Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Yurt dışında dil eğitimi

ICEP burs vakfının yurt dışına gidecekler için hazırladığı eğitim rehberi…

YURT DIŞINDA DİL EĞİTİMİ

Yüksek öğrenimde bir okulu başarılı bir şekilde tamamlayabilir, hatta aldığınız eğitim alanında çok iyi bir bilgi birikimine sahip olabilirsiniz.

Ancak eğer yabancı diliniz yeterince iyi değilse, iş bulma şansınız çok düşüktür. Buna ek olarak, aldığınız eğitim ile ilgili bir çok kaynağın yabancı dilde yayınlanmış olması da, zamanında teknolojik gelişmeleri takip edebilmeniz açısından yabancı dil bilmenizi zorunlu kılmaktadır.

Dil eğitimi, sabır isteyen ve zorlukları olan bir eğitimdir. Dünyanın en iyi dil okuluna da gitseniz, özel öğretmenlerden ders dahi alsanız, eğer sabırlı ve kararlı değilseniz, yabancı dil öğrenemezsiniz. Dil öğreniminde, mutlak başarı için günü gününe çalışmak ve Türkçeden uzak kalmak gerektiğini unutmayın.

Yabancı bir dilin en kolay öğrenilebileceği yer , hiç kuşkusuz o dilin konuşulduğu ülkedir. Elbetteki, Türkiyede alacağınız dil eğitimi ile de bir şeyler öğrenebilirsiniz ancak bunun süresi doğal olarak biraz daha uzun olacaktır.

Yurtdışında Dil Eğitiminin Maddi Külfeti

Yurtdışında dil eğitimi almaya karar vermek, bunu gerçekleştirmek için tek başına yeterli değildir. Yurtdışı eğitime karar veriyorsanız, her şeyden önce yeterli bütçenizin olduğuna emin olmalı, yurtdışında yaşamanın pahalı ve masraflı olduğunun düşünerek, yurtdışı eğitimi için gerçekçi bütçe ayırmalısınız.

Ortalama bir dil eğitimi için ayda en az 1000-1500 dolar arası bir harcamanın gerekebileceğini önceden iyice düşünmelisiniz.

Yurtdışı hayallerinizde her zaman gerçekçi olun, maddi olanağınız yeterli değilse zamanınızı yurtdışı hayali kurarak boşuna harcamayın, uyanık olun ve her türlü fırsatı değerlendirin. Herkesin yaptığından farklı davranın. Tek bir konuya yoğunlaşmayın. Örneğin; maddi olanağınız yoksa zamanınızı burs bulma hayallerine veya yetersiz kaynaklar ile bir şeyler aramaya harcamayın. Bunlar, şans oyunlarından para kazanma hayallerine benzer, yıllarınızı gerçekçi işler yapmak yerine hayallerle harcamış olursunuz.

Paranız yeterli değilse İngiltere, Avustralya, Yeni Zelanda gibi ülkelerdeki çalışarak öğrenim yollarını araştırmaya koyulun veya en azından yabancı bir dili Türkiyede öğrenmek için ciddi girişimlerde bulunun. Kitaplardan öğrenmeye veya seçilmiş özel dershanelerdeki dil kurslarına katılmaya çalışın.

Dil Öğrenmede Gerçekçi Olun

Yurtdışında daha önce dil eğitimi almış olanlar çok iyi bilirler. Türkiyede hemen her öğrencinin, yurtdışında dil öğrenmenin çok kolay ve kısa sürede gerçekleştiği konusunda yaygın ama yanlış düşüncesi vardır. Gerçekler ne kadar yalın şekilde anlatılırsa anlatılsın, öğrencilerin bu düşüncesini değiştirmek mümkün olmamaktadır, ta ki kendileri yurtdışında aynı deneyimi yaşayıp gerçeklerle yüzleşene kadar.

Dil öğrenmenin uzun, yorucu, sıkıcı ve zor bir uğraş olduğu, bir kaç ayda bunu gerçekleştirmenin mümkün olmadığı söylendiğinde, öğrencilerin verdikleri cevap her zaman aynı olmaktadır: Benim gramerim ve temelim çok iyi, bir kaç ay bana yeterli olacaktır.

Burada, seviyenizin ne olduğunun önemli olmadığını hatırlatmakta yarar görüyoruz. Dil eğitiminde dilin başlangıç kısmını öğrenmek çok kolaydır, seviye ilerledikçe öğrenme süresi buna paralel olarak uzamaktadır. İngilizceyi hiç bilmeyen bir kişi, seviyesini orta düzeye getirmek için ortalama 6 aya ihtiyaç duyar ancak İngilizceyi orta düzeyde bilen birinin seviyesini iyi düzeye getirmesi 8-9 ay gibi bir zaman alır. Her ne kadar inanmasanız dahi kendinizi bu gerçeğe hazırlamalısınız.

ICEP Yurtdışı Eğitimin, dil öğrenmede zaman çizelgesini gösteren web sayfasında, bu durum çok çarpıcı bir şekilde özetlenmiştir.

Dil Öğrenmenin İpuçları

Altın kural: Türkçeden uzak durun.
Sanıldığının aksine dil öğrenmenin en iyi yolu o dilin konuşulduğu ülkede yaşamak değildir. Dil öğrenmenin en iyi yolu, bol miktarda pratik yapmaktan geçer. Bodrum, Marmaris, Antalya gibi turistik yerlerdeki esnafın, hatta küçük yaşlardaki çocukların çok iyi yabancı dil konuşabilmesinin nedeni, onların yurtdışında yaşıyor ve yurtdışında dil eğitimi alıyor olmaları değildir, yabancı dili turistler ile çok fazla pratik yapmalarıdır.

Kendinize her zaman bu şekilde çok pratik yapacak bir ortam yaratamıyor olabilirsiniz. O zaman yurtdışına çıkmayı düşünebilirsiniz, ancak yurtdışına çıkarken zihninizi ve düşüncelerinizi Türkiyede bırakmalısınız. Türkiyeyi ve Türkçeyi de yurtdışına çıkarır, yurtdışında yabancılar ile beraber olup bol pratik yapmak yerine Türkler ile beraber olup sürekli Türkçe pratik yaparsanız, sadece ana dilinizi zenginleştirmek dışında pek bir şey yapmamış olursunuz.

Her zaman aklınızı kullanın. Genç bir birey olarak kısa zamanda çok şeyler başarmanız gerektiğini unutmayın, zamanınızı her zaman en verimli şekilde değerlendirin, amacınızı duygularınıza feda etmeyin. Dil eğitimi için yurtdışında kaldığınız her anın değerini çok iyi bilin ve elinizden geldiğinin de ötesini yapıp, bol pratik yapma yollarını araştırın. Arkadaşlarınızı yabancılardan seçin, yabancıların bulunduğu ortamlarda bulunmaya çalışın.

Algılama
Dil eğitiminde en önemli kural, öğrenmeye çalıştığınız dili o dilde düşünerek anlamanızdır. Size yabancı dilde söylenen bir kelimeyi, aklınızdan önce Türkçeye çevirip, cevabını Türkçe olarak kurup sonra bunu yabancı dile çevirmek size öğrenmede zaman kaybettirir. Bunun yerine, örneğin size İngilizcede Water (su) kelimesi söylendiğinde bunu zihninizde Türkçeye SU olarak çevirmeyin, bunun yerine WATERı water olarak kabul edin ve size water denildiğinde zihninizde bir bardak suyu canlandırın.

Her öğrendiğiniz kelimeyi Türkçeye çevirmek yerine, zihninizde onu anlamını taşıyan bir olay veya nesne ile özdeşleştirin.

Sabırlı olun!
Bir kaç ayda dilinizi ilerletemediğinizi gördüğünüzde, sizi o dil okuluna gönderen aracı kurumu veya eğitim aldığınız dil okulunu suçlamayın. Dilin bir kaç ayda öğrenilmesinin kolay olmadığını hatırlayın, sabırla eğitiminize devam edin.

Uzun süreli kalış, her gün az ders
Bir çok dil okulunda yoğun eğitimle kısa zamanda dil öğren sloganına rastlarsınız. Doğaldır ki, her dil okulu para kazanmak ister, sizin ne kadar yoğun eğitim almanız o kadar fazla para ödemeniz anlamındadır. Bu fırsatı da dil okulları kaçırmak istemez. Size olası en yoğun eğitim önerilir.

Ancak, her zaman edindiğimiz tecrübe, eğitiminizi ne kadar yoğun alırsanız alın, bunun öğrenme sürenizi etkilemediği olmuştur. Zaten yabancı bir ülkede sizin ihtiyaç duyduğunuz şey bol pratik yapmak değil midir? O halde neden okul dışında sokakta pratik yapmak dururken dil okuluna boşu boşuna fazladan para ödeyesiniz?

Daha fazla günlük ders alıp daha kısa süre kalacağınıza, daha az günlük ders alıp, o ülkede daha uzun süre kalmanız sizin yararınızadır. Edinburgh Dükünün eğitim sistemini uygulayan İngiliz dil okulları da bu konuda hem fikirdir ve kanıtlanmış eğitim deneyleri, öğrencinin günde en fazla 3 – 4 saat ders almasını uygun görür. Günde 3-4 saatten daha uzun süreli eğitimlerde, öğrencinin başarısı düşmektedir. Bunun en belirgin nedeni, ilk 3-4 saatten sonra öğrencinin dikkatinin dağılmasıdır.

Zamanınızı bir dil okulunda kapalı bir ortamda sıkıcı derslerle geçirmek yerine, dışarı çıkıp arkadaşlarınız ile sohbet ederek, gezip dolaşarak, alışveriş yaparak geçirmeniz size daha çok şey öğretecektir. Üstelik dil okuluna vereceğiniz fazladan paranız da cebinizde kalacaktır.

Bir dil okulu seçimi

Öncelikle, ne tür bir dil okulunun size daha uygun olacağını belirlemeniz yerinde olacaktır. Bu sizi biraz strese sokabilir ancak yüklü miktarda bir para harcayacağınız böyle bir programın sonucunda alacağınız verim daha önemlidir.

Her şeyden önce, bir dil okuluna gitme aşamasında, doğrudan dil okulları ile temasa geçme yerine bu okulların Türkiyedeki temsilcileri ile görüşmelisiniz.

Türkiyede yurtdışı eğitim danışmanlığı görevini profesyonelce yapan yeterince şirket vardır. Bunlar, sizin her türlü ihtiyacınıza yönelik en uygun çözümleri üreteceklerdir.

Neden bir yurtdışı eğitim danışmanlık firmasını seçmelisiniz?

Bunun bir çok nedeni vardır:

1. Profesyonel yardım
Yurtdışı eğitim danışmanlığı hizmeti sunan güvenilir firmalar, her zaman sizin ihtiyaç duyacağınız konulara uygun çözümler üretirler.

2. Vize işlemlerinde kolaylık
Yurtdışı eğitim danışmanlığı firmaları, vize işlemlerinde işini çok iyi bilen profesyonel kadrolara sahiptir. Bunlar sizin vizeye tam olarak hazırlanmanızı ve eksiksiz başvurmanızı sağlarlar.

3. Ücretsiz danışmanlık
Bir dil okuluna doğrudan başvurmak ile bunu bir eğitim danışmanlığı firması aracılığı ile yapmak arasında maddi anlamda hiç bir fark yoktur. Yurtdışı eğitim danışmanlığı firmaları sizden sundukları hizmet için ekstra ücret almazlar. Bunlar ücretlerini öğrenci gönderdikleri okuldan alırlar.

Başvuru Adresleri

ICEP Vakfı sadece Başbakanlık, Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Vakıflar Bankası çalışanları ile 657 sayılı devlet memuru kanununa tabi kişilere, eş ve çocuklarına hizmet vermektedir. Bu durumda olanlardan yurtdışındaki dil okullarına başvurmak isteyenler doğrudan ICEP Vakfına email ile başvurup, randevu alabilirler: info@icep.org.tr

Yukarıda sayılanlar arasında yer almayan bireysel başvurucular, aşağıda adreslerini verdiğimiz ICEP Vakfının iktisadi teşekkülü ICEP Yurtdışı Eğitim hizmetleri ofislerine veya güvenilir bulduğumuz aşağıdaki yurtdışı eğitim danışmanlığı firmalarına başvurmalıdır:

ICEP Yurtdışı Eğitim Hizmetleri Istanbul Şb.
Barbaros Cd 41B K.1 D.2
Beşiktaş-İstanbul
Tel: (0212) 258 18 12

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND