Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Yeni çağın altın kavramı: açıklık

Değişimin kaçınılmaz olduğu gerçeği bir kez daha kendini dayatıyor. İnsanlık yeni bir çağın eşiğinde. Üstelik bu yeni çağda değişim her zamankinden hızlı ve baş döndürücü. Bitmedi… Daha fazlası ve ezberleri bozan yeni çağda ayakta kalma tüyoları bu yazıda…

Değişimin kaçınılmaz olduğu gerçeği bir kez daha kendini dayatıyor. İnsanlık yeni bir çağın eşiğinde. Üstelik bu yeni çağda değişim her zamankinden hızlı ve baş döndürücü. Bitmedi… Daha fazlası ve ezberleri bozan yeni çağda ayakta kalma tüyoları bu yazıda…

DEĞİŞİM HIZLANACAK

Ünlü yönetim ve strateji gurusu, son kitabı “Macrowikinomics”de ele aldığı kavramları, şirketlerin yaşadığı değişimi anlattı.

DON TAPSCOTT bir yönetim ve strateji gurusu, fütürist. Bugün yaşadığımız dijital dünyayı 80’li yıllarda öngörmüş, internetin dünyayı nasıl değiştireceğini, yeni dünyanın kurallarının neler olacağını o zamanlar söylemişti. Şimdiyse “Değişim beklediğimden yavaş oldu” diyor. Bundan sonraki sürecin ise daha hızlı olacağına işaret ediyor ve ekliyor: “İnsanlık tarihi yeni bir dönemece girdi. Tüm kurum ve kuruluşların yeniden tasarlanması gerekiyor. Bazılarının tamamen yok olması, bazılarının yeni kimlikler edinmesi şart.” Dijital Ekonomi adlı efsane kitabın yazarı, yönetim ve strateji gurusu Don Tapscott, bugüne kadar dünyanın değişimi üzerine 14 kitap yazdı, sayısız makale yayınladı, yüzlerce konuşma yaptı. Onun ilk kez 80’li yılların ortalarında sözünü ettiği “dijital kuşak”, bugün işbaşında ve ona göre dünya, yeni ve daha büyük bir değişimin eşiğinde.

Don Tapscott artık medeniyeti yeniden yaratmanın zamanının geldiğini söylüyor. Günümüzde astronomik düzeyde bir iletişim ve işbirliğinin olduğuna işaret eden strateji gurusu, bunu geleceği inşa etmek için kullanmak gerektiğine işaret ediyor. “Sanayi devrimi nihayet sona ulaştı. Bu çağın kurum ve kuruluşlarının da artık son bulması gerekiyor” diyor. İşbirliği, açıklık, paylaşma, bütünlük ve dayanışma kavramlarına odaklı yeni bir kavramlar bütününden söz eden Tapscott, “Sadece iş yapma biçimlerimizi değil yaşama, öğrenme, yaratma, birbirimize değer verme biçimlerimizi de yeniden inşa etmeliyiz. Yeni dünyanın en etkin gücü kitlesel işbirliğidir” diye konuşuyor. Don Tapscott ile geçtiğimiz ay İskoçya’nın Edinburg kentinde biraraya geldik. Dünyanın en ilham veren sivil toplum platformlarından biri kabul edilen TED Global’in düzenlediği konferanslardan biri sırasında özel bir söyleşi gerçekleştirdik. Ünlü yönetim ve strateji gurusu, son kitabı “Macrowikinomics”de ele aldığı kavramları, şirketlerin yaşadığı değişimi, geleceği inşa etmeye yarayacak yeni bakış açılarını anlattı. Don Tapscott’ın değerlendirmeleri şöyle:

ÖNE ÇIKAN 3 KAVRAM
Dünya “açıklık” kavramı etrafında yeniden şekilleniyor. Açıklık bana gözleri bağlı bir fili hatırlatıyor. Bazıları bir duvar, bir yılan olarak da ifade edebilir. Aslında pek çok şeyle ilişkilendirilebilir. Açıklık kavramı sınırları kaldırmakla ilgilidir. Günümüzde sınırlar artık daha açık, şeffaf. Dikey yapılanmış şirketlerin yerine yatay olarak yapılanmış şirketler alıyor. Yetenek bile bugün artık sınır dışında avlanıyor. İkincisi “şeffalık”. Şirketlerin hissedarıyla bilgi alışverişinde artık daha fazla şeffaflık görüyoruz.

Müşterilerine bildiği her şeyi söyleyen, çalışanlarını bilgilendiren şirketler öne çıkıyor. Üçüncüsü entelektüel sermaye ve değerlerle ilgili. Değerleri ticarete adapte etmek, yalın üretimle değer yaratmak öne çıkıyor. Açık kaynak yaklaşımı dikkat çekiyor. Şirketler değerlerinden vazgeçiyor. Her şeyin sahibi olmak gerekmediğini kavrayan şirketler başarılı oluyor. Örneğin IBM’i ele alalım. Linux ortaya çıktığında IBM büyük bir tehditle karşı karşıya kaldı. Linux hareketine 400 milyon dolar yatırım yaptı. Bu kararı sayesinde yılda 900 milyon dolar tasarruf etti. Her şirketin bir entelektüel varlık portföyü olması gerekiyor. Bunu da paylaşması lazım. Açıklık kavramı güçle de ilişkili…

Açıklık herkesi; çalışanları, müşterileri, vatandaşları güçlendiren bir yaklaşım. Açık dünya özgürlük demek. Bilgi giderek daha fazla güç anlamına geliyor ve güç de yaygınlaşıyor.

DEĞİŞİMİ NE TETİKLİYOR?
Avrupa’da borç krizi var. Amerika ise çift dipli resesyon yaşıyor ve üstelik oradaki toparlanma da yavaş. İşsizlik yüksek, piyasalarda belirsizlik başrolü oynuyor. Bunların tek bir sebebi var; sanayi çağı nihayet sona eriyor. Artık modeli değiştirmemiz gerekiyor. Ancak bu sayede daha fazla ekonomik refah görürüz. Ben genellikle bir fütürist olarak adlandırılırım ama değilim. Bana göre gelecek öngörülebilir bir olgu değil. Ancak başarılabilecek, elde edilebilecek bir şeydir. Son kitabım “Macrowikinomics”de de bundan söz ediyorum. Benim manifestom ne yapılması gerektiği üzerine. Hükümetlerin, şirketlerin, bilimin, medyanın, sağlık ve eğitim sistemlerinin gelecek için yeni ilkeler edinmesi gerektiğini düşünüyorum. Bugün dünyanın her köşesinde bir demokrasi yaygarası kopuyor. Ancak atılan hiçbir adım işe yaramıyor. Avrupa’da, Amerika’da genç nesil belli değerlere sahip, bu değerleri önemsiyor ama kurumlara inanmıyor. Dolayısıyla yeniden inşa etmek gerekiyor. Sadece çalışma biçimlerimizi değil, yaşama, öğrenme, yaratma, birbirimize değer verme biçimlerimizi de yeniden inşa etmeliyiz. Bunun için de araç, kitlesel işbirliği. Bu işbirliği değişimin en büyük katalizörü. Hedefte bağlı bir gezegen yaratmak var ve bunun için de işbirliği, açıklık, paylaşma, bütünlük, dayanışma gibi ilkeler öne çıkıyor.

ŞİRKETLER NE YAPMALI?
Şirketler bu değişime ayak uydurabilmek için yapılarını, mimarilerini değiştirmeli. Dikey olarak yapılanmış şirketler, yerini yeni modellere bırakmalı. Şirketler birlikte üretim anlayışını geliştirmeli, networkler kurmalı.

Fikir agoraları yaratmalı. Açık platformlar oluşturmalı… Günümüz şirketleri müşterilerini, tedarikçilerini ya da potansiyel tüketicilerini de bu doğrultuda dönüştürmek zorunda. P&G, Amazon gibi başarılı şirketlerin yaptığı bu. Diğer yandan pazarlama ile ilgili hemen her şeyi değiştirmek gerekiyor. Pazarlamanın 4 kuralı ürün, fiyat, yer ve promosyon, bugün geçerli değil. Artık işbirliği platformları geliştirmek önemli. Yeni dünyanın işletim sistemi bloglar. Bloglar ve mikroblogging çağını sanayinin faydasına kullanmak gerekiyor. Son olarak şirketler kimliklerini yeniden düşünmeli. Bugün artık her zaman her yerde gözetlendiğimiz bir dünyada yaşıyoruz. Gerçek dünyada pek çok kimliğimiz var. Anne babayız, patronuz, çalışanız, vatandaşız, tüketiciyiz, katılımcıyız, gönüllüyüz… Bunların hepsi bir yere kadar kamusal alana işaret ediyor ama herbiri için devreye giren kontrol mekanizmalarımız var. Oysa yaygınlaşan radikal şeffaflık kavramı, tüm kimliklerimizi ve davranışlarımızı başkalarınca gözlemlenebilir hale getiriyor ve kontrolü kaybediyoruz. Bu kontrolü elde tutmak için sağlam bir sisteme ihtiyacımız var. Bu bir meydan okuma ama asıl önemli olan kimlik sorusunu doğru sorabilmek.

“3 YENİ PROJE ÜZERİNDE ÇALIŞIYORUM”
KİTAP YERİNE APLİKASYON
Artık kitap yerine aplikasyon yayınlıyorum. Geçtiğimiz ay “Don Tapscott app” adı altında bir aplikasyon yayınladım örneğin. Dünyanın önde gelen 50 yöneticisi, kanaat liderinin yer aldığı Thinkers 50 işbirliğiyle hayata geçirdiğim bu aplikasyonda söz konusu 50 kişinin çalışmalarına erişim imkanı sağlanıyor. Diğer yandan “Open Cities” (Açık Şehirler) adı altında bir başka proje üzerinde çalışıyorum. Bu projede şehirleri, şehirde yaşayanların dikkatini çekecek şekilde yeniden yaratmak amaçlanıyor.

GLOBAL SORUNLAR
Üzerinde çalıştığım bir diğer proje ise dünyanın sorunlarını nasıl çözeceğimize ilişkin mütevazı bir fikir. Global problemleri çözme konusunda yeni modeller üzerine odaklanıyorum. Dünya Ekonomik Forumu işbirliğinde
gerçekleştirmeye çalıştığım bu projede, bugün dünyada varolan kurumları yeniden yaratma odağı var.

ESKİ KURUMLAR YENİ DÜNYAYA UYUMSUZ
Bugün çevremizdeki kuruluşların hemen hepsi Amerika merkezli ve İkinci Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıktı. Dünya Bankası, UN, G8, G20, WTO… Bu kuruluşların hiçbiri bugün dünyanın karşı karşıya olduğu sorunları çözmeye muktedir değil. Öte yandan çok katılımlı ağlar var. Bunlar basit bir konu üzerinde odaklanmış taraflı platformlardan TED gibi çok yönlü platformlara uzanan geniş bir yelpazede. Ve bence içinde bulunduğumuz zaman, kişilerden kuruluşlara herkesin dünyanın sorunlarını çözmek için neler yapacağını düşünmesi için ideal bir zaman.

DİJİTAL KUŞAK İŞBAŞINDA!
DEĞİŞİM YAVAŞ OLDU
Dijital kuşak kavramını ilk kez 80’li yıllarda ortaya atmıştım. Bu konudaki ilk kitabım 1985 tarihli. O kitapta bilgisayarların sadece bilgi işleyen aletler değil birer iletişim aracı olacağını öngörmüştüm. O zamanlar bu radikal bir fikirdi ve hayata geçmesi öngördüğümden çok daha uzun zaman aldı. Doğrusunu söylemek gerekirse hayal kırıklığına uğradım.

OKSİMORONA DİKKAT
80’li yıllarda kişisel bilgisayar kavramı yeni yeni gelişmeye başlıyordu. O zaman kişisel bilgisayar denen kavramın bir oksimoron olduğunu söylemiştim. Kişisel ve bilgisayar. Bilgisayar dediğiniz şey başkalarıyla iletişim imkanı veriyorsa başındaki kişisel anlamını yitiyordu. Kişisel seks gibi. Kendi kendinize seks yapamazsınız. Sizden daha fazlası olmalı.

DÖNÜŞÜM HIZLANACAK
Değişimin hızı konusunda biraz ileri tahmin yapmışım. Ancak şimdi gördüklerimizi ise yeterince öngöremediğimizi düşünüyorum. Hedeflenen koşulların hepsi birarada şu anda olgunlaşmış durumda. Genç nesil tam anlamıyla dijitalleşti. Dijital kuşak işbaşında ve insanlık tarihi bambaşka bir sürece girdi. Dönüşüm kesinlikle çok hızlı olacak.

Tapscott’un geleceğe ilişkin 8 temel saptaması

1- Sanayi devrimi nihayet sona ulaştı. Bu çağın kurum ve kuruluşlarının da artık son bulması gerekiyor.
2- Dünya “açıklık” kavramı etrafında yeniden şekilleniyor… Günümüzde sınırlar artık daha açık, şeffaf. Yetenek bile bugün sınır dışında avlanıyor.
3- Hissedarlarına, müşterilerine, çalışanlarına bildiği her şeyi söyleyen ve onları böylece güçlendiren “şeffaf şirketler” öne çıkıyor. Açık dünya özgürlük demek.
4- Entelektüel sermaye ve yeni değerleri ticarete adapte etmek, yalın üretimle değer yaratmak öne çıkıyor. Açık kaynak yaklaşımı dikkat çekiyor. Her şeyin sahibi olmak gerekmediğini kavrayan şirketler başarılı oluyor.
5- Hükümetlerin, şirketlerin, bilimin, medyanın, sağlık ve eğitim sistemlerinin gelecek için yeni ilkeler edinmesi gerektiğini düşünüyorum.
6- Dolayısıyla sadece çalışma biçimlerimizi değil, yaşama, öğrenme, yaratma, birbirimize değer verme biçimlerimizi de yeniden inşa etmeliyiz. Bu değişimin katalizörü de “kitlesel işbirliği” olacak.
7- ikinci Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan Dünya Bankası, UN, G8, G20, WTO gibi kuruluşların hiçbiri bugün dünyanın karşı karşıya olduğu sorunları çözmeye muktedir değil.
8- Bu nedenle Dünya Ekonomik Forumu işbirliğinde gerçekleştirmeye çalıştığım yeni bir projede, bugün dünyada varolan kurumlan yeniden yaratma odağı var. Global problemleri çözebilmek için yeni modeller üzerine odaklanıyorum.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND