Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Yabancılar gözüyle türkler nasıl insanlar?

Türkiye’de çalışan yabancı yöneticilere sorduk: Türk halkı hakkındaki izlenimleriniz nasıl? Tecrübelerinize dayanarak, Türkiye’ye ilk kez geleceklere söylemek istedikleriniz, “aman dikkat et” diye uyarılarınız neler? Yabancılar, Türk insanına en yüksek notu eğitimleri, çalışkanlıkları ve sıcaklıkları için veriyor; trafik ve bürokrasi dersinden ise ikmale bırakıyorlar.

Türkiye’de çalışan yabancı yöneticilere sorduk: Türk halkı hakkındaki izlenimleriniz nasıl? Tecrübelerinize dayanarak, Türkiye’ye ilk kez geleceklere söylemek istedikleriniz, “aman dikkat et” diye uyarılarınız neler? Yabancılar, Türk insanına en yüksek notu eğitimleri, çalışkanlıkları ve sıcaklıkları için veriyor; trafik ve bürokrasi dersinden ise ikmale bırakıyorlar.

Türkiye’ye yeni gelenlere ilk ve ön önemli uyarıları ise: “Aman politik konulara girmekten kaçının!”

Geçtiğimiz hafta Hürriyet İK’da Japonya, Rusya, Almanya, Amerika, Fas, Çin, Hindistan, Meksika, İngiltere ve Arjantin’e giden iş adamlarına yönelik dikkat etmeleri gereken örf ve adetler konulu bir haber yer aldı. Fransız Le Journal du Net’ten derlenen haberde ülkeler arasında Türkiye yoktu. Biz de Türkiye’de görev yapan yabancı yöneticilere hem de Türk okurlara Türk örf ve adetlerini sorduk, onlardan yeni gelecek olanlara tavsiyelerde bulunmalarını istedik. Tabii ki en çok bahsi edilen konu Türk insanın sıcakkanlılığı, çalışkan ve eğitimli kişilerin sayısının fazlalığı; buna karşılık bürokrasi ve hiyerarşinin ağırlığı oldu. En fazla uyarı ise “politik konulara girmeyin” ve “trafiğe hazır olun” yönündeydi.

FUTBOL DİPLOMASİSİ


Uzun yıllar İngiltere ve Almanya’da görev yapan, Sony Eurasia’nın Genel Müdürü İranlı Mohsen Noohi, Türkleri çok sıcakkanlı ve çalışkan bulduğunu söyleyerek “Sürekli ülke değiştiren bir işadamının daima sevdiği ve sevmediği şeyler olur fakat bir süre sonra sevmediğiniz şeyler kaybolur çünkü alışırsınız” diyor.

Tabii Türkiye’de futbolun önemini unutmamak gerek. İş yaşamında da futbol bir anda karşısınıza çıkıverebiliyor. Türkiye’ye gelirken futbol takımları hakkında bilgi sahibi olun, çünkü mutlaka sizi futbul maçına davet eden iş ortaklarınız, müşterileriniz olacaktır. Hatta futbol maçında rakip takım sizin ülkenizin takımı olabilir ve siz de bu maçı karşı tarafın tribününden izlemek zorunda dahi kalabilirsiniz. Tıpkı Ericsson’un İsveçli Genel Müdürü Anders Lindblad’a olduğu gibi. Çok önemli bir müşterisi onu Galatasary-Helsingborg UEFA maçına davet etmişti, Lindblad bu teklifi memnuniyetle kabul etti ama onun bilmediği müşterisinin ise düşünmediği bir şey vardı: Her ikisi de Anders Lindblad’ın Türk taraftarlar içindeki tek İsveçli olacağını hesaba katmamıştı: “Maçta Türkiye taraftarları arasında oturan tek İsveçli’ydim. Gerçi, karşı takım İsveçli olmasaydı mükemmel olacaktı!! Sonuçta Helsingborg, Galatasaray’ı yendi ve benim Türkçemin bir anda ne kadar akıcı olduğunu artık siz düşünün, ve tabii ki kaç kez maç sırasında bağırmamak için dilimi ısırdığımı!” Sony Ericsson’un İsveçli Genel Müdürü Roger Bolander da, Türkiye’de iş dünyasındaki ilk izlenimin ilişkilerin önemi olduğunu söylüyor: “Burada önce ilişki arkasından iş geliyor, benim ülkemde ise önce iş gelir, iş işdir, arkadaşlık da arkadaşlıktır.”

HP Türkiye Satış Operasyonları Müdürü Achim Baumgartner’in Türkiye’deki ilk izlenmi de diğer yabancılar gibi trafik olmuş. “Her şeyden önce, yoğun bir trafikle karşılaştım. Trafik kurallarının sürekli çiğnendiğini ve etkili bir toplu taşıma sisteminin eksik olduğunu gördüm” diyor Baumgartner, başından geçen bir olayı şöyle anlatıyor: “Bundan birkaç yıl önce arabam polis tarafından çekildi. Polis otoparkından arabamı alırken, neden çektiklerini ve oraya park etmenin neden yasak olduğunu sordum; çünkü, herhangi bir “Park yasak” tabelası görmemiştim. Polisin yanıtı şu oldu: “Tabela yere düşmüş ve oradan alınmış; yine de oraya park etmek yasak.” Israrım üzerine cezayı iptal ettiler; ama arabamı çeken çekicinin parasını ödemek zorunda kaldım.”

KOKOREÇ VE HAMSİYİ TADIN, RAKIYI HAFİFE ALMAYIN


Güvenlik kontrolleri çok fazla. (Banka, plaza ve alışveriş merkezinde bulunan özel güvenlik görevlilerinin sayısının çokluğu.)

İnsanlar yüksek enflasyonla yaşamaya alışkınlar.

Semt pazarı faaliyetleri yüksek.

Mısır Çarşısı veya Kapılıçarşı’da gezerken yerel insanlarla konuşmaya çekinmeyin.

Kokoreç, hamsi veya döner gibi yerel tatları mutlaka deneyin.

Ve tabii ki temel Türkçe kelimler öğrenin.

Çok derin politik konulara girmeyin, emin olun yanlış anlaşılırsınız… Deneyimlerinizi paylaşın ama yargılamaktan kaçının, büyük bir olasılıkla kısa süre sonra görüşleriniz değişecek.

Sosyal temas noktaları geliştirin.

Doğrudan eleştiri konusunda dikkatli olun.

Hassas politik konuları tartışmaktan kaçının.

Trafikte dikkatli olun ve diğer sürücülerle tartışmaktan kaçının.

Lezzetli Türk mutfağının tadına varın.

Yeni ziyaretçiler, genellikle Türkiye hakkında önyargılı olarak geliyorlar. Geldiklerinde de ülkenin modern yüzünü, özellikle de İstanbul’u ve halkın bir kısmının Batılı yaşam tarzını gördüklerinde şaşırıyorlar.

Türkiye İstanbul’dan ibaret değildir ve doğuya ve güneye gittikçe çok değişir. Kesin izlenim edinmek için Türkiye’yi gezin, görün. Her bölgenin kendine göre örf ve ádetleri vardır, öğrenin.

Türkler’in milli içkisi (aslan sütü) rakı aperitif değildir, fazla içmeyin, karıştırmayın… fena çarpar.

Bürokrasi ve hiyerarşi insanı bunaltıyor

Çok fazla bürokrasi, yasal düzenleme ve kağıt üzerinde iş var (faturalar, pullar, imzalar, fotokopiler, vb.)

Çoğu anlaşma, yabancı para birimine dayanıyor ve kurlardaki dalgalanmaların işe etkisi ciddi boyutlarda olabiliyor.

Çoğu Türk şirketi, çok sıkı yönetim hiyerarşilerine sahip. Örneğin, her yönetici için ayrı oda oluyor. Bu, Batılı ülkelerin açık ofis ve açık kapı politikasından epey farklı bir durum.

Türk ekonomisinin hızlı gelişmesi etkileyici. İstanbul’u ele alacak olursak, son birkaç yılda önemli bir dönüşüm geçirdiğini söyleyebiliriz. Pek çok yeni yatırım yapıldı, yeni evler ve yollar inşa edildi. Ama bazen bunlar yeterli bir şehir planlaması olmaksızın gerçekleşiyor ve şehrin içindeki yeşil alan harcanıyor.

Türkler kendilerini işlerine adıyorlar.

Gençler iyi eğitimli, yabancı dilleri çok iyi.

Eğer umduğunuz gibi gitmezse muhtemelen başından beri yanlış yapıyorsundur, satır aralarını okuyun ve biraz daha ayrıntılı kararlar çizin.

Türkler uluslararası seyahetlere de istekli.

Türk ekonomisi, çok sayıda gelişme fırsatı sunuyor.

Yasal sorunlar zaman alıcı ve çözmek zor.

İnsanlar konuşmayı çok seviyor, caddelede gülen, kahkahalar atan insanlar görebilirsiniz. Daima çevrenizde size yardımcı olmak isteyen kişiler bulabilirsiniz, aynı dili konuşmasanız bile.

İş dünyasında tüm dengeler ilişkiler üzerine kurulu. Önce iyi bir ilişki arkasından iş geliyor.

Türk okuyucular yabancılara ne tavsiye ediyor
Türkler sizi seve seve evine davet edecektir. Pek çok Türk evinde, kapıda ayakkabı çıkarmak adettir.

Türkler’in zaman kavramı, sizinkinden çok farklıdır. Alışmanız gerekir. Hemen, yarın demektir mesela. Güne geç başlar, geç bitirirler. 10’dan önce işe gelmezler. Randevuya geç kalırlar, arayıp geç kalacaklarını söylemezler, trafiği bahane ederler. Bu arada İstanbul’un trafiğine siz de güvenmeyin, mahçup olursunuz.

Türkler’in en sevdiği sohbet konusu futboldur. Her Türk futboldan Derval kadar (!) anlar. Türk Milli Takımı’nın dünya 3’üncüsü olduğunu, Galatasaray’ın UEFA Kupasını aldığını bilmemek hakaret sayılır. Eğer muhatabınızın gözüne girmek istiyorsanız, hangi takımı tuttuğunu öğrenin ve takımı ve futbolcularını tanıdığınızı belli edin.

Orhan Pamuk konusuna girmeyin. En medeni ve akıllı sandıklarınızdan bile garip tepkiler gelebilir.

Türkler milliyetçidirler hatta şovendirler; Bu şovenizm döner kebabı, yoğurtu, dolmayı, baklavayı bile kapsar.

Türkler kendilerini ve memleketlerini çok ağır eleştirirler ama bir yabancının eleştirmesine tahammül edemezler.

Türkler Arap değildir ve karıştırılmaktan çok hoşlanmazlar.

Sizin memlekette tatlı niyetine yediğiniz yoğurdu Türkler sarmısaklı olarak yemeğe dökerler. Alışması kolay değildir ama sonradan bayılacaksınız.

Sakın ola ki beyaz peynire (Yunanca adıyla) feta demeyin.

Size bir hediye verirlerse, paketi açın ve beğendiğinizi belli edin.

Türk erkekleri birbirini öper. Fırsat olursa sizi de öper. Yadırgamayın! Türkler fizik teması severler.

Türkler çok meraklı insanlardır. İlk defa tanıdıklarına bile evli mi, çocuğu var mı, hatta ne kadar maaş alıyor, sorarlar.

“Bahşiş” batı dillerine Türkçe’den girmiştir. Kendine göre yeri, zamanı, kuralı vardır. Bilmeden davranmayın, mahçup olursunuz. Buna karşılık kim Türkiye’de devlet dairelerinde rüşvet var demişse, yalan (!) söylemiş, inanmayın!

Yazar: Burcu Özçelik
Kaynak: www.burcuozcelik.wordpress.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND