Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Zekiler beyinlerinin daha azını kullanıyor

Üstün zekalı çocuklar üzerinde yapılan araştırmalarda ilgi çekici bulgulara ulaşıldı.Beynin alanlarının kullanımını gösteren araştırmalarda üstün zekalı çocukların ne kadar karmaşık olursa olsun görevlerini normal zekalı çocuklara göre daha az çaba harcayarak yerine getirdiği görüldü.Üstün zekalı çocuklarla normal zekadaki çocuklar arasında ezber öğrenme yeteneği açısından fark olmadığını da ortaya çıktı. Bu sonuç eğitimde ezbere dayanan öğrenmenin yararsızlığını bir kere daha kanıtlamış oldu.

Hacettepe Üniversitesi (HÜ) araştırmacıları,üstün zekalı çocuklarla dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu bulunan çocukların beyin yapılarını Türkiye’de ilk kez fonksiyonel Manyetik Rezonans (MR) görüntüleme tekniğiyle inceledi.

DPT desteğiyle gerçekleştirilen proje kapsamında üç yıldır süren çalışmalarda mevcut yöntemlerle teşhiste yüksek oranda hataya düşülebilen ’’dikkat eksikliği’’ ve ’’hiperaktivitenin’’ klinik tespitinde dünyada ilk kez yeni bir yöntem geliştirildi.

Mevcut bilimsel verilerin dışında çarpıcı sonuçlara ulaşılan araştırmada, üstün yeteneklilerin beyinlerinin küçük bir bölümünü kullansalar bile başarıya ulaştıkları, dikkat eksikliği ya da hiperaktivite sorunu bulunanların ise beynin büyük bölümü kullanılmasına rağmen yanılma payının yüksek olduğu ortaya çıktı.

Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü emekli öğretim üyesi ve HÜ KOSGEB Teknoloji Geliştirme Merkezi araştırmacılarından Prof. Dr. Sirel Karakaş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, zekanın ne olduğu konusunda bilim adamlarının çok sayıda kuram geliştirdiklerini anımsattı.

Yakın dönemdeki kuramlarda, entelektüel zekanın yanında duygusal zekanın da bulunduğunu dile getiren Karakaş, zekanın kendinin farkında olmayı, kendiyle barışık olmayı, sosyal becerileri, eşduyuşu (empatiyi) da kapsadığını belirterek, bu tür zekanın ’’duygusal zeka’’ olarak adlandırıldığını belirtti.

Çocuk psikiyatrisinde tanı koymada, zorunlu temel eğitimde, üstün yetenekli çocukların devam ettiği Bilim ve Sanat Merkezi’ne önerilecek çocukların belirlenmesinde öncelikle Wechsler Çocuklar İçin Zeka Ölçeği Geliştirilmiş Formu: WISC-R isimli bir testin kullanıldığını belirten Karakaş, Türkiye’de eğitim ve sağlık kurumlarında yaygın olarak kullanılan bu testin zekayı gerekli tüm yönleriyle yeterli bir biçimde ortaya koyamadığını söyledi.

Karakaş, büyük örneklem kullanarak yaptığı istatistiksel analizlerde, bu tekniği kullanarak dikkat eksikliği ya da hiperaktivite tanısını ortaya koyabilmenin ’’şans’’ olasılığına yakın olduğunu kaydetti.

’’BEYİN GÖRÜNTÜLERİNİ KULLANAN İLK ÖZGÜN YÖNTEM’’
Prof. Dr. Sirel Karakaş, DPT ve üniversite tarafından desteklenen projelerinin HÜ öncülüğünde, Gazi Üniversitesi, Bilkent Üniversitesi ve Ufuk Üniversitesi ile ortak yürütüldüğünü belirterek, bu çalışmada Türkiye’de ilk defa üstün zekalı çocuklarla dikkat eksikliği ve hiperaktivite tanısı alan çocukların beyin faaliyetlerini fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (MR) tekniğiyle incelediklerini bildirdi.

Karakaş, proje kapsamında 12 kişilik ekiplerinin, 136 çocuğun beyin yapılarını incelediğini ve üstün zekalı çocuklardan elde edilen beyin faaliyetinin, normal zekalı çocukların ve dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarınki ile karşılaştırıldığını kaydetti.

Beyin faaliyetlerinin karşılaştırılmasında beynin çeşitli alanlarını faaliyete geçiren görevlerden oluşan ve ’’Fonksiyonel Manyetik Rezonans Görüntüleme için TURCONS-4 Beyin Haritalama Bataryası’’ adı verilen bir görevler bataryasını geliştirdiklerini bildiren Karakaş, bu bataryanın beyin cerrahisine hazırlanan hastalarda kullanıldığını aktardı.

Fonksiyonel Manyetik Rezonans Görüntüleme için kullanılan ve uyarım-tepki görevlerini içeren TURCONS-4’ün Ar-Ge faaliyetlerinin Gazi Üniversitesi Öğretim üyesi nöroradyolog Prof. Dr. Hakkı Muammer Karakaş ile birlikte gerçekleştirildiğini kaydeden Karakaş, TURCONS-4’ün kullanımını içeren kitabın da yayımlandığını bildirdi.

Kullanılan teknikler, akademik birimlerin çeşitliliği ve örneklem sayısı bakımından çalışmanın Türkiye’de bir ilk olduğuna işaret eden Karakaş, tekniklerin bütünlüğünün de dünyada öncü çalışma özelliği taşıdığını aktardı.

Karakaş, bilgisayardan uygulanan bu görevler bataryasının yakın gelecekte sağlık ve eğitim kurumlarında kullanıma girmesi için yetkililerle görüşmelerin başlatıldığını açıkladı.

’’ZEKİLER, BEYİNLERİNİN DAHA AZ BÖLÜMÜNÜ KULLANIYOR’’
Karakaş, yapılan çalışmayla uzun süredir doğru olarak bilinenlerin aksine beynin faaliyetiyle ilgili bazı gerçekleri de ortaya koyduklarını bildirdi.

Araştırmalarında pek çok psikolojik çalışmada yer almayan, üstün zekalı ve dikkat eksikliği ve hiperaktivite sorunu bulunan çocukların beyinlerinin ne kadarını kullandıklarına yönelik sonuçların çalışmanın en önemli bulguları arasında yer aldığını bildiren Karakaş, şöyle konuştu:

’’MR görüntülerinden ve kullandığımız yöntemden, üstün zekalı çocukların karmaşık bir görsel-mekansal görevi genelde, beyinlerinin daha küçük bölümlerini çalıştırarak yerine getirdiklerini ortaya koyduk.

Bunun aksine normal zekadaki çocukların bir görevi yerine getirmede beyinlerinin kullanım alanının büyüdüğünü de ilk kez ortaya çıkardık.

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan çocukların ise beyinlerinin çok daha geniş kısımlarının, yaygın şekilde faaliyete geçtiğini gördük.

Beyinde bir işi yapmaya ayrılan yerin büyüklüğü o işin zorluğu ve gerekli olan bilişsel çaba ile yakından ilgili. Beynin alanlarının kullanımını gösteren bu sonuçlar, üstün zekalı çocukların görevlerini daha az çaba harcayarak çözdüğünü gösterdi.’’

Karakaş, ayrıca üstün zekalı çocuklarda, şekil bulma görevinin beynin çeper lobunu faaliyete geçirdiğini, alın lobunun ise kısıtlı biçimde devreye girdiğini ortaya koyduklarını bildirerek, üstün zekalı çocuklarda bu kısıtlı beyin faaliyetinin, görevleri yerine getirmedeki başarıya yettiğini ifade etti.

Normal zekadaki çocuklarda alın lobundaki faaliyetlerin, çeper lobundakinden daha etkin olduğunu dile getiren Karakaş, bu durumun karmaşık görevi yerine getirmede normal zekadaki çocukların yüksek zihinsel işlevlere başvurması gerektiğini ortaya koyduğunu aktardı.

Karakaş, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan çocuklarda ise hem çeper lobunda, hem de alın lobundaki alanların, diğer iki gruba göre daha yaygın olarak çalışmasına rağmen başarılarında düşük performansa neden olduğunu söyledi.

Karakaş, çalışmalarında üstün zekalı çocuklarla Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan çocuklarda görsel mekanın algılanması ile ilgili karşılaştırmalı sonuçların da dünyada ilk kez gösterildiğini belirtti. Karakaş, bulguların üstün zekalı çocuklarla dikkat eksikliği ve hiperaktivite sorunu bulunan çocukların beyin yapılarının çalışma prensibine ışık tuttuğunu bildirdi.

Karakaş Türkiye’de 600 bin dolayında olduğu tahmin edilen üstün zekalı çocuğun belirlenmesi ve özelliklerin anlaşılması için, daha önce geliştirmiş oldukları yöntem ve yaklaşımları daha da ileri götürmeyi amaçladıklarını belirterek, ’’Amacımız, ülkemizin üstün zekalı çocuklarını Türkiye’ye kazandırmak, ülkemizin gelişmesi ve ilerlemesinde onların etkin yer almasını sağlayacak önlemlerin alınmasını sağlamak’’ dedi.

HİPERAKTİVİTENİN BİLİNMEYEN NEDENLERİ
Karakaş, dikkat eksikliği veya aşırı hareketlilik ve dürtüselliğin de ’’Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’’ olarak bilinen hastalıktan kaynaklanabileceği gibi çocuğun ’’dikkat çekme gereksinimi’’, ’’yapılan işleri basit bulması’’, ’’canının sıkılması’’, ’’ebeveyne tavır koyma isteği’’ gibi nedenlerden de kaynaklanabileceğini dile getirdi.

Karakaş birinci durumda tedavinin çocuk psikiyatrının denetiminde ilaç kullanımını içermesi gerektiğini, ikinci durumda ise tedavinin çocuğa ve ayrıca ailesine uygulanacak psikolojik teknik ve yaklaşımları içermesi gerektiğini kaydetti.

Araştırmaları sonucunda, üstün zekalı çocuklarla normal zekadaki çocuklar arasında, dikkati verilen görevde tutabilme açısından fark olmadığını dile getiren Karakaş, ancak üstün zekalı çocukların normal çocuklara göre çok daha çabuk tepki verebildiğini, olayları kavrama ve cevap verme yeteneklerinin normal çocuklardan çok daha ileri olduğunu söyledi.

Karakaş, geliştirdikleri nöropsikolojik testin kullanıldığı araştırmanın üstün zekalı çocuklarla normal zekadaki çocuklar arasında ezber öğrenme yeteneği açısından fark olmadığını da ortaya çıktığını bildirdi. Karakaş, bu sonucun eğitimde ezbere dayanan öğrenmenin yararsızlığını bir kere daha kanıtladığını dile getirdi.

’’ÜSTÜN ZEKALI OLMAK’’
HÜ’de yürütülen testlere katılan ve üstü zeka tanısı konulan 12 yaşındaki Serhan Kaya ise üstün zekalı olmasının arkadaşları arasında bazı sorunlara yol açtığını ifade ederek, ’’Arkadaşlarım kendilerinden daha üstün zekalı olduğumu kendilerine yediremiyorlar. Bu nedenle bazı sorunlar çıkabiliyor. Ama arkadaşlarım ve öğretmenlerim tarafından seviliyorum. Sınıfımın en başarılısı olduğunu düşünüyorum’’ diye konuştu.

Futbol, resim, bilgisayar, maket yapma gibi ilgilerinin bulunduğunu anlatan Kaya, genelde öğretmeninin dersi bir kez anlattığında konuyu anlayabildiğini, soru sormasına gerek kalmadığına işaret etti.

Kaya, ’’Ama normal dersler bana yetmiyor ve daha fazlasını istiyorum. Üstün zekalı çocuklar için bir okul varsa buralara gidebilirsem kendimi daha iyi geliştirebileceğimi düşünüyorum’’ dedi.

Serhan’ın babası Erhan Kaya da Serhan’ın bazı konulardaki yeteneklerinin 1,5-2 yaşında farkettiklerini dile getirerek, ’’Öncelikle resim yeteneği çok fazlaydı. Ablası okula başladığında yalnız onu izleyerek okumayı ve yazmayı öğrendi’’ diye konuştu.

Okula gittiği saatler dışında Bilim ve Sanat Merkezi’ne de devam eden Serhan’ın, bu merkezde iyi bir eğitim aldığını vurgulayan Kaya, ancak, üstün yeteneklilerin bulunduğu bir okulun açılması halinde oğullarını bu okula devam ettirmek isteyeceklerini söyledi.(AA)

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND