Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Zeka mı, çok çalışma mı üstündür?

Gülben Ergen, Sabah’tan Şengül Balıksırtı’na “başarı” ile ilgili ilginç açıklamalar yaptı…Magazine bulaşmış ünlüleri sevmiyorsunuz biliyoruz ama söyledikleri siteye konulmaya değer içerikte…

zeka mı çok çalışmak mı, profesyonellik, mesleki başarı

Meslektaştan dost olmaz…. Bir sanatçı söylemişti bu sözü. Bu röportajın bir yerlerinde ben de Gülben Ergen’e sordum bu konuyu. Neden? Hülya Avşar’dan dolayı. Gülben bir söz söyledi, bin yanıt verildi. Gördük ki zirve soğuk, insanın içini üşütüyor. Ve insan başarıya yükselirken yalnızlaşması kaçınılmaz oluyor. Hep böyle yaşanır mı? Yaşanmaz tabii… Ama eğer yukarı doğru çıkarken kendinizden eksiltmedikleriniz varsa, yani şöhretli size rağmen siz hala varsanız her şeye rağmen yine de eksilmiyor insan… Gülben Ergen’i yıllardır tanırım. 10 yıl önce de aynıydı, şimdi de aynı. Televizyonların o çok konuşan kadınını (!) ne zaman, nerede bırakması gerektiğini, bir başına başarının mutluluk için yeterli olmadığını biliyor. (Yani Gülben ve Gülben Ergen hali) Bu röportaj için karşı karşıya geldiğimizde o yine her zamanki Gülben gibiydi. Samimi, sıcak, güleç ve muzip. Bazı konuşmalar yazı dilinde ifadesini bulmaz. Bu röportajı kameralar karşısında yapmış olmayı tercih ederdim. Benim gördüğüm kadınları bütün tonlarıyla siz de görebilesiniz diye…

ŞENGÜL BALIKSIRTI

– Bir yanda işine aşık, her ayrıntıyla ilgilenen ve kariyer planlaması yapan, bunun için profesyonellerle çalışan bir yıldız portresi var. İşine bu kadar kafayı takmış bir insanın polemiklere girmesi, “Ben daha iyiyim” demesi pek anlaşılabilir gelmiyor. Nedir bu yaşananlar? Bir oyun mu? Yoksa tahriklere mi kapılıyorsun?

– Kendime hakim olacak kadar akıllı bir insanım. Sahtelik olarak algılanmazsa “oyun” diyebiliriz. Kendimi iyi hissetiğim zaman, iyi olduğumun altını çizdiğim zaman kimse feryat etmesin. Bunu hazmedememelerine çok gülüyorum. Yıllarca insanların padişahlıklarını, krallıklarını, kraliçeliklerini dinledik. Neden şimdi onlar dinlemiyor? Söylediklerimin arkasındayım. Aynı şeyleri yine söylerim. Ben çok farklıyım, iyiyim, doğruyum, düzgünüm, başarılıyım. Zorla söylettiriyorsunuz insana…

– Bir insanın bunun altını çizmesi gerekiyor mu? Şayet iyiyse…

– Boş konuşmuyorum. Neye göre söylüyorum bunları? Açalım hemen: Albüm, tiraj dizi, hayatta duruş, aileyi taşımak, iyi şarkı söylemek, iyi oyuncu olmak… Yani lafla değil. Kuru gündemle yer işgal etmiyorum.

– Mesleki başarılar arttıkça savaş stratejileri değişiyor mu? Eskiden polemikleriniz daha farklı olurdu. Şimdi yön değiştirdi. Bu artık eğlenceli bir oyun olmaktan çok bir meydan okuma…

– Çok çalışıyorum ve başarıya aşığım. Başarılı olduğum zaman her şeyi çok seviyorum. Yıllardır bütün mücadelem buydu: Başarmak. Şimdi de daha iyi şeyler yapma mücadelesindeyim.

ARAŞTIRMA YAPTIRIYORUM

– İletişim uzmanı Ali Saydam bir yazısında tavrını eleştirirken çok güzel örnekler verdi. Dedi ki; “Ya lidersindir, ya liderin taklitçisi ya da liderin takipçisi. Lidersen diğerlerini görmezden gelirsin, taklitçiysen lideri överek puan toplamaya çalışırsın, takipçiysen de lidere saldırarak…” Gülben Ergen nerede, bu tarifte hangi konumlandırmaya uyuyor?

– Dünyada yüzlerce lider marka var. Benim alanımda lider tarifi yapmak kolay değil. Müzikte lider kim? Sezen Aksu mu, Tarkan mı, İbrahim Tatlıses mi? Bence hepsi farklı şeyler yapıyorlar ve hepsi de tartışmasız lider. Halka yakınlıkta, sevgide, samimiyette liderim diyebilirim.. Bu konuda halkın kalp sesini dinlediğim araştırmalar yaptırıyorum.

– Hırslı bir insansın, başaramasaydın ne olurdu?

– Öyle bir ihtimal yok. İnsan istedikten sonra mutlaka olur.

– Bu çok iddialı bir tavır değil mi?

– Bu kadar çalışmaya can dayanmaz. Dalgalar kayaların (gülüyor) – eyvah yine kendi başımı yardım galiba- şeklini değiştiriyor vura vura…

– Sen sürekli çok çalışmanın altını çiziyorsun, Hülya Avşar ise zekasının… İkisinin farkı nedir sence? Biri olmadan diğerinin bir anlamı olabilir mi?

– Konuşurken cümlenin başına “Ben” lafını koymuyorum bir kere… Öyle bir ego problemim yok. Çalışmadan sadece akılla olur mu bilmem. Bir başına akıl bence çok tehlikeli bir şey. Yani yürek yoksa akıl bir başına çok tehlikeli (İmza Sezen Aksu, Şehrazat). Önce yüreğin, sonra aklın gelsin derler. Bence de önce yürek.

– Meslek hayatında doğru insanlarla buluştuğun için şanslı olduğunu söyleyebilir miyiz?

– İyi insan olmak çok önemli. Art niyetli olmadan, “Kocaman bir pastadan bir dilim de ben alacağım, başkalarının dilimlerinde gözüm yok”u hissetmek çok önemli. Tabii ki doğru insanlarla çalışmak da öyle. Ama önce kişinin kendi dürüstlüğü gelir. Çalışkanlığımın yanısıra dürüstüm. Katakulli ile, küçük numaralarla kimsenin ayağına bir çelme atmadan inandığım yolda yürüdüm her zaman. Allah karşıma doğru insanlar çıkarttı. Bunlar da başarımda etken tabii.

KENDİ YOLUMU BULDUM

– “’Ben’ lafını kullanmıyorum, şişmiş bir egom yok, başkalarının başarılarını umursamıyorum” diyorsun… Ama bu bir yarış. Hepiniz bu yarışta kendi önünüze baktığınızı söylüyorsunuz ama görüyoruz ki, herkes birbirini izliyor, birbirine bakıyor…

– Benim de sağıma, soluma, önüme, arkama baktığım zamanlar çok oldu bundan beşaltı yıl önce. Ama tökezledim. Zaten önüne bakmazsan ayağın takılır ve düşersin. Ben de önüme bakmayı düşe düşe öğrendim. Hem çelme taktılar hem kendim düştüm. Yaralar aldım. Ama düşe kalka düşe kalka, yanlış yollara fazla girmeden kendi yolumu buldum. Keşke daha önceden o yolu görseymişim ama olmadı. Çok da pişman değilim yaşadıklarıma ve söylediklerime. İçinde bulunduğum kavgalar, saçma sapan gündemler de bana çok şey öğretti. Bugünkü sağlam duruşumu biraz o boşluklara da borçluyums.

Hamilelik Dönemim İçin Şimdi Çok Çalışıyorum

– Çalışarak nerelerden nerelere geldiğini biliyoruz. Peki ya bundan sonrası?
– Durmam mümkün değil. Uyurken bile çalışıyor kafam. Sorumluluklarım var. Her gittiğim yerde önüme onlarca mikrofon uzanıyor. Söyleyeceklerim çok önemli. Yapacağım işler çok önemli. Söyleyeceğim şarkılar, çekeceğim dizi çok önemli. Bunların hepsini çok iyi düşünmek gerekiyor.

– Beş yıl sonrası için de planlamalar var mı?

– Kendime şimdi başarılar yükleyip biraz da krediden yiyebileceğim zamanlar olması için çalışıyorum. Yani hamilelik dönemimdeki suskunluğum için çok çalışıyorum. Çünkü “Anne olunca göreceksin. Bakalım böyle koşturabilicek misin?” diyorlar. Ben de şimdi ona göre çalışıyorum. Dizimi çekiyorum, albümümü çıkarıyorum. Onlar devam ederken ben de kendime vakit ayırabileceğim. Gördüğünüz gibi yine meydanı boş bırakmıyorum. (Gülüyor…)

– Zaman zaman kendinle, konumunla ve algılamanla ilgili araştırmalar yaptırıyorsun. Her türlü sonuçla yüzleşebilme cesareti de gerekir… Nasıl sonuçlar çıkmıştı?

– Bir kere böyle bir araştırma yaptırmıştım, şimdi ikincisi yapılıyor. İlkinde çeşitli yaş gruplarından insanlara “Gülben Ergen’i bir hayvanla özdeşleştirin” demişlerdi. Önce birkaç “Tilki” yanıtı çıkmıştı. Sonra ağırlıkta olarak “Kuzu ve beyaz güvercin” yanıtları çıktı.

– Yani tilki gibi kurnazlığın, cinliğin gayet güzel algılanmış.
– Tabii bir cin halim var. O benim fırlamalığım. Başka ilginç sonuçlar da çıkmıştı. Benim o malum tartışmalarla ilgili çok negatif eleştiriler vardı. “Kendi gibi olsun, kimseyle takışmasın, niye takışıyor ki?” diyorlardı. Şimdi ikinci araştırma yapılıyor. Türkiye’nin değişik illerinde bin 400 kişi üzerinde bir araştırma yapılıyor. Bir anket. Önceki ise benim aynalı odada izlediğim çalışmaydı. Dört ayrı yaş gurubundan insanları bir camın ardından izledim. Bu çok profesyonelce bir şey, yapılması gereken bir şey ama yürek isteyen bir şey. Gerçekleri duyuyorsun.

Yazar: Şengül Balıksırtı
Kaynak: www.sabah.com.tr

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kahvaltılı sabahlar, başarılı yarınlar!

sağlıklı çocuk kahvaltıları, okula giden çocuğun kahvaltısı, okul başarısı, Manşet, kahvaltı tabağı

Çocukların okul başarısını önemli ölçüde etkileyen kahvaltı nasıl olmalı? Hangi besinleri kahvaltıda mutlaka tüketmeliyiz? İşte Diyetisyen İzan Işık’tan dengeli ve sağlıklı kahvaltı önerileri…

Kahvaltı, okul başarısını olumlu etkiliyor

Diyetisyen İzan Işık, sağlıklı ve dengeli bir kahvaltının, eğitim başarısını etkilediğini, matematik problemleri çözme becerisini, okuma ve dinleme esnasında daha iyi anlamayı söyledi.

Diyetisyen İzan Işık, kahvaltının gece boyu süren açlığın sonunda vücut için gerekli ilk enerji kaynağı olduğunu belirterek, “Gece açlığında düşen kan glikozunun dengelenmesini sağlayan kahvaltı, bilişsel ve fiziksel performansın devamı için son derece önemli. Kahvaltı, glikojen (enerji) depolarını doldurur ve metabolizmayı çalışmaya başlatır” dedi. İzan Işık, MAT-FEN Eğitim Kurumu lise seviyesindeki öğrencilerine yönelik kahvaltı konulu beslenme eğitiminde konuştu. Eğitimde, gençlere örnek kahvaltı da sunuldu.

Kahvaltı okul başarısını etkiler

Sağlıklı ve dengeli bir kahvaltının, eğitim başarısını etkilediğini, matematik problemleri çözme becerisini, okuma ve dinleme esnasında daha iyi anlamayı sağladığını, hafızayı geliştirdiğini, derslerde konsantrasyonu sağladığını vurgulayan İzan Işık, bunun yanında derslere geç kalmayı önleme ve devamsızlığı azaltmaya da yaradığını anlattı. İzan Işık kahvaltının duygu durumuna etkisinin de bilindiğini belirterek, “Kahvaltı ile duygu durumları arasında da bir ilişki bulunmaktadır. Düzenli kahvaltı yapan çocuk ve adölesanlar yaşama daha pozitif bakmakta, daha az negatif duyguya sahip olmaktadırlar” diye konuştu.

6-12 ve 12-18 yaş dönemi bireylerin kahvaltı ve genel olarak sağlıklı beslenme konusunda alışkanlığı kazanmasının, gelecekte hastalıklardan korunmasına katkı verdiğine işaret eden İzan Işık, “Bu dönemler fizyolojik, psikolojik ve sosyal gelişimin hızlı olduğu, yaşam boyu devam edebilecek davranışların büyük ölçüde oluştuğu, bilgi almaya ve alışkanlık kazanmaya en uygun oldukları ve yetişkinlik hastalıklarının gelişimi açısından ise en riskli dönemlerdir. Çocuklarda ve adölesanlarda (12-18 yaş) kahvaltı öğününün atlanması oldukça yaygın görülüyor. Kahvaltı öğününü atlayan adölesanlar arasında, bu oranın kızlarda erkeklere göre daha fazla olduğu biliniyor. Kahvaltı öğününün atlanmasının temel nedenleri zaman yetersizliği, sabah iştahın olmaması ve adölesanların vücut ağırlıkları hakkında duydukları endişe nedeniyle besin alımını sınırlamak istemeleridir” bilgisini verdi.

Kahvaltı yapmak yetişkinlikte obezite riskini azaltıyor

Diyetisyen İzan Işık, bazı gençlerin kahvaltıyı kilo alma endişesiyle atlamasına karşılık, kahvaltı yapmanın yetişkinlikteki obezite riskini azalttığını da vurgulayarak, “Kahvaltıyı atlayan veya yeterli ve dengeli bir kahvaltı öğünü tüketmeyen çocuk ve 12-18 yaş arasındaki bireylerde ilerleyen yıllarda obezite görülme oranın daha fazla. Total kolesterol, LDL kolesterol ve insülin düzeylerinin yüksekliği ile ilişkili olduğunu, bireylerin yetişkinlik döneminde tip 2 diyabet, kalp damar hastalıkları, hipertansiyon, metabolik sendrom ve osteoporoz risklerinin daha yüksek” bilgisini verdi.

Ailelere uyarı

Ailelerin kahvaltıya yönelik tutumlarının çocukların ve adölesan çağdaki (12-18 yaş) gençlerin davranışlarını etkilediğine işaret eden İzan Işık, evde kahvaltı hazırlanmaması ve kahvaltıda gerekli olan besinlere yer verilmemesinin çocuk ve gençleri kahvaltıdan uzaklaştırabildiğini anlattı. İzan Işık, “Adölesan bireylere aileleri tarafından sağlıklı beslenme konusunda yol gösterilmeli, kendi besin alımlarını düzenleyerek yeterli ve dengeli beslenme alışkanlıklarının gelişimi desteklenmelidir”  diye konuştu.

İyi bir kahvaltı nasıl olmalı?

Öğrencilere kahvaltı tavsiyelerinde de bulunan Diyetisyen İzan Işık, iyi bir kahvaltının günlük enerji ihtiyacının yüzde 20-25’ini karşılaması gerektiğini belirtti. Dört temel besin grubu olan süt ve süt ürünleri, et ve et ürünleri, tahıl grubu ve sebze meyve grubunu içermesi gerektiğini belirten Diyetisyen Işık, mevsiminde taze meyve ve sebzeleri de önerdi. İzan Işık, örnek bir kahvaltıyı şöyle sıraladı:

“1 bardak süt, 1 yumurta, 1 dilim beyaz peynir, 2 ceviz veya 5 adet zeytin, 1 avuç yeşillik, söğüş doğranmış mevsim sebzeleri, 1 tatlı kaşığı ölçü ile bal veya ev yapımı reçel, 2-3 dilim tam tahıllı ekmek şeklinde hazırlanmış bir kahvaltı yaklaşık 500 kilokalori (kcal) enerji içerir ve aynı zamanda bireye tüm besin gruplarını sağlamış olur”

Öğrencilerin kahvaltıya bakışında olumlu değişiklik oldu

Bilgilendirme öncesi ve sonrasında tutum ve düşünceye yönelik yapılan kısa ankette de, MAT-FEN öğrencilerinin kahvaltıya yönelik tutumlarında olumlu değişiklik gözlendi.  Kahvaltısını artık atlamayacağını söyleyenler yüzde 43,4’ten yüzde 60,8’e yükseldi.

Kaynak: www.dunya.com

Okumaya devam et

MAKALE

Dikkatimizi artırmak için neler yapmalıyız?

psikoloji, odaklanma, dikkati artırma yöntemleri, dikkat problemi, dikkat

Etkili ve verimli çalışabilmek için iyi odaklanmamız gerekir. Fakat zor ve sıkıcı işlerle uğraşırken bu pek kolay olmuyor. Neyse ki bilim dikkati geliştiren kolay ve etkili yollar keşfetti. İşte o 5 bilimsel çözüm…

Dikkati geliştirecek 5 yöntem

Zor veya sıkıcı bir işe yoğunlaşmaya çalışanlar bunun ne kadar zor olduğunu bilir. Ama dikkati artırmayı sağlayan bazı bilimsel çözümler de var.

Yaptığımız işe daha iyi konsantre olmak için yapmamız gerektiğini sandığımız şeylerin çoğu beynimizin doğal işleyişine aykırıdır. Peki, daha fazla verim almak için, dikkat konusundaki araştırmalardan neler öğrenebiliriz?

1. Zihni dağıtmak

Yaptığınız iş üzerinde yoğunlaşmakta güçlük çekiyorsanız kısa süreliğine zihninizi dağıtacak başka bir şeye yönelmek en iyi yöntemlerden biridir.

Psikologlar zamanımızın yaklaşık yüzde 50’sini uğraştığımız işten farklı şeyler düşünerek geçirdiğimizi söylüyor. O halde zihni dağıtmak beynin daha iyi çalışmasına yardımcı olabilir.

Beyne baktığımızda, konsantrasyonun neden bozulduğunu anlayabiliriz. Konsantre olmak için beynin bazı bölgeleri arasında iyi bağlantılar kurulması gerekir.

Zamanımızın yarısını hayal kurarak geçiriyorsak bunun vaktini kendimizin belirlemesi daha yararlı olabilir.

Beynin ön kısmındaki kıvrımlardan oluşan frontal korteks, dikkat dağıtan şeylere karşı direnmeyi ve daha eğlenceli şeylerle uğraşmaya yönelten doğal içgüdümüzü kontrol etmeyi sağlar.

Bu bağlantıları çalışır halde tutmak için, özel bir şeyle uğraşmadığımızda beynin aktif olan kısımlarından daha fazla enerji gerekir. Ama kaçınılmaz olarak gün içinde bu enerji tükenip yorulduğumuzda, dikkatimiz dağılır, aklımız başka şeylere kaymaya başlar.

Eğer bu durum zaten yaşanacaksa bunun vaktini en uygun ana ayarlamak neden mümkün olmasın?

Harvard Üniversitesi’nde psikolog Paul Seli, zihnin dağılması konusunda kasıtlı ve kazara dağılma ayrımı yapıyor. Yapılan işi olumsuz etkileyen işte bu kazara zihin dağılmasıdır.

Oysa bu zamanı kendisi belirleyenler daha az zarar görür. Bilerek ve planlayarak zihni dağıtacak bir şeylere yönelmenin yararı olabilir.

“Uğraştığınız işle ilgisi olmayan başka bir konuyu düşünün, örneğin kafanıza takılan başka bir sorunu çözmeye çalışın, sonra da asıl işinize dönün” tavsiyesinde bulunuyor Seli.

İş dışındaki başka bir konuyu düşünmesi için zihninize izin vermek, hem aklın başka şeylere kayması sırasındaki suçluluk duygusunu hem de bu kaymaya neden olan ve zihni meşgul eden konuları gidermiş olacaktır.

İşyerinde şaka ortamına izin vermek verimliliği artırabilir. Bunun bir yolu da kedi videoları izlemek olabilir mi?

2. Boş boş dolanmak

Komik kedi videolarının dikkat dağıttığı düşünülür, ama bazı psikologlar bunların bizi işimize devam etmemizi sağlayacak kıvama getirebileceğine inanıyor.

İşinizi ne kadar seviyor olsanız da zor bir işe yoğunlaşmak irade ister. İrade gücünü artırmanın bir yolu da gülmekten geçer. Yapılan araştırmalar, zor bir bilmece üzerinde kafa yorma konusunda, komik bir video izleyen kişilerin, rahatlatıcı ama komik olmayan video izleyenlerden daha uzun süre çaba gösterdiklerini ortaya koydu. Bu nedenle işyerlerinde daha şakacı bir ortamın teşvik edilmesini savunanlar var.

Avustralya Üniversitesi’nde liderlik araştırmaları uzmanı David Cheng’e göre, “Ekibiniz için eğlenme kültürü yaratmak, onları güldürecek komik bir video bulup izletmek iş verimliliğini artırır. Bu elbette gün boyunca kedi videoları izlemek anlamına gelmiyor, ama özellikle yorgun hissedilen anlarda, arada bir fırsat yaratarak şakalaşıp gülmek gerekir.”

3. Düzen değil karmaşa mı?

Daha iyi konsantre olmak için, dikkat dağıtacak tüm dış etkenlerden arınmak gerektiği düşünülür. Oysa başka bir teoriye göre tersini yapmak gerekir.

Belli düzeyde karmaşanın yoğunlaşmaya yararı olabileceği söyleniyor.

Londra’daki UCL Üniversitesi’nden psikolog Nilli Lavie 1995’te ‘Yükleme Teorisi’ni gündeme getirdi. Buna göre, beynimizin dış dünyadan alıp işleme koyabileceği bilgi sınırlıdır. Bu kapasite dolduğunda, beynin dikkat sistemi devreye girerek neye konsantre olacağına karar verir.

Lavie’nin deneyleri, temiz, düzenli ve sessiz ortamlardan ziyade dağınık ve karmaşık ortamlarda çalışmak daha verimli olabilir. Algı bölgeleri tümüyle dolduğunda beynimiz tüm enerjisini en önemli işe yoğunlaştırır. Dikkat dağıtıcı etkenleri devre dışı bırakır.

Ancak bunu uygularken dikkat dağıtıcı doğru faktörleri bulmak ve enerjimizi tüketecek seviyeye çıkmasına izin vermemek önemlidir. Düzenli görsel ve müzikli araçları devreye sokup bu işi kolaylaştırmak için ommwriter veya focus@will gibi bazı uygulama programları geliştirilmiş olsa da bunlar bilimsel araştırmalarda sınanmış olmadığından bir radyo da aynı işi görebilir.

Burada önemli olan, beynin başka yerde stimülasyon aramasına fırsat vermeyecek doğru dengeyi bulmaktır. Çoğu insan neyin daha iyi işe yarayacağını deneme yanılma yoluyla bulabilir. Ama dikkat dağıtıcı etkenleri ortadan kaldırmak yorucu olabileceğinden, hafiften başlayarak bu yönteme başvurulabilir.

Öğle arasında dışarı çıkıp parkta egzersiz yapmak dikkati yenilemeyi sağlar.

4. İşe ara vermek

İşiniz başınızdan aşkın olduğunda işe ara vermek aklınıza bile gelmeyebilir. Fakat bu şekilde daha fazla iş yapmanın mümkün olduğunu gösteren çok sayıda veri bulunuyor.

Önemli olan, ne zaman, ne kadar süreyle işe ara verileceği ve bu sırada ne yapılacağıdır.

Araştırmalar, konsantrasyon sınırının 90 dakika olduğunu gösteriyor. Bundan sonra 15 dakikalık ara almak gerekiyor.

Birkaç saniyelik mini araların bile işe yaradığını gösteren çalışmalar var. Ama bu sırada pencereden dışarı bakmak yerine, zihin aritmetiği gibi daha yoğun bir egzersize başvurmak yararlı olacaktır.

İşe ara verdiğinizde fiziksel egzersiz yapmanın, ardından kafein içeren kahve gibi bir içecek içmenin de beyni güçlendirdiği görülmüştür. Bunları dışarıda bir parkta yapmak daha etkili olacaktır.

Başka bir seçenek de meditasyon olabilir. Meditasyon konusunda tecrübeli olanlar dikkatleri üzerinde daha iyi kontrol sahibi olduğu gibi, ne zaman ara vermeleri gerektiğini de daha iyi bilir.

Bütün bunları zaman kaybı olarak görüyorsanız bir fincan kahve ile kafein yüklemesi yapmak da kısa vadeli olarak hafızayı, reaksiyon ve dikkat süresini artırır.

Egzersiz yapamayanlar için kafein de kısa süreli bir çözüm olarak dikkati yenileyebilir.

5. Fazla zorlamayın

Uzun süreli konsantre olmak gerektiğinde, kısa süreli bir yoğunlaşma dönemlerinin ardından kısa araların alınmasının daha verimli olduğu gözlendi.

Boston Dikkat ve Öğrenim Laboratuvarı’nda yapılan beyin taramalarında, uzun süre konsantre olmaya çalışanların, kısa süreli yoğunlaşma ve kısa ara, ardından yeniden yoğunlaşma şeklinde bir yöntem izleyenlerden daha fazla hata yaptığı görüldü.

Aynı şekilde Amsterdam Vrije Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada da, sürekli konsantre olmaktansa kısa süreli ara verip başka bir konuda düşünmenin dikkati daha artırdığı görüldü.

Beyin hakkındaki bilgimiz arttıkça stresin konsantrasyona zarar verdiğini daha net görüyoruz. Bu nedenle sakinleşmek için ara almak, kontrolü yeniden ele geçirmek ve daha verimli çalışmak için de önemlidir.

Yazar:  Caroline Williams 
Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

İyi yaşamak için iyi uyuyun!

yetersiz uykunun zararları, yetersiz uyku, uykunun önemi, uyku düzensizliği, bağışıklık sistemi

Sağlıklı bir yaşam için uyku düzenine ihtiyacımız var. Eğer yeterince uyuyamazsak vücudumuz bu duruma tepki gösterir. Buna bağlı olarak da hem fiziksel hem psikolojik hastalıklar meydana gelir. İşte yetersiz uykunun vücuda olumsuz etkileri…

Az uyku kısa ömür demektir

Rutin olarak gecede beş saat uyuyanların ani ölme riski, yedi ila dokuz saat uyuyanlara oranla yüzde 65 daha fazladır

Kalkınmış ülkelerdeki yetişkinlerin üçte ikisi, sağlıklı yaşam için şart olan sekiz saatlik gece uykusunu alamamaktadır.

Üçte biri ise kronik uykusuzluk çekmektedir.

Yetersiz uyku, kişinin Alzheimer hastalığına yakalanmasına en fazla etki yapan unsurdur.

İnsan beyninde harikulade bir temizlik sistemi bulunmaktadır. Bu sistem insan derin uykuda iken yüksek viteste çalışmaya geçer. Alzheimer’le ilişkisi olan beta amyloid adlı yapışkan, zehirli proteini, beyinden temizler.

Yeterli uyku uyuyamayanlar bu temizlik faaliyetinden mahrum kalırlar.

Yetersiz uyku ile geçen her gece, mürekkep faizle alınan kredi gibi, Alzheimer riskini artırır.

Rutin olarak gecede altı saatten az uyumak, bağışıklık sistemini olumsuz etkiler ve kanser riskini önemli ölçüde artırır.

Yetersiz uyku, bu sadece bir haftada iki üç saat daha az uyumak bile olsa, kan şekeri düzeyini o kadar çok olumsuz etkiler ki, şeker hastalığının eşiğindeki değerlere sahip olur insan.

Kısa uyku, kalp damarlarının tıkanma ve kırılganlaşma olasılığını çoğaltır ve bu da damar hastalıklarına, beyin kanamasına ve kalp krizine giden yoldur.

Uyku bozukluğunun depresyon, anksiyete ve intihar eğilimi gibi ruh durumları ile de sıkı bir bağlantısı vardır.

O kadar ki, son 20 yılda yapılan araştırmalarda, uykunun normal seyrinde olduğu bir psikolojik bozukluk bulunamamıştır.

Özetlemek gerekirse, ne kadar az uyursanız o kadar az yaşarsınız:

Yakın bir zaman önce yapılan araştırmalara göre, rutin olarak gecede beş saat uyuyanların ani ölme riski, yedi ila dokuz saat uyuyanlara oranla yüzde 65 daha fazladır.

Uyku sağlıklı yaşam için o kadar önemlidir ki bazı bilim insanları, doktorların hastalarına (uyku hapı olmaksızın) iyi bir gece uykusu “reçete” etmeleri için kampanya başlattı.

Yukarıdaki bilgileri Matthew P. Walker adlı İngiliz bilim insanının, neredeyse kelimesi kelimesine, bir yazısından aldım.

Walker, Berkeley’deki Kaliforniya Üniversitesi’nde, nöroloji ve psikoloji profesörüdür. Araştırmalarının odağı, uykunun insan sağlığı ve hastalıklar üzerindeki etkileridir.

Neden Uyuyoruz* adlı kitabı dünyanın birçok ülkesinde best-seller oldu.

Walker’in dolu dolu uyumak ile spor arasındaki ilişki konusunda da ilginç tespitleri var.

“Yasal en etkin performans artırıcı doping, uykudur ama bundan çok az insan faydalanır” diyor.

Sekiz saatten -özellikle altı saatten- az uyuyanlarda, şu meydana gelir:

Fiziki bitmişlik hâline yüzde 10 ile 30 arasında daha hızlı ulaşılır, aerobik performans da aynı oranda düşer.

Adale gücü azalır.

Gecede dokuz saat yerine, beş ila altı saat uyumak, bir sezon boyunca sakatlanma ihtimalini yüzde 200 artırabilir.

*

İyi uykular!

Yazar: Metin Münir
Kaynak:  www.t24.com.tr

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

TREND