Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Yoksa online-kolik misiniz?

Teknolojinin gelişmesiyle iş yükünün hafiflemesi, zaman planlamasında iş dışındaki faaliyetlere daha fazla vakit ayrılması bekleniyordu. Ancak teknoloji, iş-özel hayat dengesinde tam tersi yönde bir etki yaptı. Artık eve iş götüren iş koliklerin yerini telefonunu 24 saat açık tutanlar, her daim e-postalarını kontrol edenler aldı. Yoksa siz de bir online-kolik misiniz? Cevabı bu yazıda…

Küçücük bilgisayarlarla, cep telefonlarıyla her an her yerde online olmak mümkün. Bu durum bir yandan çalışma hayatı için çok olumlu görünse de abartıldığında iş-özel hayat dengesini bozuyor, ilişkilere zarar veriyor. Bu nedenle teknolojiyle haşır neşir olmanın dozunu iyi ayarlamak gerekiyor.

Teknolojinin ilerlemesi, internetin yaygınlaşmasıyla artık herkese her yerde ulaşılabiliyor. Zaman sorunu yaşadığını belirten birçok yönetici, yolda geçen süre içinde e-postalarını kontrol ediyor, iş görüşmeleri yapabiliyor. Bu açıdan bakıldığında teknoloji gerçekten de vakti kısıtlı çalışanlar için büyük nimet. Tabii dozu ayarlandığında.

İşin ucunu kaçıranlar da var. Öğlen arkadaşıyla yemek yerken gözü bir yandan telefonda olanlar, netbook’larını bir an olsun kapatmayanlar, mesai saatleri dışında bile sürekli işyerinden e-posta bekleyenler bu gruba dahil. Bu durumun yapılan işle de alakası var tabii. Mesela işi internet üzerine olan birinin sürekli ‘online’ olması çok doğal karşılanacak bir durum.

Kişinin internet ve diğer iletişim araçlarına bu derece bağımlı olması hem kendi hem de yöneticisinin isteğiyle olabiliyor. Şirketler tarafından verilen ‘telefon hatları’ çalışanda ‘bana istedikleri zaman ulaşabilmeliler’ düşüncesini doğurabiliyor.

İnternet, bilgisayar, chat programlarının aşırı kullanımına bağlı olarak, sosyal ve psikolojik sorunlar meydana gelebildiğini belirten Anlam Psikolojik Danışmanlık ve Eğitim Merkezi’nden Uzman Klinik Psikolog Merve Mamacı: “Aşırı kullanımdan kasıt şudur, kişinin hayat alanlarının, bu durumdan olumsuz etkilenmesi. İşleveselliğin bozulması kıstas alınır. Kişinin bir takım iş, sosyal alanlarda kayıplara uğraması bağımlılığın işaretleri arasındadır. Online–kolik olmak ise toplumsal tecritin bir başka boyutu.”
Normalden fazla, abartılı bir şekilde online olmanın dürtü bozukluğu olduğunu belirten Mamacı: “Kişi yanlış olduğunu bildiği halde, kendini kompülsif şekilde internet cep telefonu kullanımından alıkoyamıyorsa, harcanan zaman giderek artıyorsa kişi yalnızlaşmaya başlar. Teknolojiden uzaklaşınca, boşluk hissi, huzursuzluk, eksiklik hissetme ve hatta sinirlilik gözlemlenebilir.”

Bu tip şeylere çok zaman ayırdıkları için çevreden gelen olumsuz eleştirileri kabul etmeme, harcanan zaman konusunda yalan söyleme ve suçluluk duyma gibi eğilimler varsa bunlar da teknoloji kullanımının, online olmanın tehlikeli boyutlarda olduğunu gösteriyor.

Telefonu en son ne zaman kapattım hatırlamıyorum
Emre Sets Turan (36), oyun sektöründe çalışıyor. Günde 30 ila 60 dakika arasında telefonla konuştuğunu belirten Turan, internette ise yaklaşık 14-16 saat vakit geçiriyor. Turan’a normal bir günde okuması gereken yaklaşık 100 civarı e-posta geliyor. Gönderdikleri ise 40-50’yi buluyor. Bu e-postaların hemen hepsinin iş ile ilgili olduğunu belirten Turan, bir kısmının ofis içi yazışmalar, bir kısmının ise danışmanlık verdiği şirketler olduğunu söylüyor.

Yazdıkları oyunu farklı coğrafyalardan kişilerin oynadığını belirten Turan, şu anda geliştirdikleri oyunları oynayan kullanıcıların 70 ülkeden geldiğini ve çoğunnu saat diliminin Türkiye’nin saat dilimi dışında olduğunu söylüyor. “Bu kullanıcıların sorun yaşaması veya sistemde bir sorun oluşması durumunda 7/24 müdahale edebilmemiz ve sorunları hızla çözüme ulaştırmamız gerekiyor. Bu sorunlar kimi zaman ufak yazılımsal müdahaleler ile, kimi zaman sistemsel müdahaleler ile çözülüyor. Çözülemeyen sorun sizin ulaşabilmek için ciddi paralar harcadığınız kullanıcıların ürününüze ulaşamaması ve para kaybetmeniz demek. Haliyle herhangi bir sorun anında ulaşılamaz olmak gibi bir lüksüm ne yazık ki yok. Telefonu en son ne zaman kendi isteğimle kapattığımı hatırlamıyorum mesela.”

Geçmişte herhangi bir sorunun çözümünün genellikle ofise veya sorunun yaşandığı yere gitmek ile mümkün olduğunu belirten Turan, bugün bir arkadaşı ile yemek yerken gelen telefona orada cevap verip sonrasında notebook’u açarak internete bağlanıyor ve çözüm üretebildiğini söylüyor. “Kamuya danışmanlık yaptığım dönemde telefonla ulaşamadıkları veya sorun çözüme ulaşamadığı için gece evime, birkaç kez de ortaklarım ile restoranda yemek yerken araç ve personel göndererek aldırmışlıkları var. Yine erişimin daha kısıtlı olduğu dönemlerde İstanbul’da evimde uyurken sabaha karşı gelen telefonla başka bir şehre gidip, orada gelen telefon üzerine daha başka bir şehre geçerek 5-6 şehri dolaşıp eve döndüğüm dönemler de olmuştu.”

İletişimin bu kadar yaygınlaşmasının kendi özel alanına iş yaşantısının fazlasıyla müdahil olmasının yolunu açtığını ifade eden Turan, profesyoneller ile çalışılıyorsa saat kaç olursa olsun cevabını almaları gereken soru için size ulaşması gerekiyor, özel yaşam bu noktada tacizlere açık diyor.

Hızlı dönüş yapmazsam müşteriyi kaybederim
M. Burak Su (30) finans sektöründe mortgage danışmanı olarak çalışıyor. Günde yaklaşık 16 saati internette ve telefonda geçiyor. Yine günde yaklaşık 60-65 e-posta alıyor, 40 kadar da e-posta gönderiyor. Bunların yüzde 80’i ise işle ilgili.

Yaptığı iş gereği sürekli müşteri ile ve banka ile görüştüğünü belirten Su, en ufak işlem ile ilgili bankanın ve müşterinin sürekli kendisine ulaşmak istediğini söylüyor: “Telefonumu açamaz ya da en geç 20 dakika içinde dönüş yapmazsam müşteriyi kaybederim. Hayat eskisi gibi yavaş akmıyor. Telefon, e-posta, chat müşteri nerede ise orada olmak zorundasınız. Kendi işimde çalıştığım için gece, gündüz ya da tatil gibi ayrımlar yok hayatımda. Çalışmaktan keyif alıyorum. Profesyonel olarak bankada
çalışırken de eve gelip dinlenmek yerine ekran başında sürekli uzmanlığım ile ilgili çalışırdım. Özel yaşamımda huzurlu olmam için içimin rahat olması şart. Oldukça anlayışlı bir eşe sahip olmanın avantajları da yok değil.”

Tatil konusunda oldukça rahat olduğunu belirten Su, bu konuda ekibini iyi yetiştirmiş. Önemli ve acil konularda rahatlıkla insiyatif kullanabiliyorlarmış. Tatilinin çok önemli ve çok acil konular harici neredeyse ise hiç bölünmediğini belirten Su: “Diğer taraftan tatilde iş yapmam gerekiyorsa çok da sıkıntı etmem. Şarjımın bittiği bir kaç akşam dışında son 5 yıldır telefonumu geceleri bile kapatmıyorum. Düzgün planladığınızda iş yoğunluğu yük olmaktan çıkıyor, kontrol edilebilir ve sürdürülebilir hale geliyor.”

Online kalmak için tuvalete bile zor gidenler var
Kişinin zaman zaman bir terslik olduğunu kabul ettiğini ancak kontrolsüzlük hissi yaşadığını ve kendini engelleyemediğini belirten Merve Mamacı, online kalmak adına, uyumama, yemek yememe, tuvalete bile zor gitme gibi davranışların ortaya çıkabildiğini söylüyor. İş hayatında seçilen mesleğe göre teknoloji ile geçirilen zaman değişiklik gösterebiliyor. Mamacı, önemli olanın hayatın içinde var olan farklı alanların üst üste gelip cakışmaması olduğunu söylüyor:. “Mesai saatlerinden sonra hala işle ilgili e-postalar, telefonlar almak, kişinin sosyal ve aile hayatını bozabilir. Hayatın içerisindeki her alan titizlikle ele alınmalı. İşe gösterilen önem, hassasiyet ve titizlik, aile hayatına, sosyal hayata da gerekli ölçülerde gösterilmeli. Her alanda başarılı olmanın anahtarlarından biridir bu.” Aşırı internet kullanımı işteki performansı etkileyebiliyor. Depresyon ve anksiyete gibi şikayetler kişinin iş verimini düşürüyor. Çalışan kişi kendisinden beklenen sürekli ulaşılma beklentisi içinde kapana sıkışmış hissedebiliyor. Dengenin insan hayatının önemli bir noktası olduğunu vurgulayan Mamacı denge kurulmadığı zaman, hayatın zincirleme bir şekilde sekteye uğrayabildiğini, bunun da bir kısır döngü olduğunu söylüyor.

Şirket psikoloğuna başvurmalı
İşveren açısından bakıldığında yöneticinin ücret ödediği personelinden tam performans beklemesini doğal olduğunu belirten Merve Mamacı, bu durumda yapılması gereken şeyin ortak bir çözüm bulmak olduğunu söylüyor: “Bu hem işverene hem de çalışana zarar vermeyen bir yol olmalı. Bu gibi durumlarda şirket psikologları iki taraf arasında denge sağlayabiliyorlar.”

Teknolojiyi hayatımızdan tamamiyle çıkarmanın imkansız olduğunu belirten Mamacı, teknolojinin sınırlanması gerektiğini vurguluyor: “Durumun farkına varmak lazım. Kişinin gün içinde ne kadar süre online kaldığını ve ne kadar zaman harcadığını bir kağıda yazarak durumla yüzyüze gelmesi ve haftaları ayları hesaplayıp, ne kadar zamanı buna ayırdığını görmesi iyi bir başlangıç olabilir. Kişin neden bu duruma geldiğini kendi kendine sorması ve cevaplar bulabilmesi önemli.”

Zamanın geçmesiyle “normal” ve “anormal” kavramlarının kafa karıştırmaya başladığını belirten Mamacı işi sürekli internette olan bir kişinin sürekli internette olmayı normal görebildiğini ekliyor.
Teknolojiyi fazla kullanmanın özel hayata da etkisi olduğunu belirten Mamacı, merkezlerine başvuran danışanlarından bir kısmının aldatma-aldatılma-teknoloji arasında bir bağ kurduğunu söylüyor: “Teknoloji özgürlük gibi de olsa aynı zamanda farkında olmadan özgürlüğümüzü kıstlıyoruz. Hayatı kontrol etmek zaman zaman zor olabilir ve çoğu zaman tam anlamıyla kontrol edilemez. Ancak sanal dünyayı kontrol etmek mümkündür.”

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND