Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Yazma özgürlüğüne sansüre tepki

Milyonlarca blogcu şokta! Blogspot.com’un erişime kapatılması, sesini kişisel web güncesi ile duyuran binlerce kişinin tepkisini çekti. Sansürü eleştiren blog yazarları “Bloguma Dokunma” platformunu oluşturarak örgütlendi…

Blogspot.com’un erişime kapatılması, Türkiye’de sesini kişisel web güncesi yoluyla duyuran binlerce insanı kızdırdı.

Yıllardır içerik üreten ve binlerce okuyucuya ulaşan blogcular, Blogspot.com’un erişime kapatılması karşısında sessiz kalmıyor. Facebook’ta “Bloguma Dokunma” grubunda ve Tumblr’da bir araya gelen bloggerlar erişim engelini ntvmsnbc’ye değerlendirdi.

“Blog’umu kaçak konumuna sokmayı reddediyorum”
Styleboom
“Ne hissettiğimi anlatmak için doğru kelimeyi arayıp bulmaya çalışıyorum ama sanki yok.

Doğurduğun, beslediğin, büyüttüğün, emek verip yorulduğun, yoruldukça mutlu olduğun bebeğini durduk yerde gelip zorla senden alıyorlar, “sen hiç göremeyeceksin artık” diyorlar, “başkaları bakacak ama sen değil” diyorlar!

Blog’larımız aracılığıyla sadece bilgiyi, tecrübeleri, birikimlerimizi paylaşmadık; blogosfer aslında kocaman bir akademi. İnsanların birbirinden, deneyimlerinden, duygularından bir şeyler “öğrendiği” bir okul! Biz blog’larımız sayesinde hiç tanımadığımız insanlarla bağ kurduk, empatiyi öğrendik, sınırlı hayatlarımız dışındaki hayatlara dokunduk; bir gün yazmasak mesajlara boğulduk, takipçilerimiz bizi merak ettiler, sınava giriyorsak dua ettiler, hastalandığımızda tavsiye verdiler, kızdığımızda sakinleştirdiler. “Okumayı hiç sevmiyor bu gençlik” dedikleri gençlik bizimle “okumayı” sevdi, hatta “yazmayı” sevdi, özgür olmak için okumak-yazmak gerek öğrendi.

Bu yasak sonlanmadan blog’umu bir başka yasağa kurban gideceğini bile bile başka bir platforma taşımayı, kaçırmayı, gerçekten suçluymuş gibi “kaçak” konumuna sokmayı reddediyorum. Herkesi bu yasağın kaldırılması için birlik olmaya, ses vermeye bekliyorum.

“İnternetten anlamayanlar görev başında”
PuCCa
Maç yayını yapan blog’lar yüzünden bütün blogspot’un kapatılması, bir dizi yüzünden bütün televizyon kanallarının kapanması gibi bir şey. Ya da bir köşe yazısı yüzünden gazete basımının durdurulması… Blog’lardan para kazanan insanlar var, markalar artık işlerini blog’lardan yürütüyor. Bu durumda onlar da mağdur sayılıyor, onlar da o zaman hakkını aramalı. Burada sorun Digiturk’ün açmış olduğu dava değil aslında, sorun internetten anlamayan insanların görev başında olması. Burada büyük bir açık var ve o açığı site kapatarak doldurmaya çalışıyorlar.

“Su üzerine yazmıyoruz”
Ayşem Öztaş
2008 yılında, yine aynı durum olduğunda bir yazı kaleme almıştım. Yazı özetle şöyleydi: “Siteyi başka bir yere taşımak istemiyorum. Açıkcası burası benim hak bölgem, onu geri almak için savaşmak durumundayım. Kınama gruplarına girmek, logo yayınlamak mutlaka olumlu yönde etkisi olacaktır ama ben daha somut birşeyler istiyorum. Özellikle kapanma nedeninin LİGTV’yi korsan olarak yayınlayan blog’lardan dolayı olduğunu öğrendiğim andan beri beynimdeki gri hücreler zıplamaya başladı. Şu anda gelinen nokta: “3.şahıs” olarak “Kendi bloguma erişemiyorum, kullanma hakkım kayboluyor.” şeklinde dava açmak. Bu arada farklı farklı yerlerden sitelere giriş yapılabiliniyor. Güvenirlilik açısından emin olamıyorum….”

Bugün yaşanan ise farklı değil. Yeri geldiğinde bizi pazarlama aracı olarak kullanan, basın mensubu ünvanını yakıştıran marka ve markaların kendi haklarını korumak adına sorgusuz bir şekilde, taraf olmamıza dahi izin verilmeden sahip olduğumuz hakkı elimizden almalarının hiçbir mantıklı gerekçesi olamaz. Su üzerine yazı yazmıyoruz. Bilgiyi paylaşıyoruz. Bu şekilde çoğalayacağız ve ilerliyeceğiz. Buna engel olmak? 4 senelik çalışmalarıma, benim sebep olmadığım bir olaydan dolayı nokta koymak? En önemlisi beni suçlu hissettirmek? İzin verilemez ve izin verilmemeli…

“Not defterim engellendi”
Ebru Baranseli
İnternet üzerinden takip ettiğim tasarım, hareketli grafik blog’larında beğendiğim işleri blog’uma atıyorum. Başta kendim için bir not defteri olan blog’um, öğrencilerim için de kaynak aynı zamanda. Ancak dün, ikinci kez erişime engellendi not defterim. Bu sansürün gerekçesinin benimle, blog’umla, blog’umun içeriğiyle hiçbir ilgisi yok üstelik. Bu uygulamanın içinden bir tane hırsız çıktı diye bütün mahalleyi hapse atmaktan hiçbir farkı yok. Çok ciddi bir mağduriyet ve çok ciddi bir haksızlık söz konusu. Biraz daha çaba harcayarak sorunlu içeriği kaldırtmak yerine bütün blogspot’un kapatılmasına neden olacak bir yöntemi tercih edip, blog’umun sansürlenmesine neden olduğu için 6 yıllık Digiturk aboneliğimi de dün iptal ettirdim.

Digiturk gibi büyük şirketlerin sosyal imajlarını düşünerek Pana Film’in Avukat Gökhan Ahi ile birlikte yaptığı gibi sorumluluk sahibi bir çalışma yürütmesi gerektiğine inanıyorum. Sorunun yasadan kaynaklandığını hepimiz biliyoruz ancak böyle bir yasayı istismar etmek de ilgili firmanın sorumluğunda. Konuyla ilgili açıklamalar da gösteriyor ki ne blog’lar ne internet tam olarak anlaşılabilmiş durumda, zaten sorun bu noktadan başlıyor.

“Yayını durdurulmuş bir TV kanalı gibiyiz”
Ata İsmet Özçelik
1997 yılından beri internet kullanıcısıyım, geçen bunca zaman içinde birçok forumda görüşlerimi paylaşıp insanlara yardımcı olmaya, birçok zaman da insanların görüşlerinden bir şeyler öğrenmeye çalıştım. Blog yazarkenki temel amacım gezdiğim, gördüğüm yerleri, izlediğim filmleri ve daha birçok konu hakkındaki fikirlerimi insanlarla paylaşmaktı. İlk başlarda hobi olarak başladığım bu zevk, gelen geri dönüşlerle ve takipçilerimin artmasıyla bir bağ haline geldi. Blog benim için ayrı bir dünya gibi, oraya bir yazı yazdığımda birçok insanın bunu okuduğunu bilmesi ve verdiğim tavsiyeler sonucu gelen geri dönüşler beni en çok keyiflendiren şeylerden biri.

Şimdi geldiğimiz nokta ise fazlasıyla üzücü, tıpkı yayını durdurulmuş bir televizyon kanalı gibi hissediyorum kendimi. Evet alternatif yollarla yine blog’lara erişmek mümkün ama internet denilen ve aslında bilgiye özgürce erişim için kurulmuş bu platformdaki sansür sadece blog yazarlarını değil herkesi rahatsız etmeli. Twitter, Facebook ve blog’larda zaten “blogumadokunma” adlı bir hareket başlamış ve oldukça destek görmüş durumda. Türk internet kullanıcıları olarak tepkimizi bu şekilde gösteriyoruz. Dün hoşa gitmeyen yazı, içeriği beğenilmeyen video bugünse sayısı belki birkaç yüzle ifade edilebilecek insanların koyduğu içerik yüzünden sorumlular yerine Türkiye’deki tüm blogger’lar cezalandırılıyor. Üstelik bu içerik aslen blogger üzerinden değil başka bir siteden yayınlanıyor, blogger’ı sadece bir araç olarak kullanıyorlar. Subdomain dediğimiz altalan adı engellemesi yapmak mümkünken, belki de biraz da tehdit etmek için tüm alan adı hakkında erişim yasağı koydurtuluyor.

Bu tip durumların yaşanmaması için bu konuda üzerinde tartışılan ve taslak halinde olan yasanın bir an önce çıkması gerekli ve herhangi bir firmanın bir mahkemeye gidip tüm internet kullanıcılarını etkileyecek şekilde site yasaklamalarının önüne geçilmeli.

“Özgürlüğümüzü geri istiyoruz”
Erdal Erdoğdu
Bir özgürlüktür yazmak. Biz de bu düşünceyle başladık yazmaya. Kendimizce düşüncelerimizi, günlük yaşamlarımızı, hobilerimizi paylaştık sanal dünyanın sanal olmayan ortamında. “Biz” diyorum ‘yazma’ özgürlüğü bir şekilde kısıtlanan ben, sen, o, yani “biz”!. Ben gezi notlarımı paylaşırdım kendi blogumda. Gidip gördüğüm yerleri benden sonra gidecek olanlara anlatırdım. Dün yine bir şeyler yazmak için blog’uma girdiğimde ne suç işlediğimi bilmeden bir mahkeme kararı düşmüştü sanal ikametgahımın duvarına. “Blog’uma erişimim engellenmişti.” Belki kendini bilmez birkaç kişi kendini bilmezce paylaşımlar yapıp bu sonu hazırlamıştı diye düşündüm ilk önce. Ama sonra beni kattım araya, bizi kattım. “Peki ya bizim suçumuz neydi?” dedim. Peki ya bizim suçumuz neydi ki; bir özgürlüğümüz böyle basitçe engellenebildi, sansürlenebildi? Bir özgürlüktür “yazmak” ve “biz” özgürlüğümüzü geri istiyoruz!

“Hayatımıza şifreli yayın uygulamayın”
Büşra Bayram
Blog yazmaya başladığımda hep özgür bir platform olduğunu düşündüm. İstediğimi, istediğim şekilde yazabilirim düşüncesiyle; ilk başlarda haftada bir yazarken, insanların ilgisini çektikçe ve söylediklerimin bir yere vardığını düşündükçe her gün yazmaya başladım. Aslında blog, günlük tutmak diye başlanılan bir şeydi. Sonra hayatım olduğunu farkettim. Yaşadığım şeyleri beynime kazıyıp, gelip okuyucularıma anlatmak için yaşar olmuştum.
Sonra bir sabah uyandığınızda “Sitenize erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir” yazısıyla karşılaşabileceğinizi anladım. “Mahkeme kararı ve ben?” diye düşündüm önce. Kimi asmışım ya da kimi kesmişim acaba? “Bir yerde yanlış bir cümlem mi?” oldu diye düşünürken derslerimin yoğunluğuyla uzak kaldığım sosyal medyadan öğrendim sansürü. Aslında blog dünyası olabildiğince berrak ve özgürdü. İsteyen istediğini paylaşır, düşüncelerini rahatça söyler, hatta bazen tüm benliğini anlatırdı. Öğrendiğim bir çok hayat vardı blog dünyasında. Sonra pat diye elimden alındı. Hani 90’larında yaşlı bir amcanın elinden aniden çekersin ya bastonu; önce bir sendeler, sonra yere düşer. Kalkmaya çalışır fakat elinden alınan bastonun verdiği gurur kırılmasını yaşar ya, işte tam da oradayım şimdilerde. Elimden yürümemi kolaylaştıran bastonum alınmış, sendelemiş ve yere düşmüşüm.

Digitürk haklıdır belki. Fakat madem maçları şifreli şekilde sunuyorsun, bundan para kazanıyorsun, gerekli önlemleri de alacaksın. Bir kriz planın olmalı bu kadar büyük bir işe girişiyorsan. Bütün blog’ları kapatmak, erişimine izin vermemek sansürü de geçti. Maçlara gösterdiğiniz şifreli yayın anlayışınızı hayatımıza da uygulamayın lütfen…

“Konu fikir özgürlüğü değil”
Bülent Timurlenk
Bu yasak bir ilk değil. 2008 yılında da benzer bir karar alınmıştı. Demek ki aradan geçen süre içinde Türk hukuku, hala bilişim dünyasına vakıf olamadı. Blogspot’u bir site değil, binlerce şubesi olan bir fast food zinciri olarak düşünelim. 4-5 şubedeki zehirlenme vakasına Türk adaletinin bakış açısı maalesef bu şekilde. Digiturk her ticari kurum gibi hakkını arıyor. Mahkemeye, Türkiye’deki “Tüm blog’ları kapatın, fikir özgürlüğüne karşıyız” demediler. “Bizim malımıza zarar veren blog’ları önleyin” dediler. Bu konuda top Google Türkiye’de. Youtube gibi bu konuda moderatörlüğü zarar gören kuruma vermek zorunda.
Google Türkiye, yasal olmayan link, video yayınlayan blog’larda reklamlar için bu blog sahiplerine ödeme yapıyor mu, yapmıyor mu? Tüm bu illegal yayınları blog’larda yayınlayanların amacı para kazanmak mı değil mi? Dreambox gibi illegal yayını sağlayan decoderların satışı, şifre dağıtımını yapmak blogger alt yapısı kullanılmıyor mu? Bu sorunu çözmesi gereken Türk adaleti. Futbol blog’larında bugüne kadar kimse böyle illegal bir yayın linki ya da videosu yayınlamamıştır.
Bu kararın altında yatan neden bir blog’da yayınlanan ve Digiturk’ü eleştiren bir metin değil. Konu fikir özgürlüğü değil, ticari hakların zarara uğraması. Google Türkiye, fikir özgürlüğünü arkasına saklanıp mağduru oynamayı bıraksın. Yarın bir blog, sizin çalıştığınız sitenin içeriğini satır satır kopyalarsa siz ne yapacaksınız peki?

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND