Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Yoksa online-kolik misiniz?

Teknolojinin gelişmesiyle iş yükünün hafiflemesi, zaman planlamasında iş dışındaki faaliyetlere daha fazla vakit ayrılması bekleniyordu. Ancak teknoloji, iş-özel hayat dengesinde tam tersi yönde bir etki yaptı. Artık eve iş götüren iş koliklerin yerini telefonunu 24 saat açık tutanlar, her daim e-postalarını kontrol edenler aldı. Yoksa siz de bir online-kolik misiniz? Cevabı bu yazıda…

Küçücük bilgisayarlarla, cep telefonlarıyla her an her yerde online olmak mümkün. Bu durum bir yandan çalışma hayatı için çok olumlu görünse de abartıldığında iş-özel hayat dengesini bozuyor, ilişkilere zarar veriyor. Bu nedenle teknolojiyle haşır neşir olmanın dozunu iyi ayarlamak gerekiyor.

Teknolojinin ilerlemesi, internetin yaygınlaşmasıyla artık herkese her yerde ulaşılabiliyor. Zaman sorunu yaşadığını belirten birçok yönetici, yolda geçen süre içinde e-postalarını kontrol ediyor, iş görüşmeleri yapabiliyor. Bu açıdan bakıldığında teknoloji gerçekten de vakti kısıtlı çalışanlar için büyük nimet. Tabii dozu ayarlandığında.

İşin ucunu kaçıranlar da var. Öğlen arkadaşıyla yemek yerken gözü bir yandan telefonda olanlar, netbook’larını bir an olsun kapatmayanlar, mesai saatleri dışında bile sürekli işyerinden e-posta bekleyenler bu gruba dahil. Bu durumun yapılan işle de alakası var tabii. Mesela işi internet üzerine olan birinin sürekli ‘online’ olması çok doğal karşılanacak bir durum.

Kişinin internet ve diğer iletişim araçlarına bu derece bağımlı olması hem kendi hem de yöneticisinin isteğiyle olabiliyor. Şirketler tarafından verilen ‘telefon hatları’ çalışanda ‘bana istedikleri zaman ulaşabilmeliler’ düşüncesini doğurabiliyor.

İnternet, bilgisayar, chat programlarının aşırı kullanımına bağlı olarak, sosyal ve psikolojik sorunlar meydana gelebildiğini belirten Anlam Psikolojik Danışmanlık ve Eğitim Merkezi’nden Uzman Klinik Psikolog Merve Mamacı: “Aşırı kullanımdan kasıt şudur, kişinin hayat alanlarının, bu durumdan olumsuz etkilenmesi. İşleveselliğin bozulması kıstas alınır. Kişinin bir takım iş, sosyal alanlarda kayıplara uğraması bağımlılığın işaretleri arasındadır. Online–kolik olmak ise toplumsal tecritin bir başka boyutu.”
Normalden fazla, abartılı bir şekilde online olmanın dürtü bozukluğu olduğunu belirten Mamacı: “Kişi yanlış olduğunu bildiği halde, kendini kompülsif şekilde internet cep telefonu kullanımından alıkoyamıyorsa, harcanan zaman giderek artıyorsa kişi yalnızlaşmaya başlar. Teknolojiden uzaklaşınca, boşluk hissi, huzursuzluk, eksiklik hissetme ve hatta sinirlilik gözlemlenebilir.”

Bu tip şeylere çok zaman ayırdıkları için çevreden gelen olumsuz eleştirileri kabul etmeme, harcanan zaman konusunda yalan söyleme ve suçluluk duyma gibi eğilimler varsa bunlar da teknoloji kullanımının, online olmanın tehlikeli boyutlarda olduğunu gösteriyor.

Telefonu en son ne zaman kapattım hatırlamıyorum
Emre Sets Turan (36), oyun sektöründe çalışıyor. Günde 30 ila 60 dakika arasında telefonla konuştuğunu belirten Turan, internette ise yaklaşık 14-16 saat vakit geçiriyor. Turan’a normal bir günde okuması gereken yaklaşık 100 civarı e-posta geliyor. Gönderdikleri ise 40-50’yi buluyor. Bu e-postaların hemen hepsinin iş ile ilgili olduğunu belirten Turan, bir kısmının ofis içi yazışmalar, bir kısmının ise danışmanlık verdiği şirketler olduğunu söylüyor.

Yazdıkları oyunu farklı coğrafyalardan kişilerin oynadığını belirten Turan, şu anda geliştirdikleri oyunları oynayan kullanıcıların 70 ülkeden geldiğini ve çoğunnu saat diliminin Türkiye’nin saat dilimi dışında olduğunu söylüyor. “Bu kullanıcıların sorun yaşaması veya sistemde bir sorun oluşması durumunda 7/24 müdahale edebilmemiz ve sorunları hızla çözüme ulaştırmamız gerekiyor. Bu sorunlar kimi zaman ufak yazılımsal müdahaleler ile, kimi zaman sistemsel müdahaleler ile çözülüyor. Çözülemeyen sorun sizin ulaşabilmek için ciddi paralar harcadığınız kullanıcıların ürününüze ulaşamaması ve para kaybetmeniz demek. Haliyle herhangi bir sorun anında ulaşılamaz olmak gibi bir lüksüm ne yazık ki yok. Telefonu en son ne zaman kendi isteğimle kapattığımı hatırlamıyorum mesela.”

Geçmişte herhangi bir sorunun çözümünün genellikle ofise veya sorunun yaşandığı yere gitmek ile mümkün olduğunu belirten Turan, bugün bir arkadaşı ile yemek yerken gelen telefona orada cevap verip sonrasında notebook’u açarak internete bağlanıyor ve çözüm üretebildiğini söylüyor. “Kamuya danışmanlık yaptığım dönemde telefonla ulaşamadıkları veya sorun çözüme ulaşamadığı için gece evime, birkaç kez de ortaklarım ile restoranda yemek yerken araç ve personel göndererek aldırmışlıkları var. Yine erişimin daha kısıtlı olduğu dönemlerde İstanbul’da evimde uyurken sabaha karşı gelen telefonla başka bir şehre gidip, orada gelen telefon üzerine daha başka bir şehre geçerek 5-6 şehri dolaşıp eve döndüğüm dönemler de olmuştu.”

İletişimin bu kadar yaygınlaşmasının kendi özel alanına iş yaşantısının fazlasıyla müdahil olmasının yolunu açtığını ifade eden Turan, profesyoneller ile çalışılıyorsa saat kaç olursa olsun cevabını almaları gereken soru için size ulaşması gerekiyor, özel yaşam bu noktada tacizlere açık diyor.

Hızlı dönüş yapmazsam müşteriyi kaybederim
M. Burak Su (30) finans sektöründe mortgage danışmanı olarak çalışıyor. Günde yaklaşık 16 saati internette ve telefonda geçiyor. Yine günde yaklaşık 60-65 e-posta alıyor, 40 kadar da e-posta gönderiyor. Bunların yüzde 80’i ise işle ilgili.

Yaptığı iş gereği sürekli müşteri ile ve banka ile görüştüğünü belirten Su, en ufak işlem ile ilgili bankanın ve müşterinin sürekli kendisine ulaşmak istediğini söylüyor: “Telefonumu açamaz ya da en geç 20 dakika içinde dönüş yapmazsam müşteriyi kaybederim. Hayat eskisi gibi yavaş akmıyor. Telefon, e-posta, chat müşteri nerede ise orada olmak zorundasınız. Kendi işimde çalıştığım için gece, gündüz ya da tatil gibi ayrımlar yok hayatımda. Çalışmaktan keyif alıyorum. Profesyonel olarak bankada
çalışırken de eve gelip dinlenmek yerine ekran başında sürekli uzmanlığım ile ilgili çalışırdım. Özel yaşamımda huzurlu olmam için içimin rahat olması şart. Oldukça anlayışlı bir eşe sahip olmanın avantajları da yok değil.”

Tatil konusunda oldukça rahat olduğunu belirten Su, bu konuda ekibini iyi yetiştirmiş. Önemli ve acil konularda rahatlıkla insiyatif kullanabiliyorlarmış. Tatilinin çok önemli ve çok acil konular harici neredeyse ise hiç bölünmediğini belirten Su: “Diğer taraftan tatilde iş yapmam gerekiyorsa çok da sıkıntı etmem. Şarjımın bittiği bir kaç akşam dışında son 5 yıldır telefonumu geceleri bile kapatmıyorum. Düzgün planladığınızda iş yoğunluğu yük olmaktan çıkıyor, kontrol edilebilir ve sürdürülebilir hale geliyor.”

Online kalmak için tuvalete bile zor gidenler var
Kişinin zaman zaman bir terslik olduğunu kabul ettiğini ancak kontrolsüzlük hissi yaşadığını ve kendini engelleyemediğini belirten Merve Mamacı, online kalmak adına, uyumama, yemek yememe, tuvalete bile zor gitme gibi davranışların ortaya çıkabildiğini söylüyor. İş hayatında seçilen mesleğe göre teknoloji ile geçirilen zaman değişiklik gösterebiliyor. Mamacı, önemli olanın hayatın içinde var olan farklı alanların üst üste gelip cakışmaması olduğunu söylüyor:. “Mesai saatlerinden sonra hala işle ilgili e-postalar, telefonlar almak, kişinin sosyal ve aile hayatını bozabilir. Hayatın içerisindeki her alan titizlikle ele alınmalı. İşe gösterilen önem, hassasiyet ve titizlik, aile hayatına, sosyal hayata da gerekli ölçülerde gösterilmeli. Her alanda başarılı olmanın anahtarlarından biridir bu.” Aşırı internet kullanımı işteki performansı etkileyebiliyor. Depresyon ve anksiyete gibi şikayetler kişinin iş verimini düşürüyor. Çalışan kişi kendisinden beklenen sürekli ulaşılma beklentisi içinde kapana sıkışmış hissedebiliyor. Dengenin insan hayatının önemli bir noktası olduğunu vurgulayan Mamacı denge kurulmadığı zaman, hayatın zincirleme bir şekilde sekteye uğrayabildiğini, bunun da bir kısır döngü olduğunu söylüyor.

Şirket psikoloğuna başvurmalı
İşveren açısından bakıldığında yöneticinin ücret ödediği personelinden tam performans beklemesini doğal olduğunu belirten Merve Mamacı, bu durumda yapılması gereken şeyin ortak bir çözüm bulmak olduğunu söylüyor: “Bu hem işverene hem de çalışana zarar vermeyen bir yol olmalı. Bu gibi durumlarda şirket psikologları iki taraf arasında denge sağlayabiliyorlar.”

Teknolojiyi hayatımızdan tamamiyle çıkarmanın imkansız olduğunu belirten Mamacı, teknolojinin sınırlanması gerektiğini vurguluyor: “Durumun farkına varmak lazım. Kişinin gün içinde ne kadar süre online kaldığını ve ne kadar zaman harcadığını bir kağıda yazarak durumla yüzyüze gelmesi ve haftaları ayları hesaplayıp, ne kadar zamanı buna ayırdığını görmesi iyi bir başlangıç olabilir. Kişin neden bu duruma geldiğini kendi kendine sorması ve cevaplar bulabilmesi önemli.”

Zamanın geçmesiyle “normal” ve “anormal” kavramlarının kafa karıştırmaya başladığını belirten Mamacı işi sürekli internette olan bir kişinin sürekli internette olmayı normal görebildiğini ekliyor.
Teknolojiyi fazla kullanmanın özel hayata da etkisi olduğunu belirten Mamacı, merkezlerine başvuran danışanlarından bir kısmının aldatma-aldatılma-teknoloji arasında bir bağ kurduğunu söylüyor: “Teknoloji özgürlük gibi de olsa aynı zamanda farkında olmadan özgürlüğümüzü kıstlıyoruz. Hayatı kontrol etmek zaman zaman zor olabilir ve çoğu zaman tam anlamıyla kontrol edilemez. Ancak sanal dünyayı kontrol etmek mümkündür.”

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND