Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Yetki devrinde ideal ölçü nedir?

Yetki devrinin önemi konusunda hemen hemen herkes hemfikir… Tartışmalı olan nokta liderin çalışanlarını ne kadar yetkilendirmesi gerektiği… Kimilerine göre lider sadece stratejiyle ilgilenmeli, kimilerine göre lider ipleri sıkı tutmalı… Peki bunun bir ideal ölçüsü yok mu?

Yetki devrinin önemi konusunda hemen hemen herkes hemfikir… Tartışmalı olan nokta liderin çalışanlarını ne kadar yetkilendirmesi gerektiği… Kimilerine göre lider sadece stratejiyle ilgilenmeli, kimilerine göre lider ipleri sıkı tutmalı… Peki bunun bir ideal ölçüsü yok mu?

Liderin Çalışanları Ne Kadar Yetkilendirmesi Gerekir?

Liderin, işlerin ayrıntısına girip girmemesi gerektiği, çok tartışılan bir konudur. Liderin sadece hedef ve stratejiyle ilgilenmesi gerektiğini savunanlar olduğu gibi, ayrıntılara inmeyen bir liderin gerçek anlamda liderlik yapmadığını savunanlar da vardır.

Bu konu siyah-beyaz ayrımlar yapacak kadar kolay bir konu değildir. Bazı durumlarda, gerçekten liderin ipleri eline alması gerekir. Yeni kurulan bir şirketin ne insan kaynağı yeterlidir ne de süreçleri oturmuştur, böyle bir şirkette elbette bütün ayrıntılarla liderin kendisi uğraşır.  Ayrıca şirketlerin büyük değişimler geçirdiği ya da çok önemli bir krizle karşı karşıya kaldığı durumlarda da elbette lider, her ayrıntıyı kendisi yönetir.

Yönetim kitapları, genel kural olarak, her şeyin “normal” olduğu şirketlerde liderin işleri değil, insanları yönetmesi; bunu için de, olağanüstü dönemleri bir an önce atlatıp, liderin şirketi normalleştirmesi ve işleri yöneticilere devretmesi gerektiğini söylerler.  Bu teoriye göre doğru olan, liderin hedef vermesi, stratejiyi saptaması, insanları yönetip onları motive etmesi ve sonra onlardan hesap sormasıdır.

Fakat her şirket sürekli değişim içindedir ve işlerin ayrıntısına giren bütün liderler, kendilerine fazla ayrıntıya girdikleri söylendiğinde, şirketin olağanüstü bir dönemden geçtiğini, bu dönemi ancak kendilerinin yönetebileceğini iddia ederler.

Bu konuda ölçüyü bulmak kolay değildir çünkü, yönetim teorisi diğer taraftan, her liderin mutlaka uygulamayla ilgilenmesi gerektiğini söyler. Sadece hedef veren, stratejik işlerle ilgilenen liderlerin görevlerini tam anlamıyla yapmadıklarını, şirketi başarısızlığa götüreceğini anlatırlar.

Benim gördüğüm kadarıyla, bir liderin ne kadar uygulamanın içinde olacağı ya da işleri ne kadar yöneticilere devredeceği, şirketin büyüklüğü veya içinde bulunduğu koşullar kadar liderin kişisel tercihiyle de ilgili bir konu. Bazı liderler şirketin her bölümümün işleyişini yakından takip etmekten, her işin ayrıntısına girmekten, bütün bunlara zaman ayırmaktan çok hoşlanıyorlar. Böyle yaptıkları zaman “doğru” yaptıklarını düşünüp kendilerini iyi hissediyorlar. Üstelik, ayrıntılarla ilgilenmeyi sevmekten öte bu liderlerin hepsinin, şirketin her alanına dikkatlerini yoğunlaştırabilme, uzun toplantılar yapabilme dayanıklılıkları var.

Bunun tersine, uygulamayla ilgilenmeyen liderlerin çoğu, aslında sabrı olmayan, uzun toplantılar yapamayan liderlerdir.  Her ne kadar, yönetim kitapları, yetkilendirmeyi yüceltse de aslında bir liderin ayrıntıya girmesi ve girdiği ayrıntıda yol gösterici olması da herkesin yapabileceği bir iş değildir. Ayrıntıya girebilmek, hem bilgi, hem çalışkanlık, hem konsantrasyon, hem de sabır gerektirir. Ne kadar eleştirilirse eleştirilsin, bir şirketin her bölümünün ayrıntısına girebilen bir liderliği herkes yapamaz.

Ben bugüne kadar yaptığım işlerde, mümkün olduğu ölçüde işleri delege etmeyi ve ayrıntılara fazla girmemeyi tercih ettim. Birlikte çalıştığım yöneticileri her zaman daha çok sorumluluk almaları için motive ettim. Sadece yöneticilerin değil, şirkette çalışan herkesin sorumluluk alması ve aldığı sorumluluğun hesabını vermesini daha doğru buldum. İşleri ve ilişkileri delege etmeye o kadar inandım ki birlikte çalıştığım yöneticilerle iş konuşurken, şirketin büyük hissedarı olmama rağmen onlara hep “İşlerin nasıl?” diyerek, benim değil onların işlerinden konuşuyor olduğumuzu hissettirmeye çalıştım. Ama itiraf etmeliyim ki ben, işlerin ayrıntısına girmeyi tercih etmeyen bir kişiliğe sahibim. Eğer ayrıntıya meraklı bir insan olsaydım, işleri delege eder miydim bilmiyorum ama bugünkü aklımla yine de doğru olanın, yetkilendirmek olduğunu düşünüyorum.

Bir iş ortamının iklimini, insanların işlerinden aldıkları tatmini belirleyen sadece o şirketin ve çalışanların ne kadar kazandıkları değil, insanların yapılan işi ne kadar sahiplendikleridir. Bu nedenle hangi kurumda olursa olsun yönetimin, her çalışanın sorumluluk almasını teşvik etmesi gerekir. Liderler, çalışanları kararlara dahil ettikleri; onların işi sahiplenmelerini, sorumluluk üstenmelerini, inisiyatif almalarını, yaratıcı olmalarını destekledikleri ve onlara ilham verdikleri ölçüde başarılı olurlar. Yönetimin amacı insanların birlikte başarmalarını ve bundan haz almasını sağlamaktır; yetkilendirme bunun için gereklidir.

Bir liderin yapılan işler hakkında bilgi sahibi olması, her bölümün işini nasıl yapması gerektiğini bilmesi elbette önemlidir ama çalışanların vermeleri gereken her kararı kendisi veren, yapılan her işe sürekli karışan liderin bu tutumu, faydadan çok zarar getirir. Bir liderin, “Her şeyi ben bilir, ben yaparım.” düşüncesinde olması, her işe karışması son derece sakıncalı bir durumdur.

İyi yönetim, doğru insanları seçmek, onların sorumluluk duygularını geliştirmek ve işleri sahiplenmelerini sağlamaktır. Böyle bir ikliminin hakim olduğu işyerlerinde girişimcilik ve yaratıcılık artar çünkü insanları en çok motive eden duygu, güven duygusudur. Kendisine güvenildiğini bilen insanlar, işleri sahiplenir ve daha yaratıcı olurlar.

Bir liderin ne kadar işlerin ayrıntısına gireceği, yetkisini ne kadar delege edeceği, çoğu durumda olduğu gibi, dengeyi bulma konusudur. Deneyimli bir lider bu dengenin ipleri tamamen bırakmakla, çok sıkmak arasında bir noktada durduğunu bilir.

Bana göre sağlam yapılar kurmak ve  kalıcı başarı elde etmek için, liderin yönetici ve çalışanlara sorumluluk duygusu vermesi, onların işleri sahiplenmelerini sağlaması gerekir.  Liderin sadece bugünü yönetmesi değil geleceği de inşa etmesi gerekir. Bunun için, insanları yetkilendirmesi gerekir.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Hafızadaki yüzler resme döküldü

Kanada’nın Toronto Scarborough Üniversitesi’ndeki nörologlar, elektroensefalografi (EEG) verilerine otomatik öğrenme (machine learning) tekniği uygulayarak “hafızadaki yüzleri resme dökmeyi” başardı.

Araştırmayı yöneten Prof. Dr. Adrian Nestor, “Bu çalışmadaki yenilik, EEG verileri ve otomatik öğrenme tekniğini kullanarak katılımcının görsel deneyiminin tahmini bir temsilini yeniden yaratmak” dedi.

Nestor, gönüllü katılımcının kafasına yerleştirilen EEG’nin verilerine ışık tutulduğunu belirtirken, “İnsan yüzü gibi zihinsel temsilleri algıladığımız biçimiyle yeniden oluşturmaya çalıştık” diye konuştu.

Scarborough Üniversitesi’nde EEG verileri üzerine araştırmalar yapan Dr. Dan Nemrodov ise ilk başta bu teknikle hafızadaki yüzlerin resme döküleceğine” ihtimal vermediğini anlattı, “Nestor bana geldiğinde ona bunun zor olacağını ama deneyebileceğimizi söyledim. Sonuçta o kazandı, ben kaybettim. Teknik gayet iyi çalışıyor” dedi.

Yapılan araştırmanın videosu aşağıdadır:

Kaynak: bbc türkçe

Okumaya devam et

MAKALE

Çinli Şirket az adım atan çalışana para cezası veriyor

Çalışanlarına eksik attıkları her adım için 0,01 yuan (0,0078 TL) ceza kesen şirket eleştirildi.

Çin’de ayda 180 bin adımdan az atan çalışanlarına para cezası veren şirket eleştirilerin hedefinde. Information Times gazetesine göre Guangzhou’da bir emlakçı, çalışanlarına eksik attıkları her adım için 0,01 yuan (0,0078 TL) ceza kesiyor.

Gazeteye konuşan şirketin çalışanlarından biri, sürekli fazla mesaiye kalmaları gerektiği için çalışma saatleri dışında 6 saat atma imkanlarının olmadığını söylüyor:

“Şirketin daha fazla egzersiz yapmamızı istemesini anlıyorum ama şimdi adım hedefini tutturmak için yürümekten uyumaya yeterli vakit ayıramıyorum.”

Yerel bir hukuk firmasında çalışan Liu Fengmao, şirketin çalışanların attıkları adımı bir performans göstergesi olarak takip etmesinin yasal bir temeli olmadığını ve bu kuralın ilerde işveren için sorun çıkarabileceğini belirtiyor.

Liu’ya göre işçiler mesai saatleri dışında yürümeleri gerektiğinde bunun fazla mesai olduğunu söyleyebilir veya yürüyüş sırasında sakatlık yaşadıklarında bunu çalışma sırasında yaşanan bir iş kazası olarak gösterebilir.

Information Times’a göre Guangzhou’daki emlakçı çalışanlarına bu tip bir kural getiren ilk şirket değil.

Ocak 2017’de teknoloji şirketi Congqing çalışanlarının günde 10 bin adım atmasını talep etmişti. Chongqing Evening Post gazetesi şirketin bu kriteri bir performans ölçütü olarak kullandığını yazmıştı.

“Şirket, maaşlardan kesinti yapmak için bahane arıyor”

Sosyal medya sitesi Sina Weibo’da da kullanıcılar Guangzhou’daki emlakçının bu uygulamasını şaşkınlıkla karşıladı. Bir kullanıcı “Şirket çalışanlarının maaşlarından kesinti yapmak için bahane arıyor” ifadelerini kullandı.

Bazı kullanıcılar ise kararı “Bu uygulama çalışanları sağlıklı kılar” ifadeleriyle destekledi.

Kaynak: BBC Türkçe

Okumaya devam et

MAKALE

Bağlanma korkusu: Neden bazıları “ıssız insan” olmayı seçer?

İnsanın sosyal etkileşimi, temel bir ihtiyaç. Peki neden bazı insanlar, başka insanlardan kaçar? Bağlanma korkusunun mekanizması nasıl çalışır? Bağlanamayanları anlamak için yararlı bir yazı…

Flörtleşme döneminde bir çoğumuzun başına gelmiştir: biriyle görüşüyorsunuz, beraber vakit geçirmeyi seviyorsunuz ve birbiriniz tanımaya çalışıyorsunuz. Aranızdaki ilişki doğru yönde gidiyor gibi duruyor, ancak bu ilişkinin adını koymak istediğinizi belirttiğiniz anda durum birden değişiyor. Görüştüğünüz kişi sorularınıza daha kaçamak cevaplar vermeye başlıyor ve mesajlarınıza daha az geri dönüş yapıyor. Gelecek ile ilgili bir plan yaptığınızda konuyu değiştirmeye çalışıyor.

Karşılıklı oturduğunuzda ve “neler oluyor?” diye sorduğunuzda büyük ihtimalle “bağlanmaktan korkuyorum” veya buna benzer bir cevap alacaksınız.

Bazıları için bu konuşma daha geç de gerçekleşebilir. Artık bir ilişki içindesinizdir, ancak ilişkiniz daha da ciddileşmeye başlayınca partneriniz sizden uzaklaşabilir. Bunun üzerine kendinizi “ne oldu öyle” diye düşünürken bulabilirsiniz.

“Bağlanmaktan korkmak teriminin sık sık kullanıldığını duyarız ama aslında bu ne anlama geliyor? Huffington Post’tan Kelsey Borresan bu sorunun cevabını öğrenmek için uzmanlarla görüştü.

Eğer biri size “bağlanma sorunlarından” bahsediyorsa yakınlık kurmaktan ve ilişkinizin çok hızlı ilerlemesinden rahatsız oluyordur.

“Sizin ihtiyaçlarınızı ve beklentilerinizi karşılayamamaktan korkuyor olabilir”

Psikolog Samantha Rodman bu konu ile ilgili olarak “ Sizi seviyor olabilir, hatta size aşık bile olabilir ancak sizin ihtiyaçlarınızı ve beklentilerinizi karşılayamamaktan korkuyor olabilir” diyor.

“Bağlanma sorununun” kökleri korkulara, inançlara hatta kişinin aile hayatında veya daha önceki ilişkilerinde yaşadığı kötü tecrübelere dayanıyor olabilir. (Örneğin çocukluğunda anne ile babasının kavgalı bir boşanma yaşamasına tanık olmuş olabilir)

Unutmamak gereken bir başka detay ise her insanın nihai amacının uzun bir ilişki olmadığı.

“Bir ilişkinin içinde sıkışıp kalmaktan korkuyor veya büyük kararlar vermekte zorlanıyor olabilirler” diyor psikolog Ryan Howes ve ekliyor; “ Belki de geçmişte kendileri ile uyumlu olmayan insanlarla ilişki yaşamışlardır veya ilişkileri beklemedikleri bir şekilde aniden bitmiş, bu yüzden de kendilerini reddedilmiş hissetmişlerdir”. Howes bu konu hakkındaki düşüncelerini “Tipik olarak bağlanmakta korkan insanlarda geçmişten gelen bir korku vardır ve bu korku genel olarak ilişkilerinin bitmesine sebep olur” diyerek özetliyor.

“Eğer biri bağlanma sorunları olduğunu söylüyorsa ona inanmalısınız”

Bir başka olasılık ise karşınızdaki kişinin size karşı olan ilgisini kaybettiği ve “bağlanma sorunlarını” ilişkinizi sonlandırmak için kullanıyor olması. Bu gerekçe gerçek olsa da olmasa da bunu görüştüğünüz kişinin artık sizinle bir ilişki yaşamak istemediğine dair bir sinyal olarak algılamalısınız.

“Eğer biri bağlanma sorunları olduğunu söylüyorsa ona inanmalısınız. Bazı insanlar bunu ciddiye almıyor ve bir süre sonra karşılarındaki kişinin istediğinin evlilik veya beraber yaşamak olmadığını fark edince hayal kırıklığına uğruyor” diyor Rodman.

Bağlanmaktan korkan insanlar bazen size karışık sinyaller verebilirler. İlişkinizin bir sonraki adımının ne olduğunu konuştuğunuzda farklı cevaplar verdiğini hissedebilirsiniz. Tahminen sizinle bir sene sonrası için tatil planı yapmayacaklardır. Bazen arkadaşları etrafında geçirdiğiniz zamanı bile kısıtlayabilirler ki ilişkiniz biterse arkadaşlarına çok bağlanmış olmayın.

“Bağlanma sorunu olan insanlar bağımsız yaşamayı ve kendi kendine yetmeyi iyi öğrenmiştir

Howes bağlanma sorunu olan insanların kavgadan kaçınmak için sorunların kendi kendisini çözmesini beklediğini, fakat aynı zamanda da bağlanmaktan korktukları için ilişkiyi bitirmeye hazır olduklarını ifade ediyor. “İçlerinde sürekli çatışıyorlar” diyor Howes.

Rodman ise “Bağlanma sorunu olan insanlar bağımsız yaşamayı ve kendi kendine yetmeyi iyi öğrenmiştir. Bu sebepten dolayı partnerlerine açılmaları zor olabilir.” diyor.

Kaynak: t24

Okumaya devam et
Advertisement

TREND