Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Yıldırım hızıyla genç kalmak!

75 yaşında olmasına rağmen oldukça “dinç” olan Dr. Yıldırım Aktuna, genç kalmanın ve canlı görünmenin beslenme ve düşünme ile ilişkisini anlattı…

25 yaş genç gözükmenin sırları

75 yaşındaki Dr. Yıldırım Aktuna sebze-meyvelerden oluşan özel kokteyli ve antioksidan haplarıyla yaşlanmanın olumsuz etkilerini en aza indirmeyi başardı. İşte yüzde yüz etkili yöntemler.

Her sabah yeşil elma, kivi, portakal, siyah üzüm, çilek, havuç, domates, kereviz ve brokoliden oluşan “Yıldırım Aktuna kokteyli”yle güne başlanacak.
Yaz kış, her sabah beş kilometre yürüyün. Ginko, balık yağı ve sarımsak tabletlerini hayatınızdan eksik etmeyin. Günde 100 miligram aspirin alın.
Yeşil çay ekstresiyle kanser riskini azaltın…
Koenzim Q-10 kullanarak bağışıklık sistemini koruyun…
Arı sütüyle de enerjinizi artırın.

İşte Aktuna”nın gençlik formülü

Dr. Yıldırım Aktuna tam 75 yaşında ancak en az 25 yaş genç gözüküyor. Aktuna”nın gençlik formülü 25 yıldan beri aksatmadan sürdürdüğü bir dizi alışkanlığa dayanıyor. Yaz kış demeden her sabah en az beş kilometre yürüyor, kahvaltıdan önce sebze ve meyvelerden yapılan “kokteylini” içiyor ve düzenli olarak antioksidanlar kullanıyor.

25 yıldan beri sarımsak özü, ginko, arı sütü gibi antioksidanlar kullanıyor Sabahları erkenden uyanıp kahvaltıdan önce en az beş kilometrelik yürüyüş yapıyor Her gün yeşil elma, çilek, kivi, siyah üzüm, kereviz ve brokoli bulunan kokteylden içiyor

Dr. Yıldırım Aktuna tam 75 yaşında. Ancak enerjisiyle, fiziksel görümüyle gerçek yaşını tahmin etmek asla mümkün olmuyor. Çünkü Aktuna yaşından en az 25 yaş genç gözüküyor. Dr. Yıldırım Aktuna için gençliğin formülü ihmal etmediği alışkanlıklarına bağlı. 25 yıldan beri her sabah 5 kilometre yürüyor, dokuz ayrı meyveden oluşan “Yıldırım Aktuna kokteyli” ni her sabah içiyor ve antioksidan hapları düzenli olarak her gün kullanıyor. 13 yıl sonra yeniden hekimliğe dönen Dr. Yıldırım Aktuna hem genç kalmanın formüllerini anlattı hem de Türk toplumunun nabzını tutarak öfke ve depresyon krizini değerlendirdi.

* Yaşlanmayı ne belirliyor? Herkes doğduğu andan itibaren yaşı ilerler. Bir yandan bir kronometre gibi geçen zamana göre ilerleyen bu yaşın yanı sıra insanın yaşlanması da gerçekleşir. Yaşlanma üç bölümde gerçekleşir. Fiziksel-biyolojik yaşlanma, ikincisi ruhsal yaşlanma, üçüncüsü de zihinsel yaşlanma. Ama bence hepsinin birleştiği nokta, bu üç yaşlanma olayını idare eden üst nokta insan beyni. Beynin erken veya geç yaşlanması önemli olan… Genellikle insanlar yaşlarını doğduğu andan itibaren işleyen kronometreye göre hesap eder. Ama eğer bir insan kendine bakar, özen gösterirse, sağlığına dikkat ederse, 60 yaşında olmasına rağmen 40 yaşında görünebilir. O kişiye, biyolojik, ruhsal ve zihinsel olarak 60 yaşındaymış muamelesi yapamazsın. Tersi de olabilir. Kendine özen göstermeyen bir insan, fiziksel ve ruhsal olarak 60 yaşındaki biri kadar yaşlanmış olabilir. Ona da 40 yaş muamelesi yapamazsın. Çünkü vücuduyla, her şeyiyle 60 yaşındaki kadar yaşlanmıştır.

RUH VE ZİHİN YAŞI

* Yani yaşımız nüfus kağıdında yazan tarihe göre hesaplanmamalı mı? İnsanların artık kronometre yaşlarına bakmak yerine, gerçekte ne ölçüde yaşlandığını ruhsal ve fiziksel durumunu ölçerek bulmak gerekir. Şimdi anti-aging merkezlerinde bu yapılıyor. İnsanın o andaki yaşını fiziksel, biyolojik ve zihinsel yaşını ölçüyorlar. Kendi yaşına göre ne durumdadır hesaplayabiliyorlar.

* Yaşlanmayı ne belirliyor o zaman? İlerleyen yaşa rağmen genç kalabilmenin benim düşünceme göre birinci faktörü genetiktir. Genetik faktör çok önemlidir. Anne ve babasından aldığı genler, gen özellikleri, onun geçireceği hastalıklar açısından önem taşıyor, yaşama süresi ve yaşlanma bakımından da. İkinci faktör ise insanın kendisi. İnsanın kendisini koruması ve genç kalmayı sağlayacak özelliklere, unsurlara dikkat etmesi…

* Siz bunu nasıl keşfettiniz? Doğduğum tarih itibariyle tıp bugünkü kadar ilerlemiş değildi. Gen konusunda bu kadar ilerleme yoktu. Antiaging gibi bir anlayış yoktu. Gençliği koruyabilmenin ilkeleri, prensipleri bu kadar bilinmiyordu. Bizim de gençlik yıllarımız herkes gibi geçti. Ama ben doktor olduğum için bu bilince erken ulaştım. Dolayısıyla kendime özen göstermeye ve dikkat etmeye başladım. Bu da en az 25 yıl geriye gider. Ayrıca eskiden sigara kullanıyordum. Onu da 20 yıl önce bıraktım.

YÜRÜYÜŞ VE BESLENME

* Genç kalmak için ne yapıyorsunuz? Her gün beş kilometre yürüyüş yaptım. Çünkü yürüyüş, düzenli olarak yapılabilecek en iyi sporlardan birsi. Günde beş kilometre düzenli olarak yürüdüm, yaz-kış…. Kışın daha da zevkli oluyor. Sabah, kahvaltı etmeden çıkıyorum. Yürüyüşümü yapıyorum sonra gelip evde duşumu alıyorum.

* Düzenli egzersiz dışında ne yapılmalı? Bunun dışında, insanın yaşlanması ve hastalanmasında bağışıklık sisteminin gücünü koruması önem taşıyor. Çünkü bağışıklık sistemi insanı her türlü hastalığa karşı, özellikle de yaşlanmaya karşı koruyor. Bağışıklık sistemi zayıfladığı zaman her türlü hastalık ortaya çıkabiliyor. Ayrıca genç kalmakta bağışıklık sistemi çok önem taşıyor. Vücuda alınan gıdalarla serbest radikaller dediğimiz toksik maddeler oluşuyor. Bu maddeler vücutta hücrelerin zedelenmesine, hayatiyetini kaybetmesine yol açıyor, hücreleri tahrip ediyor. Son yıllarda antiaging başlığı altında ortaya çıkan antioksidan maddeleri ben yıllar önce keşfetmiştim. 25 yıldır iki şeyi çok dikkatle yapıyorum. Her sabah kalkar kalmaz yürüyüşten sonra dokuz ayrı meyveden oluşan karışımı sıkma makinesinde sıkıp bir bardak suyunu içiyorum.

* Nedir bu kokteyl? Elma, kivi, üzüm gibi meyvelerden oluşuyor. Yıldırım Aktuna kokteyli diyebiliriz, adı yok. Bir de bu antioksidan maddeleri gıdalarla alıyorum ama bir de doğal bitkisel ürünleri tablet halinde kullanıyorum. O zaman bu ürünler Türkiye”de yoktu, Amerika”dan getiriyordum. Şimdi var. 25 yıldır kullanıyorum. Ginko, balık yağı, E400, kokusuz sarımsak ekstresi gibi ürünleri düzenli olarak kullanıyorum. Bir de 20 yıldır günde bir tane 100 miligramlık aspirin alıyorum.

ŞALTERİ İNDİRİYORUM

* Peki siz stresle nasıl başa çıkıyorsunuz? Özellikle politikacıyken çok stres altındaydım. Günlük yaşamda, mesleğinle ilgili bir stres. Devamlı olaylar oluyor, onlarla başa çıkmak zorundasın. Telefonun 24 saat açık, medya da ayrı bir stres kaynağı, olumsuz olaylar manşet oluyor. Ben yıllardan beri şöyle bir yöntem uyguluyorum. İnsanın beyninde bir şalter var. Bir olayı düşünüyorsun, stres yaratan bir olay da olabilir. Ama artık yeteri kadar düşündüğünde ve o konuda yapacak bir şey yoksa, artık çare de üretemiyorsan düşünmenin anlamı yok. Ben beynimin o olayı düşünen tarafının şalterini ”pat” diye kapatıyorum. Bir daha hiç düşünmüyorum, aklıma bile gelmiyor. Ankara”da altı buçuk yıl bakanlık yaptım. Sabah 8-8.5 gibi gidiyorsun bakanlığa, akşam 6-7”ye kadar bir sürü işle uğraşıyorsun. Ve akşam çıkınca, arkadaşlarınla bir lokantaya gidip, orada yemekle birlikte sohbet edeceksin. Birçok insan, bakanlıktaki olayları, olumsuz, stres yaratan konuları kafasında taşıyarak oraya gidiyor ve yemekte de konuşma ihtiyacı duyuyor. Bu olayları 24 saat boyunca kafasında yaşatıyor. Bense dışarı çıktığım andan itibaren şalteri indiriyorum, o noktadan sonra artık ben bakan değilim, siyasetçi falan da değilim. Kafamda hiçbir şey yok. Lokantaya oturuyoruz, içki içeceksek içiyoruz ve davranışlarımda da o bakan olma kimliğini içimde yaşatmıyorum. Burada da doktorum. Akşama kadar hastalarımı muayene ediyorum. Ama buradan çıktığım andan itibaren doktor değilim. Akşam yemeğe ya da bir yere gitmişsek eğer burayla ilgili ve doktorlukla ilgili hiçbir şey yapmıyorum. Konuyu açan olursa da kapatıyorum.

EVE İŞ SOKMAYIN

* Bu galiba çok yaygın bir hata? Türkiye”de şunu görüyorum. İnsanlar hangi işi yaparsa yapsın, çantası elinde evraklarıyla eve gelir ve evde o işe devam eder. Yani iş hayatındaki sorunlar, problemler ev hayatında da devam eder. Halbuki evdeki hayat sadece dinlenmeye ayrılmalıdır. Bedenen, ruhen ve zihnen dinlenmek. Eve girdiği andan itibaren evdeki insanlar konuyu açmak istese bile açmayacaksın. Sanki bir yerde müdür değilsin, doktor değilsin, muhasebeci değilsin, bakan değilsin. Şalteri tak diye kapatıp beyninde her şeyi sıfırlaman lazım. En etkili olay bile o şalter kapandığında beynine girmeyi başaramayacak. Bunu yaptığın zaman mutlak bir dinlenme oluyor. Kendini yeniliyorsun. 7-8”de eve geldin, ertesi sabaha kadar uyku da dahil kendini tazeliyorsun. Çünkü bütün bu olumsuzluklar, stres yaratan unsurlar senin beynini toksik bir madde gibi zedeliyor, yoruyor, yıpratıyor. Şalteri kapatarak onu kafandan atmayı başardıysan, beynin üzerinde etki yapamıyor. Başka şeylerle meşgul olduğun için kendini yeniliyor.

* İçkiyle aranız nasıl? Çok az içerim. İki arkadaş bir araya geldiğinde, bir toplantı varsa genellikle kırmızı şarap içiyorum. Kırmızı şarap çok faydalı. O da bir kadeh, bazen iki tane. Ve 10-15 günde bir.

* Hep böyle neşeli misiniz? Her şeyi pozitif düşünürüm. Bunun da ötesinde şunu düşünürüm; insanlar doğuyor, belli süre yaşıyor ve ölüyor. Bizden önce milyarlarca insan yaşamış, dünyayı sarsan güç sahibi insanlar. Bugün hepsi kara toprağın altında, kemikleri kalmış sadece. Demek ki yaşam son derece göreceli. Önemli olan yaşadığın süreci uzatabilmek ve kendine kaliteli bir yaşam sağlayabilmek. Huzurlu ve mutlu yaşayabilmek.

* Bir de insanlar ruhi birtakım sıkıntıları olabileceğini pek de kabul etmiyor galiba? Ruh sağlıklarını korumayı bilmiyorlar. Stres, stres… Bunun yoğun etkisi altında kalıp bundan kurtulmayı becerememişsen hastalanırsın. Çünkü stresi yönetmek diye bir şey var. Stresten yararlanmak, adrenalin deşarjını sağlamak, olumlu işlere çevirmek…

* Peki nasıl düşünülmeli? Elbette stresin cinsine bağlı. Bir olay bir anda herkesin üzerinde stres yaratır. Olay geçer ve etkisi kalkar. Nedir o stres hali? Stres hali aslında sizin tehlikeye düşme hissini yaşamanızı sağlar. Vücut kendini korumak için tedbir almaya başlar. Ruhi ve fiziksel olarak. Kalp çarpar, göz bebekleri açılır, tansiyon yükselir, kaslar gerilir. Şimdi bu doğal. Ama olay ortadan kalktığı andan itibaren bunun da ortadan kalkması lazım. İşte stres altında kalan insanlarda savunma mekanizması aynen olay devam ediyormuş gibi sürüyor. Gergin, tansiyonu yüksek, kasları gergi, baş ağrıyor, gözler ağrıyor. Bu hal devam ederse gitgide bir öfkeye, saldırganlığa dönüşüyor. Yahut organlara yansıyor, psikosomatik dediğimiz şeker, migren gibi hastalıklara yol açıyor. Veya depresyona götürüyor. Yoğun stres altında yaşadığımız için ülkemizde de ruh hastalıkları arttı. İnsanlar stresle başa çıkamadığı için ve stres başlangıcında doktora gidip tedavi ettirmediği, önlemini almadığı için hastalıklar arttı.

* İnsanlar ruh hallerinde nelere dikkat etmeli? Bunun ön işaretleri var. Kendini gergin hissetmek, tahammülsüz olmaya başlamak yani tolerans eşiğinin düşmesi. Çarpıntı, sıkıntı hissetmek. Uyku bozuklukları, sabah yorgunluk hissiyle kalkmak, mutsuz, neşesiz hissetmek… Bütün bunlar çeşitli ruhi bozuklukların işaretleri olabilir. Bu işaretleri ilk gördüğünüzde yapılması gereken hemen bir ruh hekimine gitmek ve muayene olmaktır.

Aktuna”nın ünlü kokteyli

Dr. Yıldırım Aktuna”nın her sabah içtiği kokteylinde dokuz ayrı sebze ve meyvenin bileşimi var. Aktuna kendi ismini verdiği bu kokteylin formülünü de şöyle tanımlıyor.

* Yeşil elma (1 adet)
* Sıkma portakal (1 adet)
* Kivi (1 adet)
* Siyah üzüm (4 tane)
* Çilek (4 tane)
* Havuç (1 adet)
* Domates (1 adet)
* Kereviz (1 adet)
* Brokoli (Bir avuç kadar)

ANTİOKSİDANLAR ve VİTAMİNLER

Koenzim Q-10: Hücreye oksijen girişini sağlayan, hücre zarını ve bağışıklık sistemini koruyan antioksidan.
Pycnogenol: Ağaç kabuğundan elde edilen bu bitki özü antioksidan özelliğe sahip. Erken yaşlanmanın ve kalp hastalıklarını önlenmesinde etkili.
Royal Jelly: İşçi arıların ürettiği besin maddesi. B vitaminlerinin doğal kaynağı. Enerji sağlıyor, bağışıklığı düzenliyor.
Yeşil Çay Ekstresi: Çin”de 5 bin yıldır kullanılan yeşil çay ekstresi kolestrol düşürücü özelliğe sahip ve kanser riskini azaltıyor.

Yazar: Cengiz Erdinç
Kaynak: www.sabah.com.tr

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND