Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Yazarlıkta başarı taktikleri

Yazarlık nasıl öğrenilir? Roman, deneme öykü gibi eserleri okuyarak mı yoksa bu türlerin nasıl yazılacağını anlatan kitaplardan mı? Kılavuz kitaplar kısa yazarlığın kısa bir sürede öğrenileceğini vaad ediyor. İşte yazar olmak üzerine önemli bir yazı…

Yazarlık nasıl öğrenilir? Roman, deneme öykü gibi eserleri okuyarak mı yoksa bu türlerin nasıl yazılacağını anlatan kitaplardan mı? Kılavuz kitaplar kısa yazarlığın kısa bir sürede öğrenileceğini vaad ediyor. İşte yazar olmak üzerine önemli bir yazı…

Yazmayı hangi kitaplardan öğrenmeli?

Roman, öykü gibi kurmaca ya da eleştiri, deneme, inceleme gibi kurgu dışı eserlerin yazımı, bu türlerde örnekler okuyarak mı öğrenilir yoksa bu türlerin nasıl yazılacağı üzerine kaleme alınmış kitaplardan mı? Kılavuz kitapların yazarlığı kısa sürede öğretebileceğinin ileri sürülmesi, birçok yazar adayı için bu çalışmaları cazip kılıyor.

Yazı bir buluş mudur, keşif mi? Yazmak insan için güçlü bir tutku ve ihtiyaçken, öyle görünüyor ki, Sümerler yazıyı uygarlığa kazandırdıklarında bir buluştan çok keşfi gerçekleştirdiler. Sanki yazı, evrenin bir yerinde saklı dururken onlar sadece bir hazinenin kapağını araladılar ya da üzerindeki tozlu örtüyü kaldırdılar. O günden bugüne yazı insanın kaderinin bir ortağı ve tanığı olarak varlığını sürdürdü, sürdürüyor ve sürdürecek. İnsan neden yazmak ister ve içinden geçtiği dünyayı, hayatı kayıt altına almaya tutku duyar? Tarihin yazının bulunuşuyla başladığını kabul edersek aslında bu sorunun tarih kadar eski olduğu çıkarımına da varırız. Belki bu soruya cevap ararken yaptığımız, aslında daha kesif, daha karanlık bir dünyaya doğru yolculuktur. Tam da bunun için yazı üzerine, yazının doğasına dair kaleme alınan bütün kitaplar, zihnimize yeni sorular ekler, imgelemimizdeki soru işaretini büyütür.‘İnsan ancak kendini yazar’

“İnsan her zaman hikâye anlatıcısıdır; kendisinin ve başkalarının hikâyeleriyle çevrili yaşar, başına gelen her şeyi onlar aracılığıyla görür ve hayatını anlatıyormuş gibi yaşamaya çalışır.” diyen Jean-Paul Sartre’ın sözünden, hikâye anlatmanın salt bir anlatma edimi olmadığını çıkarabiliriz. Bir insan her zaman hikâye anlatıcısı ise yazar kimdir? “Bir anlatıcılar vardır, bir de yazarlar. İnsan canının istediğini anlatır; canının istediğini yazmaz: Ancak kendini yazar.” sözleriyle Jules Renard,  Sartre’dan yıllar önce aslında aklımıza takılan soruya dolaylı da olsa yanıt veriyordu.

    Jules Renard’ın anlatıcı ile yazar arasına koyduğu sınır bizi yazara daha çok yaklaştırmışken, karşımıza yazı ile yazar arasındaki ilişkiyi sorgulayan şu soru çıkar: Acaba yazar, nasıl yazdığını bilir mi? “Yazmak bir dağa tırmanmaya benzer. Tırmanırken tek görebildiğiniz, önünüzdeki ve tam üstünüzdeki kayadır. Nereden geldiğinizi ya da nereye gittiğinizi göremezsiniz.” cümlesi üzerinden sürdüğümüz iz, yazarın yapıtını var ederken yürüdüğü yolu da resmeder. Virgina Woolf, Bir Okur Olarak adlı yapıtında aynı yaklaşımı şu sözlerle derinleştirir: “Edebiyatla, sözgelimi bir otomobilin üretim süreci arasında bir benzetme ilk bakıştan sonra anlamını yitirir. Yüzyılların akışı içinde makine üretmek konusunda pek çok şey öğrenmemize rağmen edebiyat üretme konusunda bir şey öğrendiğimiz hayli su götürür. Daha iyi yazmıyoruz; hakkımızda söylenebilecek tek şey, şimdi birazcık şu yönde, şimdi bu yönde hareket etmeye devam ettiğimiz, ama yeterince yüksek bir zirveden bakıldığında, hareket rotamız bir çemberin içinde sürüp gidiyor olsa gerek.”

    Edebiyatın, yazının doğası üzerine düşünürken iş zihinde olanı yazıya dökmeye gelince yaşanan krizi Semih Gümüş’ün şu saptamasında okuruz: “İnsana ne denli beceriksiz olduğunu, yazmaktan daha çok ne gösterir? Sanırım ötesi yok. Yazınsal yazının olanaklarının neler olduğunu kâğıt üstüne yazalım, sonra da onları bir kişi yaratmakta, kişiler arasındaki ilişkileri ve çatışmaları, ölümleri ve doğumları ve bunlara benzer durumları anlatmakta kullanmaya başlayalım. Kâğıt üstüne yazıldığı gibi olmadığını görmek, ümit kırıcı olabilir. Yaratıcı yazıyla yazar arasındaki sağlam köprü tam bu krizin ortasında kurulur.”

Yazmayı Vırgınıa Woolf’tan öğrenmek

Roman, öykü, şiir gibi kurgusal ya da eleştiri, deneme, inceleme gibi kurgu dışı eserlerin yazımı, bu türlerden örneklerin okunmasıyla mı öğrenilir yoksa bu türlerin nasıl yazılacağı etrafında kaleme alınmış kitaplardan mı? Andığım türlerin nasıl öğretileceğine ilişkin kitapların, bu türlerin tarihine kıyasla çok yeni olması, bugün de birçok yazarın bu rehber kitaplardan bağımsız şekilde nitelikli eserler vermeleri, aslında yazma yetisinin yazarın kendi çabası  ve keşfiyle ortaya çıktığını gösteriyor. Elbette, nitelikli eserler okuyarak kazanılacak yazarlık yetisi, daha meşakkatli ve zorlu bir süreci çağrıştırır. Neyin nasıl yazılacağına ilişkin kitapların kısa sürede yazarlığı öğretebileceği iddiası, birçok yazar adayı için bu yöntemleri cazip kılıyor. Yazarlığın giderek “profesyonel bir işe” dönüşmesi ve vaat ettiği yeni imkânlar, onu da tıpkı diğer meslek dalları gibi öğretilebilir bir uğraş haline getiriyor. Nasıl yazılacağı teknik düzeyde öğretilse bile yazarlığın okuma, donanım, birikim temelli bir süreç içinde ilerlemesi, ilk kitabını yazma derslerinden edindiği tekniklerle yazan ve göz kamaştıran kimi yazarların “tek kitaplık imzalar” olarak kalmasına da sebep oluyor. Yazarlık hileye, kalem oyunlarına gelen bir uğraş değildir; dahası bu anlamda oldukça dirençlidir. Tam da bu noktada Ernest Hemingway’in “En büyük başarı kalıcı olabilmektir.” sözü akla geliyor.

Amerikalı romancı Joyce Carol Oates Bir Yazarın İnancı’nda, “Kurmaca düzyazı bir zanaattır ve zanaat öğrenilmelidir; rastlantı sonucu ya da bilerek, isteyerek.” der. Oates’un yazar adayını yüreklendiren bu sözlerindeki vurgunun kurmacanın sanat yönünden çok “zanaat” yönüne dönük olduğunu belirtmek gerekir. Ve muhtemelen Oates, “rastlantı” ve “bilerek” sözcüklerini arka arkaya kullanırken bu işin profesyonel bir destekle olduğu kadar kendi başına da öğrenilebileceğini imliyor. Murat Gülsoy bu konuda edebiyatımızdaki yetkin örneklerden biri olan Büyübozumu: Yaratıcı Yazarlık adlı kitabında, Oates’un zanaat ve sanat sözcükleri üzerinden vardığı ayrımı şu sözlerle ifade ediyor: “Teknikler öğretilebilir. Eğitimi veren kişinin izlediği programa göre yazma teknikleri konusunda deneyim kazandırılabilir. Ancak işin yaratıcılık kısmı biraz daha farklı bir yerde duruyor.”

Formüllerle yazılır mı?

Yazarlık dersi uzmanı Danell Jones tarafından hazırlanan Virginia Woolf’tan Yazarlık Dersleri (Timaş), yazar adaylarına yazarlık tekniklerini yetkin ve doyurucu bir dille sunan bir çalışma. Virginia Woolf ismi bile temas ettiği şeyi yazınsallaştırmaya yeterken, Jones peşine düştüğü hazineyi en doğru yerde bulma başarısı gösteriyor. Danell Jones’un bu kitabıyla benzerlerine göre daha nitelikli bir eser ortaya koyduğunu söyleyebiliriz, çünkü bir taraftan yazarlığın teknik boyutunu anlatırken diğer taraftan Woolf gibi bir yazarın yapıtlarından bu işin pratik ve kuramsal izlerini sürüyor. Yazarlık derslerine, en azından bugünkü işlevi ve değeri açısından bakıldığında, kolay kolay gönül indirmeyeceğini düşündüğümüz Woolf’un aynı konuda bunca söz söylemiş olması doğrusu şaşırtıcı. Kaç yazar adayı Danell Jones’tan yazarlığın büyüsünü, sırrını öğrenmiştir bilinmez ama Jones’un Woolf’u bu bağlamda çözümlemeyi başardığı söylenebilir.

    Jones, kitabın başında Woolf’u sınıfta bu meseleyi anlatan bir öğretmen olarak düşlüyor ve Virginia Woolf imgesini etkileyici bir biçimde okurun önüne seriyor. Woolf henüz ilk dersinde tahtaya şu sözü yazıyor: “Bir sanat eseri üretmek için gereken şartlar nelerdir?” Yanıtı sınıftaki bir öğrenci şöyle veriyor: “Kendine ait bir odaya ve yılda beş yüz sterlinlik bir gelire sahip olmak mı?” Kitap boyunca açılan konu başlıkları, Woolf’un eserlerinden alıntılanan ve onun ağzından aktarılan cevaplarla ve öğrencilerin sorularıyla sürüyor. Her okurun ya da yazar adayının edebi metinleri çözümlemesi, işlenen teknikleri, anlatım imkânlarını görmesi kimi zaman çok zor, kimi zamansa imkânsızdır. Dersler boyunca soruların devam etmesi, Danell Jones’un bazen Woolf’un bazen de kendi sözleriyle verdiği cevaplar, meselenin çözüldükçe kendini yenileyen bir büyüye, gize sahip olduğunu da imliyor. Parmak izi bir insan için ne kadar biricikse, kalem izi de bir yazar için o denli biricik değil midir? Gelişigüzel yazan birinden bir yazara dönüşmek ancak o kalem izini yakalamakla mümkün olabilecekse, bu nasıl gerçekleşecek?

Yazının dilini çözmek

“İnsan kendi özgünlüğünü edinmeden önce nelere katlanıyor.”, “Söz konusu olan birinci değil, biricik olmaktır.”  birbirini tamamlayan bu iki cümle, Jules Renard’ın Yazmak Üzerine Notlar (Sel Yay.) adlı yapıtından. Renard’ın yükte hafif pahada ağır kitabı, kütüphanenizde dururken sık sık elinizin gideceği cinsten. Yazar “özgünlük” ve “biriciklik” vurgularıyla yazarın niteliğinin neyi yazdığıyla değil, nasıl yazdığıyla ortaya çıkacağının altını çiziyor. Çünkü binlerce roman, hikâye, şiir kitabı arasında bir yapıt eğer sadece eskileri çoğaltıyorsa bir anlam ve değer taşımayacaktır; önemli olan kuru tekrara düşmek değil öncüllerinden farklı bir eser üretmektir. “Sözcük yalnız ona verilen yer sayesinde yaşar.” diyen Renard, metnin en küçük biriminden itibaren nasıl inşa edileceğini anlatıyor. Yazmak Üzerine Notlar elbette bir tür yazma dersi değil ama “Yazarın işi yazmayı öğrenmektir.” diyen gerçek bir edebiyatçının günlüğünde bu tür notlar, ilkeler, cümleler bulunması, yazarlığın aslında hap niteliğindeki kitaplardan edinilecek bir “yeti” olmaktan çok, has edebiyatın kapısını dövmekle, orada ısrarla durmakla gerçekleşeceğini gösteriyor.

Renard, birçok yazarlık dersi kitabına bedel şu tespitte bulunurken, aslında ne çok şey söylüyor: “Yapıtın ağaç gibi doğması büyümesi gerek. Havada, dalların tam olarak uyacağı kurallar, görünmez çizgiler yoktur. Ağaç bütünüyle onu içeren tohumdan çıkıp açık havada gelişir özgürce. Planları izlenecek yolları çizip onu bozan bahçıvandır.” Woolf’tan duyduğumuz, “Yaşanmış olanın önemli olduğu yerde hayali olanı yazmayı tercih ederim.” sözü Renard’ta şu karşılığı buluyor: “Yaşamı tatlılıkla alt etmek gerek.” Yazarlığın kuru bir hevesten çok bir varoluş biçimine, bir yaşam gereksinimine dönüşmesi gerektiği Renard’ın şu sözlerinden daha güzel anlatılabilir mi: “Yazmak için yaşamak gerek, yoksa yaşamak için yazmak değil.”

Yazar olmayı kolay mı sandın?

Yazarlık uzaktan vaat ettiği ışıltılı dünyanın, albeninin, saygınlığın yanında türlü zorlukları, engelleri de barındırır. İlk başta arzu edilen sadece bir kitabın kapağında isminizin olmasıyken, bu amaca ulaşıldıktan sonra başka başka hevesler, sorumluluklar, talepler ve zorluklar beklemektedir yazarı. Giuseppe Culicchia, Demek Yazar Olmak İstiyorsun (Aylak Adam) adlı kitabında bitmez tükenmez enerjisi ve yalınkılıç dürüstlüğüyle yazarların dünyasını, edebiyat “piyasasının” durumunu sadece okura ve yazar adaylarına değil, yazarların kendisine de açıyor. Aslında Demek Yazar Olmak İstiyorsun, Charles Bukowski’nin bir şiirinin adı ve şiir şu dizelerle açılıyor: “her şeye rağmen/ adeta içinden fışkırmıyorsa/ bırak yapma/ kalbinden ve aklından ve ağzından/ ve ciğerlerinden gelmiyorsa/ bırak yapma.” Şiir şu dizelerle sona eriyor: “dünyanın hiçbir yerinde kütüphaneler/ senin gibilerle uykuya dalmak için esnememişlerdir/ o zincirin halkası olma/ bırak yapma/ ruhundan bir roket gibi çıkmıyorsa/ hareketsiz kalmak/ seni delirtmiyorsa ya da/ intihara ya da cinayete sürüklemiyorsa/ bırak yapma/ içindeki güneş/ ciğerini yakmıyorsa/ bırak yapma/ doğru zaman geldiğinde/ ve kader seni seçmişse/ her şey kendiliğinden gelecek ve devam edecektir/ sen ölene ya da o içinde ölene kadar/ başka yolu yok/ ve hiç olmadı da.”

Culicchia üç döneme ayırdığı yazarlık ‘kariyerini’ “Gelecek Vaat Eden Yetenek”, “Hergele Herif” ve “Büyük Usta” başlıklarıyla adlandırıyor. Her üç bölümde de yayınevi, piyasa ve okur arasında kurulan ilişkileri kendi deneyimlerinin ateşiyle pişirdiği sözlerle anlatıyor yazar.

Yazının dünyasında Hemingway olmak insanı, mesela Faulkner’ın, “Okuyucularının sözlüğe bakmalarını gerekli kılacak tek bir kelime bile yazmamasıyla ünlüdür.” eleştirisinden korumaz. Bütün bunları Culicchia’dan okuduktan sonra durup kendi kendimize şu soruyu soruyoruz: “Gerçekten yazar olmak istiyor muyum?”

Ne yazacağını bilmek ancak yazmakla mümkün

Yazar, yalnızlığın iskemlesi üzerinde ele avuca gelmez düşlerden bir dünya ortaya çıkarır. Yazar adayı ve okur ondan nasıl düş kurduğunu, sunduğu dünyayı nasıl var ettiğini anlatmasını ister. Düş ne kadar ele avuca gelirse yazarın geçtiği yolları okurlarına göstermesi de o denli mümkündür. Marguerite Duras şu sözleriyle sadece yazarların içinde bulunduğu durumu anlatmıyor, bir yazar adayına ne yapması gerektiğini de söylüyor: “Yazmak, insan yazsaydı ne yazardı, bunu öğrenme çabasıdır –ancak yazdıktan sonra öğrenebiliriz bunu–, öncesindeyse insanın kendi kendine sorabileceği en tehlikeli sorudur bu. Ama aynı zamanda en çok sorulan.”

Yazar adayına öğütler

Yazdıklarımı ilk okuyan kişi ben olduğuma göre, herhangi bir hikâyeyi yazmaya başlamamdaki asıl sebep onu okumak isteyişim olmalı.

Bir yazarın başına gelebilecek en tehlikeli şey, kendi kendine, “Ne kadar iyi yazıyorum be!” demeye başlamasıdır. Yergiler konusunda ise bir yazarın yapabileceği en gereksiz şey, kendi kendine, “Pekâlâ, şimdi cevabını veririm senin!” demesidir.

Yazarın kendi dilini yaratması gerekir, benzerlerininkini kullanması değil.

Okunmaktan çok anlamı sezilen uzun tümcelerden kesinkes kaçınmalı.

Düzyazıyı, tadına bakmadan önce krema gibi soğumaya bırakmak gerek.

Yazan el her zaman okuyan gözü bilmezden gelse keşke.

Edebiyat sevgisi iyi kitaplar değil kötü kitaplar sayesinde kazanılır çoğunlukla.

Eğer yeni bir problemin çözümü için değilse yeni bir kitap yazmanın ne anlamı var?

Karakterinizi ancak gerekliyse konuşturun. Diyalog yazmanın rahatlığıyla merkezden kopmayın.

Yazının bir spor olduğunu kendime yinelemeliyim, ondaki her şey yönteme, bugün söyledikleri gibi alıştırmaya bağlı.

Çok sıkıcı yazmamalı. Küçük, sıradan tümcelerle okura yardımcı olmalı.

Yazının koruyucusu her zaman yaşam oldu; ondan uzaklaşır uzaklaşmaz düşüverdim.

Gençlere oltayla balık avlamayı öğretiyorum ama balıkları seçmeyi bilmiyorum.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND