Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Yükselen değer: Politik liderlik!

“Politik liderlik” son dönemin yükselen değeri. Bu durumun bilincinde olan liderler sorunları kazan-kazan formülü ile çözmeyi tercih ediyor. Anket sonuçlarına göre politik olmak verimliliği artırıp çatışmaları önlüyor. İşte politik liderlik konusunda bilinmesi gerekenler…

Politik olan yükseliyor

 
 
 
“Politik liderlik” son dönemin en önemli gerçeği…

Liderler de bu durumun bilincinde… Bu nedenle şirket politikalarını belirlemekle işe başlıyor, tüm takımı bu politikalar etrafında birleştirip, önemsiz konularla uğraşmayı bırakıyorlar. Paydaşlarıyla yaşadıkları çatışmaları ise kazan-kazan formülüyle çözmeyi tercih ediyorlar. Yönetim guruları da politik liderliğin son dönemde başarı yakalamada anahtar rol oynadığı görüşünde Capital’in yenibiris.com’la, 3 bin 508 kişinin katılımıyla gerçekleştirdiği anket de bu sapmayı destekliyor.. Anket sonuçlarına göre politik olmak verimliliği artırıp çatışmaları önlüyor. Polit  liderlerin yönettiği şirketler ise sektörlerinde daha rekabetçi ve başarılı oluyor. Apple’ın CEO’su Tim Cook, iş dünyasının etkili ve başarılı liderlerinden biri… Uzun yıllar egosunu ve tüm çatışmaları bir kenara koyarak Steve Jobs’un yanında çalışmayı başardı. Sabırla liderlik yeteneklerini ve özgüvenini geliştirdi, bir sonraki CEO oldu.

Ünlü yönetim uzmanı Peter Fisk’e göre, zirveye çıkmış birçok başarılı lider gibi Cook da politik liderlik özelliklerini kullanarak diğer insanların gücüyle yaşamasını biliyor ancak zamanı gelince kendi gücüyle diğerlerini de etkileyebiliyor. Fisk, “Bu alçakgönüllülük ve işbirliğini ortaya koyma özelliklerinin yanında lider ve özgün bir kişilik olabilmek, büyük şirketlerin gelecek CEO’ları için oldukça kritik özellikler” diyor. Yönetim terminolojisinde “politik olmak”, şirket içinde ve dışında network oluşturmak, ilişki geliştirmek anlamına geliyor. Çoğu zaman iş dünyasında özel bir etki yaratan politik özellikleri güçlü liderler, güvene ve saygıya dayalı ilişki kurmayı biliyor, paydaşlarıyla yaşadıkları çatışmaları kazan-kazan formülüyle çözüyorlar. Çatışmaların geri dönülmez bir kısır döngüye girerek şiddetlenmesine fırsat vermiyor, problem odaklı düşünüp, ne olursa olsun karşısındakinin itibarını koruyorlar. Karşılığında da ihtiyaç duydukları bilgi ve desteği alıyorlar. Dünyanın en itibarlı yönetim guruları da kişilerin politik yeteneklerinin hem kendileri hem şirketleri için başarıyı elde etmede anahtar rol oynadığını savunuyor. Ünlü yönetim gurusu Jeffrey Pfeffer, “Politik liderler şirketlerinin ihtiyacı olan uzmanlıkla, herkesin faydasına olacak birtakım unsurları ustalıkla bir araya getirdiklerinde başarı da geliyor. Bunun tersine, bazen de politik yeteneklerin eksikliğinden dolayı gelecek vaat eden bir kariyer sendeleyebiliyor” diyor.

Kariyer için anahtar
İş dünyasında bugüne kadar politik olmanın algısı çok da olumlu değildi. Hatta çoğu zaman kendi çıkarları için başkalarına dürüst olmamakla karıştırıldı. Ancak Pfeffer, “Böyle düşünenler daha fazla yanılamazlar” diyor, ardından da ekliyor: “Politik olmak işte kazan-kazan sonucunu doğuran çok önemli bir vasıf. Kişiler sadece işte gösterdikleri performansla değil aynı zamanda kurdukları doğru ve dengeli iletişimle başarıyı yakalayabilir.” Msearch INAC Kurucu Başkanı Ali Midillili de politik liderlerin katılımcı yönüne dikkat çekiyor. “Hedefi çalışanları ile paylaşıyor, kendilerini bekleyen tehdit ve fırsatlara yönelik kurum stratejisi doğrultusunda onların desteğini istiyorlar. Sürekli ekiplerini motive ediyorlar” diyor.

Amrop International Türkiye Yönetici Ortağı Dr. Yeşim Todik Akiş de politik olmanın değişik paydaşlarla ilişkileri yönetmek anlamına geldiğinde başarı için olmazsa olmaz olduğunu söylüyor. PWC İnsan Kaynakları Hizmetleri Direktörü Murat Demiroğlu ise politik liderlerin çoklu paydaş yönetiminde çok iyi olduklarını ifade ediyor. Sadece sermayedarın yanında değil, çalışanların, müşteri ve iş ortaklarını da gözeterek hareket edebildiklerini anlatıyor. “Karşı karşıya kalmaktansa omuz omuza vermeyi, işbirliği ortamı yaratarak ortak akıl ve çıkara odaklanmayı sağlayabiliyorlar” diye konuşuyor. Capital’in yenibiris.com 
sitesi üzerinden 3 bin 508 kişinin katılımıyla gerçekleştirdiği ortak çalışma da bu durumu gözler önüne seriyor. Anket sonuçlarına göre iş yerinde politik olmak ilişkileri iyi yönetmek, stratejik olmak ve çıkarları gözetmek anlamına geliyor. Politik olmanın iş yerinde verimliliği artırdığı ve çatışmaları önlediği kanısı hakim. Ankete katılanların yüzde 62,1’i bu görüşte. Politik liderlerin yönettiği şirketlerin sektörlerinde daha rekabetçi ve başarılı olduğuna yönelik güçlü bir algı da var. Anketin katılımcıları da yüzde 71,5 oranında bu algıyı paylaştığını ifade ediyor.

Şirketteki sosyal dinamikler
Kariyer basamaklarını tırmanmak için de şirket politikalarında başarılı olmak gerekiyor. Ankete katılanların yüzde 77’si de politik olmanın başarılı bir kariyer için anahtar kriter olduğunu düşünüyor. Türk iş dünyasında başarılı politik liderlerin, şirket politikalarının önemini anlamasıyla başarıyı yakaladıkları görülüyor. Sofra Grubu CEO’su Yaşar Büyükçetin, kariyerinin ilk başlarında şirket genel politikalarıyla ciddi şekilde mücadele ettiğini itiraf ediyor. “Bazı politikaların değiştirilmesi gerektiğini düşünüyordum” diyen Büyükçetin, sonrasında neler olduğunu da şöyle anlatıyor: “Ancak, zaman gösteriyor ki bu politikaların arkasında gerçekten ciddi bir deneyim yatıyor ve uygulandığında hedefe çok daha kolay ulaşıyorsunuz. Şirket politikalarını anlayıp uyguladığımız zaman zirve çok daha kolay.” CEVA Türkiye ve Balkanlar Genel Müdürü Aslan Uzun da kariyerinin ilk dönemlerinde, kendisine kılavuzluk yapacak olan şirket politikaları ile tanıştığını belirtiyor. “Bunun önemini kavradığım gün yöneticiliğe ilk adımı attığımı düşünüyorum” diyor. İpragaz Genel Müdürü Selim Şiper de “Eğer iş hayatına atılırken, şirket politikalarının yani, vizyon, misyon, ortak değerler ve stratejilerinin farkında değilseniz, baştan kayıptasınız demektir” diye konuşuyor.

Ne zaman politıkleşiyorlar?
Politik liderlik özelliklerini kazanma sürecine gelince… Uzmanlara göre, yükselişteki yöneticiler kariyerlerinde 2 kez organizasyon yönetmelerine fırsat veren büyük testlerle karşılaşıyor. İlk test kariyerlerinin 5 ya da 7’nci yılından sonra geliyor. Bu dönemde kişiler kendi bireysel performanslarından çok etrafındaki insanlar üzerinden ne başarabileceklerini görebilecek sorumluluklar almaya başlıyor.

İkinci test ise genellikle kariyerlerinin 15-20’nci yılında karşılarına çıkıyor. Yönetim danışmanı Bonnie Wentworth’a göre, bu dönemde kişiler daha üst rollere tırmanıp, daha fazla görünürlük kazanıyor. Bu noktada da Wentworth, “İlerleyen yıllarda kişilerin hatalar için daha az şansı var. Teknik yetenekleri de başarılı bir kariyer için fazlasıyla gereksiz hale gelmiş oluyor” sözleriyle duruma açıklık getiriyor. Murat Demiroğlu da tepe yönetime doğru ilerledikçe, işlerden ziyade rollerin tanımlı olduğu, değişen koşullara uyum sağlamanın gerektiği noktada politik liderlik özelliklerine ihtiyaç duyulduğunu belirtiyor. “Politik olmak pek çok konuda karar alma, çok çeşitli kişi ve gruplardan hesap sorma ve hesap verme arttıkça daha fazla önem kazanır” diyor.

En politik lider kent
Türk iş liderleri arasında politik liderlik özellikleriyle en çok ön plana çıkan isim uzmanlara göre Coca-Cola CEO’su Muhtar Kent. Hatta bir uzman, “Sadece Türkiye’de değil, dünyada network kullanma ve insanlarla samimi şekilde ilgilenme konusunda bence en iyi ‘benchmark’ Muhtar Kent’tir. Kendisinin dünyanın en büyük iki ekonomisi arasındaki iş ilişkilerini geliştirmeye odaklı Amerika-Çin İş Konseyi Başkanı da seçildiğini özellikle vurgulamak isterim” diyor. Türkiye’nin alanında lider şirketlerinin yanı sıra dev kuruluşları çatısı altında toplayan holdinglerinin yöneticileri de politik liderler arasında gösteriliyor. Koç Holding CEO’su Turgay Durak, Turkcell CEO’su Süreyya Ciliv, Garanti Bankası Genel Müdürü Ergun Özen, Unilever Türkiye CEO’su İzzet Karaca ve P&G Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Saffet Karpat politik liderler listesinin en başarılı isimleri arasında sıralanıyor. Bir yönetim uzmanı Koç Holding CEO’su Turgay Durak’ı Ford gibi bir dünya devinin ve Koç gibi yerel bir devin tüm iç politika virajlarını dönmeyi başardığı için çok başarılı bulduğunu ifade ediyor. “Bu virajlardan sağ çıkmak bir mühendis için kolay değildir” diye de ekliyor. Bir başka uzman da Turkcell CEO’su Süreyya Ciliv’in politik liderler arenasında ön saflarda yer aldığını belirtiyor. Nedenlerini de şöyle sıralıyor: “Çok karışık ve kaotik bir ortaklık yapısını, yönetim kuruluna rağmen yönetiyor. Şirketin başında yara almadan gidiyor.”

Çok uluslu şirket avantajı
Uzmanlara göre uluslararası şirketlerde çalışan yöneticilerin politik liderlik özelliği sergileyebilmesi daha kolay. Egon Zehnder International Yönetici Ortağı Murat Yeşildere, çok uluslu şirketlerin çalışma sisteminin daha politik ve diplomatik liderlik özellikleri gerektirdiğini belirtiyor. “Çünkü onların sistemlerinde birden çok patron var. Oradaki sistem bir şekilde yöneticiyi disipline ediyor. Orada daha çok politik ve diplomat liderler çalışıyor. Bu bir gereksinim, başka şekilde ilerleme şansınız yok. Örneğin Türkiye’deki lokal şirketlerde egoyu pompalayan, merkezi karar verme güdüsü olan bir sistem varken, uluslararası şirketlerde isteseniz de bunu uygulayamazsınız.

Çünkü hep daha iyi bilen birileri vardır. Belli kararların ortak düşünülerek ve pazarlık yapılarak verilmesi isteniyor. Yöneticiler her cephede savaşmak yerine öncelikli cephelerde diplomasi yapıyor, gri tonlar burada devreye giriyor” diyor.Unilever ve P&G gibi çok uluslu şirketlerin üst düzey yöneticileri de politik liderlik özellikleriyle dikkat çekiyor. Uzmanlar bu durumun çok doğal olduğunu ifade ediyor. Özellikle çok uluslu yapılarda yıllar boyu lider olmayı başaran bu isimlerin, bu başarıyı gösterebilmelerinin nedenini de çok sıkı politik liderlik özelliklerine sahip olmalarına bağlıyorlar.


Giderek önemi artıyor

Son dönemde politik olmanın önemi de giderek artıyor. Yenibiris.com’un Capital için gerçekleştirdiği anket de bu durumu doğruluyor. Katılımcıların yüzde 90,3’ü de bu yönde görüş belirtiyor. Peki politik olmak neden daha önemli hale geldi? Anket bu soruya da yanıt veriyor. Katılımcıların yüzde 31,8’i artık direkt olmanın fayda sağlamadığını bazı konularda politik olmayı bilmek gerektiğini düşünüyor. Yüzde 22,5’i “Gereksiz konularda kavga etmek yerine politik olmak kazandırıyor” diyor. Yüzde 20,1’lik bir oran da iş yerinde rekabetin eskisinden daha çetin hale gelmesi nedeniyle politik olmanın öneminin arttığını ifade ediyor. “Yeni dönemde güç kazanmak için politik olmak da gerekli” diyenlerin oranı da yüzde 16,5. Murat Yeşildere’ye göre de önümüzdeki dönemde liderlerin egoya kapılmadan mütevazı olabilmeyi bilmeleri gerekiyor. Yeşildere, “Aksi takdirde tepedeki iletişim ve işbirliği çok zorlaşıyor” diyor. Murat Demiroğlu, günümüz iş ortamında kişisel network’ün artan önem ve etkisinin farkında olunması gerektiğini belirtiyor. “Çalışanlar, güvenilirlik, hesap verebilirlik, sorumluluk tarzı değerlerin hayattaki yerini ve kullanımını ne kadar erken fark ederlerse o kadar yol kat edebilirler” diye konuşuyor. 


KARİYERİN 4 BASAMAĞI
DAVE ULRİCH / YÖNETİM GURUSU
TEKNİK BİLGİ YETMİYOR 

Kariyerde politik olmanın 4 basamağı olur. İlk basamak öğrenmek. Burada çalışanlar politik işaretleri okumayı öğrenir, şirket politikalarını ve organizasyon yapısını tanırlar. İkinci aşamada başarılı olmak için sadece bir konuda teknik bilginin yeterli olmadığını fark ederler. Başarının aynı zamanda kültürel ve politik hassasiyetleri de barındırdığını anlarlar.
ANAHTAR NOKTADAKİLER 
Böylelikle anahtar noktadaki karar alıcılarla nasıl iletişime geçmeleri ve bağ kurmaları gerektiğini öğrenirler. Üçüncü aşama yönetim seviyesinde olur. Burada diğerlerini yönetmek ve lider olarak saygı kazanmak için politik networkler oluşturulması gerekir.

YÖN VEREN POZİSYON 
Dördüncü basamak ise geleceğe yön veren pozisyon. Burada yöneticilerin organizasyonun politik ve kültürel gerçekliklerini fark etmesi şart. Sadece kurum içindeki politik konuları değil, denetim, tedarikçi, müşteriler, yatırımcılar ve toplumla ilgili politik konulara da hakim olmaları gerekir. Tüm bunları gerçekleştiren liderler politik liderlik açısından başarılı bir noktaya ulaşır.
BAŞARİ İÇİN 3 UNSUR 
Bugünün iş dünyasında politik olmak geçmişe kıyasla daha da önemli. Bugün başarılı olabilmek için 3 unsur gerekiyor. Bunlardan birincisi teknik uzmanlık, yani yapılan işle ilgili derin bir bilgi ya da bilgiye ulaşım. İkincisi kültürel hassasiyet, üçüncüsü de politik olmak. Burada diğer insanlarla çalışmak ve gerekli desteği almak çok önemli.

“BASKIYI SÜNGER GİBİ EMERLER”
MURAT YEŞİLDERE / EGON ZEHNDER INTERNATIONAL YÖNETİCİ ORTAĞI

DİPLOMATLAR 
Ben politik liderleri daha çok diplomat liderler olarak tanımlamayı tercih ediyorum. Bu liderler içerde çalışılabilir bir ortam sağlıyor, değişik taraflardan gelen baskıyı sünger gibi emebiliyor.

MUTEVAZILER 
Diplomat liderlerin en önemli özellikleri mütevazi olmaları. Karşı tarafa baskıcı bir egoyla yaklaşmazlar. Ortak akla bağlı çalışırlar. Toplumun etrafındaki paydaşlardan network oluşturur, sonra bunu çalıştırmak için kişisel bir gayret sarf ederler.

BİREYSEL DEĞİLLER GRİ TONLAR 

Türkiye’de ise işbirlikçi münazara kültürü yeterince gelişmiş değil. Bizde kararlar siyahta veya beyazda oluşuyor. Ortak payda olan gri tonlarda buluşulamıyor. Bu sebeple hep masada birileri kaybettiğini düşünüyor, kendini kötü hissediyor.

GEREKSİZ MÜCADELE

Bu da gereksiz mücadele ve güç savaşına girmeye neden oluyor. Oysa ortak bir şeyler yapma motivasyonu olsa iş kolaylaşacak. Diplomat liderler işte bu noktada farklarını ortaya koyuyor. Gri tonlarda buluşmayı biliyorlar.

NASIL ÇALIŞIYORLAR ?
İYİ LİDERİN TANIMI 
Sofra Grubu CEO’su Yaşar Büyükçetin, günümüz dünyasında şirket dinamiklerini yönetmenin 2 yolu olduğunu düşünüyor. Bunları “duygusal dinamikler ile bilimsel ve de nedensel dinamikler” olarak açıklıyor. Hiçbir şirketin yalnızca matematiğe dayanarak yönetilemeyeceğini de belirten Büyükçetin, “Zamanın şartlarına ve duruma göre çok iyi bir karışım yapmanız gerekiyor. Aslında bence bu yönetici ve iyi bir lider olabilmenin tanımı” diyor.
“SEZİNLERSİNİZ” 
İpragaz Genel Müdürü Selim Şiper, şirket dinamiklerini “Elle tutulmaz, gözle görülmez bir bulut gibidir. Adeta havaya asılı kalmıştır. Görmez, duymaz ama sezinlersiniz. İçgüdüsel olarak bu esintiye, eğilime göre vaziyet alırsınız” sözleriyle tanımlıyor. Şirket içinde fikir ayrılıklarını ve çatışmaları nasıl yönettiğini şöyle anlatıyor, “Ben, direkt olarak sorunlara veya fikir ayrılıklarına müdahil olmak yerine, bir nevi koçluk ederek, tarafların kendi aralarında anlaşmalarını sağlamaya gayret ederim. Gerekirse kendimi müşterek hedef haline getirmek pahasına, esasen onların aynı gemide olduklarını hissettirmeye çalışırım.”

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND