Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Yoksa siz de işinden bıkanlardan mısınız?

İşinden bıkanlar ordusu katlanarak büyümeye devam ediyor. Peki neden işimizden bıkıyoruz? Başarı uzmanı ve yazar Mümin Sekman, gündelik hayatta işten bıkmanın başarı literatüründeki karşılığının ‘hedonik adaptasyon’ olduğunu söylüyor…

İşinden bıkanlar 

Bir çalışanın işine ve çalıştığı işyerine motive bir şekilde bağlı kalabilmesinin ardında farklı faktörler bulunuyor. Bu faktörler azaldığında çalışanın işine ya da işyerine bağlılığı kayboluyor, bıkkınlık başlıyor. Çalışanlar işyerlerine ulaşabilmek için evden çıktıklarında ayakları geri geri gidiyor.

Çalışanları işinden soğutan en önemli etkenlerden biri bıkkınlık. Yaptığı işten, bir türlü terfi alamamaktan, yıldızının barışmadığı yöneticisinden ya da çalışma arkadaşlarından bıkan bir kişinin psikolojisi bozuluyor, motivasyonu düşüyor ve performansı azalıyor.

Başarı uzmanı ve yazar Mümin Sekman, gündelik hayatta işten bıkmanın başarı literatüründeki karşılığının ‘hedonik adaptasyon’ olduğunu söylüyor. Sekman’a göre bir kişinin kariyer süreci şöyle yürüyor: “Önce şiddetle istiyoruz, sonra yoğun bir çabayla mücadele ediyoruz, bir gün istediğimize ulaştığımızda, hedonik adaptasyon devreye giriyor ve zamanla ondan sıkılıyoruz. Yeni veya daha iyi bir şeye istekleniyoruz, bu da yeni çaba, yeni sonuç, yeniden can sıkıntısı demek.”

Hedonik adaptasyon araştırmalarına göre piyangodan para çıkması bile insanı 6 ay kadar mutlu ediyor ama sonra o insan tekrar mutluluk fabrika ayarlarına dönüyor. Evliliğin getirdiği mutluluğun hedonik adaptasyon nedeniyle aşınma süresi iki yıl. İş değiştirmelerde ise 1 yıl sonra başlangıçtaki duygusal koşullara geri dönülüyor. Sekman, insanların bu verileri bilerek hiçbirşeyi değiştirmeden ‘sonsuza kadar mutlu yaşayacak’ beklentiler kurmamalarının en iyi çözüm olduğunu söylüyor.

Farklı  nedenler yol açıyor
İşe devam etme motivasyonunun arkasında bireysel faktörler olabildiği gibi işle ilgili faktörler de önemli rol oynuyor. Endüstri ve örgüt psikoloğu Sibel Karamaraş’a göre bu faktörlerin başında işin kendisi geliyor. Her ne kadar kişilik yapısı gibi bireysel farklılıklar iş ve işyeri ile ilgili algıyı değiştirse de, sahip olunan işin karakteristik özellikleri de bir süre sonra insana aynı heyecanı veremeyebiliyor. Bu durum özellikle operasyonel işlerin yoğun olduğu, rutin bir düzende gidebilen işler için geçerli.

İkinci etken ödül ve takdir. Çalışanlar, yaptıkları işin anlamlı olmasını, kendilerine bir değer katmasını istiyor. Ne için çalıştığını bilmeden, çalışmanın katma değerini anlamadan, takdir edilen bir kültürün parçası olmadan çalışmaya devam edilirse motivasyon düşebiliyor.

Başarı ve gelişim, en önemli etkenlerden biri. İşinde güzel sonuçlar elde edemeyen, ilerleyemeyen ve kendini geliştiremediğini düşünen çalışanlar yaptığı işten sıkılmaya başlıyor. Son olarak da sorumluluk konusu var. Yapılan iş üzerinde, çalışılan işyerinde belli bir güce sahip olunmadığında, sorumluluk altında yürütülen bir iş süreci yoksa ve bu hep böyle devam ediyorsa çalışanların istekleri tükeniyor. Öte yandan, aşırı iş yükü ve sürekli yoğun tempoda çalışmak tükenmişlik sendromuna yol açıyor. Bu da işinden bıkma duygusu oluşturabiliyor.

Bıkkınlık, bireysel nedenlerle de ortaya çıkabiliyor. Daha iyi bir iş/işyerini hak etme düşüncesi, hayal edilen hayatla olan uyumsuzluklar, maddi sıkıntılar, işle alakalı/işyerindeki iletişimde hissedilen tatminsizlik gibi farklı birçok etmen bulunuyor.

Global e-öğrenme şirketi Skillsoft’un Global Kurumsal Pazarlama Başkan Yardımcısı Pam Boiros’a göre çalışanların gelişimi ve işe olan katkısıyla ilgili direkt olarak sorumlu tek bir kişi bulunuyor. Bu kişi, çalışanların bağlı oldukları müdürleri. ‘Çalışanlar şirketlerden değil, kötü müdürlerden ayrılırlar’ sözünü hatırlatan Boiros, bununla ilgili pek çok örnekle karşılaştıklarını belirtiyor. Bu nedenle yönetim kademesine terfi ettirilmesi düşünülen tüm çalışanların özel bir liderlik eğitiminden geçmesi gerekiyor.

Can sıkıntısı bir sirendir
Bir kişide işle ilgili bıkkınlık oluşmaya başlaması ve bu kişinin sıkıntının hiç bitmeyeceğini düşünmeye başlaması çeşitli problemlere yol açabilir. Sibel Karamaraş, öncelikle ruh sağlığı ve beraberinde gelecek olan fiziksel sağlığı korumak adına uzun süre devam eden sıkıntı söz konusu olduğunda bunun sebepleri üzerinde durulması gerektiğini söylüyor. Çalışanın performansı düşse bile kurumların önlem almaları gereken ilk konu çalışanın sağlığı. Bu nedenle de özellikle kurumun kendisinden kaynaklı sorunların yani organizasyonel faktörlerin ve kurum kültürünün kapsamlı bir şekilde analiz edilip değerlendirilmesi büyük önem taşıyor. Bunun yanında, bıkkınlık beraberinde işlerden kopmayı ve konsantre kaybını getiriyor. İşlerine odaklanamayan bir çalışan bağlı bulunduğu kurumun hedeflerine yönelik çalışamıyor.

Mümin Sekman, ‘hayatta en hakiki mürşit (yol gösterici) can sıkıntısıdır’ diyor. Can sıkıntısının hayatta birşeyleri değiştirmek gerektiğini anlatan sirenler olduğunu belirtiyor. Yapılan işten artık bıkmaya başlamak, çalışanlara kendi potansiyellerinin altında yaşadıklarını anlatıyor. Bu nedenle can sıkıntısını bir düşman olarak değil bir rehber olarak görmek daha doğru.

Ayrılmak yanlışa da götürebilir
Bıkkınlık yaşayan insanların aklına gelen ilk şey, işten ayrılmak, kaçıp kurtulmak oluyor. Karamaraş’a göre iş değiştirmek zaman zaman en doğru çözüm olsa da bazen de çok yanlış bir seçime dönüşebiliyor. Çalışanların işlerinden neden bıktıklarını tam olarak anlamaları işte bu yüzden çok önemli. Sorunun kurumla mı yoksa çalışanın kendisiyle mi ilgili olup olmadığı belirlenmeli. İş değiştirmenin sorunu çözüp çözmeyeceği iyice düşünülmeli.

Öte yandan, bıkkınlık yaşayan kişilerin sabırlı olmasının da bazı faydaları var. Pam Boiros’a göre aynı kurumda devam eden bir çalışanın kendini geliştirebileceği daha zorlu görevler alma ve terfi etme ihtimali daha fazla. Ayrıca yaptığı rutin işten sıkılan bir çalışanın bu durumun çözümünü tamamen müdürlere yıkmaması ve kendini geliştirme yolları araması gerekiyor. Müdürlerden kendini zorlayacak görevler istemeleri, farklı sorumlulukları üstlenmeyi talep etmeleri gerekiyor. Bunları yapmak, işyerinde sürekli aynı işleri yapmaktan bıkmış kişilerin işten ayrılmayı düşünmeden önce yapabilecekleri en iyi hareket olur.

Y kuşağı uygun şirketi arıyor
Y kuşağı ile ilgili sık tartışılan konulardan biri mevcut işinden çabuk sıkılması ve sık sık iş değiştirmesi. Pam Boiros’a göre Y kuşağı çalışanlarının kendini geliştirme ihtiyacı, öğrenme, işin karakterini araştırma anlamında önceki kuşaklardan çok büyük bir farkı bulunmuyor. Ancak, sosyal medyanın yaygınlaşması ve sosyal medyayı daha çok Y kuşağının kullanması, onların bu konulardaki düşüncelerinin daha göz önünde olmasını sağlıyor. LinkedIn gibi platformlarda bir çalışanın hangi işte ne kadar süre çalıştığı rahatça anlaşılabiliyor.

Araştırmalara göre Y kuşağının öne çıkan iki ortak noktası dünyayı değiştirebilecekleri bir etkide bulunma isteği ve sürekli öğrenmeye devam etmek. Dolayısıyla, çalışmak istedikleri işyerlerini de kurumun misyonuna, kültürüne ve kendi hedefleri ile uyuşup uyuşmadığına bakarak seçiyorlar. Sonuçta, eğer kendilerine uygun bir şirket bulabilirlerse Y kuşağının bıkkınlıktan dolayı sık iş değiştirmesi gibi bir durum olmuyor. Kendi kültürlerine ve düşüncelerine uygun, kendilerini sürekli olarak geliştirebilecekleri şirkette çalışmaya devam ediyorlar.

Sibel Karamaraş da yapılan araştırmaların, genel görüşün aksine genç kuşağın işinden çabuk sıkıldığı için çok sık iş değiştirdiğini değil, sadece daha çok hayallerinin peşinden gittiklerini gösterdiğini aktarıyor. Beklentiler daha farklı, bir iş buldum daha ne olsun düşüncesinden ziyade gerçekten karakterleriyle, hayalleriyle uyumlu işlere ulaşana kadar farklı deneyimler yaşıyorlar. Bulduklarında da büyük bir motivasyonla işlerine sarılıyorlar. Bu da iyi bir şey.

Yöneticiler belirtileri anlayabilir
Yöneticiler açısından bıkkınlık yaşayan çalışanları fark etmek o kadar da zor değil. İşe geç gelip erken çıkmak, sosyal izolasyon, performansta düşüş, beklenmedik devamsızlıklar, değişken davranışlar ortada bir sorun olduğunun göstergeleri arasında sayılabilir. Problemin tam olarak ne olduğunu anlamanın en iyi yolu müdürlerin çalışanlarıyla birebir konuşma yapmasıdır. Bu konuşmada ‘Yaptığımız son proje hakkında ne düşünüyorsun?’, ‘İşle ilgili ne yapmak istiyorsun?’, ‘Hedeflerine ulaşman için ben sana nasıl destek olabilirim?’ gibi sorular sorulabilir. Çalışanlara sürekli geribildirim vermek de bu noktada çok önemli.

“Hep aynı işi yapıyorum” 
“Bir medya kuruluşunda asistan olarak çalışıyorum. Birkaç nedenden dolayı bıkkınlık yaşıyorum. Birincisi, 5 seneden beri aynı işyerinde çalışmama rağmen ve işimde başarılı olduğum müdürlerim tarafından da bana söylenmesine rağmen bir türlü terfi alamadım. Bu, müdürden çok şirket yönetiminden kaynaklanan bir durum. İkincisi, son üç yıldır neredeyse aynı işi yapıyorum. Artık rutine bağladı. Farklı işler yapmak umuduyla müdürüm ve İK ile görüşmeme rağmen hiçbir değişiklik olmadı. Tüm bunlar benim bıkkınlık yaşamama ve şirketten soğumama neden oldu. Artık farklı bir şirkette iş bakmaktan başka çarem kalmadı” Ü.G.P.

“Aşırı yoğunluk beni bıktırdı”  
“Bir finans kuruluşunda 4 yıldır çalışıyorum. Benim bıkkınlığımın nedeni aşırı yoğunluk. Ekibimizde personel sayısı az. Çünkü yeni birisini alsalar bile yoğun çalışmaya dayanamayıp birkaç ayda kaçıyor. Müdürümle iyi anlaşabilmem, emeğimin karşılığını alarak terfi ettirilmem nedeniyle ben sabırlı olmaya çalışıyorum. Ancak, nerdeyse her gün fazla mesai yapmak zorunda kalıyorum. Benim hayatımda, özel hayat-iş hayatı dengesi diye bir şeyden söz etmek mümkün değil. Bu nedenle iş dışındaki arkadaşlarımdan da uzaklaştım ve sosyalleşme alanım sadece ofisle sınırlı. Bu beni mutsuzluğa ve bıkkınlığa götürüyor” T.A.

“Şirket kültürünü sevmiyorum”
“Gıda sektöründeki bir şirketin pazarlama bölümünde çalışıyorum. Pazarlama hep çalışmayı istediğim bir departmandı. Benim asıl derdim mesai arkadaşlarımla. Plaza yapaylığı burada had safhada. Beni görünce suratıma içtenlikle sırıtan bir kişi hemen yan odaya geçip arkamdan konuşabiliyor. Bu yapaylık tüm şirket kültürüne işlemiş durumda. İK departmanının sırf yapmış olmak için düzenlediği zorlama organizasyonlar da aynı şekilde yapay. Yaptıkları komik olmayan esprilere tek gülen yine yöneticilerin kendileri oluyor. Bir de onların yalakaları. Benim bıkkınlığım şirket kültürünün bana uymamasından kaynaklanıyor” E.G.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND