Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Yeni üniversitelilere tavsiyeler

Üniversite kapısını yeni aralayanlara rektörlerden önemli tavsiyeler var. Üniversitelilerin aldıkları eğitimin yanı sıra kendilerini geliştirmesinin önemine değinen rektörlerin ortak tavsiyesi belli: Mutlaka bir hedefiniz olsun!

6 rektörden üniversiteye yeni girenlere tavsiyeler: Hedefiniz olsun

Türkiye’nin 6 büyük üniversitesinin rektörlerinden kampus hayatına yeni başlayanlara tavsiyeler: “Öğrencilik sadece ders çalışıp sınıf geçmek değil. Sosyal hayatınızı canlı tutun, aktif olun, üniversitede kulüp çalışmalarına katılın. Üniversite sonrası iyi bir iş hayatı için staj olanaklarını iyi değerlendirin. Sadece kendi alanınızla yetinmeyin, farklı alanlarda da kendinizi geliştirin. Endişelerinizi bir kenara bırakın, büyük resme bakın.”

Kurban Bayramı nedeniyle kısa bir tatil sürecine girilse de, ek yerleştirmeler sonucunda herhangi bir yükseköğretim kurumuna girmeye hak kazanan adaylar kayıtlarını tamamladı ve üniversite hayatına başladı. Bazıları kendi şehrinde ve istediği bölümde okurken, bazıları da başka bir şehirde, farklı bir ortamda yaşayacak kampus hayatını. Ancak bu dönemde karışık duygular da yaşanıyor. Üniversite kampuslarının yeni konukları, bir yandan hedefine ulaşmanın mutluluğunu yaşarken, alıştığı çevreden uzaklaşanlarda biraz endişe ve heyecanın olması da normal.
 
Yeni üniversitelilerin biraz olsun heyecanını yatıştırmak, endişelerini kırmalarına destek olmak için farklı bölgelerden 6 önemli üniversitenin rektörü özellikle yeni üniversitelelere önerilerde bulundu. Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Gülay Barbarosoğlu, Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Davut Aydın, Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Füzün, Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İsrafil Kurtcephe, Karadeniz Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Süleyman Baykal ve Dicle Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ayşegül Jale Saraç, öğrencilere endişelerini bir kenara bırakarak, bu yılları iyi değerlendirmelerini söyledi. Rektörlerin tavsiyeleri şöyle:
Derslerle yetinmeyin

– İlk 1-2 ay içinde yaşadığınız evden ayrılma, yeni bir şehre alışma dönemini geride bırakacaksınız. Ekim sonunda kendinizi evinizde gibi hissedeceksiniz. 
– Öncelikle bu ilk ay endişelerinizi bir kenara bırakıp büyük resme bakın. 
– Derslerde verilen bilgilerle yetinmeyin. Yeni bilgi ve beceriler peşinde koşun. 
– Farklı yerlerde eğitim almak iyi bir hayat tecrübesi sağlar. Erasmus Öğrenci Değişim Programı ile yurtdışına çıkın. Farabi Öğrenci Değişim Programı ile de ülke içinde değişik üniversitelerde eğitim almaya çalışın. 
– Öğrencilik sadece ders çalışıp sınıf geçmek değil. Öğrencilik, hayatı yaşayarak öğrenmek, bunun için de yaşamın içinde olmak demektir. Sosyal hayatın gereği olan eğlence, spor ve sanattan geri kalmayın.
– İlgi alanınıza göre bir toplulukta, öğrenci kulübünde yer alın. Hobileriniz olsun. Bunlar grup çalışmasını, sorumluluğu, hoşgörüyü, insanlar arasında diyaloğu öğretir. 
 – Ne istediğini bilmek çok önemli. Bir hedefiniz olsun ve o yönde kendinizi geliştirin. Araştırma yapın, kendi projelerinizi üretin. 
– Günümüzde yabancı dil olarak İngilizce’nin önceliği var ama birkaç dil öğrenirseniz kendi önceliğinizi arttırırsınız. 
– Bilgisayar iş hayatında etkili iletişim aracı olduğundan onu her yönlü kullanabiliyor olmanız ve teknolojiyi de takip etmeniz de çok önemli.
– Üniversitenin ilk yıllarında mutlaka dil sorununu çözmüş olmalısınız. Daha sonra, ilgi alanlarınızın farkında olup kendinizi geliştirmeli ve iş alanlarını takip etmelisiniz. 
– Alanınızla ilgili kurumlarda staj imkanları bulmaya çalışın. Çünkü staj, alanınızla ilgili pratik uygulama imkanı sağlar, bu da iş hayatınızı kolaylaştırır. 
– Üniversitenizde kariyer hedeflerinizi gerçekleştirmenize yardımcı olmak için açılan merkezler varsa onlardan mutlaka yararlanın.

Merakınızı zenginleştirin

– Merak ettiğiniz, kafanıza takılan her şeyi sorun. Hiçbir şeyden çekinmeyin. Sormadan bir şey öğrenemezsiniz. 
– Bir öğrenci için üniversite öğrenimi, hayata atılmadan önceki similasyon gibidir ve bir önceki basamağı oluşturur. İş hayatınızda, üniversitedeki kadar rahat ve konfor içinde olamayacağınızı bilerek, kendinizi en iyi şekilde hazırlamalısınız. 
– Üniversite, hayatınız boyunca yaşayabileceğiniz en sosyal ortamdır. Unutmayın ki arkadaşlarınız geleceğin avukatları, hakimleri, doktorları, bakanları hatta başbakanları olacak. Bu sosyal ve kültürel ortamdan faydalanabileceğiniz kadar faydalanın. İnsanın hayatını bilgileri şekillendirir, sosyalliği güzelleştirir. 
– Mesleğiniz ne olursa olsun önce insan olmayı başarmanız gerektiğini unutmayın. 
– Kültürel ve sanatsal ilgilerinizle, akademik kazanımlarınız arasında doğru köprüler atmaya özen gösterin. 
– İletişim ve ulaşım teknolojilerindeki gelişmeler, küresel dünyanın gerekleriyle birlikte yeni bir dünyanın kapılarını açıyor. Türkiye ile sınırlı bir ufuk değil, dünyayı hedefleyen bir iddiaya sahip olmalısınız. 
– Darlaştırılmış, sınırlandırılmış bir bilimsel merak çok tehlikeli. Araştıran, anlamaya çalışan, analitik becerileri yüksek birer insan olarak zihinsel merakınızı farklı alanlarda zenginleştirme gayreti içinde olun. 
– Artık her bölümde yan dal, ana dal olanakları var. Mesleğinizle doğrudan ilgili olmayan alanlarla da ilgilenin. Merakızını ve yaratıcı enerjinizi arttırın.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Hafızadaki yüzler resme döküldü

Kanada’nın Toronto Scarborough Üniversitesi’ndeki nörologlar, elektroensefalografi (EEG) verilerine otomatik öğrenme (machine learning) tekniği uygulayarak “hafızadaki yüzleri resme dökmeyi” başardı.

Araştırmayı yöneten Prof. Dr. Adrian Nestor, “Bu çalışmadaki yenilik, EEG verileri ve otomatik öğrenme tekniğini kullanarak katılımcının görsel deneyiminin tahmini bir temsilini yeniden yaratmak” dedi.

Nestor, gönüllü katılımcının kafasına yerleştirilen EEG’nin verilerine ışık tutulduğunu belirtirken, “İnsan yüzü gibi zihinsel temsilleri algıladığımız biçimiyle yeniden oluşturmaya çalıştık” diye konuştu.

Scarborough Üniversitesi’nde EEG verileri üzerine araştırmalar yapan Dr. Dan Nemrodov ise ilk başta bu teknikle hafızadaki yüzlerin resme döküleceğine” ihtimal vermediğini anlattı, “Nestor bana geldiğinde ona bunun zor olacağını ama deneyebileceğimizi söyledim. Sonuçta o kazandı, ben kaybettim. Teknik gayet iyi çalışıyor” dedi.

Yapılan araştırmanın videosu aşağıdadır:

Kaynak: bbc türkçe

Okumaya devam et

MAKALE

Çinli Şirket az adım atan çalışana para cezası veriyor

Çalışanlarına eksik attıkları her adım için 0,01 yuan (0,0078 TL) ceza kesen şirket eleştirildi.

Çin’de ayda 180 bin adımdan az atan çalışanlarına para cezası veren şirket eleştirilerin hedefinde. Information Times gazetesine göre Guangzhou’da bir emlakçı, çalışanlarına eksik attıkları her adım için 0,01 yuan (0,0078 TL) ceza kesiyor.

Gazeteye konuşan şirketin çalışanlarından biri, sürekli fazla mesaiye kalmaları gerektiği için çalışma saatleri dışında 6 saat atma imkanlarının olmadığını söylüyor:

“Şirketin daha fazla egzersiz yapmamızı istemesini anlıyorum ama şimdi adım hedefini tutturmak için yürümekten uyumaya yeterli vakit ayıramıyorum.”

Yerel bir hukuk firmasında çalışan Liu Fengmao, şirketin çalışanların attıkları adımı bir performans göstergesi olarak takip etmesinin yasal bir temeli olmadığını ve bu kuralın ilerde işveren için sorun çıkarabileceğini belirtiyor.

Liu’ya göre işçiler mesai saatleri dışında yürümeleri gerektiğinde bunun fazla mesai olduğunu söyleyebilir veya yürüyüş sırasında sakatlık yaşadıklarında bunu çalışma sırasında yaşanan bir iş kazası olarak gösterebilir.

Information Times’a göre Guangzhou’daki emlakçı çalışanlarına bu tip bir kural getiren ilk şirket değil.

Ocak 2017’de teknoloji şirketi Congqing çalışanlarının günde 10 bin adım atmasını talep etmişti. Chongqing Evening Post gazetesi şirketin bu kriteri bir performans ölçütü olarak kullandığını yazmıştı.

“Şirket, maaşlardan kesinti yapmak için bahane arıyor”

Sosyal medya sitesi Sina Weibo’da da kullanıcılar Guangzhou’daki emlakçının bu uygulamasını şaşkınlıkla karşıladı. Bir kullanıcı “Şirket çalışanlarının maaşlarından kesinti yapmak için bahane arıyor” ifadelerini kullandı.

Bazı kullanıcılar ise kararı “Bu uygulama çalışanları sağlıklı kılar” ifadeleriyle destekledi.

Kaynak: BBC Türkçe

Okumaya devam et

MAKALE

Bağlanma korkusu: Neden bazıları “ıssız insan” olmayı seçer?

İnsanın sosyal etkileşimi, temel bir ihtiyaç. Peki neden bazı insanlar, başka insanlardan kaçar? Bağlanma korkusunun mekanizması nasıl çalışır? Bağlanamayanları anlamak için yararlı bir yazı…

Flörtleşme döneminde bir çoğumuzun başına gelmiştir: biriyle görüşüyorsunuz, beraber vakit geçirmeyi seviyorsunuz ve birbiriniz tanımaya çalışıyorsunuz. Aranızdaki ilişki doğru yönde gidiyor gibi duruyor, ancak bu ilişkinin adını koymak istediğinizi belirttiğiniz anda durum birden değişiyor. Görüştüğünüz kişi sorularınıza daha kaçamak cevaplar vermeye başlıyor ve mesajlarınıza daha az geri dönüş yapıyor. Gelecek ile ilgili bir plan yaptığınızda konuyu değiştirmeye çalışıyor.

Karşılıklı oturduğunuzda ve “neler oluyor?” diye sorduğunuzda büyük ihtimalle “bağlanmaktan korkuyorum” veya buna benzer bir cevap alacaksınız.

Bazıları için bu konuşma daha geç de gerçekleşebilir. Artık bir ilişki içindesinizdir, ancak ilişkiniz daha da ciddileşmeye başlayınca partneriniz sizden uzaklaşabilir. Bunun üzerine kendinizi “ne oldu öyle” diye düşünürken bulabilirsiniz.

“Bağlanmaktan korkmak teriminin sık sık kullanıldığını duyarız ama aslında bu ne anlama geliyor? Huffington Post’tan Kelsey Borresan bu sorunun cevabını öğrenmek için uzmanlarla görüştü.

Eğer biri size “bağlanma sorunlarından” bahsediyorsa yakınlık kurmaktan ve ilişkinizin çok hızlı ilerlemesinden rahatsız oluyordur.

“Sizin ihtiyaçlarınızı ve beklentilerinizi karşılayamamaktan korkuyor olabilir”

Psikolog Samantha Rodman bu konu ile ilgili olarak “ Sizi seviyor olabilir, hatta size aşık bile olabilir ancak sizin ihtiyaçlarınızı ve beklentilerinizi karşılayamamaktan korkuyor olabilir” diyor.

“Bağlanma sorununun” kökleri korkulara, inançlara hatta kişinin aile hayatında veya daha önceki ilişkilerinde yaşadığı kötü tecrübelere dayanıyor olabilir. (Örneğin çocukluğunda anne ile babasının kavgalı bir boşanma yaşamasına tanık olmuş olabilir)

Unutmamak gereken bir başka detay ise her insanın nihai amacının uzun bir ilişki olmadığı.

“Bir ilişkinin içinde sıkışıp kalmaktan korkuyor veya büyük kararlar vermekte zorlanıyor olabilirler” diyor psikolog Ryan Howes ve ekliyor; “ Belki de geçmişte kendileri ile uyumlu olmayan insanlarla ilişki yaşamışlardır veya ilişkileri beklemedikleri bir şekilde aniden bitmiş, bu yüzden de kendilerini reddedilmiş hissetmişlerdir”. Howes bu konu hakkındaki düşüncelerini “Tipik olarak bağlanmakta korkan insanlarda geçmişten gelen bir korku vardır ve bu korku genel olarak ilişkilerinin bitmesine sebep olur” diyerek özetliyor.

“Eğer biri bağlanma sorunları olduğunu söylüyorsa ona inanmalısınız”

Bir başka olasılık ise karşınızdaki kişinin size karşı olan ilgisini kaybettiği ve “bağlanma sorunlarını” ilişkinizi sonlandırmak için kullanıyor olması. Bu gerekçe gerçek olsa da olmasa da bunu görüştüğünüz kişinin artık sizinle bir ilişki yaşamak istemediğine dair bir sinyal olarak algılamalısınız.

“Eğer biri bağlanma sorunları olduğunu söylüyorsa ona inanmalısınız. Bazı insanlar bunu ciddiye almıyor ve bir süre sonra karşılarındaki kişinin istediğinin evlilik veya beraber yaşamak olmadığını fark edince hayal kırıklığına uğruyor” diyor Rodman.

Bağlanmaktan korkan insanlar bazen size karışık sinyaller verebilirler. İlişkinizin bir sonraki adımının ne olduğunu konuştuğunuzda farklı cevaplar verdiğini hissedebilirsiniz. Tahminen sizinle bir sene sonrası için tatil planı yapmayacaklardır. Bazen arkadaşları etrafında geçirdiğiniz zamanı bile kısıtlayabilirler ki ilişkiniz biterse arkadaşlarına çok bağlanmış olmayın.

“Bağlanma sorunu olan insanlar bağımsız yaşamayı ve kendi kendine yetmeyi iyi öğrenmiştir

Howes bağlanma sorunu olan insanların kavgadan kaçınmak için sorunların kendi kendisini çözmesini beklediğini, fakat aynı zamanda da bağlanmaktan korktukları için ilişkiyi bitirmeye hazır olduklarını ifade ediyor. “İçlerinde sürekli çatışıyorlar” diyor Howes.

Rodman ise “Bağlanma sorunu olan insanlar bağımsız yaşamayı ve kendi kendine yetmeyi iyi öğrenmiştir. Bu sebepten dolayı partnerlerine açılmaları zor olabilir.” diyor.

Kaynak: t24

Okumaya devam et
Advertisement

TREND