Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Yeni dünyanın yeni kuralları

Teknoloji gelişiyor, dünya küçülüyor. 1.0, 2.0 ve 3.0 teknolojisi ile anlık iletişim iş yapma biçimlerini değiştirdi. Peki bu değişimler iş dünyasında oyunun kurallarını ne ölçüde etkiliyor? Sanıldığı gibi karşımızda küresel bir dünya mı var? 3.0 dünyasına dair bilinmesi gerekenler neler?

3.0 DÜNYASININ YENİ KURALLARI

Dünya sadece yüzde 10-20 oranında Global

PANKAJ GHEMAWAT, dünyanın önde gelen global strateji profesörlerinden. Yazdığı yeni kitabı “World 3.0″‘la (3.0 Dünyası) adından bir kez daha söz ettirmeyi başardı. Ona göre dünya sanıldığı kadar düz değil. Hatta bu konu oldukça abartılmış durumda… Globalleşmenin düşünülen boyuta ulaşması için çok zaman geçmesi gerektiğini savunan Ghemawat, sınırların hala ülkeler arasındaki ticarette büyük rol oynadığını düşünüyor. 3.0 dünyasında şirketlerin içinde bulunduğu ülkeyi düşünmeyi bırakmasının büyük bir hata olacağına değiniyor ve “Dünya sanıldığı kadar entegre değil. Asıl ticaret yakın ülkeler arasında gerçekleşiyor” diye konuşuyor. Son dönemde yönetim dünyasında ne söyleniyorsa o tersini düşünüyor. Globalleşmenin gerçekleşmediğini savunuyor. Dünyanın düz olmadığı konusunda ısrar ediyor. Çok uluslu şirketlerin aslında sanıldığı kadar uluslararası olmadığını söylüyor. Hatta teknolojinin bile abartıldığı görüşünde…. Sözünü ettiğimiz kişi, dünyanın önde gelen global strateji uzmanlarından Prof. Pankaj Ghemawat. Yeni çıkan “World 3.0” (3.0 Dünyası) isimli kitabında bu tezlerini savunan Ghemawat, bugüne kadar dünyanın birçok saygın kuruluşuna araştırma yapmış bir isim. Yaptığı çalışmalara dayanarak dünyanın sanıldığı kadar entegre olmadığının altını çiziyor. Ona göre globalizasyonun gerçekleşmesinin önünde çok büyük engeller var. Ülkeler ve coğrafyalar arasındaki mesafeler bunlardan ilki. Kültürel farklılıklar ise diğer büyük engel. Dünyanın düz olmadığını rakamlarla da ortaya koyan Ghemawat, bu konudaki verileri ise şöyle paylaşıyor: “Amerika’da yıllık dış yatırım oranı yüzde 10’u, ticari anlamda uluslararası e-mailleşmenin oranı sadece yüzde 1’i buluyor. İnternetteki iletişimin yüzde 20’den daha az bir oranı uluslararası sınırlar için gerçekleşiyor. Telefon konuşmalarının sadece yüzde 2’si uluslararası konuşmalardan oluşuyor.” IESE Business School Barcelona’da global strateji profesörü Pankaj Ghemawat, son dönemde dünyanın yaşadığı değişimi ve 3.0 dünyasının iş hayatını nasıl etkileyeceğini Capital’e anlattı:

Capital: Kitabınızda “Global krizden sonra dünyaeskisi gibi değil” diyorsunuz. Bununla neyi kastediyorsunuz?
– Dünyada ve iş dünyasında krizden sonra bazı konuların tam tersine bir yön izlemeye başladığını gözlemliyoruz. Belki bu durum kısa vadeli olacak, bunu bilemiyoruz. 2010 yılında ticarette dibi gördük. Bu türden bir kriz, son 20 yıldır hiç yaşamamıştık. Finansal anlamda büyük şirketlerin zor durumda olduğunu görüyoruz. 2007 yılında yazdığım kitapta ise bütün göstergeler oldukça olumluydu. Maalesef şimdi o rakamlar yok. Gördüğüm en net şey ise insanların artık çok daha dikkatli olduğu. Bu da dünyanın sanıldığı kadar entegre olmadığını gösteriyor. Krizden önce insanlar nerede olduklarını, neyi hedeflediklerini ve bir sonraki planlarını net şekilde çizebiliyordu. Şu anda gelinen noktada özellikle diğer ülkelerle entegrasyon konusunda problem var. Entegrasyon konusunda bir diğer sorun ise ülkelerle ve diğer coğrafyalarla olan kültür farklılığı.

Capital: Yiyecek üretiminin ve tüketiminin dünyada daha yerelleşecek olmasını, arz talep dengesini ve birçok parametreyi içine alarak dünyanın bundan sonraki geleceği noktayı nasıl görüyorsunuz?
– 3.0 Dünyası’nı yazarken bana yön veren konu buydu aslında. Diğer ülkelerle entegrasyon abartıldığı için önemli bir tehlike yaşadığımızı düşünüyorum. Dünyanın yüzde 100 globalleştiğini düşünürsek, entegrasyonu gerçekleştirmek için ekstra oyunlar yapmanın gereği de yok. Bence dünya sadece yüzde 10-20 oranında global. Globalizasyon öyle çok abartılıyor ki her şey globalleşmenin sonucu ya da suçu olarak görülüyor. Ben bu kitabı yazmaya 2007-2008 yılında, yiyecek krizinden sonra karar verdim. O dönem özellikle pirinç fiyatı 3 katına çıkmıştı. Bu pazara biraz daha derinlemesine bakmaya başladım. Herkesin pirinç fiyatının yükselmesini globalizasyona bağladığını fark ettim. Aslında pirincin sadece yüzde 5’i ihraç ediliyordu. Fiyat artışı da o yüzde 5 için gerçekleştirilmiş oldu. Kimse bu kadar küçük bir pay için üretim gerçekleştirdiğinin farkında değildi. Buna inanmak biraz güç gelebilir ama bu sorunun çözümü, o yüzde 5’i yüzde 2’ye ya da yüzde 1’e indirmekti. İnsanlar birbirlerini ne ile suçluyor? Fakir ülkelerde yiyecekle ilgili bütçeler o ülkelerin vatandaşı için ölüm-kalım meselesi. İnsanlar artık her sorunda globalizasyonu suçlamayı bitirirse sorunlarını bir nebze çözmüş olur. Hatta globalizasyon onların sorunu değil çözümü olabilir. Yiyecek krizi aynı zamanda
arz-talep dengesinin de sorgulanmasına neden oldu. Projeksiyonlara göre talep artacak. Peki bu artışın çözümü ne olabilir? Her ülke kendi üretimini yeterli oranlarda yapabilmeli. Bu konuda Abu Dabi’yi örnek alabilirsiniz. Sonuçta o ülke birçok konuda eksik ama gördüğünüz gibi kendi kendine yetiyor.

Capital: Siz şirketlerin kendi ülkeleri dışındaki yatırımlarının hala çok düşük olduğunu söylüyorsunuz. Sizce 3.0 dünyasında yatırımların rotası ne olacak?
– Geçen yıl ABD’de dış yatırımların payı yaklaşık yüzde 10 civarındaydı. Önümüzdeki dönemde bu yatırımların biraz daha artacağına inanıyorum. Ama burada önemli olan nokta şu: Dış yatırımlar konusunda asla yüzde 20’lerin üzerine çıkamayacağız. O zaman burada şunu sormak gerek: Neden insanlar bu yatırımların daha çok olduğunu düşünüyor? Harvard Business Review okuyucularına, “Dış yatırım hacmimiz ne kadar” diye sorduğumda yanıt, “Yüzde 40’lar civarında” olmuştu. Peki neden böyle düşünüyoruz? Bunun nedeni bilginin paylaşılmaması. 2007’de tarım politikasını incelediğimde, Thomas Friedman’ın “World is Flat” (Dünya Düz) fikrinin biraz yanlış olduğunu gördüm. Benim kitabım için “veriler yetersiz” denilse de Thomas Friedman’ın 470 sayfalık kitabında kendi dediğini kanıtlayan hiçbir veri yoktu. Öte yandan insanlar veriden önce inanmak istedikleri şeye inanıyor. Sosyal baskı da var.

Capital: Buradan hareketle 3.0 dünyasıyla birlikte gelecek yeni kurallar ne olacak?
– İlk ve en önemli olarak, “Dünya düz, sınırlar yok, uzaklık önemli değil” demeyi bırakmalıyız. Dış politikayla ilgilenirken benimle Hindistan TV için röportaj yaptılar. Röportajın ilk sorusu şu oldu: “Profesör, neden hala dünyanın yuvarlak olduğunu düşünüyorsunuz?” Ancak, ben hala o soruyu soran kişinin ses tonundaki alaycılığı anlayamıyorum. Benim yanıtım gülmek oldu. Yani dünyanın düz olmadığına inanmamak şu anda insanlar tarafından kabul edilmeyen bir durum.

Capital: Dünyanın düz olmadığını kanıtlayan veriler neler?
– Örneğin ticari anlamda uluslararası e-mailleşmenin oranı sadece yüzde 1 düzeyinde. Tahminlere göre internetteki iletişimin yüzde 20’den daha az bir oranı uluslararası sınırlar için gerçekleşiyor. Telefon konuşmalarının sadece yüzde 2’si uluslararası konuşmalardan oluşuyor.

Capital: Siz teknolojinin de çok abartıldığını düşünüyorsunuz.. .3.0 dünyasında teknolojinin yeri nedir? Özellikle neler abartılıyor?
– Evet, teknoloji abartılıyor. Bilgisayarlar arasında kurulan bağlanır olma durumunu, iletişim kurulması ile karıştırmamak gerek. Teknolojinin bildiğimiz her şeyi değiştireceğine inanıyoruz. Bunlar çok abartılı yorumlar. Teknolojiyi kullanıyoruz evet, ancak bunu sınırları yıkmak için kullananların oranı hala çok az. Ancak yine de böyle bir algı da var. Harvard’da blogumda, “Dünya yerel, yarı global ya da global midir” diye sordum. Cevaplayanların yüzde 60’ı, finansal krize rağmen hala dünyanın düz olduğuna inanıyor. Yani bu algı insanlarda halen devam ediyor.

Capital: 3.0 dünyasının 2.0 ve 1.0’dan farkı ne?
– 1.0 dünyası, daha ulusal sınırlar içindeki özellikleri taşır ve uluslararası etkileşimi simgeler. 2.0 dünyası uluslararası etkileşimin tamamlandığını söyler. Oysa 3.0 dünyası uluslararası ilişkinin ciddi şekilde gerçekleştiğini ama uluslararası etkileşimin tamamlanmasına daha çok zaman olduğunu gösteriyor. Biraz daha gerçekçi bir şekilde olaylara bakar.

Capital: Şirketler sizin bu yorumunuz uyarınca 3.0 dünyasında nasıl konumlanmalı?
– Bu abartının farkında olarak önlemlerini almaları gerekli. Uluslararası etkileşim yüzde 100 oranında tamamlanmış değil. Ülkeler arasında önemli oranda bir ilişki söz konusu ancak bütün sınırlar kalktı demek doğru değil. Hatta şu anda etkileşimde geldiğimiz noktaya bakacak olursak tüm duvarların yıkılması için çok zaman var. Şirketler de bunun bilincinde olarak hareket etmeli. Kültürel, coğrafi farklılıklara daha fazla dikkat etmeli.

3.0 dünyasının yeni gerçekleri
1- 3.0 dünyası uluslararası ilişkinin ciddi şekilde gerçekleştiğini ama uluslararası etkileşimin tamamlanmasına daha çok zaman olduğunu gösteriyor.

2- İçinde bulunduğu ülke sınırlarının önemli olmadığını düşünen şirketler önümüzdeki dönemde sıkıntıya girecek.

3- Dünya sanıldığı kadar entegre değil. Asıl ticaret yakın ülkeler arasında gerçekleşiyor.

4- Duvarların yıkılması konusunda ülkelerle ve diğer coğrafyalarla olan kültür farklılığı önemli bir sorun.

5- Dünya sadece yüzde 10-20 oranında global. Globalizasyon öyle çok abartılıyor ki her şey globalleşmenin sonucu ya da suçu olarak görülüyor.

6- Teknoloji çok abartılıyor. İletişim kurarken kullanılan bir araç olduğu bir gerçek. Ancak etkileşimin artmasına sanıldığı kadar yardımcı değil.

7- Şirketler nereye gitmeli, hangi pazarlara odaklanmalı, nereye gitmeleri mantıklı olur gibi birtakım sorulara 3.0 dünyasında daha fazla yanıt aranıyor.

8- Ticari anlamda uluslararası e-mailleşmenin oranı sadece yüzde 1. İnternetteki iletişimin yüzde 20’den daha az bir oranı uluslararası sınırlar için gerçekleşiyor.

9- Telefon konuşmalarının sadece yüzde 2’si uluslararası konuşmalardan oluşuyor.

10- Şirketlerin ve insanların artık, “Dünya düz, sınırlar yok, uzaklık önemli değil” demeyi bırakması gerek.

“ASIL TİCARET YAKIN ÜLKELER ARASINDA”
İLETİŞİM NASIL ÖLÇÜLÜYOR?

Dünya sandığımız kadar global değil. Tabii ki sıfır noktasında değil ama herkesin kabul ettiği kadar global olmadığı da ortada. İkincisi, uluslararası iletişim hala uzaklıkla ölçülebilir bir durum. Yani ticaret hala coğrafi ve kültürel açıdan benzerlik gösteren ülkeler arasında gerçekleşiyor.

TÜRKİYE GÜÇLENEBİLİR
McKinsey ile yaptığımız çalışmalarda, ticaret yapılan pazarların genellikle benzer tipte ülkeler olduğunu gördük. Bu, aslında ne kadar global olduğumuzu gösteren bir durum. Türkiye, Avrupa Birliği için önem taşıyan bir ülke. Aynı zamanda Doğu ve Ortadoğu pazarları için önem taşıyor. Türkiye’nin Ortadoğu’da daha da güçleneceğini düşünüyorum.

“GLOBALİZASYON TAM OLARAK GERÇEKLEŞMEDİ”
SIKINTIYA GİRECEKLER

İçinde bulunduğu ülke sınırlarının önemli olmadığını düşünen şirketlerin gerçekten sıkıntıya gireceğini düşünüyorum. İkincisi, şirketlerin net bir hedefi yok. Hala eskisi gibi davranıyorlar ama bilmeliler ki globalizasyon tam olarak gerçekleşmedi.

GERÇEĞİ FARK ETMELİLER
Gerçekleşmediği için yanlış stratejilerle yanlış işler çıkarabilirler. Bu gerçeği fark edip ona göre hareket etmeleri gerekir. Neyi değiştirmeleri gerekiyor? Ben Hindistanlıyım.

ŞİRKETLER HALA DUYGUSAL
Çin ve Hindistan’da iş yapmak isteyen şirketlere gerçekten bunu yapıp yapamayacaklarını soruyorum. Birçok şirket oradaki operasyonlarını azaltıyor. Çünkü oradaki farklılıkları yönetebilme becerisi gerekiyor. Şirketler hala çok duygusal.

“3.0 DÜNYASI DAHA OPERASYONEL”
KRİTİK DURUM
İş dünyasında kritik olan bir durum var ki o da 3.0 dünyasında globalizasyon kavramının biraz daha farklı bir yere oturacak olması. Her ülkenin hedefleri var ve iş modellerini değiştirmek için çok bariz bir neden yok gibi görünüyor.

ŞİRKETLER NEREYE GİTMELİ?
3.0 dünyası biraz daha operasyonel. Yani şirketler nereye gitmeli, hangi pazarlara odaklanmalı, nereye gitmeleri mantıklı olur gibi bir takım sorulara yanıt arıyor. Şu andaki dünya bunu söylemiyor, bunu 3.0 dünyası söylüyor.

EN ÖNEMİ PAZARLARI KENDİLERİ
Buna şirketler daha çok dikkat edecek. İş modellerini değiştirmek durumunda kalacaklar. Adaptasyon stratejileri çok önemli. Çünkü birçok şirket dışarıya yatırım yapıyor gibi görünse de aslında en önemli pazarları hala kendi ülkeleri.

Yazar: Hande Yavuz

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND