Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Yıldırım hızıyla genç kalmak!

75 yaşında olmasına rağmen oldukça “dinç” olan Dr. Yıldırım Aktuna, genç kalmanın ve canlı görünmenin beslenme ve düşünme ile ilişkisini anlattı…

yaşlanmanın olumsuz etkilerinden kurtulmak, gençlik sırları, genç kalmak

25 yaş genç gözükmenin sırları

75 yaşındaki Dr. Yıldırım Aktuna sebze-meyvelerden oluşan özel kokteyli ve antioksidan haplarıyla yaşlanmanın olumsuz etkilerini en aza indirmeyi başardı. İşte yüzde yüz etkili yöntemler.

Her sabah yeşil elma, kivi, portakal, siyah üzüm, çilek, havuç, domates, kereviz ve brokoliden oluşan “Yıldırım Aktuna kokteyli”yle güne başlanacak.
Yaz kış, her sabah beş kilometre yürüyün. Ginko, balık yağı ve sarımsak tabletlerini hayatınızdan eksik etmeyin. Günde 100 miligram aspirin alın.
Yeşil çay ekstresiyle kanser riskini azaltın…
Koenzim Q-10 kullanarak bağışıklık sistemini koruyun…
Arı sütüyle de enerjinizi artırın.

İşte Aktuna”nın gençlik formülü

Dr. Yıldırım Aktuna tam 75 yaşında ancak en az 25 yaş genç gözüküyor. Aktuna”nın gençlik formülü 25 yıldan beri aksatmadan sürdürdüğü bir dizi alışkanlığa dayanıyor. Yaz kış demeden her sabah en az beş kilometre yürüyor, kahvaltıdan önce sebze ve meyvelerden yapılan “kokteylini” içiyor ve düzenli olarak antioksidanlar kullanıyor.

25 yıldan beri sarımsak özü, ginko, arı sütü gibi antioksidanlar kullanıyor Sabahları erkenden uyanıp kahvaltıdan önce en az beş kilometrelik yürüyüş yapıyor Her gün yeşil elma, çilek, kivi, siyah üzüm, kereviz ve brokoli bulunan kokteylden içiyor

Dr. Yıldırım Aktuna tam 75 yaşında. Ancak enerjisiyle, fiziksel görümüyle gerçek yaşını tahmin etmek asla mümkün olmuyor. Çünkü Aktuna yaşından en az 25 yaş genç gözüküyor. Dr. Yıldırım Aktuna için gençliğin formülü ihmal etmediği alışkanlıklarına bağlı. 25 yıldan beri her sabah 5 kilometre yürüyor, dokuz ayrı meyveden oluşan “Yıldırım Aktuna kokteyli” ni her sabah içiyor ve antioksidan hapları düzenli olarak her gün kullanıyor. 13 yıl sonra yeniden hekimliğe dönen Dr. Yıldırım Aktuna hem genç kalmanın formüllerini anlattı hem de Türk toplumunun nabzını tutarak öfke ve depresyon krizini değerlendirdi.

* Yaşlanmayı ne belirliyor? Herkes doğduğu andan itibaren yaşı ilerler. Bir yandan bir kronometre gibi geçen zamana göre ilerleyen bu yaşın yanı sıra insanın yaşlanması da gerçekleşir. Yaşlanma üç bölümde gerçekleşir. Fiziksel-biyolojik yaşlanma, ikincisi ruhsal yaşlanma, üçüncüsü de zihinsel yaşlanma. Ama bence hepsinin birleştiği nokta, bu üç yaşlanma olayını idare eden üst nokta insan beyni. Beynin erken veya geç yaşlanması önemli olan… Genellikle insanlar yaşlarını doğduğu andan itibaren işleyen kronometreye göre hesap eder. Ama eğer bir insan kendine bakar, özen gösterirse, sağlığına dikkat ederse, 60 yaşında olmasına rağmen 40 yaşında görünebilir. O kişiye, biyolojik, ruhsal ve zihinsel olarak 60 yaşındaymış muamelesi yapamazsın. Tersi de olabilir. Kendine özen göstermeyen bir insan, fiziksel ve ruhsal olarak 60 yaşındaki biri kadar yaşlanmış olabilir. Ona da 40 yaş muamelesi yapamazsın. Çünkü vücuduyla, her şeyiyle 60 yaşındaki kadar yaşlanmıştır.

RUH VE ZİHİN YAŞI

* Yani yaşımız nüfus kağıdında yazan tarihe göre hesaplanmamalı mı? İnsanların artık kronometre yaşlarına bakmak yerine, gerçekte ne ölçüde yaşlandığını ruhsal ve fiziksel durumunu ölçerek bulmak gerekir. Şimdi anti-aging merkezlerinde bu yapılıyor. İnsanın o andaki yaşını fiziksel, biyolojik ve zihinsel yaşını ölçüyorlar. Kendi yaşına göre ne durumdadır hesaplayabiliyorlar.

* Yaşlanmayı ne belirliyor o zaman? İlerleyen yaşa rağmen genç kalabilmenin benim düşünceme göre birinci faktörü genetiktir. Genetik faktör çok önemlidir. Anne ve babasından aldığı genler, gen özellikleri, onun geçireceği hastalıklar açısından önem taşıyor, yaşama süresi ve yaşlanma bakımından da. İkinci faktör ise insanın kendisi. İnsanın kendisini koruması ve genç kalmayı sağlayacak özelliklere, unsurlara dikkat etmesi…

* Siz bunu nasıl keşfettiniz? Doğduğum tarih itibariyle tıp bugünkü kadar ilerlemiş değildi. Gen konusunda bu kadar ilerleme yoktu. Antiaging gibi bir anlayış yoktu. Gençliği koruyabilmenin ilkeleri, prensipleri bu kadar bilinmiyordu. Bizim de gençlik yıllarımız herkes gibi geçti. Ama ben doktor olduğum için bu bilince erken ulaştım. Dolayısıyla kendime özen göstermeye ve dikkat etmeye başladım. Bu da en az 25 yıl geriye gider. Ayrıca eskiden sigara kullanıyordum. Onu da 20 yıl önce bıraktım.

YÜRÜYÜŞ VE BESLENME

* Genç kalmak için ne yapıyorsunuz? Her gün beş kilometre yürüyüş yaptım. Çünkü yürüyüş, düzenli olarak yapılabilecek en iyi sporlardan birsi. Günde beş kilometre düzenli olarak yürüdüm, yaz-kış…. Kışın daha da zevkli oluyor. Sabah, kahvaltı etmeden çıkıyorum. Yürüyüşümü yapıyorum sonra gelip evde duşumu alıyorum.

* Düzenli egzersiz dışında ne yapılmalı? Bunun dışında, insanın yaşlanması ve hastalanmasında bağışıklık sisteminin gücünü koruması önem taşıyor. Çünkü bağışıklık sistemi insanı her türlü hastalığa karşı, özellikle de yaşlanmaya karşı koruyor. Bağışıklık sistemi zayıfladığı zaman her türlü hastalık ortaya çıkabiliyor. Ayrıca genç kalmakta bağışıklık sistemi çok önem taşıyor. Vücuda alınan gıdalarla serbest radikaller dediğimiz toksik maddeler oluşuyor. Bu maddeler vücutta hücrelerin zedelenmesine, hayatiyetini kaybetmesine yol açıyor, hücreleri tahrip ediyor. Son yıllarda antiaging başlığı altında ortaya çıkan antioksidan maddeleri ben yıllar önce keşfetmiştim. 25 yıldır iki şeyi çok dikkatle yapıyorum. Her sabah kalkar kalmaz yürüyüşten sonra dokuz ayrı meyveden oluşan karışımı sıkma makinesinde sıkıp bir bardak suyunu içiyorum.

* Nedir bu kokteyl? Elma, kivi, üzüm gibi meyvelerden oluşuyor. Yıldırım Aktuna kokteyli diyebiliriz, adı yok. Bir de bu antioksidan maddeleri gıdalarla alıyorum ama bir de doğal bitkisel ürünleri tablet halinde kullanıyorum. O zaman bu ürünler Türkiye”de yoktu, Amerika”dan getiriyordum. Şimdi var. 25 yıldır kullanıyorum. Ginko, balık yağı, E400, kokusuz sarımsak ekstresi gibi ürünleri düzenli olarak kullanıyorum. Bir de 20 yıldır günde bir tane 100 miligramlık aspirin alıyorum.

ŞALTERİ İNDİRİYORUM

* Peki siz stresle nasıl başa çıkıyorsunuz? Özellikle politikacıyken çok stres altındaydım. Günlük yaşamda, mesleğinle ilgili bir stres. Devamlı olaylar oluyor, onlarla başa çıkmak zorundasın. Telefonun 24 saat açık, medya da ayrı bir stres kaynağı, olumsuz olaylar manşet oluyor. Ben yıllardan beri şöyle bir yöntem uyguluyorum. İnsanın beyninde bir şalter var. Bir olayı düşünüyorsun, stres yaratan bir olay da olabilir. Ama artık yeteri kadar düşündüğünde ve o konuda yapacak bir şey yoksa, artık çare de üretemiyorsan düşünmenin anlamı yok. Ben beynimin o olayı düşünen tarafının şalterini ”pat” diye kapatıyorum. Bir daha hiç düşünmüyorum, aklıma bile gelmiyor. Ankara”da altı buçuk yıl bakanlık yaptım. Sabah 8-8.5 gibi gidiyorsun bakanlığa, akşam 6-7”ye kadar bir sürü işle uğraşıyorsun. Ve akşam çıkınca, arkadaşlarınla bir lokantaya gidip, orada yemekle birlikte sohbet edeceksin. Birçok insan, bakanlıktaki olayları, olumsuz, stres yaratan konuları kafasında taşıyarak oraya gidiyor ve yemekte de konuşma ihtiyacı duyuyor. Bu olayları 24 saat boyunca kafasında yaşatıyor. Bense dışarı çıktığım andan itibaren şalteri indiriyorum, o noktadan sonra artık ben bakan değilim, siyasetçi falan da değilim. Kafamda hiçbir şey yok. Lokantaya oturuyoruz, içki içeceksek içiyoruz ve davranışlarımda da o bakan olma kimliğini içimde yaşatmıyorum. Burada da doktorum. Akşama kadar hastalarımı muayene ediyorum. Ama buradan çıktığım andan itibaren doktor değilim. Akşam yemeğe ya da bir yere gitmişsek eğer burayla ilgili ve doktorlukla ilgili hiçbir şey yapmıyorum. Konuyu açan olursa da kapatıyorum.

EVE İŞ SOKMAYIN

* Bu galiba çok yaygın bir hata? Türkiye”de şunu görüyorum. İnsanlar hangi işi yaparsa yapsın, çantası elinde evraklarıyla eve gelir ve evde o işe devam eder. Yani iş hayatındaki sorunlar, problemler ev hayatında da devam eder. Halbuki evdeki hayat sadece dinlenmeye ayrılmalıdır. Bedenen, ruhen ve zihnen dinlenmek. Eve girdiği andan itibaren evdeki insanlar konuyu açmak istese bile açmayacaksın. Sanki bir yerde müdür değilsin, doktor değilsin, muhasebeci değilsin, bakan değilsin. Şalteri tak diye kapatıp beyninde her şeyi sıfırlaman lazım. En etkili olay bile o şalter kapandığında beynine girmeyi başaramayacak. Bunu yaptığın zaman mutlak bir dinlenme oluyor. Kendini yeniliyorsun. 7-8”de eve geldin, ertesi sabaha kadar uyku da dahil kendini tazeliyorsun. Çünkü bütün bu olumsuzluklar, stres yaratan unsurlar senin beynini toksik bir madde gibi zedeliyor, yoruyor, yıpratıyor. Şalteri kapatarak onu kafandan atmayı başardıysan, beynin üzerinde etki yapamıyor. Başka şeylerle meşgul olduğun için kendini yeniliyor.

* İçkiyle aranız nasıl? Çok az içerim. İki arkadaş bir araya geldiğinde, bir toplantı varsa genellikle kırmızı şarap içiyorum. Kırmızı şarap çok faydalı. O da bir kadeh, bazen iki tane. Ve 10-15 günde bir.

* Hep böyle neşeli misiniz? Her şeyi pozitif düşünürüm. Bunun da ötesinde şunu düşünürüm; insanlar doğuyor, belli süre yaşıyor ve ölüyor. Bizden önce milyarlarca insan yaşamış, dünyayı sarsan güç sahibi insanlar. Bugün hepsi kara toprağın altında, kemikleri kalmış sadece. Demek ki yaşam son derece göreceli. Önemli olan yaşadığın süreci uzatabilmek ve kendine kaliteli bir yaşam sağlayabilmek. Huzurlu ve mutlu yaşayabilmek.

* Bir de insanlar ruhi birtakım sıkıntıları olabileceğini pek de kabul etmiyor galiba? Ruh sağlıklarını korumayı bilmiyorlar. Stres, stres… Bunun yoğun etkisi altında kalıp bundan kurtulmayı becerememişsen hastalanırsın. Çünkü stresi yönetmek diye bir şey var. Stresten yararlanmak, adrenalin deşarjını sağlamak, olumlu işlere çevirmek…

* Peki nasıl düşünülmeli? Elbette stresin cinsine bağlı. Bir olay bir anda herkesin üzerinde stres yaratır. Olay geçer ve etkisi kalkar. Nedir o stres hali? Stres hali aslında sizin tehlikeye düşme hissini yaşamanızı sağlar. Vücut kendini korumak için tedbir almaya başlar. Ruhi ve fiziksel olarak. Kalp çarpar, göz bebekleri açılır, tansiyon yükselir, kaslar gerilir. Şimdi bu doğal. Ama olay ortadan kalktığı andan itibaren bunun da ortadan kalkması lazım. İşte stres altında kalan insanlarda savunma mekanizması aynen olay devam ediyormuş gibi sürüyor. Gergin, tansiyonu yüksek, kasları gergi, baş ağrıyor, gözler ağrıyor. Bu hal devam ederse gitgide bir öfkeye, saldırganlığa dönüşüyor. Yahut organlara yansıyor, psikosomatik dediğimiz şeker, migren gibi hastalıklara yol açıyor. Veya depresyona götürüyor. Yoğun stres altında yaşadığımız için ülkemizde de ruh hastalıkları arttı. İnsanlar stresle başa çıkamadığı için ve stres başlangıcında doktora gidip tedavi ettirmediği, önlemini almadığı için hastalıklar arttı.

* İnsanlar ruh hallerinde nelere dikkat etmeli? Bunun ön işaretleri var. Kendini gergin hissetmek, tahammülsüz olmaya başlamak yani tolerans eşiğinin düşmesi. Çarpıntı, sıkıntı hissetmek. Uyku bozuklukları, sabah yorgunluk hissiyle kalkmak, mutsuz, neşesiz hissetmek… Bütün bunlar çeşitli ruhi bozuklukların işaretleri olabilir. Bu işaretleri ilk gördüğünüzde yapılması gereken hemen bir ruh hekimine gitmek ve muayene olmaktır.

Aktuna”nın ünlü kokteyli

Dr. Yıldırım Aktuna”nın her sabah içtiği kokteylinde dokuz ayrı sebze ve meyvenin bileşimi var. Aktuna kendi ismini verdiği bu kokteylin formülünü de şöyle tanımlıyor.

* Yeşil elma (1 adet)
* Sıkma portakal (1 adet)
* Kivi (1 adet)
* Siyah üzüm (4 tane)
* Çilek (4 tane)
* Havuç (1 adet)
* Domates (1 adet)
* Kereviz (1 adet)
* Brokoli (Bir avuç kadar)

ANTİOKSİDANLAR ve VİTAMİNLER

Koenzim Q-10: Hücreye oksijen girişini sağlayan, hücre zarını ve bağışıklık sistemini koruyan antioksidan.
Pycnogenol: Ağaç kabuğundan elde edilen bu bitki özü antioksidan özelliğe sahip. Erken yaşlanmanın ve kalp hastalıklarını önlenmesinde etkili.
Royal Jelly: İşçi arıların ürettiği besin maddesi. B vitaminlerinin doğal kaynağı. Enerji sağlıyor, bağışıklığı düzenliyor.
Yeşil Çay Ekstresi: Çin”de 5 bin yıldır kullanılan yeşil çay ekstresi kolestrol düşürücü özelliğe sahip ve kanser riskini azaltıyor.

Yazar: Cengiz Erdinç
Kaynak: www.sabah.com.tr

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kahvaltılı sabahlar, başarılı yarınlar!

sağlıklı çocuk kahvaltıları, okula giden çocuğun kahvaltısı, okul başarısı, Manşet, kahvaltı tabağı

Çocukların okul başarısını önemli ölçüde etkileyen kahvaltı nasıl olmalı? Hangi besinleri kahvaltıda mutlaka tüketmeliyiz? İşte Diyetisyen İzan Işık’tan dengeli ve sağlıklı kahvaltı önerileri…

Kahvaltı, okul başarısını olumlu etkiliyor

Diyetisyen İzan Işık, sağlıklı ve dengeli bir kahvaltının, eğitim başarısını etkilediğini, matematik problemleri çözme becerisini, okuma ve dinleme esnasında daha iyi anlamayı söyledi.

Diyetisyen İzan Işık, kahvaltının gece boyu süren açlığın sonunda vücut için gerekli ilk enerji kaynağı olduğunu belirterek, “Gece açlığında düşen kan glikozunun dengelenmesini sağlayan kahvaltı, bilişsel ve fiziksel performansın devamı için son derece önemli. Kahvaltı, glikojen (enerji) depolarını doldurur ve metabolizmayı çalışmaya başlatır” dedi. İzan Işık, MAT-FEN Eğitim Kurumu lise seviyesindeki öğrencilerine yönelik kahvaltı konulu beslenme eğitiminde konuştu. Eğitimde, gençlere örnek kahvaltı da sunuldu.

Kahvaltı okul başarısını etkiler

Sağlıklı ve dengeli bir kahvaltının, eğitim başarısını etkilediğini, matematik problemleri çözme becerisini, okuma ve dinleme esnasında daha iyi anlamayı sağladığını, hafızayı geliştirdiğini, derslerde konsantrasyonu sağladığını vurgulayan İzan Işık, bunun yanında derslere geç kalmayı önleme ve devamsızlığı azaltmaya da yaradığını anlattı. İzan Işık kahvaltının duygu durumuna etkisinin de bilindiğini belirterek, “Kahvaltı ile duygu durumları arasında da bir ilişki bulunmaktadır. Düzenli kahvaltı yapan çocuk ve adölesanlar yaşama daha pozitif bakmakta, daha az negatif duyguya sahip olmaktadırlar” diye konuştu.

6-12 ve 12-18 yaş dönemi bireylerin kahvaltı ve genel olarak sağlıklı beslenme konusunda alışkanlığı kazanmasının, gelecekte hastalıklardan korunmasına katkı verdiğine işaret eden İzan Işık, “Bu dönemler fizyolojik, psikolojik ve sosyal gelişimin hızlı olduğu, yaşam boyu devam edebilecek davranışların büyük ölçüde oluştuğu, bilgi almaya ve alışkanlık kazanmaya en uygun oldukları ve yetişkinlik hastalıklarının gelişimi açısından ise en riskli dönemlerdir. Çocuklarda ve adölesanlarda (12-18 yaş) kahvaltı öğününün atlanması oldukça yaygın görülüyor. Kahvaltı öğününü atlayan adölesanlar arasında, bu oranın kızlarda erkeklere göre daha fazla olduğu biliniyor. Kahvaltı öğününün atlanmasının temel nedenleri zaman yetersizliği, sabah iştahın olmaması ve adölesanların vücut ağırlıkları hakkında duydukları endişe nedeniyle besin alımını sınırlamak istemeleridir” bilgisini verdi.

Kahvaltı yapmak yetişkinlikte obezite riskini azaltıyor

Diyetisyen İzan Işık, bazı gençlerin kahvaltıyı kilo alma endişesiyle atlamasına karşılık, kahvaltı yapmanın yetişkinlikteki obezite riskini azalttığını da vurgulayarak, “Kahvaltıyı atlayan veya yeterli ve dengeli bir kahvaltı öğünü tüketmeyen çocuk ve 12-18 yaş arasındaki bireylerde ilerleyen yıllarda obezite görülme oranın daha fazla. Total kolesterol, LDL kolesterol ve insülin düzeylerinin yüksekliği ile ilişkili olduğunu, bireylerin yetişkinlik döneminde tip 2 diyabet, kalp damar hastalıkları, hipertansiyon, metabolik sendrom ve osteoporoz risklerinin daha yüksek” bilgisini verdi.

Ailelere uyarı

Ailelerin kahvaltıya yönelik tutumlarının çocukların ve adölesan çağdaki (12-18 yaş) gençlerin davranışlarını etkilediğine işaret eden İzan Işık, evde kahvaltı hazırlanmaması ve kahvaltıda gerekli olan besinlere yer verilmemesinin çocuk ve gençleri kahvaltıdan uzaklaştırabildiğini anlattı. İzan Işık, “Adölesan bireylere aileleri tarafından sağlıklı beslenme konusunda yol gösterilmeli, kendi besin alımlarını düzenleyerek yeterli ve dengeli beslenme alışkanlıklarının gelişimi desteklenmelidir”  diye konuştu.

İyi bir kahvaltı nasıl olmalı?

Öğrencilere kahvaltı tavsiyelerinde de bulunan Diyetisyen İzan Işık, iyi bir kahvaltının günlük enerji ihtiyacının yüzde 20-25’ini karşılaması gerektiğini belirtti. Dört temel besin grubu olan süt ve süt ürünleri, et ve et ürünleri, tahıl grubu ve sebze meyve grubunu içermesi gerektiğini belirten Diyetisyen Işık, mevsiminde taze meyve ve sebzeleri de önerdi. İzan Işık, örnek bir kahvaltıyı şöyle sıraladı:

“1 bardak süt, 1 yumurta, 1 dilim beyaz peynir, 2 ceviz veya 5 adet zeytin, 1 avuç yeşillik, söğüş doğranmış mevsim sebzeleri, 1 tatlı kaşığı ölçü ile bal veya ev yapımı reçel, 2-3 dilim tam tahıllı ekmek şeklinde hazırlanmış bir kahvaltı yaklaşık 500 kilokalori (kcal) enerji içerir ve aynı zamanda bireye tüm besin gruplarını sağlamış olur”

Öğrencilerin kahvaltıya bakışında olumlu değişiklik oldu

Bilgilendirme öncesi ve sonrasında tutum ve düşünceye yönelik yapılan kısa ankette de, MAT-FEN öğrencilerinin kahvaltıya yönelik tutumlarında olumlu değişiklik gözlendi.  Kahvaltısını artık atlamayacağını söyleyenler yüzde 43,4’ten yüzde 60,8’e yükseldi.

Kaynak: www.dunya.com

Okumaya devam et

MAKALE

Dikkatimizi artırmak için neler yapmalıyız?

psikoloji, odaklanma, dikkati artırma yöntemleri, dikkat problemi, dikkat

Etkili ve verimli çalışabilmek için iyi odaklanmamız gerekir. Fakat zor ve sıkıcı işlerle uğraşırken bu pek kolay olmuyor. Neyse ki bilim dikkati geliştiren kolay ve etkili yollar keşfetti. İşte o 5 bilimsel çözüm…

Dikkati geliştirecek 5 yöntem

Zor veya sıkıcı bir işe yoğunlaşmaya çalışanlar bunun ne kadar zor olduğunu bilir. Ama dikkati artırmayı sağlayan bazı bilimsel çözümler de var.

Yaptığımız işe daha iyi konsantre olmak için yapmamız gerektiğini sandığımız şeylerin çoğu beynimizin doğal işleyişine aykırıdır. Peki, daha fazla verim almak için, dikkat konusundaki araştırmalardan neler öğrenebiliriz?

1. Zihni dağıtmak

Yaptığınız iş üzerinde yoğunlaşmakta güçlük çekiyorsanız kısa süreliğine zihninizi dağıtacak başka bir şeye yönelmek en iyi yöntemlerden biridir.

Psikologlar zamanımızın yaklaşık yüzde 50’sini uğraştığımız işten farklı şeyler düşünerek geçirdiğimizi söylüyor. O halde zihni dağıtmak beynin daha iyi çalışmasına yardımcı olabilir.

Beyne baktığımızda, konsantrasyonun neden bozulduğunu anlayabiliriz. Konsantre olmak için beynin bazı bölgeleri arasında iyi bağlantılar kurulması gerekir.

Zamanımızın yarısını hayal kurarak geçiriyorsak bunun vaktini kendimizin belirlemesi daha yararlı olabilir.

Beynin ön kısmındaki kıvrımlardan oluşan frontal korteks, dikkat dağıtan şeylere karşı direnmeyi ve daha eğlenceli şeylerle uğraşmaya yönelten doğal içgüdümüzü kontrol etmeyi sağlar.

Bu bağlantıları çalışır halde tutmak için, özel bir şeyle uğraşmadığımızda beynin aktif olan kısımlarından daha fazla enerji gerekir. Ama kaçınılmaz olarak gün içinde bu enerji tükenip yorulduğumuzda, dikkatimiz dağılır, aklımız başka şeylere kaymaya başlar.

Eğer bu durum zaten yaşanacaksa bunun vaktini en uygun ana ayarlamak neden mümkün olmasın?

Harvard Üniversitesi’nde psikolog Paul Seli, zihnin dağılması konusunda kasıtlı ve kazara dağılma ayrımı yapıyor. Yapılan işi olumsuz etkileyen işte bu kazara zihin dağılmasıdır.

Oysa bu zamanı kendisi belirleyenler daha az zarar görür. Bilerek ve planlayarak zihni dağıtacak bir şeylere yönelmenin yararı olabilir.

“Uğraştığınız işle ilgisi olmayan başka bir konuyu düşünün, örneğin kafanıza takılan başka bir sorunu çözmeye çalışın, sonra da asıl işinize dönün” tavsiyesinde bulunuyor Seli.

İş dışındaki başka bir konuyu düşünmesi için zihninize izin vermek, hem aklın başka şeylere kayması sırasındaki suçluluk duygusunu hem de bu kaymaya neden olan ve zihni meşgul eden konuları gidermiş olacaktır.

İşyerinde şaka ortamına izin vermek verimliliği artırabilir. Bunun bir yolu da kedi videoları izlemek olabilir mi?

2. Boş boş dolanmak

Komik kedi videolarının dikkat dağıttığı düşünülür, ama bazı psikologlar bunların bizi işimize devam etmemizi sağlayacak kıvama getirebileceğine inanıyor.

İşinizi ne kadar seviyor olsanız da zor bir işe yoğunlaşmak irade ister. İrade gücünü artırmanın bir yolu da gülmekten geçer. Yapılan araştırmalar, zor bir bilmece üzerinde kafa yorma konusunda, komik bir video izleyen kişilerin, rahatlatıcı ama komik olmayan video izleyenlerden daha uzun süre çaba gösterdiklerini ortaya koydu. Bu nedenle işyerlerinde daha şakacı bir ortamın teşvik edilmesini savunanlar var.

Avustralya Üniversitesi’nde liderlik araştırmaları uzmanı David Cheng’e göre, “Ekibiniz için eğlenme kültürü yaratmak, onları güldürecek komik bir video bulup izletmek iş verimliliğini artırır. Bu elbette gün boyunca kedi videoları izlemek anlamına gelmiyor, ama özellikle yorgun hissedilen anlarda, arada bir fırsat yaratarak şakalaşıp gülmek gerekir.”

3. Düzen değil karmaşa mı?

Daha iyi konsantre olmak için, dikkat dağıtacak tüm dış etkenlerden arınmak gerektiği düşünülür. Oysa başka bir teoriye göre tersini yapmak gerekir.

Belli düzeyde karmaşanın yoğunlaşmaya yararı olabileceği söyleniyor.

Londra’daki UCL Üniversitesi’nden psikolog Nilli Lavie 1995’te ‘Yükleme Teorisi’ni gündeme getirdi. Buna göre, beynimizin dış dünyadan alıp işleme koyabileceği bilgi sınırlıdır. Bu kapasite dolduğunda, beynin dikkat sistemi devreye girerek neye konsantre olacağına karar verir.

Lavie’nin deneyleri, temiz, düzenli ve sessiz ortamlardan ziyade dağınık ve karmaşık ortamlarda çalışmak daha verimli olabilir. Algı bölgeleri tümüyle dolduğunda beynimiz tüm enerjisini en önemli işe yoğunlaştırır. Dikkat dağıtıcı etkenleri devre dışı bırakır.

Ancak bunu uygularken dikkat dağıtıcı doğru faktörleri bulmak ve enerjimizi tüketecek seviyeye çıkmasına izin vermemek önemlidir. Düzenli görsel ve müzikli araçları devreye sokup bu işi kolaylaştırmak için ommwriter veya focus@will gibi bazı uygulama programları geliştirilmiş olsa da bunlar bilimsel araştırmalarda sınanmış olmadığından bir radyo da aynı işi görebilir.

Burada önemli olan, beynin başka yerde stimülasyon aramasına fırsat vermeyecek doğru dengeyi bulmaktır. Çoğu insan neyin daha iyi işe yarayacağını deneme yanılma yoluyla bulabilir. Ama dikkat dağıtıcı etkenleri ortadan kaldırmak yorucu olabileceğinden, hafiften başlayarak bu yönteme başvurulabilir.

Öğle arasında dışarı çıkıp parkta egzersiz yapmak dikkati yenilemeyi sağlar.

4. İşe ara vermek

İşiniz başınızdan aşkın olduğunda işe ara vermek aklınıza bile gelmeyebilir. Fakat bu şekilde daha fazla iş yapmanın mümkün olduğunu gösteren çok sayıda veri bulunuyor.

Önemli olan, ne zaman, ne kadar süreyle işe ara verileceği ve bu sırada ne yapılacağıdır.

Araştırmalar, konsantrasyon sınırının 90 dakika olduğunu gösteriyor. Bundan sonra 15 dakikalık ara almak gerekiyor.

Birkaç saniyelik mini araların bile işe yaradığını gösteren çalışmalar var. Ama bu sırada pencereden dışarı bakmak yerine, zihin aritmetiği gibi daha yoğun bir egzersize başvurmak yararlı olacaktır.

İşe ara verdiğinizde fiziksel egzersiz yapmanın, ardından kafein içeren kahve gibi bir içecek içmenin de beyni güçlendirdiği görülmüştür. Bunları dışarıda bir parkta yapmak daha etkili olacaktır.

Başka bir seçenek de meditasyon olabilir. Meditasyon konusunda tecrübeli olanlar dikkatleri üzerinde daha iyi kontrol sahibi olduğu gibi, ne zaman ara vermeleri gerektiğini de daha iyi bilir.

Bütün bunları zaman kaybı olarak görüyorsanız bir fincan kahve ile kafein yüklemesi yapmak da kısa vadeli olarak hafızayı, reaksiyon ve dikkat süresini artırır.

Egzersiz yapamayanlar için kafein de kısa süreli bir çözüm olarak dikkati yenileyebilir.

5. Fazla zorlamayın

Uzun süreli konsantre olmak gerektiğinde, kısa süreli bir yoğunlaşma dönemlerinin ardından kısa araların alınmasının daha verimli olduğu gözlendi.

Boston Dikkat ve Öğrenim Laboratuvarı’nda yapılan beyin taramalarında, uzun süre konsantre olmaya çalışanların, kısa süreli yoğunlaşma ve kısa ara, ardından yeniden yoğunlaşma şeklinde bir yöntem izleyenlerden daha fazla hata yaptığı görüldü.

Aynı şekilde Amsterdam Vrije Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada da, sürekli konsantre olmaktansa kısa süreli ara verip başka bir konuda düşünmenin dikkati daha artırdığı görüldü.

Beyin hakkındaki bilgimiz arttıkça stresin konsantrasyona zarar verdiğini daha net görüyoruz. Bu nedenle sakinleşmek için ara almak, kontrolü yeniden ele geçirmek ve daha verimli çalışmak için de önemlidir.

Yazar:  Caroline Williams 
Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

İyi yaşamak için iyi uyuyun!

yetersiz uykunun zararları, yetersiz uyku, uykunun önemi, uyku düzensizliği, bağışıklık sistemi

Sağlıklı bir yaşam için uyku düzenine ihtiyacımız var. Eğer yeterince uyuyamazsak vücudumuz bu duruma tepki gösterir. Buna bağlı olarak da hem fiziksel hem psikolojik hastalıklar meydana gelir. İşte yetersiz uykunun vücuda olumsuz etkileri…

Az uyku kısa ömür demektir

Rutin olarak gecede beş saat uyuyanların ani ölme riski, yedi ila dokuz saat uyuyanlara oranla yüzde 65 daha fazladır

Kalkınmış ülkelerdeki yetişkinlerin üçte ikisi, sağlıklı yaşam için şart olan sekiz saatlik gece uykusunu alamamaktadır.

Üçte biri ise kronik uykusuzluk çekmektedir.

Yetersiz uyku, kişinin Alzheimer hastalığına yakalanmasına en fazla etki yapan unsurdur.

İnsan beyninde harikulade bir temizlik sistemi bulunmaktadır. Bu sistem insan derin uykuda iken yüksek viteste çalışmaya geçer. Alzheimer’le ilişkisi olan beta amyloid adlı yapışkan, zehirli proteini, beyinden temizler.

Yeterli uyku uyuyamayanlar bu temizlik faaliyetinden mahrum kalırlar.

Yetersiz uyku ile geçen her gece, mürekkep faizle alınan kredi gibi, Alzheimer riskini artırır.

Rutin olarak gecede altı saatten az uyumak, bağışıklık sistemini olumsuz etkiler ve kanser riskini önemli ölçüde artırır.

Yetersiz uyku, bu sadece bir haftada iki üç saat daha az uyumak bile olsa, kan şekeri düzeyini o kadar çok olumsuz etkiler ki, şeker hastalığının eşiğindeki değerlere sahip olur insan.

Kısa uyku, kalp damarlarının tıkanma ve kırılganlaşma olasılığını çoğaltır ve bu da damar hastalıklarına, beyin kanamasına ve kalp krizine giden yoldur.

Uyku bozukluğunun depresyon, anksiyete ve intihar eğilimi gibi ruh durumları ile de sıkı bir bağlantısı vardır.

O kadar ki, son 20 yılda yapılan araştırmalarda, uykunun normal seyrinde olduğu bir psikolojik bozukluk bulunamamıştır.

Özetlemek gerekirse, ne kadar az uyursanız o kadar az yaşarsınız:

Yakın bir zaman önce yapılan araştırmalara göre, rutin olarak gecede beş saat uyuyanların ani ölme riski, yedi ila dokuz saat uyuyanlara oranla yüzde 65 daha fazladır.

Uyku sağlıklı yaşam için o kadar önemlidir ki bazı bilim insanları, doktorların hastalarına (uyku hapı olmaksızın) iyi bir gece uykusu “reçete” etmeleri için kampanya başlattı.

Yukarıdaki bilgileri Matthew P. Walker adlı İngiliz bilim insanının, neredeyse kelimesi kelimesine, bir yazısından aldım.

Walker, Berkeley’deki Kaliforniya Üniversitesi’nde, nöroloji ve psikoloji profesörüdür. Araştırmalarının odağı, uykunun insan sağlığı ve hastalıklar üzerindeki etkileridir.

Neden Uyuyoruz* adlı kitabı dünyanın birçok ülkesinde best-seller oldu.

Walker’in dolu dolu uyumak ile spor arasındaki ilişki konusunda da ilginç tespitleri var.

“Yasal en etkin performans artırıcı doping, uykudur ama bundan çok az insan faydalanır” diyor.

Sekiz saatten -özellikle altı saatten- az uyuyanlarda, şu meydana gelir:

Fiziki bitmişlik hâline yüzde 10 ile 30 arasında daha hızlı ulaşılır, aerobik performans da aynı oranda düşer.

Adale gücü azalır.

Gecede dokuz saat yerine, beş ila altı saat uyumak, bir sezon boyunca sakatlanma ihtimalini yüzde 200 artırabilir.

*

İyi uykular!

Yazar: Metin Münir
Kaynak:  www.t24.com.tr

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

TREND