Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Yazma özgürlüğüne sansüre tepki

Milyonlarca blogcu şokta! Blogspot.com’un erişime kapatılması, sesini kişisel web güncesi ile duyuran binlerce kişinin tepkisini çekti. Sansürü eleştiren blog yazarları “Bloguma Dokunma” platformunu oluşturarak örgütlendi…

Blogspot.com’un erişime kapatılması, Türkiye’de sesini kişisel web güncesi yoluyla duyuran binlerce insanı kızdırdı.

Yıllardır içerik üreten ve binlerce okuyucuya ulaşan blogcular, Blogspot.com’un erişime kapatılması karşısında sessiz kalmıyor. Facebook’ta “Bloguma Dokunma” grubunda ve Tumblr’da bir araya gelen bloggerlar erişim engelini ntvmsnbc’ye değerlendirdi.

“Blog’umu kaçak konumuna sokmayı reddediyorum”
Styleboom
“Ne hissettiğimi anlatmak için doğru kelimeyi arayıp bulmaya çalışıyorum ama sanki yok.

Doğurduğun, beslediğin, büyüttüğün, emek verip yorulduğun, yoruldukça mutlu olduğun bebeğini durduk yerde gelip zorla senden alıyorlar, “sen hiç göremeyeceksin artık” diyorlar, “başkaları bakacak ama sen değil” diyorlar!

Blog’larımız aracılığıyla sadece bilgiyi, tecrübeleri, birikimlerimizi paylaşmadık; blogosfer aslında kocaman bir akademi. İnsanların birbirinden, deneyimlerinden, duygularından bir şeyler “öğrendiği” bir okul! Biz blog’larımız sayesinde hiç tanımadığımız insanlarla bağ kurduk, empatiyi öğrendik, sınırlı hayatlarımız dışındaki hayatlara dokunduk; bir gün yazmasak mesajlara boğulduk, takipçilerimiz bizi merak ettiler, sınava giriyorsak dua ettiler, hastalandığımızda tavsiye verdiler, kızdığımızda sakinleştirdiler. “Okumayı hiç sevmiyor bu gençlik” dedikleri gençlik bizimle “okumayı” sevdi, hatta “yazmayı” sevdi, özgür olmak için okumak-yazmak gerek öğrendi.

Bu yasak sonlanmadan blog’umu bir başka yasağa kurban gideceğini bile bile başka bir platforma taşımayı, kaçırmayı, gerçekten suçluymuş gibi “kaçak” konumuna sokmayı reddediyorum. Herkesi bu yasağın kaldırılması için birlik olmaya, ses vermeye bekliyorum.

“İnternetten anlamayanlar görev başında”
PuCCa
Maç yayını yapan blog’lar yüzünden bütün blogspot’un kapatılması, bir dizi yüzünden bütün televizyon kanallarının kapanması gibi bir şey. Ya da bir köşe yazısı yüzünden gazete basımının durdurulması… Blog’lardan para kazanan insanlar var, markalar artık işlerini blog’lardan yürütüyor. Bu durumda onlar da mağdur sayılıyor, onlar da o zaman hakkını aramalı. Burada sorun Digiturk’ün açmış olduğu dava değil aslında, sorun internetten anlamayan insanların görev başında olması. Burada büyük bir açık var ve o açığı site kapatarak doldurmaya çalışıyorlar.

“Su üzerine yazmıyoruz”
Ayşem Öztaş
2008 yılında, yine aynı durum olduğunda bir yazı kaleme almıştım. Yazı özetle şöyleydi: “Siteyi başka bir yere taşımak istemiyorum. Açıkcası burası benim hak bölgem, onu geri almak için savaşmak durumundayım. Kınama gruplarına girmek, logo yayınlamak mutlaka olumlu yönde etkisi olacaktır ama ben daha somut birşeyler istiyorum. Özellikle kapanma nedeninin LİGTV’yi korsan olarak yayınlayan blog’lardan dolayı olduğunu öğrendiğim andan beri beynimdeki gri hücreler zıplamaya başladı. Şu anda gelinen nokta: “3.şahıs” olarak “Kendi bloguma erişemiyorum, kullanma hakkım kayboluyor.” şeklinde dava açmak. Bu arada farklı farklı yerlerden sitelere giriş yapılabiliniyor. Güvenirlilik açısından emin olamıyorum….”

Bugün yaşanan ise farklı değil. Yeri geldiğinde bizi pazarlama aracı olarak kullanan, basın mensubu ünvanını yakıştıran marka ve markaların kendi haklarını korumak adına sorgusuz bir şekilde, taraf olmamıza dahi izin verilmeden sahip olduğumuz hakkı elimizden almalarının hiçbir mantıklı gerekçesi olamaz. Su üzerine yazı yazmıyoruz. Bilgiyi paylaşıyoruz. Bu şekilde çoğalayacağız ve ilerliyeceğiz. Buna engel olmak? 4 senelik çalışmalarıma, benim sebep olmadığım bir olaydan dolayı nokta koymak? En önemlisi beni suçlu hissettirmek? İzin verilemez ve izin verilmemeli…

“Not defterim engellendi”
Ebru Baranseli
İnternet üzerinden takip ettiğim tasarım, hareketli grafik blog’larında beğendiğim işleri blog’uma atıyorum. Başta kendim için bir not defteri olan blog’um, öğrencilerim için de kaynak aynı zamanda. Ancak dün, ikinci kez erişime engellendi not defterim. Bu sansürün gerekçesinin benimle, blog’umla, blog’umun içeriğiyle hiçbir ilgisi yok üstelik. Bu uygulamanın içinden bir tane hırsız çıktı diye bütün mahalleyi hapse atmaktan hiçbir farkı yok. Çok ciddi bir mağduriyet ve çok ciddi bir haksızlık söz konusu. Biraz daha çaba harcayarak sorunlu içeriği kaldırtmak yerine bütün blogspot’un kapatılmasına neden olacak bir yöntemi tercih edip, blog’umun sansürlenmesine neden olduğu için 6 yıllık Digiturk aboneliğimi de dün iptal ettirdim.

Digiturk gibi büyük şirketlerin sosyal imajlarını düşünerek Pana Film’in Avukat Gökhan Ahi ile birlikte yaptığı gibi sorumluluk sahibi bir çalışma yürütmesi gerektiğine inanıyorum. Sorunun yasadan kaynaklandığını hepimiz biliyoruz ancak böyle bir yasayı istismar etmek de ilgili firmanın sorumluğunda. Konuyla ilgili açıklamalar da gösteriyor ki ne blog’lar ne internet tam olarak anlaşılabilmiş durumda, zaten sorun bu noktadan başlıyor.

“Yayını durdurulmuş bir TV kanalı gibiyiz”
Ata İsmet Özçelik
1997 yılından beri internet kullanıcısıyım, geçen bunca zaman içinde birçok forumda görüşlerimi paylaşıp insanlara yardımcı olmaya, birçok zaman da insanların görüşlerinden bir şeyler öğrenmeye çalıştım. Blog yazarkenki temel amacım gezdiğim, gördüğüm yerleri, izlediğim filmleri ve daha birçok konu hakkındaki fikirlerimi insanlarla paylaşmaktı. İlk başlarda hobi olarak başladığım bu zevk, gelen geri dönüşlerle ve takipçilerimin artmasıyla bir bağ haline geldi. Blog benim için ayrı bir dünya gibi, oraya bir yazı yazdığımda birçok insanın bunu okuduğunu bilmesi ve verdiğim tavsiyeler sonucu gelen geri dönüşler beni en çok keyiflendiren şeylerden biri.

Şimdi geldiğimiz nokta ise fazlasıyla üzücü, tıpkı yayını durdurulmuş bir televizyon kanalı gibi hissediyorum kendimi. Evet alternatif yollarla yine blog’lara erişmek mümkün ama internet denilen ve aslında bilgiye özgürce erişim için kurulmuş bu platformdaki sansür sadece blog yazarlarını değil herkesi rahatsız etmeli. Twitter, Facebook ve blog’larda zaten “blogumadokunma” adlı bir hareket başlamış ve oldukça destek görmüş durumda. Türk internet kullanıcıları olarak tepkimizi bu şekilde gösteriyoruz. Dün hoşa gitmeyen yazı, içeriği beğenilmeyen video bugünse sayısı belki birkaç yüzle ifade edilebilecek insanların koyduğu içerik yüzünden sorumlular yerine Türkiye’deki tüm blogger’lar cezalandırılıyor. Üstelik bu içerik aslen blogger üzerinden değil başka bir siteden yayınlanıyor, blogger’ı sadece bir araç olarak kullanıyorlar. Subdomain dediğimiz altalan adı engellemesi yapmak mümkünken, belki de biraz da tehdit etmek için tüm alan adı hakkında erişim yasağı koydurtuluyor.

Bu tip durumların yaşanmaması için bu konuda üzerinde tartışılan ve taslak halinde olan yasanın bir an önce çıkması gerekli ve herhangi bir firmanın bir mahkemeye gidip tüm internet kullanıcılarını etkileyecek şekilde site yasaklamalarının önüne geçilmeli.

“Özgürlüğümüzü geri istiyoruz”
Erdal Erdoğdu
Bir özgürlüktür yazmak. Biz de bu düşünceyle başladık yazmaya. Kendimizce düşüncelerimizi, günlük yaşamlarımızı, hobilerimizi paylaştık sanal dünyanın sanal olmayan ortamında. “Biz” diyorum ‘yazma’ özgürlüğü bir şekilde kısıtlanan ben, sen, o, yani “biz”!. Ben gezi notlarımı paylaşırdım kendi blogumda. Gidip gördüğüm yerleri benden sonra gidecek olanlara anlatırdım. Dün yine bir şeyler yazmak için blog’uma girdiğimde ne suç işlediğimi bilmeden bir mahkeme kararı düşmüştü sanal ikametgahımın duvarına. “Blog’uma erişimim engellenmişti.” Belki kendini bilmez birkaç kişi kendini bilmezce paylaşımlar yapıp bu sonu hazırlamıştı diye düşündüm ilk önce. Ama sonra beni kattım araya, bizi kattım. “Peki ya bizim suçumuz neydi?” dedim. Peki ya bizim suçumuz neydi ki; bir özgürlüğümüz böyle basitçe engellenebildi, sansürlenebildi? Bir özgürlüktür “yazmak” ve “biz” özgürlüğümüzü geri istiyoruz!

“Hayatımıza şifreli yayın uygulamayın”
Büşra Bayram
Blog yazmaya başladığımda hep özgür bir platform olduğunu düşündüm. İstediğimi, istediğim şekilde yazabilirim düşüncesiyle; ilk başlarda haftada bir yazarken, insanların ilgisini çektikçe ve söylediklerimin bir yere vardığını düşündükçe her gün yazmaya başladım. Aslında blog, günlük tutmak diye başlanılan bir şeydi. Sonra hayatım olduğunu farkettim. Yaşadığım şeyleri beynime kazıyıp, gelip okuyucularıma anlatmak için yaşar olmuştum.
Sonra bir sabah uyandığınızda “Sitenize erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir” yazısıyla karşılaşabileceğinizi anladım. “Mahkeme kararı ve ben?” diye düşündüm önce. Kimi asmışım ya da kimi kesmişim acaba? “Bir yerde yanlış bir cümlem mi?” oldu diye düşünürken derslerimin yoğunluğuyla uzak kaldığım sosyal medyadan öğrendim sansürü. Aslında blog dünyası olabildiğince berrak ve özgürdü. İsteyen istediğini paylaşır, düşüncelerini rahatça söyler, hatta bazen tüm benliğini anlatırdı. Öğrendiğim bir çok hayat vardı blog dünyasında. Sonra pat diye elimden alındı. Hani 90’larında yaşlı bir amcanın elinden aniden çekersin ya bastonu; önce bir sendeler, sonra yere düşer. Kalkmaya çalışır fakat elinden alınan bastonun verdiği gurur kırılmasını yaşar ya, işte tam da oradayım şimdilerde. Elimden yürümemi kolaylaştıran bastonum alınmış, sendelemiş ve yere düşmüşüm.

Digitürk haklıdır belki. Fakat madem maçları şifreli şekilde sunuyorsun, bundan para kazanıyorsun, gerekli önlemleri de alacaksın. Bir kriz planın olmalı bu kadar büyük bir işe girişiyorsan. Bütün blog’ları kapatmak, erişimine izin vermemek sansürü de geçti. Maçlara gösterdiğiniz şifreli yayın anlayışınızı hayatımıza da uygulamayın lütfen…

“Konu fikir özgürlüğü değil”
Bülent Timurlenk
Bu yasak bir ilk değil. 2008 yılında da benzer bir karar alınmıştı. Demek ki aradan geçen süre içinde Türk hukuku, hala bilişim dünyasına vakıf olamadı. Blogspot’u bir site değil, binlerce şubesi olan bir fast food zinciri olarak düşünelim. 4-5 şubedeki zehirlenme vakasına Türk adaletinin bakış açısı maalesef bu şekilde. Digiturk her ticari kurum gibi hakkını arıyor. Mahkemeye, Türkiye’deki “Tüm blog’ları kapatın, fikir özgürlüğüne karşıyız” demediler. “Bizim malımıza zarar veren blog’ları önleyin” dediler. Bu konuda top Google Türkiye’de. Youtube gibi bu konuda moderatörlüğü zarar gören kuruma vermek zorunda.
Google Türkiye, yasal olmayan link, video yayınlayan blog’larda reklamlar için bu blog sahiplerine ödeme yapıyor mu, yapmıyor mu? Tüm bu illegal yayınları blog’larda yayınlayanların amacı para kazanmak mı değil mi? Dreambox gibi illegal yayını sağlayan decoderların satışı, şifre dağıtımını yapmak blogger alt yapısı kullanılmıyor mu? Bu sorunu çözmesi gereken Türk adaleti. Futbol blog’larında bugüne kadar kimse böyle illegal bir yayın linki ya da videosu yayınlamamıştır.
Bu kararın altında yatan neden bir blog’da yayınlanan ve Digiturk’ü eleştiren bir metin değil. Konu fikir özgürlüğü değil, ticari hakların zarara uğraması. Google Türkiye, fikir özgürlüğünü arkasına saklanıp mağduru oynamayı bıraksın. Yarın bir blog, sizin çalıştığınız sitenin içeriğini satır satır kopyalarsa siz ne yapacaksınız peki?

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND