değil. Kendinizi bir başkası gibi olmaya çalışmaya zorlamak, suyun altındaki ayaklara yapacağınız en büyük kötülük olur.

Sağlıcakla…

Kaynak:  www.matematiksel.org

Okumaya devam et

MAKALE

İş başvuruma neden geri dönüş alamıyorum?

özgeçmis, iş başvurusu geri dönüş süresi, insan kaynakları, cv

Siz de birçok şirkete özgeçmişini gönderip dönüş alamayanlardan mısınız? O zaman bu makale tam size göre… İşte iyi bir özgeçmiş hazırlamanızı sağlayacak ve özgeçmişinizi görünür kılacak detaylar…

İK uzmanından iş başvurusuna geri dönüş alamamanızın nedenleri

İş arıyorsunuz, ilanlara başvuruyorsunuz ama bir türlü başvurularınıza geri dönüş alamıyorsunuz. CV ve Kariyer Danışmanı, İnsan Kaynakları Profesyoneli Esra Kemer, iş başvurusu sürecinde İK uzmanlarının gözünden adayların yaptığı hataları ve başvurulardaki eksiklikleri anlatıyor.

“Sürekli iş başvurusu yapıyorum neden dönüş olmuyor?” Kâbus gibi günler… İş arayıp duruyorsunuz, ilanlara başvuruyorsunuz ama bir türlü başvurularınıza geri dönüş alamıyorsunuz, mülakata bile çağırılmıyorsunuz. Neden, diye sorup duruyorsunuz kendinize ama bir cevap bulamıyorsunuz.

Bu yazımda amacım kesinlikle iş arayan kesimi eleştirmek ve İK uzmanlarını korumak değil öncelikle bunu belirtmek isterim. Ancak sizler iş başvurusu yaparken diğer dinamikleri de bilirseniz daha bilinçli hareket eder ve kendinizi geliştirip markanızı kuvvetlendirirsiniz. Madalyonunun diğer yüzünü bilmek size fark katacak, gelişmenizi sağlayacaktır.

İK profesyonelleri ve kurumlar İK politikalarında çok mu iyi? Hayır, tabii ki… Her meslekte iyiler ve kötüler var. Kurumun başvurulara geri dönüş politikası farklı olabilir. Benim fikrim ise mutlaka bir şekilde iş başvurusu yapan her adaya geri dönüş yapılması yönünde.

İK tarafında süreç nasıl işliyor?

İK uzmanlarının performansı, açık pozisyonları doğru ve nitelikli profesyoneli bularak hızlı kapatmaları ile ilintili. İlan vermek ve mülakatlar dışında İK profesyonellerinin yürüttüğü başka süreçlerde var belki bilmediğiniz. Bu süreçler;

Açık pozisyona ait yönetici ile iletişimde kalmak,

İlanda yer alan detayların doğru ve eksiksiz olması için personel talep formunun peşinde koşmak,

İlanın yayınlanmasını sağlamak,

Mülakat davetleri yapmak (Gelmeyen adaylardan dolayı kaybettiği vakitte yeniden aday daveti yapmak),

İlana başvurup randevusuz gelen adaylarla görüşmek,

Aday havuzunu oluşturmak üzere CV’leri incelemek gibi…

Peki, İK profesyonelleri iş arama kanallarında iş ilanını yayınlandığında ne oluyor da sizi mülakata çağırmıyorlar? Neden tam da size göre olan ilana ait başvurunuzdan sonra size geri dönüş yapılmıyor bir zahmet? Mülakata çağırılmamanızın birkaç sebebi;

“İlanda X bölgesinde oturan aday” diye belirtilmiş ama hiç alakası olmayan başka bir ilde oturan adaylar başvurduğunda, o adaylar direkt eleniyor. Çünkü ilanda belirtilen şehre servis yoktur yani adayın adresi uygun değildir. Elenirsiniz… Eğer adres değişikliğiniz varsa uygun yedek CV’nizi kullanabilirsiniz.

İlanda işin niteliğine göre mezun olunan okul detayları belirtilir. “Bu okulların birinden mezun olmadım ama bir şansımı deneyim, ne de olsa benim bölüm de istenilen bölümlere yakın” gibi bir düşünceniz olabilir, ama filtreye takılırsınız. Eğer bu farklılığı kapatacak eğitimleriniz-sertifikalarınız var ise mutlaka CV’nizde belirtin, faydalı olur.

Yaş konusu işin niteliğine ve gerekliliklerine göre önemli olabilir İK uzmanları için. Sahada sıcak satış yapan ekibin yaş ortalaması 26 olduğu için ilanda 30 yaşını aşmamış yeni bir çalışan aranıyordur ve bu detay ilanda belirtilmiştir. “Olsun, ben uyum sağlarım” diye 37 yaşında işe başvurursunuz, ancak yine bir filtreleme ile elenirsiniz.

Kariyerinizi aldığınız eğitim ve becerileriniz dâhilinde değiştirmeye karar vermiş olabilirsiniz. Başvurduğunuz iş ile ilgili tecrübeniz yoksa elenirsiniz. Çünkü bu işe daha uygun başka adaylar vardır emin olun, elenirsiniz. Eğer tecrübeleriniz başvurduğunuz işe uygunsa bunu bir şekilde CV’de öne çıkarmalısınız ki mülakat daveti alın. İkna etmelisiniz.

İK uzmanı bir şekilde CV’nizi inceledi, harika haber! Sizinle telefonla iletişime geçecek telefonunuzu arıyor ama telefon numarası kullanılmıyor ya da bir şekilde size ulaşamadı, elenirsiniz. Yedek telefon numarasını arıyor, konudan anlamayan bir kişi açtı ve not almadı; mail attı siz okumadınız. Daha ne yapsın İK uzmanları? CV’de en güzel Facebook profil fotonuz ve karizmatik e-posta adresinizi kullanmıştınız halbuki. Sonra lütfen geri dönüş olmuyor demeyin…

Her CV gönderildiğinde veya ilana başvurduğunuzda mülakata çağrılmayabilirsiniz, çok normal. Filtreler kullandığında eğer bu ve benzeri eksikler varsa CV’niz görüntülenmeyebilir. İK uzmanlarına açık ilanları için yüzlerce hatta binlerce CV geldiğini düşünürsek çok da şaşılacak bir durum değil. İK uzmanının CV’nizin okumanızı sağlamalısınız. Öncelikle CV’niz güncel, sizi ifade edebilmeli ve mutlaka başvurduğunuz işe göre hazırlanmış bir CV olmalı.  Başvuru/ön yazı ile işe uygunluğunuzla ilgili gerekli detayları vererek, uygun olmayan durumları nasıl uygun hale getireceğinizi belirtebilirsiniz. (Adres değişikliği gibi)

Diğer bir konuda İK uzmanlarına gönderilen iş başvurusu ve CV paylaşım e-postaları…

Tam çalışırken yeni posta uyarısı gelir ve e-posta açılır.  İK uzmanları da yoğun bir şekilde çalışıyor, tıpkı diğer profesyoneller gibi. Bomboş veya “Ekteki CV’yi dikkate alır mısınız?” diye yazılmış bir e-posta, ne kadar özenli duruyor bir düşünün…  Başvurulan pozisyon, kariyer hedefi, öz geleceğe dair bir açıklama yazısı, hiçbir şey yok. Gözden kaçabilir mi? Evet, kaçar. Daha şık ve doğru bir şekilde başvuran adayların arkasına geçer mi? Evet, geçebilir mümkün… Tecrübelilerin CV’sinin değerlendirilmesi daha da zor çünkü birden fazla pozisyona uygun olabilir. Bu yüzden İK uzmanları ile iletişime geçerken yazışma kuralları dâhilinde özellikle başvurulan ilan, çalışabilecek pozisyonların belirtildiği bir ön yazı ile gönderilmeli. E-postanız içeriği, sizin özenli bir profesyonel olduğunuzu hissettirir, tavsiyemdir.

Sosyal ağlar nasıl kullanılmalı?

Sosyal ağlarda da “İş arıyorum lütfen yardımcı olun, çok mağdurum. İş bulmamı sağlar mısınız?” içerikli paylaşımlar olabiliyor. İK uzmanı o sırada açık pozisyonu varsa ve unvanınız uygunsa hızlıca ilgilenebilir. Ancak bu tip detay içermeyen paylaşımlar bireysel markanız hakkında ne kadar güçlü bir etki bırakır, tartışılır. Nasıl anılmak istiyorsanız bunu hissettirecek şekilde iletişime geçebilirsiniz. Örneğin, “İş arıyorum ilgilenenlere CV’mi gönderirim” diye düşünmek yerine “X-Y-Z konularında tecrübe sahibiyim, A-B-C gibi yetkinliklerim bulunmaktadır. Bu bilgi ve becerilerimi kullanabileceğim X sektöründe Y pozisyonlarında çalışmak üzere iş arayışım mevcuttur” gibi odaklı bir şekilde duyurmak daha etkili olur.

Bu örnekler daha da artabilir veya kişiden kişiye farklılıklar gösterebilir. Özetle,

Profesyonel kimliğinizi iyi tanıyın ve iş başvurularınızı hedef ve niteliklerinize göre yapın.

CV’niz mutlaka becerilerinize ve hedefinize göre yedekli olsun. İlana uygun CV ile başvurun.

Eksik, görev tanımlarının ve iletişim bilgilerinin yazılmadığı CV’ler kullanmayın.

İlanları iyi okuyun ve tam olarak iş tanımı ve nitelikleriniz uygunsa başvurun. İşinizi şansa bırakmayın. Güçlü yönlerinizi ve farklılıklarınızı nasıl uygunlaştıracağınızı mutlaka önyazınızda, CV’nizde veya e-postanızda uygun bir dille ifade edin.

E-posta atarken CV’nizi dosya isminde adınız-soyadınız-başvurduğunuz pozisyonun adı ile gönderirken profesyonel kimliğinizi, tecrübelerinizi hangi pozisyonlar ve ilan için değerlendirilmesini istediğinizi belirtin.

Bu ve benzeri detaylar sebebiyle elenip gidebilirsiniz. İK uzmanları da işini yapıyor ve performansını göstermek zorunda ve onları da bir çalışan olarak anlamak gerekir. İK uzmanının gözünden bakarsanız siz de başvurularınızı daha etkili yapabilir ve kendinizi geliştirebilirsiniz. Öncelikle;

CV’nizi güncelleyin ve yedekleyin. Görevleriniz, yetkinlikleriniz gibi hedefe göre eksiksiz olsun.

İlanları daha da dikkatli okuyun ve uygun olanlara başvurun.

Genel önyazınız hazır olsun ve bir de ilana göre önyazınızı güncelleyin.

İK uzmanları CV’nizi ve başvurunuzu aldığına dair geri dönüş yapmalı mı? Evet yapmalı.

Sonuçta hepimiz birer değeriz.

Yazar: Esra Kemer
Kaynak:www.kariyer.net

Okumaya devam et

MAKALE

Nasıl teklif etmeliyim?

ilişkiler, ilginç evlilik teklifleri, evlilik teklifi, evlilik, evlenme teklifi

Evlilik teklifi etmeye mi hazırlanıyorsunuz? Nasıl bir teklifte bulunacağınızı bir türlü bulamıyor musunuz? İşte aklınıza yepyeni fikirlerin gelmesini sağlayabilecek en ilginç evlilik teklifleri…

Dünyanın en ilginç evlilik teklifleri

“Benimle evlenir misin?” sorusunu sormak için on binlerce dolar harcamaya hazır insanlar var

“Benimle evlenir misin?” sorusunu sormak için on binlerce dolar harcamaya hazır insanlara hizmet verecek şirketlerin sayısı giderek artıyor.

Londra’da tarihi bir tiyatroda oyuncular Romeo ve Juliet oyununun provasını yapıyor. Shakespeare hayranı New Yorklu Amanda Lynch ve erkek arkadaşı Andrew Smith provanın tek seyircileri. Enstrümanlar çalıp koro şarkı söylemeye başlayınca Andrew Amanda’nın önünde diz çöküp elini tutarak sorusunu soruyor: “Benimle evlenir misin?”

Bir süre sonra kendisini parmağında elmas bir yüzükle ve aşk mektupları arasında bulan Amanda “En güzel evlilik teklifiydi bu” diyor.

Fakat bu sahneyi düzenlemek için iki aylık plan yapılmış, 25 kişilik oyuncu, müzisyen, koreograf tutulmuştu. Bunları 4000 dolar karşılığında The One Romance adlı organizasyon düzenlemişti.

32 yaşındaki Smith’in diğer kardeşleri de böyle ilginç mekânlarda evlilik tekliflerini yapmış, biri Paris’te Eiffel Kulesi’ni, diğeri New York’ta Eockefeller Centre’ı kullanmıştı bunun için.

Hızla gelişen sektör

Evlilik törenleri sektöründe bu alan yeni gelişiyor denebilir. ABD’de geçen yıl bu sektörde 72 milyar dolarlık harcama yapılmış, evlilik planlama şirketleri bundan 1,2 milyar dolarlık pay almıştı.

Los Angeles’ta 2010’da kurulan The Heart Bandits adlı şirketin sahibi Michele Velazquez, bugüne kadar evlilik teklifi planlaması için kendilerine başvuran 2000 müşteriye dikkat çekerek bunun hızla gelişen bir sektör olduğunu ve müşterilerinin çoğunun erkek olduğunu söylüyor.

Evlilik teklifi için 52 bin dolar harcayan bir müşterisi, New York’ta bir teras bahçesi kiralamış, buradaki havuzun tabanına özel olarak sevgilisinin ve kendi isminin baş harflerini yazdırmış, üç metreye yakın orkide buketi hazırlatmış, pahalı bir çift ayakkabı hediye etmiş, orkestra eşliğinde arkadaşlarına ziyafet çekmişti.

2014’te Londra’da kurulan The One Romance adlı organizatör şirket ise bugüne dek 2000 müşteriye hizmet vermiş.

Sosyal medya etkisi

Şirketin kurucularından Tiffany Wrigth, müşterilerinin romantik fikirlerle gelen, ama her şeyi organize edecek zaman bulamayan zenginler olduğunu söylüyor.

En düşük bütçeli evlilik teklifi 1250 dolardan başlıyor. Ama bir müşterisi 700 şarkıcı ve bazı ünlüleri de içeren organizasyon için 625 bin dolar ödemiş.

Bu aşırılıklarda aşkın etkisi kadar, yaşanan anı sosyal medyada paylaşma güdüsü de yatıyor. Wright, sosyal medyanın evlilik teklifine rekabet özelliği kattığını söylüyor.

Özel sinemada özel film

Geçen yıl İngiltere’nin Kent bölgesinden internet tasarımcısı ve dijital pazarlamacı Anthony Williams şimdi karısı olan o zamanki sevgilisi Dembi’ye özel bir teklif yapmak istemiş.

Londra’nın ünlü Covent Garden semtinde bir otelin restoranında yemek yedikten sonra otel çalışanları onları özel sinema salonunda bir film izlemeye davet etmiş. Işıklar sönüp film başladığında ekranda 48 yaşındaki Anthony çıkmış. Dembi’yi neden sevdiğini anlatmış bir süre.

Sonra müzisyenler ve şarkıcılar girmiş salona ve Anthony’nin teklifi yapacağı ortamı hazırlamışlar. Bu hizmet için 6200 dolar ödemiş.

‘Romantik balon’

Paris’teki ApoteoSurprise adlı şirketin sahibi Nicolas Gerreau bunun “romantik bir balon” olduğunu söylüyor. 2006’dan bu yana 1600 evlilik teklifi organizasyonu yapmış.

Ismarlama teklif hazırlıklarının yanı sıra 30 farklı senaryo seçimi sunuyor müşterilerine ve bunların en az masraflı olanı 300 dolardan başlıyor.

Paris’i Rolls Royce Corniche ile dolaşıp Seine Nehri vadisinde bir malikane terasında yemek yedikten sonra jetlerin gökyüzünde çizeceği kalpleri seyretmeyi içeren bir tören ise 21 bin dolara mal oluyor.

En fazla ilgi gören törenlerden biri de 2100 dolara atların çektiği bir Kül Kedisi Sindirella arabası ile Paris turu, çikolatadan yapılma bir ayakkabı ve Seine Nehri’nde kayık gezisi içeriyor.

“Kadınları ağlatan bir işletme işletiyorum” diyor Gerreau. “Gözyaşı akmazsa işimi eksik yapmış gibi hissediyorum.”

Kaynak:  www.t24.com.tr

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER11 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER12 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER12 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER12 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER12 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND