Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Yakın plan kariyer yalanları

Çalışma yaşamında sosyal güven duygusu giderek zayıflıyor. Kariyer yalanları iş yaşamının ayrılmaz parçası halini alıyor… Peki bu acı gerçek karşısında uzmanlar ne diyor? İşte konunun uzmanlarının gözü ile iş yaşamında söylenen yalanlar ve sonuçları…

kişisel gelişim

Çalışma hayatında YALAN gerçeği

Çalışma ortamında ‘sosyal güven’ şart: Yani birlikte çalışmak için yalan söylememek, sözünde durmak ve ilkeli olmak gerek. Uzmanlara bu şartlara içtenlik ile samimiyeti de ekliyorlar. Tabii bu işin ideali. Çalışma ortamında, hele de çalışanlar arasında rekabetin sert olduğu kurumlarda insanların zaafları ortaya çıkıyor ve mesela yalan(cılar) ciddi bir sorun haline gelebiliyor. Yönetimin ve çalışanların yalanla başa çıkmayı öğrenmesi gerekiyor.

İster çıkarcı, ister savunma amaçlı, isterse de iyi niyetli olsun, yalan, psikoloji ve psikiyatrinin üzerinde çalıştığı önemli bir konu. Çoğu kişi, kendine, eşine, arkadaşına, patronuna yalan söylüyor. Yalan söylemeyi yok saymamak, inkar etmemek gerekiyor. Uzmanlara göre önemli olan kişi yalan söylediğinde vicdan muhasebesi yapabilmesi. Çünkü yalan, insani bir zaaf…

‘Kimse düşmeden büyümez’

Psikiyatri bilimine göre kişi, yalan söylememek için kendini eğitmeli. Yalan söyledikten sonra “Bu bana ne öğretti?” deyip kişinin iç disiplin geliştirmesi önemli. Çünkü aslında her yalan davranışı, iç disiplin ve ego eğitimi için bir fırsat. Psikiyatr Prof. Dr. Nevzat Tarhan, yalan söylemekten değil, duruş sergileyememekten korkmak gerektiğini söylüyor. Prof. Tarhan, “Yalan söylemeden büyüyen insan yoktur. Çünkü yalan, insanın doğasında var. Ben hiç yalan söylemedim diyen yalan söyler. Hiç düşmedim demek gibidir. Düşmeden büyüyen biri var mı?” diyor.

‘Rol yap etkile’ değil, ‘inan ve başar’

Yalanın iş hayatındaki yeri konusunda ise Tarhan, sosyal güven yüksekliği ile inanmanın bağlantısına dikkat çekiyor. Daha doğrusu, samimiyet ile nöropsikoloji arasındaki ilginç noktaya değiniyor:

“Yalan; hak arama, sorun çözme yöntemi ve iş yönetimi yöntemi olarak kabul etmişse saman alevi gibi büyür, ama süratle tekrar çöker. Bir bakarsınız başarı iflas etmiş. İstikrarsızlık vardır. İnsanların güveni, zamanla zayıflar. Kısa vadede sonuç verir, orta ve uzun vadede iş itibarına zarar verir. 1995’lerdeki eski iletişim tekniklerinde özgüven üzerinde durulurdu. Konunun özü, ‘Kendini ifade et gerekiyorsa rol yap, karşı tarafı etkile, malını sat’ şeklindeydi. Yani yalancılık yönetici biçimi olarak teşvik ediliyordu. Fakat sonraları, duyguların beyinde bilişsel bir karşılığının olduğunun anlaşılmasıyla beynin duyguları yöneten alanlarını geliştirmek gerektiği ortaya çıktı. Öz güveni yücelten iletişimciler, sosyal güveni yüceltiyor şimdi. Sosyal güven; yalan söylememek, sözünde durmak ve ilkeli olmakla oluşuyor. İçtenlik ve samimiyeti de eklemek gerek. Yalancılık, öz ile sözün bir olmaması durumudur. Yalan söyleyen inanmadan söyler. Yapılan araştırmalarla günümüzde samimiyetin nörobiyolojisi anlaşıldı. Buna göre inanmadan söylenen şeylerde karşı tarafın ayna nöronları faaliyete geçmiyor. Yani, inandığında söylenen yalan daha etkili. Yaptığı işe inanan kişilerin sosyal güvenleri daha yüksek, iş başarıları daha iyidir. Yalan bile inanarak söylendiğinde inandırıcı ve etkili oluyor. O nedenle büyük yalancılar, yardımcılarını inandırırlar. Bu, siyasi liderlikte vardır. Kendisine hakaret etse de, küfretse de o kişiyi partisine alan bir siyasi lidere o kişiyi partiye neden aldığı sorulduğunda, “Adam havlıyor bırakın yanımız alalım karşı tarafa havlasın der.”

Reçetesi yok

Prof. Dr. Zuhal Baltaş, kurumlarda yalan söyleyen kişilerle baş etmenin ne yazık ki kolay ve hemen uygulanacak bir reçetesi olmadığını söylüyor. “Bu durum fark edildiğinde, kişiye söylediğinin doğru olmadığı veriye dayalı bir şekilde anlatmak uygun olur” diyerek, ofiste yalan durumunda ne yapılabileceği konusunda ipucu veriyor:

“Söz ve davranışlarının ne ölçüde tutarlı olduğunu daha yakından mercek altına alarak önlem almak ve bu durumun sağlıklı bir çalışma ortamı için yadsınamaz bir değere sahip olduğunun üzerinde durmak gerek. Kurum kültürünün korkudan arındırılması ve şeffaf bir kültür oluşturması, önemli ölçüde başarı sağlar.”

Eğitim şart!

İşyerlerindeki yalancı çalışan ya da yalancı patronlarla nasıl başa çıkılabilir?  Prof. Dr. Arif Verimli, “Adalet herkese gerekir” diyerek, özellikle hukuksal suç sayılabilecek yalanlar karşısında hiçbir zaman sessiz kalmamayı öğütlüyor. 

Şirketlerin insan kaynakları birimi yöneticilerenin sık sık kişilik eğitimi seminerleri programlayıp, sorunlu personeli yardım almaya yönlendirebileceğini söylüyor ve uyarıyor: “Yalan bireysel çıkar içinse affedilemez, ancak patolojikse tedavi ve eğitime yonlendirilmelidir.”

Yalan söyleyen hapı yutar

‘İlişkiler Yönetimi’ eğitmeni olan, çeşitli üniversitelerde de ders veren Mahir Namur ise ofiste yalanın, çalışma hayatını ne şekilde etkilediğini anlatıyor.

Yalan söylemenin bir çözüm değil, kaçış olduğuna dikkat çeken Namur, “İnsan, korktuğu sonuçlardan sıyrılmak için yalan söyler. Yalan, başı ağrıyan birinin hemen bir ağrı kesici almasına benzer” diyor. Konuşmasını sürdüren Namur, “hapı yutmak” deyimini de konuyla ilişkilendiriyor:

“Ağrı kesici alan kişinin aslında baş ağrısı, çok farklı nedenlerle oluşabilir. Sigara içmekten, şekeri düştüğünden, uykusuzluktan, astımdan olabilir ve her birinin giderilmesi için farklı şeyler yapılması gerekir. Ancak hap yutmak kolaydır, insan acısından hemen kurtulur. Ama hap aldıkça insanın baş ağrısı her geçen gün artar, çünkü esas sorun çözülmemiştir, hastalık tedavi edilmediği için sonucu da tam tersine, daha da artmıştır. ‘Hapı yuttuk’ dediğimiz durum, tam olarak budur.”

Namur’a göre, kişi sürekli hap alırsa bağımlı olur. Çünkü bugün ağrısını yatıştıran miktar, yarın büyüyen acısını artık yatıştıramaz. O yüzden miktarı zamanla artırır. Namur, “Yalan söylemek de böyle bir bağımlılıktır. Yalan söylemek de kişinin bir alışkanlığı, bir davranış biçimi olmuşsa, o kişinin gerek takımına gerekse kurumuna eninde sonunda zarar vermesi kaçınılmazdır. Ayrıca yalan tek bir alanda kalmaz, başka alanlara da yayılır. İnsan bir yalanını örtmek için başka yalanlar da söyler” diyor.

Beyaz yalan, hiç de beyaz değildir

Eğer bir işyerine yalan girmişse durum ne olur? Mahir Namur, bu konuda net: “Adalet bozulur. Çünkü adalet sağlamanın ön şartı gerçeği bilmektir. Yalan söylemek, birini kurtarmak için suçu başkalarına yükleyebilir. Bu da haksızlıklara neden olur. Yalan nedeniyle insanlar birbirine düşebilir, haksızlık yapılan kişiler küsüp gidebilirler. Yalan söyleyen, her halükarda sonunda kaybeder, çünkü yalancının mumu yatsıya kadar yanar.”

Mahir Namur, patronu ya da ofis arkadaşı yalan söyleyenlere önerilerini ise şöyle sıralıyor:

–              Öncelikle karşımızdakinin yalan söyleyip söylemediğinden emin olmalıyız. Zira hepimiz yanılabiliriz. Bazen bizim işimize gelmediği için biz gerçeği göremiyor olabiliriz. Bu insanın nörolojisinden dolayıdır, normaldir. O yüzden karşımızdakinin davranışından emin olmadan önce kendimizi, düşüncemizi, olayları iyice sorgulamamız gerekir.

–              Biz küçük yalanlara taviz verdikçe yalan söyleyen kişi de daha büyük yalanlar söylemeye cesaret eder. Küçük yalana göz yumduğumuz için suç ortağı hissederiz kendimizi. Bu da giderek büyüyen yalanlara fark etmeden göz yummamıza neden olabilir. O yüzden “beyaz yalan” hiç de beyaz değildir sanıldığı gibi. Çünkü ne kadar zararsız görünse de daha büyük yalanlara yol açar.

–              Biz her zaman gerçeği savunan ve ekip içindeki adaleti korumaya çalışan bir eleman ya da takım lideri olduğumuzda, gerçeği ortaya koymaktan korkmayan biri olarak tanındığımızda, zaten kimse bize yalan söylemeye cesaret edemez. Ne küçüğüne, ne büyüğüne…

İnternet yalanı doğallaştırıyor

Prof. Dr. Nevzat Tarhan da ofiste bir yalancıyla başa çıkmak için tüyolar veriyor. İnternet nedeniyle günümüzde sahte bir dünya oluştuğuna dikkat çeken Tarhan, internet ve yalan ilişkisine değiniyor:

–              Kısa vadede insanlar görüntüleriyle karşılanır, kişilikleriyle kabul edilir. Kişiliğinde yalan varsa o kişilik yalnız kalır. En büyük cezaları yalnızlıktır. Doğru kişilere sosyal güven ve saygı duyulur. Yalancı kişiler ise güç, imkan ve para gittiğinde yalnız kalırlar.

–              Yalancı kişilerin dostlukları, gülüşleri, yardımları sahte ve çıkar odaklıdır. Televole kültürüdür. Sahte bir hayat oluşuyor. Sosyal medya, yalanın en büyük mecrası. İnternetin insanlığa kattığı çok fayda var ama yalancılığı doğallaştırdığı da bir gerçek. Kişi kendini farklı tanıtabiliyor. Karşı tarafı etkiliyor. İnternet, yalanın çok rahat kullanıldığı bir mecra. Yalanı doğallaştırıyor. İnternetten değil, yalancılığı öğretmesinden korkulmalı.

–              Arkadaş ilişkilerinde yalancı bir kişiye doğruyu söyleyip ona yardım etmek gerekir. Yalancı kişinin karşısında sessiz kalmak, onaylamak, kendi çıkarın için sessiz tasvip etmek, yalancılığı besler. Vücuda mikrop girdiğinde ilk olarak el yıkanır. Yalan da böyledir. İlk anda zararı yoktur ama yalancılığı onaylamayıp, bunu da söylemek dostça bir tavırdır. Yalancı kişilere doğruları söylemek insanlara hizmettir. Birebir yalancılıkla en iyi mücadele yöntemi doğru davranış kalıplarını artırmaktır.

Düzenli yalan ofiste işi kolaylaştırıyor

ABD’de yapılan bir araştırmada yetişkinlerin günde ortalama üç kez yalan söylediği, ofiste çalışanların ise işleri kolaştırmak için düzenli olarak yalan söylediği ortaya çıktı. Fox Home Entertainement’ın araştırmasına göre, en çok eşe ya da sevgiliye yalan söyleniyor. Bunu, iş arkadaşları takip ediyor. Hakkında en fazla yalan söylenen konu ise eski sevgili ve ev işleri.

Erkekler daha önce birlikte olduğu kadın sayısını fazla göstermek için yalana başvururken, kadınlar tam tersi biçimde birlikte oldukları erkek sayısını azaltıyor.

Yalan söyleyen zeki mi?

Prof. Dr. Arif Verimli, işletmelerin kâr amacı güderken insan kaynakları ve kurumiçi iletişimin göz ardı edilmemesi gerektiğinine dikkat çekiyor. “Çalışanlar işe alınırken nerelerde çalıştıklarına değil, oralardan neden ayrıldıklarına bakılmalı” diyen Verimli, sorularımızı yanıtladı:

1- Yalan söylemek hastalık mıdır? Yoksa zeka işi midir?

Yalan söylemek asla zeka değil, son derece ciddi bir davranış ve kişilik bozukluğudur. Mitomani ise, yalan söylemenin en uç noktasıdır ki, bir profesyonel bile anlamakda zorluk çekebilir. Pasif-agresif kişilik bozukluğunda, borderline ve antisosyal kişilik bozukluğunda, geçimsiz, uyumsuz, bilişsel sorunları olan, ciddi kişilik bozukluğu olanlarda ve bilhassa madde kullanıcılarında yalan söyleme görülür. Hastalıktan çok, bir kişilik ve davranış bozukluğudur.

2- Hastalıksa başkaları nasıl fark eder?

Elle tutulur kanıtlar olmadığı sürece başkaları zor fark eder. Obsesifler ve paranoidler, yalanları çok kolay ortaya çıkarır. Mesela gömlek giymis bir kadın çalışan, ‘Bu bana yakışmış mı?’ deyince, yakışmadığı halde ‘Yakışmış’ demek yalan sayılmaz. Yalan, hukuki olarak suç sayılan bir suçu veya kusuru örtmek üzereyse ciddi sayılır.

3- Tedavisi var mı?

Kişilik ve davranış bozuklukları öncelikle psikoterapi ve gerektiğinde ilaçla tedavi edilir. Yalan söyleme patolojik hale geldiğinde yalan söyleme dürtüsü bir psikiyatrist tarafından spesifik olarak ele alınarak denetlenebilir.

Narsist ve antisosyallerin yalanından korkun

Hangi kişilik tipleri yalan söyleyeme yatkındır? Prof. Dr. Nevzat Tarhan, yalancılığın her kişilik tipinde görülebileceğini söylüyor:

– Bencil, narsist kişiler çok yalan söyler. Narsistler kendini özel önemli, üstün görür. Kendi çıkarlarını toplumdan daha üstün görür. Sorun çözme yöntemi olarak görürler.

– Bir de antisosyal kişilikler vardır. Suça eğilimli, yüzü kızarmaz sosyal kurallara önem vermeyen kişiler. Kendi çıkarına odaklı, sosyal kuralları delmeyi normal görür.

– En tehlikelisi, narsist ve antisosyal kişilikleri bir aradan olduğu. Narsistler sıradan olmaktan korkar. Farklı olmak için çok çalışırlar. Herkeste olan bir şeyi istemezler. Kişiye özel tuzağına yatkın kişilerdir.

Antisosyal kişiler ise cezaevinde olan pek çok kişinin özellikleridir. Utanma, acıma, merhamet duygusu yoktur, pişmanlık ve suçluluk hissetmezler. Çok rahat suç işler ve yalan söylerler. Suç makinesi olan kişilerdir. Bu kişilere yalan makinesi fayda etmez. Acemi yalancılar vardır. Yalan makinasine girince cilt direnci değişir, ısısı değişir anlarsınız. Ama antisosyal yalancılar vardır yüzleri hiç kızarmaz makine tespit etmez. Bir de büyük yalancılar vardır. Kendileri söylemez başkalarına söyletirler, böyle sonuç alırlar.

Doğru söyleyenler de burnunu kaşıyor

ABD’de yayımlanan New Scientist dergisi, vücut dilinin sırlarını masaya yatırdı. Geçen hafta yayımlanan habere göre iletişimin yüzde 93’ü ‘sözsüz’ gerçekleşiyor. İletişimin sadece yüzde 7’si söylenen kelimelere dayanıyor. California Üniversitesi’nden sosyal psikolog Albert Mehrabian tarafından 1960’lı yıllarda ortaya atılan bu teoriye göre sözsüz gerçekleşen yüzde 93 oranındaki iletişimin yüzde 38’ini, kullanılan ses tonu, yüzde 55’ini ise vücut dili oluşturuyor. Vücut dilinin iletişimde bu kadar önemli olmasını baz alan dergi, uzmanlara danışarak vücut diliyle ilgili bilinen yanlışları ve ilginç bilgileri derledi. Vücut dilini anlayabilmek için derginin verdiği ipuçları içinde yalanla ilgili olanları da var:

– Konuşurken burnu kaşımanın yalan söylendiğine dair bir işaret olduğu düşünülse de bu doğru değil. Doğru söyleyen kişiler de aynı oranda burunlarını kaşıyabiliyor.

– Konuşurken yukarı ve sağa bakmanın yalan söylendiğine dair bir işaret olduğuna inanılsa da bu da kanıtlanmadı. Henüz bunu destekleyen bilimsel bir kanıta ulaşılamadı.

– ‘Sallanarak’ yürümenin kendine güveni gösterdiği düşünülse de kolayca taklit edilebileceği için her zaman bu anlama gelmiyor.

– Yalan söylenirken gözlerin kaçırıldığına inanılsa da doğru değil. Bu hareket sadece utanıldığını gösteriyor.

– Gurur duyulduğunda çene refleks olarak yukarı kaldırılıyor. Doğuştan görme engelli olanlarda bile bu refleks bulunuyor.

– Kolları ‘V’ harfi şeklinde havaya kaldırarak açmak, zafer kazanıldığı anlamına geliyor. Bu hareket görme engelli olarak doğan ve o güne dek bu hareketi hiç görmeyen biri tarafından bile doğal olarak öğrenilip yapılıyor.

– Kolları kavuşturmak her zaman kişinin savunmaya geçmesi anlamına gelmiyor. Bu hareket, kişinin dayanıklı hissettiği veya kendini rahatlatmaya çalıştığı anlamlarına da gelebilir.

– Elleri bele koymak veya bacakları açarak durmak, güç ve güvenin göstergesi. Bu hareket kişiyi kendine daha güvenli hissettiriyor.

Ö.D.

Henüz 30 yaşına bile gelmedim. İyi bir eğitim aldım, büyük bir şirkette yeni çalışmaya başladım. İki aydır her şey yolunda gibi görünüyordu ama artık birileri durumu çakıyor sanırım. Sabah geç kalmalarıma bulacak bahanelerim giderek azalıyor.

A.S.

Bir gün annem hasta oluyor, bir gün hiç yara almadan bir trafik kazası geçiriyorum. Bir gün de yurtdışından halamlar geliyor. Devamlı bir bahane uydurmaktan kurudum. Ama bir de şu akşam yediğim yemek midemi bozmasaydı, hastaneye götürüp midemi yıkamasalardı, bugünkü işlerimi daha iyi yapabilirdim.

K.M.

Maddi durumum pek iyi değil ama kendimi iyi göstermek için elimden geleni yaptım. Çok iyi projelerle yakında çok iyi paralar kazanacağım. Şu banka kredisini de aldıktan sonra keyfime diyecek yok. Herşey yavaş yavaş yoluna girecek.

A.N.

Bazen öyle bir hale geliyordu ki, söylediğim yalanı, başka bir yalanla kapatırken pot kırmamak için halden hale giriyorum. Hangi müşteriye ne söylediğimi bile bazen karıştırıyorum. Müdüre hesap vermek artık an meselesi. Ama söyleyeceklerim aklımda…

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Dünya’da en çok hangi şehirler ziyaret ediliyor?

turizm, singapur, seyahat, paris, londra, en çok ziyaret edilen şehirler, dubai, bangkok

“Dünyada en çok hangi şehirler ziyaret ediliyor?” sorusundan hareketle bir araştırma yapılmış. Araştırmanın sonucunda ise öne çıkan ilk 5 şehir belirlenmiş. Peki, sizce hangi şehirler bu listede yer almıştır? İşte yanıtı…

Dünya’da En Çok Ziyaret Edilen Şehirler

Küresel seyahat ve turizm endüstrisi tahmini olarak yılda 8,8 trilyon dolar değerinde. Ziyaretçileri ve harcama alışkanlıklarını izleyen bir araştırmanın sonuçlarına göre son 10 yılda da turizm harcamalarında ortalama %7,4 bir artış görülmekte.

Bu esnada da bazı şehirler öne çıkmakta. Örneğin, önümüzdeki yıl Japonya’da yapılacak 2020 Olimpiyatları ile Tokyo’nun (şu anda 9. sırada) %10’un üzerinde bir büyüme kaydetmesi bekleniyor.

İşte, dünyada en çok ziyaret edilen şehirler

5.Singapur

2018’de 14.76 milyon ziyaretçi Singapur’a gitti. Listedeki en çok ziyaret edilen şehirlerin yarısı, son 10 yılda büyük artış gösteren Asya-Pasifik bölgesinden. Bölge ağırladığı turist kapasitesi açısından son 10 yılda %9,4 büyüdü.

4.Dubai

60 yıl önce Dubai sadece bir balıkçı köyüydü. Bugün ise Emirlik nüfusu 3 milyondan fazla. Geçen yıl şehrin ağırladığı ziyaretçi sayısı 15.93 milyonu buldu.

Ziyaretçilerin seçtikleri destinasyonda ne kadar para harcadıkları söz konusu olduğunda; alışveriş merkezi, konferanslar ve sergiler ilk sırada. 2018’de ziyaretçiler 30.82 milyar dolar harcadı.

3.Londra

Big Ben, Parlamento, Buckingham Sarayı…
Londra, ünlü simge yapılar ile doludur. Bu sebeple geçen yıl 19.09 milyon insanın oraya gitmesi çok da şaşırtıcı değil.

Ancak, Londra, ziyaretçi sayısında bir düşüş yaşayan ilk 10’daki tek şehir – geçen yılın sıralamasına göre bu düşü %4 civarında

Tate Modern sanat galerisi (5.86 milyon), İngiliz Müzesi (5.82 milyon) ve Ulusal Galeri (5.73 milyon) şehrin en büyük üç ziyaretçi çeken merkezi.

2.Paris

Londra’nın kayıp yaşaması Paris’e kazanç olarak döndü. Paris, sıralamada üçten ikiye yükseldi; İngiltere’nin başkentinden ziyaretçi çaldı. Paris’te görülecek çok sayıda şey var bunların en başında da dünyanın en çok ziyaretçi çeken müzesi Louvre geliyor.

Her yıl bu müzeye gelen 10.2 milyon insandan yaklaşık %80’inin de sadece Mona Lisa’yı görmeye geldiği düşünülüyor.

1992’de açılan Disneyland Paris, şehrin diğer turistik yerlerine gölge düşürüyor. 1992 ve 2017’de açılma arasındaki 25 yılda 320 milyon ziyaret ağırlayarak Avrupa’nın en iyi turizm merkezi haline geldi. Fransız ekonomisine 75 milyar dolar (68 milyar €) katkıda bulundu ve Fransa’nın turizm gelirinin %6.2’sini temsil ediyor.

1.Bangkok

Dört yıl boyunca en üst sıralarda yer alan Tayland’ın başkenti geçen yıl 22 milyondan fazla ziyaretçiyi ağırladı.

Dünya Seyahat ve Turizm Konseyi’nin 2018 verilerine göre, Tayland Güneydoğu Asya’daki en büyük turizm ekonomisine sahip. Turistlerin geçen yıl Bangkok’da bıraktığı 70,1 milyar doların Tayland ihracat gelirlerinin %20,8’ini oluşturduğu düşünülüyor.

Tayland para biriminin güçlenmesi ve küresel ekonomideki yavaşlamanın Tayland’ın turizm gelirini etkilemesi bekleniyor.

Yazar: Büşra Meral
Kaynak: www.matematiksel.org

Okumaya devam et

MAKALE

Kariyer diyetine var mısınız?

şirket, Manşet, kariyere yön vermek, kariyer diyeti, kariyer, iş hayatı, 90 günlük kariyer diyeti

Patronunuz işinize kattığınız değerin farkında mı? En son ne zaman bir üst pozisyona atandınız? Ekibin kilit oyuncularından biri misiniz? Eğer bu sorulara olumsuz yanıt veriyorsanız doğru yerdesiniz. İşte kariyerini daha doğru yönetmek isteyenler için 90 günlük kariyer diyeti…

90 günlük kariyer diyetiyle kariyerinizi şekillendirin

Milyonlarca kişi her yıl, sağlıklı yaşam için diyete başlıyor ve hayatında bir şeyleri yoluna sokmaya çalışıyor. Global danışmanlık şirketi Korn Ferry’nin CEO’su Gary Burnison’da, çalışanlara kariyerlerini daha iyi yönlendirmeleri için “90 günlük kariyer diyeti” tavsiye ediyor…

Şu anki işiniz ne kadar ilginizi çekiyor?

Sabahları işe gitmekte zorlanıyor musunuz?

Patronunuz işinize kattığınız değeri farkında mı?

En son ne zaman takdir edildiniz?

Son performans değerlendirme notunuz iyi miydi?

Şirketinizde vazgeçilmez biri olarak görülüyor musunuz?

En son ne zaman terfi ettiniz?

En son ne zaman işinizde yeni bir şey öğrendiniz?

Eğer yukarıdaki sorulardan birkaçına olumsuz cevap veriyorsanız, 90 günlük kariyer diyetini yapmak için iyi bir adaysınız demektir. Soruları cevaplarken, kendinize karşı dürüstseniz, süreç sizin için daha kolay ilerleyebilir.

Gary Burnison’ın kariyerine yeni bir yön vermek isteyenlere önerileri şöyle;

1- Kendinizi iyi tanıyın

Kariyerinizi şekillendirmeye çalışırken, disiplinli olmaya ve yeni alışkanlıklar edinmeye ihtiyacınız var. Vücudunuzu şekillendirmek için bir spor salonuna üye olmak gibi, kariyerinizi şekillendirmek için de bir plana ve koçluğa ihtiyacınız var.

Ödeviniz: Mevcut durumu değerlendirme

Kendinizi tanımalı ve kendinizle ilgili bir bakış açısına sahip olmalısınız. Güçlü ve zayıf yanlarınız, becerileriniz ve deneyimleriniz, tutkulu olduğunuz şeyler, amaçlarınız, sizi motive eden şeyler konusunda net olmalısınız.

Kim olduğunuzu farkında olun!

İddialı mısınız yoksa pasif misiniz?

Risk almaktan kaçıyor musunuz?

Tecrübenize ne kadar güveniyorsunuz?

2- Hedeflerinizi belirleyin

Motivaston kaynaklarınızı bilin ve hedefleriniz konusunda net olun. Sizi, motive eden şey ne? Hangi şirket kültüründe çalışmak sizin için daha uygun, bu konuda net bir karar verin. Bu kararı alırken internetten ya da çevrenizden destek alın. Çalışmayı planladığınız şirketle ilgili detaylı bilgi edinin.

3- Network’ünüzü yönetin

Yeni bir iş bulmanın önemli noktalarından biri de güçlü bir network’e sahip olmak. İş hayatında tanıdığınız bir kişinin size ne zaman yardımcı olabileceğini kimse bilemez. Bu nedenle ilişkiler konusunda da iyi olmanız gerekiyor. Belli aralıklarla network’ünüzdeki kişilerle kontakta olun ve ilişkilerinizi sıcak tutun.

4- Özgeçmişinizi güncelleyin

Sizi en iyi şekilde anlatan bir özgeçmişe sahip olmalısınız. Hakkınızda önemli bilgileri içeren ve kendi içinde tutarlı olan bir özgeçmiş hazırlamalısınız. Bugüne kadar farklı deneyimler edinmiş ve farklı görev almış olabilirsiniz. Burada önemli olan başvurduğunuz pozisyona en uygun olan deneyimlerinizi ön plana çıkarmanız.

5- Mülakatlara özenle hazırlanın

Bir mülakat için yapılması gereken en önemli hazırlık “Psikolojik” hazırlıktır. Heyecan seviyenizi kontrol altında tutarak iyi bir görüşme süreci geçirmek için mülakatlarınıza öncelikle ruhsal olarak hazırlanın. Güler yüzlü olun ve sorular sormaktan çekinmeyin. Başvurduğunuz pozisyona uyan yetkinliklerinizin altını çizerek anlatın.

6- İşe alındıktan sonra da diyete devam edin

Tüm bu hazırlıklar sonrasında yeni bir işe başladıktan sonra da kariyeriniz için çalışmaya devam etmelisiniz. Günümüzde aynı şirkette çalışma süresi çok uzun değil. Bu nedenle yeni bir değişikliğine en azından asgari düzeyde hazır olmak için gerekli önlemleri almanız gerekiyor.

Unutmayın, 90 günlük kariyer diyetinin amacı; disiplin kazanmak ve daha fazla başarı elde ederek bu başarıları sürdürecek alışkanlıklar edinmektir.

Yazar:  Özden Yılmaz 
Kaynak: www.kariyer.net

Okumaya devam et

MAKALE

İş yerinde istikrar ne kadar önemli?

performans, Manşet, iş yerinde istikrar, iş hayatı, çalışmak, çalışma süresi

Bir iş yerinde ne kadar süreyle çalışmak doğrudur? Çok iş değiştirmek mi yoksa uzun süre aynı iş yerinde çalışmak mı gerekir? Tüm bu soruların ideal bir cevabı var mıdır? İşte www.bbc.com sitesinin yanıtı…

Aynı işte ne kadar çalışmalı?

Bazıları bir işte sekiz ay çalıştıktan sonra ayrılmanın normal olduğunu, bazıları ise 18, 48, hatta 72 ay kalıp yeteneklerinizi kanıtlamanız gerektiğini söylüyor.

Bu konudaki farklı düşünceleri almak için Quora adlı paylaşım sitesine başvurduğumuzda karşılaştığımız cevapları şöyle özetleyebiliriz.

Yeni başladığınız işte ne kadar kalıp kalmayacağınızı belirleyen iki faktör vardır: O işten ne kadar öğrendiğiniz ve kariyeriniz için yaratabileceği fırsatlar.

İşinizi 8, 18, 48 ve 72 aylık dönemler halinde değerlendirmeniz salık veriliyor. İyi bir gerekçeniz olmadan yeni başladığınız bir işten 8 aydan önce ayrılmanız başarısızlık olarak algılanabilir; deneme süresinden ya da ilk performans değerlendirmesinden geçmediğiniz düşünülebilir.

Makul süre

Uzmanlar 18 ayın kabul edilebilir sosyal limit olduğunu, sizin en azından bir değerlendirme dönemini başarılı tamamladığınız anlamına geleceğini belirtiyor.

Performansınızın özellikle kötü olduğuna ya da yerinizde saydığınıza dair bir bilgi yoksa dört yıllık (48 ay) bir süre sizin için “tam not” demektir. Başarınız sürekli artış göstermiş ve en azından bir kez terfi etmişseniz iyi durumdasınız demektir. Bunların hiçbiri henüz olmamışsa iki yıl daha o işte kalıp bu eksikleri gidermek gerekir.

Altı yıl geçmiş ve hala terfi etmemiş ya da daha iyi bir projeye geçmemişseniz artık kaygılanma vakti gelmiş demektir. Altı yıl aynı mevkide kalmak kişinin yeterince hırslı ya da motivasyonlu olmadığının göstergesi olarak algılanır. En azından işten çıkarılmamış olmak da belki bir başarıdır, ama averajdır. Oysa terfi ettiğiniz sürece o işte istediğiniz kadar çalışabilirsiniz demektir.

İstikrarın önemi

İstikrar konusunda da söylenmesi gerekenler vardır. Çok yönlü bir ofis işinde ortalama bir insan en çok iki yılda her şeyi öğrenebilir. İşinizi çok iyi yapıyorsanız terfi edilirsiniz, edilmediyseniz de o işten nefret etmeniz ya da çok daha iyi başka bir fırsat çıkması halinde ancak ayrılmanız tavsiye edilir.

Fakat kısa sürede birçok kez iş değiştirmek de iyi karşılanan bir şey değildir. Çabuk sıkıldığınızın, işten çıkarıldığınızın ya da her an çalışma ekibinizi bırakmaya hazır olduğunuz şeklinde algılanabilir.

İstisnalar da var

Ama her durumda olduğu gibi burada da istisnalar olabilir. Quora’da verilen bir örnek şöyle: Her ikisi de sekiz yıllık tecrübeye, benzer eğitim düzeyine sahip iki aday aynı işe başvuruyor. Biri her işinde ikişer yıl kalarak dört iş değiştirmiş, diğeri ise iki ayrı işte dörder yıl çalışmış. Hangisini seçerdiniz?

Müdür, daha çok sayıda işte çalışarak farklı alanlarda tecrübe edinmiş birinci adayı seçmiş. Onun esneklik, tecrübe çeşitliliği ve uyum sağlama yeteneği sergilediğini düşünmüş.

Yani bir şirkette uzun süre çalışmış ve iş değiştirmek istiyorsanız önce orada somut bir başarı kaydettiğinizden emin olmalı, sonra yeni sorumluluklara hazır olduğunuzu göstermelisiniz.

Kalbinizin sesini dinleyin

Bazıları ise yaptığınız işi sevmiyorsanız ille de belli bir süre tamamlamanız gerektiğini düşünerek o işte kalmanın doğru olmadığını, kendi hayatınızı başkalarının belirlediği kurallara göre değil kendi kurallarınıza göre yaşamak gerektiğini söylüyor.

Yeni başvuracağınız işte önceki işinizden ayrılma nedeniniz sorulduğunda ise eski işinizden neden memnun olmadığınızı, bu işin neden farklı olduğunu anlatmanız, güçlü ve özgüvenli olduğunuzu göstermeniz yeterli olabilir.

Yazar: Maria Atanasov 
Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER5 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER11 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER12 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND