Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Yürüyen toplantılarla harekete geçin

yürümenin vücuda faydaları, sağlıklı yaşam önerileri, harekete geçmek lazım

Oturmak yeni neslin sigarası haline geldi. Bunu nasıl değiştirebiliriz? Hayatımızda devrimsel değil, ufak tefek değişiklikler yaparak. Herkes günde 8 ila 9 saat arasında oturuyor, ofiste çalışarak oturuyor, toplantı yaparken oturuyor, yemek yerken oturuyor, oturuyor… Uyuduğundan fazla saat hareketsiz bir şekilde oturuyor. Sadece toplantılarınızı yürüyerek yapsanız hayatınızda ne değişir?

Julian Hayes II, Güneydoğu Asya’da geçtiğimiz hafta yayınlanan makalesinde Steve Jobs ve üstün zekalı çok başarılı liderlerin ilginç bir ortak yönünden bahsetmekte. Her biri sağlıklı, yaratıcı, mutlu ve verimli kalmalarının yolunu düzenli yürüyüşlerine bağlamakta.

Steve Jobs ve Mark Zuckerberg’in yürümeyi yoğun iş yaşamlarının içine katmaları yürüyen toplantı konsepti içinde yaşam bulmuş. Ciddi bir konuda konuşması gerekiyorsa, Jobs’ın tercihi yürürken konuşmak olurmuş. Biyografisini yazacak olan Walter Isaacson’u ilk görüşmelerinde yürüyen bir toplantıya çağırdığında o zaman Jobs’ın bu tercihinden bihaber olan Isaacson çok şaşırmış. Oysa, Jobs büyük önem verdiği biyografisini en rahat yürüyerek konuşacağını düşünmüştür.

Fortune 500 şirketlerine büyüme ve strateji üzerine danışmanlık veren Nilofer Merchant’ın TED konuşmasında belirttiği gibi, yürüyerek konuşunca çok fazla şey değişebilir: temiz hava taze, yenilikçi düşüncelerin önünü açar, engelleri fiziksel olarak önümüzden kaldırdığımız gibi, zihnimiz rahatlar, daha net, açık bir şekilde düşünür, aynı netlikte, giderek daha da yaratıcı yönümüzü besleyerek çözümler üretiriz. Uyuşmuş bacaklarımız açıldığı gibi, beynimizdeki engelleri aşmaya eğilimli oluruz, yapıcı oluruz.

Yürüyerek toplanmanın avantajları

Yürürken konuştuğunuzda odağınız konuşulanlardır. Açık havada olduğunuzda, duyularınız açıktır, ofiste ya da toplantı odalarında kapalı kalmanın verdiği ağırlığı üzerinizden kolayca atarsınız. Yürüdüğünüz için aktifsinizdir. Telefonunuzla oynamak veya bilgisayarınızdan email cevaplamak gibi ıvır zıvır işlerle bölünmezsiniz. Konu ciddiyse, işin duygusal bir boyutu varsa, karşınızdakiyle zor konuşacağınızı bildiğiniz bir konuysa, ortam ve tabii yürüyor olmak size yardımcı olacaktır, gözlerinizi kaçırmanıza gerek olmaz, huzursuzluk veya heyecandan elleriniz terlese, kolayca cebinize saklayabilirsiniz. Bir diğer yandan, herkesin yürürken önüne bakması yani konuşulanların doğrudan kulak hizanızda duyulması dikkatinizi yoğunlaştırmanızı kolaylaştırır. Yürüme hızınız ve seçtiğiniz yürüme rotasıyla konuşmaya farklı boyutlar katmanız, verdiğiniz izlenimi değiştirmeniz mümkündür.

Neden yürümeli?

1. Yaratıcılığınız gelişir, odaklanma gücünüz artar

İnsanların çoğu aktifk en daha yaratıcı olurlar. Örneğin, koşarken veya tenis oynarken aklımıza çok iyi fikirler gelir, keşke kağıt kalemim yanımda olsaydı diye içlerinden geçirirler. Bu sırf çoğumuzun deneyimleyip kanıtlayamadığı bir durum değildir, bilimsel çalışmalar da bu tezi destekler. 2014 yılında Stanford Üniversitesi’nin gerçekleştirdiği bir çalışmada, yürümeye başladıktan hemen sonra katılımcıların yaratıcılığında gelişme görüldüğü saptanmıştır. İçerde de açık havada da yürümenin eşit oranda etkili olduğu gözlemlenmiştir.

Yürüyerek konuşmak odaklanmamıza yardımcı olur çünkü elimizden düşürmediğimiz teknolojileri arkamızda bırakırız ve o ‘an’a konsantre oluruz. Konuştuğumuz kişinin sözlerine, mimiklerine, gerçekten ne demek istediğine odaklanabilir, birbirimizi anlayabiliriz.

2. Sağlıklı ve uzun ömürlü olmanızı sağlar

Sağlığınızı korumak için çaba harcadığınız yaşlara mı geldiniz? Sanırım otuzlarından sonra hepimizin ilgi alanı sağlığımızı korumak. Çoğu zaman çözüm önerisi basit, hem gününüzde kısa zaman alacak hem de fazla efor harcamanıza gerek olmadan yaşam kalitenizi yükseltecek bir aktiviteyle sağlıklı kalmak. Uzmanlara göre, yürüyüş bu aktivitelerin başında gelmekte.

► Günde 20 dakikalık kısa yürüyüşler erken ölüm riskini azaltır

Avrupa genelinde 334 binin üzerinde kadın ve erkeğin katıldığı, European Prospective Investigation into Cancer and Nutrition (EPIC) çalışmasında, 1992 ve 2000 yılları arasında araştırmacılar katılımcıların boy, kilo ve bel çevresi ölçülerini kaydetmiş. Aradan 12 yıl geçtikten sonra ise, katılımcılarla temasa geçilip sağlık durumları takip edilmiş ve 21 bin 438 katılımcının öldüğü ortaya çıkmış. Her gün kısa yürüyüşlerin yararı, çalışmaya katılan tamamen inaktif kişilerle günde ortalama 20 dakika yürüyenler arasındaki ölüm sayılarındaki farkla ortaya çıkmış: Kısa yürüyüşlerle 90 ila 110 kalori yakanların tamamının pasif gruba oranla erken ölüm riskini %16 ila 30 arasında azalttıkları gözlemlenmiş.

►Göğüs kanseri riskini minimize eder

Herhangi bir fiziksel aktivite içinde olmanın göğüs kanseri riskini hafiflettiği araştırmacıların kanıtlamış olduğu bir veri. American Cancer Society’nin çalışmasına göre, haftada yedi ve üzeri saat yürüyen kadınlarda göğüs kanseri görülme riski, üç saat ve daha az yürüyenlere göre %14 oranında daha az görülmekte (kilo problemi veya hormon tedavisi gören göğüs kanseri riski taşıyan kadınlarda bile).

►Eklem ağrılarını hafifletmekte

Birkaç çalışma yürümenin artrit kaynaklı ağrılara iyi geldiğini doğrulamakta. 10 km ve üzeri yürümenin artriti önleyebileceği görülüyor. Yürümek eklemleri korumakta: osteoartrite açık olan diz ve kalça bölgelerinin korunmasında düzenli yürüyüşlerin büyük etkisi olduğu görülmekte.

►Bağışıklık sistemini güçlendirmekte

Yürümek soğuk algınlığı ve grip gibi hastalıklardan korunmanıza yardımcı olmakta. Harvard Tıp Fakültesi’nin yayınladığı makaleye göre, günde 20 dakika yürüyen binin üzerinde kadın ve erkeğin katıldığı çalışma haftada bir kez egzersiz yapanlara kıyasla %43 daha az hastalık izni kullandıklarını göstermekte. Hastalandıkları takdirde de, daha kısa sürede toparlanmaktalar.

3. Zayıflarsınız

Nasıl kilo verebilirim diye düşündüğünüz, yaşam tarzınızı kökünden değiştirecek rejimlere bir türlü ayak uyduramadığınız dönemlerden mi geçiyorsunuz? Yürüyerek, ufak adımlarla sağlıklı bir yaşam tarzına geçebilirsiniz, ille de büyük değişikliklere gerek olmayabilir. Yürümek sadece hayatınıza hareket getirdiği için kilo vermeyeceksiniz. Yürümek egzersizin yanında, kilo alma genini engellediğinden ve tatlı aş ermenizi hafiflettiğinden kilo vermeniz kolaylaşacak.

►Kilo verme genine dur deyin

Harvard araştırmacılarının 12 bin insanda araştırdıkları 32 obezlik geninin günde bir saat yürüyen insanlarda daha az görüldüğü saptanmıştır.

►Tatlı zaafına son

Exeter Üniversitesi tarafından gerçekleştirilen bilimsel çalışmada 15 dakikalık yürüyüşlerin çikolata yeme isteğini baskıladığını ve de yenildiği takdirde yenilen miktarı azalttığını göstermekte. Bir diğer çalışma ise, yürümenin her türlü şekerli yiyecek atıştırma isteğini geçiştirmeye yardımcı olduğunu göstermekte.

4. Keyfiniz yerine gelsin, daha kolay rahatlayın

Sadece fiziksel sağlığınız değil, ruh sağlığınız için de yürümek yararlı. Özellikle de doğada, açık havada yapılan yürüyüşler ruh halimizi iyileştirmekte, dünyaya daha pozitif bakmamızı sağlamakta, stres düzeyimizi azaltmakta. Yürümenin bunca faydasını göz ardı etmeyin. Özel ve profesyonel yaşamınıza mümkün olduğunca yürüme araları koyun. Arkadaşlarınızla kahvaltı öncesi yarım saatlik doğa yürüyüşleri planlayın, iş arkadaşınızla yürüyerek toplanın, yürümeyi hayatınızın rutinine adapte edin. Durmayın, yürüyün!

Kaynak: www.dunya.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Zipf yasası nedir?

zipf yasası, zipf örnekleri, zipf, Manşet, george zipf

Birçok alanda biz farkında olmasak bile basit ve matematiksel bir düzen var. George Zipf, belli bir metindeki kelimelerin kullanım sıklığıyla ilgili bir desenin bulunduğunu yıllar önce ortaya koydu. İşte Zipf yasası olarak adlandırılan bu bulgunun anlamı ve tüm detayları…

Yaşamın İçinde Gizemli Bir Yasa: Zipf Yasası

Yaşadığımız dünyayı anlamaya ve ölçümlemeye çalıştıkça tesadüf eseri oluştuğunu düşündüğümüz şeylerde bile bir düzen olduğunu keşfediyoruz. Algıda seçicilik oluştukça bu düzen, pek çok defalar farklı formlarda karşımıza çıkabiliyor.

Harvard Üniversitesi’nde bir dil uzmanı olan George Zipf’in (1902-1950), 1932 yılında yayınladığı “Selected Studies of the Principle of Relative Frequency in Language” başlıklı makalesinde, hangi dilde yazılmış olursa olsun, belli bir metindeki kelimelerin kullanım sıklığıyla ilgili bir “desenin” bulunduğunu ortaya koydu.

Zipf’in bulgularına göre kelimeler kullanım sıklığına göre sıralandıklarında ilk sıradaki kelime, yani en sık kullanılan kelime, ikinci sıradaki kelimenin iki katı kadar kullanılıyordu.

Başka bir deyişle ikinci sıradaki kelime ilk sıradaki kelimenin yarısı kadar kullanılıyordu. Üçüncü sıradaki kelime ilk kelimenin üçte biri kadar, dördüncü sıradaki kelime ilk kelimenin dörtte biri kadar olacak şekilde bu düzen devam ediyordu.

Günümüzde bilgisayar yardımı ile çok sayıda dilde yazılmış yüzlerce eserdeki kelimeler incelendiğinde, Türkçe dahil bütün doğal dillerdeki eserlerin ortalama olarak bu yasaya uyduğu gösterildi.

Sıra-sıklık kuralı adını verdiğimiz bu kural, diğer alanlarda olduğu gibi ekonomi veya sosyal bilimlerde en dikkat çekici deneysel gerçeklerden birisidir. Zipf Yasası’nın başka sistemlerde de ortaya çıkması, bu durumu çok daha ilginç kılmakta.

Mesela 2004’te yapılan bir araştırmada, dünyadaki şehirler nüfusa göre sıralandığı zaman dünyadaki şehirlerin ortalama olarak Zipf Yasası’na uyduğu gösterildi. Bir ülkedeki en kalabalık şehrin nüfusu, yaklaşık olarak ikinci sıradaki şehrin nüfusunun iki katı kadar çıkıyordu.

İşin içine girdikçe ve araştırmalar arttıkça zaman gösterdi ki bu kanun daha pek çok yerde karşımıza çıkmakta.

İnternet siteleri aldıkları trafiğe göre, depremler büyüklüklerine göre, Ay’daki kraterler yarıçaplarına göre, şirketler gelirlerine göre, makaleler aldıkları atıfa göre sıralandıkları zaman, kişilerin aldıkları telefon adetleri, protein-protein etkileşimleri, savaşlarda ölen insanlara göre savaşlar sıralandıkları zaman hepsi şaşırtıcı bir şekilde bu gizemli Zipf Yasası’na uyar.

Ortak soru, peki ama neden olacaktır…

Nasıl oluyor da dil, şehir nüfusu, ya da yemek tariflerindeki malzemeler gibi birbiri ile alakasız karmaşık yapılar bu kadar basit bir matematiksel yasaya uymaktadır?

Konuşmak, yazışmak, yemek yapmak, bir yere göç etmek gibi eylemlerimiz nasıl oluyor da büyük resimde anlamlı bir denklemi takip etmektedir? Ne yazık ki bu soruların herkesçe kabul edilmiş bir cevabı mevcut değil.

Bazıları bu yasayı istatistikle açıklamaya çalışırken, bazıları da insan zihninin yapısına atıf yaparak açıklamaya çalışır. Bizce en mantıklı açıklama şu şekilde olabilir.

Zipf yasası Pareto dağılımına dayanmaktadır. Zipf yasası veya diğer adı ile zeta dağılımı sürekli Pareto dağılımının aralıklı dağılım karşılığıdır.

Olasılık kuramı ve istatistik bilim dallarında Pareto dağılımı birçok pratik uygulaması bulunan ve “küçük” bir nesnenin bir “büyük” nesneye dağılımında kararlılık elde edildiği hallerde kullanılan bir sürekli olasılık dağılımı veya bir güç kuramıdır. 80-20 oranı adı altında bilinmektedir.

İş dünyasında satılan ürünlerin %20’si şirket karının %80’ini oluşturur. Trafikte kazaların %80’ine sürücülerin %20’si sebep olur. Her yıl gösterime giren 300 filmden sadece 4 tanesi (yani %1.3’ü) bilet satışlarının %80’ini oluşturur ve örnekler bunun gibi uzayıp gidebilir.

Zipf Yasası birbirimizle iletişim kurma, ticaret yapma ve topluluk oluşturma yöntemlerimizi sağlama bağlayan temel bir toplumsal dinamik kuralın belki de sadece bir yönüdür.

Yazar: Sibel Çağlar
Kaynak: www.matematiksel.org

Okumaya devam et

MAKALE

İş yerinde istikrar ne kadar önemli?

performans, Manşet, iş yerinde istikrar, iş hayatı, çalışmak, çalışma süresi

Bir iş yerinde ne kadar süreyle çalışmak doğrudur? Çok iş değiştirmek mi yoksa uzun süre aynı iş yerinde çalışmak mı gerekir? Tüm bu soruların ideal bir cevabı var mıdır? İşte www.bbc.com sitesinin yanıtı…

Aynı işte ne kadar çalışmalı?

Bazıları bir işte sekiz ay çalıştıktan sonra ayrılmanın normal olduğunu, bazıları ise 18, 48, hatta 72 ay kalıp yeteneklerinizi kanıtlamanız gerektiğini söylüyor.

Bu konudaki farklı düşünceleri almak için Quora adlı paylaşım sitesine başvurduğumuzda karşılaştığımız cevapları şöyle özetleyebiliriz.

Yeni başladığınız işte ne kadar kalıp kalmayacağınızı belirleyen iki faktör vardır: O işten ne kadar öğrendiğiniz ve kariyeriniz için yaratabileceği fırsatlar.

İşinizi 8, 18, 48 ve 72 aylık dönemler halinde değerlendirmeniz salık veriliyor. İyi bir gerekçeniz olmadan yeni başladığınız bir işten 8 aydan önce ayrılmanız başarısızlık olarak algılanabilir; deneme süresinden ya da ilk performans değerlendirmesinden geçmediğiniz düşünülebilir.

Makul süre

Uzmanlar 18 ayın kabul edilebilir sosyal limit olduğunu, sizin en azından bir değerlendirme dönemini başarılı tamamladığınız anlamına geleceğini belirtiyor.

Performansınızın özellikle kötü olduğuna ya da yerinizde saydığınıza dair bir bilgi yoksa dört yıllık (48 ay) bir süre sizin için “tam not” demektir. Başarınız sürekli artış göstermiş ve en azından bir kez terfi etmişseniz iyi durumdasınız demektir. Bunların hiçbiri henüz olmamışsa iki yıl daha o işte kalıp bu eksikleri gidermek gerekir.

Altı yıl geçmiş ve hala terfi etmemiş ya da daha iyi bir projeye geçmemişseniz artık kaygılanma vakti gelmiş demektir. Altı yıl aynı mevkide kalmak kişinin yeterince hırslı ya da motivasyonlu olmadığının göstergesi olarak algılanır. En azından işten çıkarılmamış olmak da belki bir başarıdır, ama averajdır. Oysa terfi ettiğiniz sürece o işte istediğiniz kadar çalışabilirsiniz demektir.

İstikrarın önemi

İstikrar konusunda da söylenmesi gerekenler vardır. Çok yönlü bir ofis işinde ortalama bir insan en çok iki yılda her şeyi öğrenebilir. İşinizi çok iyi yapıyorsanız terfi edilirsiniz, edilmediyseniz de o işten nefret etmeniz ya da çok daha iyi başka bir fırsat çıkması halinde ancak ayrılmanız tavsiye edilir.

Fakat kısa sürede birçok kez iş değiştirmek de iyi karşılanan bir şey değildir. Çabuk sıkıldığınızın, işten çıkarıldığınızın ya da her an çalışma ekibinizi bırakmaya hazır olduğunuz şeklinde algılanabilir.

İstisnalar da var

Ama her durumda olduğu gibi burada da istisnalar olabilir. Quora’da verilen bir örnek şöyle: Her ikisi de sekiz yıllık tecrübeye, benzer eğitim düzeyine sahip iki aday aynı işe başvuruyor. Biri her işinde ikişer yıl kalarak dört iş değiştirmiş, diğeri ise iki ayrı işte dörder yıl çalışmış. Hangisini seçerdiniz?

Müdür, daha çok sayıda işte çalışarak farklı alanlarda tecrübe edinmiş birinci adayı seçmiş. Onun esneklik, tecrübe çeşitliliği ve uyum sağlama yeteneği sergilediğini düşünmüş.

Yani bir şirkette uzun süre çalışmış ve iş değiştirmek istiyorsanız önce orada somut bir başarı kaydettiğinizden emin olmalı, sonra yeni sorumluluklara hazır olduğunuzu göstermelisiniz.

Kalbinizin sesini dinleyin

Bazıları ise yaptığınız işi sevmiyorsanız ille de belli bir süre tamamlamanız gerektiğini düşünerek o işte kalmanın doğru olmadığını, kendi hayatınızı başkalarının belirlediği kurallara göre değil kendi kurallarınıza göre yaşamak gerektiğini söylüyor.

Yeni başvuracağınız işte önceki işinizden ayrılma nedeniniz sorulduğunda ise eski işinizden neden memnun olmadığınızı, bu işin neden farklı olduğunu anlatmanız, güçlü ve özgüvenli olduğunuzu göstermeniz yeterli olabilir.

Yazar: Maria Atanasov 
Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

Öğrenme sürecine yönelik kuramlar

öğretim kuramları, öğretim, öğrenme süreci, öğrenme, Manşet, eğitim

İnsan, doğduğu andan itibaren yaşamının her anında öğrenme eylemini gerçekleştirir. Tüm hayatımıza yayılan bu eylem üzerine birçok bilim insanı da araştırmalar yapmıştır. Bu araştırmalar sonucunda da öğrenme sürecine yönelik kuramlar geliştirmişlerdir. İşte o kuramların en popüler olanları…

Eğitim Denilince Akla Gelen 6 Önemli Öğretim Kuramı  

Öğrenme sürecine yönelik kuramlar uzun zamandır popülerliğini koruyor. Bu kuramlardan bazıları soyut olmaktan öteye geçemese de, aslında birçoğu günlük hayatta sınıf ortamında uygulanıyor. Öğretmenler, öğrencilerinin öğrenme çıktılarını geliştirmek için, kimisi onlarca yıl önce ortaya atılmış birden fazla kuramı birleştiriyorlar. İşte eğitim alanındaki en bilinen ve en popüler öğretim kuramlardan bazıları:

1 – Çoklu Zeka Kuramı

Howard Gardner tarafından geliştirilen çoklu zeka kuramı, insanların sekiz farklı zeka türüne sahip olabileceğini ileri sürüyor. Bu türleri; müziksel-ritmik, görsel-uzamsal, sözel-dilsel, bedensel-kinestetik, kişilerarası-sosyal, içsel ve doğacı-varoluşçu zeka olarak sıralayabiliriz. Bu sekiz zeka türü, kişilerin bilgileri farklı şekillerde işlediğini açıkça ortaya koyuyor. 

Çoklu zeka kuramı öğrenme ve pedagoji dünyasında devrim etkisi yarattı. Günümüzde de öğretmenlerin bazıları, sekiz zeka tipi temel alınarak oluşturulmuş ders programları kullanıyor. Dersler, her bir öğrencinin öğrenme stili ile uyuşacak teknikler kullanılarak tasarlanıyor. 

2 – Bloom Taksonomisi 

1956 yılında Benjamin Bloom tarafından geliştirilen Bloom taksonomisi, öğrenme hedeflerinin hiyerarşik olarak sıralandığı bir sınıflandırmadır. Bu model, kavramları karşılaştırmak ve kelimeleri tanımlamak gibi bireysel eğitim çalışmalarını altı farklı eğitimsel kategoriye ayırır: Bilgi, anlayış, uygulama, analiz, sentez ve değerlendirme. Bu altı kategori, karmaşıklık seviyesine göre düzenlenir.  

Bloom taksonomisi, eğitimcilere öğrenme konusunda iletişim kurmaları için ortak bir dil sağlar ve öğretmenlerin öğrencileri için net öğrenme hedefleri belirlemelerine yardımcı olur. Bununla birlikte, bazı eleştirmenler taksonominin öğrenme üzerine “yapay” bir sıralama uyguladığını ve davranış yönetimi gibi bazı önemli sınıf kavramlarını gözden kaçırdığını iddia ediyor.

3 – Yakınsal Gelişim Alanı ve Yönlendirici Destek

Lev Vygotsky, çok sayıda önemli pedagojik teori geliştirdi. Ancak sınıfla ilgili düşüncelerinden en önemli ikisi, Yakınsal Gelişim Alanı ve Yönlendirici Destek teorileri. 

Vygotsky’e göre, Yakınsal Gelişim Alanı bir öğrencinin tek başına başarıp başaramayacakları arasındaki kavramsal boşluktur. Vygotsky, öğretmenlerin öğrencilerini desteklemelerinin en etkili yolunun onların Yakınsal Gelişim Alanlarını belirlemek ve bu alanın ötesindeki görevleri başarmaları için onlarla birlikte çalışmaları olduğunu ileri sürüyor. Örneğin, öğretmen sınıfta okuma etkinliği için öğrencilerin kolaylıkla okuyabileceğinden biraz daha zorlayıcı bir hikaye seçebilir. Ardından, ders boyunca okuma ve anlama becerilerini geliştirmeleri için onları destekleyebilir ve teşvik edebilir. 

İkinci teori olan Yönlendirici Destek ise, her çocuğun yeteneklerinin en iyi şekilde sonuç vermesi için verilen desteğin seviyesini ayarlamak olarak tanımlanabilir. Örneğin, öğretmen sınıfa yeni bir matematik kavramını öğretirken öğrencilere önce tamamlamaları gereken görevin tüm adımlarını açıklar. Öğrenciler konuyu daha iyi anlamaya başladıkça öğretmen de verdiği desteği yavaş yavaş azaltır. Görevin her adımında öğrenciyi bilgilendirmek yerine yalnızca gerekli yerlerde hatırlatmalar yaparak öğrencinin görevi kendi başına tamamlamasını sağlar.

4 – Şema ve Yapılandırmacı (Oluşturmacı) Teori

Jean Piaget’nin şema teorisine göre, öğrencilerin varolan bilgileri sayesinde öğrendikleri yeni bilgi daha derin bir anlam kazanıyor. Bu teori, öğretmenleri derse başlamadan önce öğrencilerinin önceden bildikleri hakkında düşünmeye davet ediyor. Aslında bu birçok sınıfta her gün gözlemlenen bir durum; neredeyse her öğretmen derse başlamadan önce öğrencilerine belirli bir konuyla ilgili ne bildiklerini sorar.

Piaget’in bireylerin eylem ve deneyim yoluyla anlam inşa ettiklerini ifade eden yapılandırmacılık teorisi bugün okullarda önemli bir rol oynamaktadır. Yapılandırmacı sınıf, öğrencilerin bilgiyi pasif bir şekilde özümsemekten ziyade yaparak öğrendikleri sınıftır. Yapılandırmacılık, çocukların günlerini uygulamalı faaliyetlerde bulunarak geçirdikleri erken çocukluk eğitim programlarının birçoğunda yer alır.

5 – Davranışçılık

B.F. Skinner tarafından ortaya konan davranışçılık, tüm davranışların harici bir uyarana verilmiş bir tepki olduğunu ileri süren bir dizi teoridir. Sınıfta davranışçılık; ödül, övgü ve hediye gibi olumlu teşvikler sayesinde öğrencilerin öğrenme ve davranışlarının gelişeceği teorisidir. Davranışçı teori, olumsuz teşvikin – diğer bir deyişle cezanın – bir çocuğun istenmeyen davranışları durdurmasına neden olacağını da ileri sürer. Skinner’a göre, bu tekrarlanan teşvik teknikleri davranışı şekillendirebilir ve öğrenme çıktılarını geliştirebilir. Davranış teorisi, öğrencilerin iç zihinsel durumlarını göz ardı etmesi ve bazen de rüşvet veya baskı görünümü yaratması nedeniyle sık sık eleştirilir. 

6 – Spiral (Sarmal) Programlama

Sarmal programlama teorisi, Jerome Bruner tarafından geliştirilen ve çocukların yaşa uygun bir şekilde sunulması şartıyla şaşırtıcı derecede zorlu konuları ve sorunları anlayabileceklerini iddia eden teoridir. Bruner, öğretmenlerin konuları her yıl yeniden gözden geçirmelerini (sarmal fikri buradan geliyor) ve programa biraz daha karmaşıklık ve ayrıntı eklemelerini öneriyor. Spiral bir programa ulaşmak, okuldaki öğretmenlerin programlarını iş birliği içinde hazırladıkları ve öğrencileri için uzun vadeli ve çok yıllı öğrenme hedefleri belirledikleri; eğitime kurumsal bir yaklaşımı benimsemiş bir okul ortamı gerektirir.

Kaynak: www.egitimpedia.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER11 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND