Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Yoksa mülakat hastalığına mı tutuldunuz!

Mülakata girmek başlı başına bir stres kaynağı. Ama bazı adaylar mülakatları tüm dertlerini anlatıp rahatlayacakları bir ortam olarak görüyor. Mülakat hastalığına yakalananlar ilgilenmedikleri işler için bile başvuru yapıyorlar…

Bazı adaylar için mülakatlar, tüm dertlerini anlatıp rahatlayacakları bir ortam. Bu yüzden işle ilgilenmeseler bile gelip yaşadıkları haksızlıkları, çatışmaları, bunun özel yaşamlarına etkesini, her şeyi anlatıyorlar. Peki bütün bunları her gün altı yedi kişiden dinleyen İK’cımız kendini nasıl hissediyor? İşte öykümüz bunu anlatıyor.

Son sorumu da sorup arkama yaslanıyorum ve bir mülakatın daha sonuna gelmenin ferahlığını içimde duyuyorum. Kolay değil, her birine en az kırk beş dakika ayırarak her gün altı yedi insanı dinlemek. Konuşulanlar sadece geçmiş tecrübeler olsa yine iyi, işten ayrılma sebepleri, sosyal koşullar, devam edilen eğitimler, biraz özel hayat… Konu insan olunca ister istemez, profesyonellik denilen ince duvar aşılıp insanlık toprağına giriliyor. Mesela hiçbir aday salt genel sebeplerle işten ayrılma kararını açıklayamıyor, yaşadığı sorunlar oluyor, parasal mevzular gündeme geliyor, kişisel çıkar çatışmaları gün yüzüne çıkıyor… Mülakatçıya da oturup bunları dinlemek kalıyor, ha bir de aralara girip soru sormak…

Şu an karşımda oturan Derya Hanım da pek çok aday gibi anlattıkça rahatlıyor; alnı ışıldıyor, siyah gözleri üzerlerine yağ dökülmüş zeytinler gibi parlıyor. Bense o anda iyice dert babasına döndüğümü düşünüyorum, sabır taşı olmasam da mülakat taşı olup dayanmaya çalışıyorum.
“Son iş yerimde, beş yıl emek vermeme rağmen haksızlığa uğradığımı düşünüyorum Ercüment Bey” diyor.

Ardından son üç ayda içine attıklarını dökmeye başlıyor. Sanki ilk defa karşısına bu sorunlarını dinleyebilecek birisi çıkmış gibi anlatıyor. “Siz de bilirsiniz, öyle değil mi,” gibi ifadelerle benim kendisini desteklemememi bekliyor. Ona istediği cevapları zamanında verip, mülakatı süresinde noktalıyorum. Benim sorularım bitiyor ve en sonunda ona:
“Derya Hanım sizin sorularınız, firma, pozisyon ve çalışma koşulları hakkında merak ettikleriniz var mı?” diyorum.

Çok olmasa da bir iki soru sorup cevabını alıyor Derya Hanım. En sonunda da bir anlık sessizlikten yararlanıp, “Bir şey söylemek istiyorum Ercüment Bey,” diyor. Merakla, “Buyurun,” diyorum. Meraklanıyorum çünkü yüzündeki ifade itirafa hazırlanan insanlarınki gibi endişeli.

“Ben” diyor, “Ercüment Bey, bu işe kabul edilmesem de bugün buraya gelmeyi, size kendimi anlatmayı bir kazanç sayıyorum. Uzun yıllar çalıştığım iş yerinden ayrılalı üç ay oldu, üç aydır beni dinleyecek birisini bulamamıştım. Evet arkadaşlarıma belki yaşadıklarımı anlatıyordum, ama hiçbirisi inanın sizin gibi dinleyip sorgulamıyordu beni. İş dünyasında olan, insanların yakından tanıyan birisinin sizi dinleyip haklılığınızı kabul ya da reddetmesi büyük bir mutluluk. Bunu şahsınızda söylemiyorum aslında, tüm mülakatçılar için geçerli bu durum. Umarım sizden sonraki mülakatlarımı da profesyonel İK’cılarla yaparım. O kadar rahatladım ki anlatamam. Ne güzel bir şeymiş şu mülakat dedikleri şey…”

Derya Hanım’ın az önce yüzünde var olan endişe bana şaşkınlık olarak geçiyor ve zoraki gülümseyerek adayımı yolcu ediyorum. Derya Hanım’ın ardından oturup söylediklerini düşünmek, değerlendirmek istiyorum, ama olmuyor. Programım çok yoğun, hemen ikinci adayım karşımda beliriyor. Ona hoş geldin derken, mülakatları Derya Hanım gibi gören adayların sayısının hiç de az olmadığını düşünüyorum.

İkinci adayım bir bey, ismi Fahri. PLC programlamayı bilen bir mühendis kendisi, ama uzun süren işsizliği biraz onun ayarlarını bozmuş gibi. Mülakata öyle tutuk ve heyecanlı başlıyor ki sormayın. “Evet, hayır, aynen öyle,” gibi kısa yanıtlar verirken sanki yüreği yerinden çıkacak. Ancak zaman geçiyor biraz rahatlıyor Fahri Bey. Ondan sonra da bir konuşmaya başlıyor ki sormayın.
“Ben hep işimi doğru yaptım Ercüment Bey” diye giriyor uzun sürecek nutkuna. Her aday gibi o da sorumluluk sahibi, çalışkan, işini iyi biliyor, analitik düşünüyor ve takım çalışmasına yatkın. Tabi kendine göre… Ama gelin görün ki terfi zamanı geldiğinde, “Biraz daha beklemelisin,” diyorlar Fahri Bey’e. O da sessizce boyun eğiyor buna. Ancak terfi etmek istediği makama, diğer birimden başka bir arkadaşı yerleşince ipler kopuyor. Fahri Bey başlıyor dert yanmaya. Belki gerçekten doğruyu söylüyor beyefendi, gerçekten hakkı yenmiş ama bugün konumuz o değil. O anlattıkça ben sorularla asıl meseleye çekmeye çalışıyorum onu. Elimden geldiğince başarıyorum da. Ancak diğer tecrübelerinde yine kişisel çatışmalar, yatmayan maaşlar, asgari ücretten gösterilen sigortalar gibi konular yoğun. E tabi böyle olunca iç dökme isteği de baskın. Fahri Bey de pek çok aday gibi konuştukça rahatlıyor. Bu yönüyle diğer tüm adaylarım gibi. Ancak yine de tavırları, üslubu, davranışları düşünüldüğünde diğerlerinden çok farklı Fahri Bey. Nevi şahsına münhasır bir kişilik de denebilir. Ben de, “Bu işi gerçekten de istemiyor!” gibi bir düşüncenin doğmasına sebep oluyor. Yaptığım yüzlerce mülakatta, çok farklı insanlar tanıdım, fakat ilk kez bir aday hakkında böyle bir düşünceye kapılıyorum. Peki bu kişi iş için gelmediyse neden geldi mülakata? Derdi, amacı ne? Nedense bunları düşünmek korkutuyor beni. Yo hayır normal bir insan kendisi. Ancak uzun süren işsizlik dönemi biraz kendine güvenini kaybettirmiş beyefendiye. Kolay değil, bir eşin, iki çocuğun var ve sen işsizsin. İnsan ister istemez ne işe yaradığını sorgular bu dünyada, böyle bir psikoloji içinde. O da bunun farkında. Hatta her şeyinin, dengesini bozulduğunun, ama bunun geçici bir durum olduğunun bile farkında. Hatta bu mülakat böyle şikayet ve dert yanma şeklinde geçerse, sonucun olumsuz olacağının bile farkında. Fakat yine de devam ediyor anlatmaya. İçindeki ferahlık her şeye galip geliyor, zevkle geriliyor dudakları, gülümsüyor.

Bense asıl merak ettiğim şeyi öğrenmek için onun iyice rahatlamasını bekliyorum. Acaba neden geldi mülakata?

Görüşmenin sonunda soru sormasını beklemiyorum ama yine de merak ettiği bir şeyler olup olmadığını soruyorum. “Hayır,” diyor gayet kendinden emin. O an minnetle bakıyor bana. “Peki,” diyorum kendisine mülakatın ciddiyeti içinde. O sırada ben asıl sorumu sormaya hazırlanırken, o buna meydan vermiyor:
“Ercüment Bey, ben aslında bugün buraya, beni illa ki işe alın demek için gelmedim. Artık alıştım işsizliğe, o kadar uzun sürdü ki bu seferki. Psikolojik destek almaya bile başladım. Bir iki seans gittim. Ama nafile. Bende hiçbir değişikliğe, rahatlamaya sebep olmadı. Fakat gördüm ki iş mülakatları çok farklı. Orada karşınızda sizi gerçekten anlayabilecek, sizin dünyanızdan insanlar var. Hissettim ki mülakatlardan içten içe bir zevk almaya başlıyorum. Her mülakatın sonunda, tıpkı şu anda olduğu gibi, öyle rahatlıyorum ki. Şimdi hemen hemen her ilana başvurup, mülakata davet edilmeyi bekliyorum. Davet edildiğim zaman da hemen neler söyleyeceğimi düşünmeye başlıyorum. Bunu düşünmek bile rahatlatıyor beni. Eğer karşımdaki gerçek bir İK’cıysa ona her şeyi anlatmak istiyorum.” diyor
“E peki Fahri Bey bu sizin için bir kısır döngü değil mi? Hayatınızın sonuna kadar mülakatlara mı gideceksiniz?”

“Doğrusu bilmiyorum. Elbet bir gün bir işe kabul edileceğim. Benim yaşadıklarımı yaşayan birkaç arkadaşım daha var. Onlar da girdiler sonunda bir işe. Ama inanın mülakat hastalığından kurtulamadılar. Kimisi rahatlamak, kimisi sırf “bak beni başka firmalardan görüşmeye çağırıyorlar” diyerek güdülerini tatmin etmek, kimisi değişiklik olsun diye gidiyor mülakata…”
Fahri Bey’in söyledikleri eski mülakatlarımı düşündürüyor bana. Evet gerçekten de üstü kapalı da olsa amaçsızlığı her halinden okunan adaylarım vardı. Ben o zaman mülakata iyi hazırlanamamışlar diye değerlendirsem de, gerçekten böyle garip niyetleri olabilirdi.

“Ercüment Bey! Ercüment Bey!”
Düşüncelere biraz fazla dalmışım ki Fahri Bey sesleniyor bana. Fakat eski adaylarımı düşünmeden edemiyorum. Ne ilginç şeyler yaşanıyordu şu mülakatlarda.
“Ercüment Bey! Ercüment Bey!”
Fahri Bey dayanamayıp kolumu dürtüklüyor şimdi, hiç istemeden kafamı kaldırıyorum özgeçmiş üstünden. Ancak o anda önümdekinin özgeçmiş, karşımdakinin Fahri Bey olmadığını fark ediyorum. İnsan Kaynakları uzmanı arkadaşım Selçuk: “Ercüment Bey uyuya kalmışsınız”, diyor. “Hadi kalkın adayımız geliyor.” Bir şey anlamadan etrafıma bakıyorum. Evet yine mülakat odasındayım. Ancak ne Derya Hanım, ne de Fahri Bey söz konusu. Böyle birileriyle mülakat yapmamışım bugün. Sabah yalnızca Gül isminde bir bayanla görüştüğümü, bana mülakatın sonunda, “Sizinle konuşunca rahatladım,” dediğini hatırlıyorum.

Selçuk:
“Gel lavaboya gidelim de yüzünü yıka” diyor. Birlikte çıkıyoruz mülakat odamızdan. Adayımız ile kritik bir pozisyon için görüşeceğiz, gayet zinde karşılamalıyız onu. Koridorda yürürken Selçuk: “Şuna bak!” diyor. Çok da merak etmeden elinde tuttuğu gazete ekine bakıyorum. O ise hemen açıklamaya girişiyor:
“İnsanlar garip bir oluşuma gitmişler. Hatta bu konuda bir blog bile kurmuşlar; birbirlerine mülakatçı tavsiye ediyorlar, ben şuna gittim çok rahatladım diyorlarmış. Üstelik bu seanslara, mülakatlara

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND