Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Yabancı dil sorunsalı

Eğitim sistemimizdeki en önemli kronik sorunlardan biri yabancı dil… Yabancı dil eğitimi sürecinde yapılan hataları Prof. Dr. Sinan Bayraktaroğlu analiz etti. İşte her yönü ile yabancı dil sorunsalı…

Eğitim sistemindeki yabancı dil sorunsalı

Avrupa karşısında genç bir nüfusa sahip olma fırsatını hakkıyla değerlendirebilmemiz için, yükseköğretim sistemimizin hem ‘yabancı dil eğitimi’ hem de ‘anadil eğitimi’ ile ilgili faaliyet ve müfredatlarının gözden geçirilmesi, yabancı dille eğitim yerine Türkçe eğitim temelinde nitelikli bir ‘yabancı dil eğitimi’nin esas alınması şarttır…

Prof. Dr. Sinan Bayraktaroğlu

Talas ve Tarsus Amerikan Kolejlerinde okudu. Ankara Üniversitesi DTCF’nde İngiliz Edebiyatı ve Osmanlı Tarihi alanlarında Lisans, Leeds Üniversitesinde Yüksek Lisans, Londra Üniversitesinde “Uygulamalı Dilbilim ve Yabancı Dil Eğitimi” alanında Doktora eğitimi gördü. CambridgeÜniversitesi’nde öğretim üyeliği yaptı. The Cambridge Centre for Languages, Sawston Hall’un 22 yıl kurucu direktörlüğünü yürüttü. T.C. Devlet Üstün Hizmet Madalyası sahibidir.

Aksini kimse inanarak iddia edemez ki, sayıları bugün 175’e varan üniversitelerimizdeki eğitim kalitesi son derece endişe vericidir.  Böyle bir endişeye yol açan en belirgin neden, yükseköğretim alanında altından kalkılamayan devasa sorunlar var iken üniversitelerimizin eğitimlerini %30 veya %100 oranında İngilizceyle yapma sevdasına kapılmalarıdır.

Ülkemizde bugün yabancı dil eğitiminin önemi sadece laf olarak vurgulanmakta. Uygulamaya gelince,  bırakın “yabancı dille eğitimin” icaplarını, hem “yabancı dil eğitimi”nin başarıyla yürütülebilmesi için yerine getirilmesi zorunlu olan “olmazsa olmaz” koşullar hem de uluslararası kalite kriterleri bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde göz ardı edilmektedir.

Bu durum karşısında, aşağıda özetlemeye çalıştığımız ve aynı zamanda son aylarda basında kaleme aldığımız hususları gençlerimizin üniversite tercihlerini yaptıkları şu sıralarda ilgililerin dikkatine sunmakta fayda görüyoruz.

Öncelikle belirtmek isteriz ki, ortaöğretimden uluslararası kriterlere göre A2  gibi alt düzeyde bir yabancı dil bilgisiyle gelen öğrencilerin yabancı dille eğitim görebilmeleri için zorunlu olan B2-C1 uluslararası yeterlilik seviyesine 32-38 haftalık bir süre içerisinde ulaşmaları bugün üniversitelerimizdeki mevcut yabancı dil eğitimi uygulamalarıyla gerçekleştirilmesi mümkün olmayan bir hedeftir.

Halen Türkiye’de İngilizceyle eğitim yapan olsa olsa iki-üç tane en prestijli üniversite, en azından B2 düzeyini uluslararası sınav ölçekleriyle kanıtlayana dek hazırlık eğitimlerini uzatmaya öğrencilerini zorluyorlar.  Maalesef, vakıf üniversitelerinin büyük çoğunluğu, yaşadıkları rekabet ortamında, öğrencilerini kaybetme endişesi içerisinde böyle bir zorlama içine girmekten ticari kaygılarla kaçınıyorlar.

Dolayısıyla, gördükleri 32-38 haftalık hazırlık eğitimi sonucunda daha henüz yeterli seviyeye erişemediklerini pekâlâ bilen üniversite üst yönetimlerinin artık yabancı dille eğitim görebileceklerini(!) varsaymaları üzerine, öğrenciler Lisans programlarına devam edebiliyorlar. Başka bir deyişle, daha henüz “yürümeye” başlamadan, “koşmaya” mecbur bırakılıyorlar.

Bu da lisans düzeyindeki tüm alan derslerinin eğitim kalitesini olumsuz yönde etkiliyor.  Özellikle vakıf üniversitelerinde, yabancı dilde verilen derslerin sayısı arttıkça, eğitim kalitesinin hızla düştüğü çıplak gözle görünebilir bir gerçek. Yapılan araştırmalar, yabancı dilde eğitimin fen bilimlerinde yüzde 35-40, sosyal bilimlerde ise yüzde 70-75 dolayında bilgi kaybına yol açtığını ortaya koyuyor.

Söylem ile eylemin birbirini tutmadığı böylesine bir uygulamanın etik bir tarafının bulunmadığı açıktır. Ortada, çocuklarının en iyi bir şekilde yetişmeleri için hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan ailelerin istismar edilmelerinden başka bir şey yoktur.

İngilizceyle eğitim bugünkü uygulanış biçimiyle bakınız nelere yol açıyor: Öğrenciler (1) İngilizceolarak verilen derslerde anlatılanları anlamakta zorlanıyorlar, (2) okuduklarını algılayamıyor, not tutamıyorlar, (3) kendilerini yazılı ve sözlü olarak güven içinde ifade edemiyor, soru soramıyorlar. Durum böyle olunca, pasif bir konuma itilmeleri ve ezberciliğe yönelmeleri kaçınılmaz bir hale geliyor. Derse ilgileri azalıyor ve motivasyonları  tabiatıyla düşüyor.

Sınav kağıtları incelendiğinde görülüyor ki, öğrenciler her hangi bir dilsel sistemden  yoksun olduğu için ne Türkçe ne de İngilizce diyebileceğimiz yapay bir ifade türü kullanmak durumunda kalıyor ve analitik düşünme becerisini geliştirici metin türü cevapları üretemiyorlar.  Bundan daha da vahim olarak, öğrenciler bırakın yabancı dilde yorum yapmayı, kendi ana dilinde dahi üretken ve yaratıcı olmalarına yarayan, ‘olmazsa olmaz’ dil kullanım becerilerini edinemiyorlar.

Bilgi erezyonuna neden olan böylesine karmaşık ve belirsiz bir öğretim ve öğrenim ortamı, öğretim üyelerinin öğretim faaliyetlerinde yeterince verimli olmalarını engellemekte ve dolaysıyla üniversitelerimizdeki eğitim kalitesinin büyük ölçüde düşmesine yol açmaktadır.

Yabancı dille eğitimin hakkıyla yapılabilmesi için,  öğrencinin ilgili yabancı dilde okuduğunu anlayabilme, satırlar arasındaki anlamlılığı kavrayabilme, dinlediğini – duyduğunu doğru algılayıp yorumlayabilme, amacını yazılı ve sözlü olarak rahatlıkla ifade edebilme, sorgulayabilme, tartışabilme, sunum yapabilme gibi tüm bu dil kullanım becerilerinin eşit oranda ve üst seviyede edinmiş olması gerekir.

Önemle belirtmek isteriz ki, eğitimini kısmen (%30 oranında) yabancı dilde yapan üniversiteler, tek bir alan dersini dahi yabancı dilde verebilmeleri için, o dersi takip edebilecekleri düzeyde, yani (B2-C1)  uluslararası sınav ölçekleriyle kanıtlanabilecek (en az IELTS toplam 6  veya TOEFLiBT toplam 85 puan, v.b) düzeyde bir yabancı dil eğitimini öğrencilerine lisans anabilim müfredatları çerçevesinde  sağlamakla sorumludurlar.

Diğer taraftan, ilgili fakülte ve bölümlerde meslek derslerini İngilizceyle verecek Türk  öğretim üyelerinin mesleki uzmanlıklarının ötesinde İngilizceye ne denli hakim oldukları da eğitim kalitesi açısından önem taşımaktadır.

İngilizcenin lisans derslerindeki işlevselliğinin alan derslerini veren öğretim üyeleri tarafından İngilizceyle eğitim yoluyla geliştirilebileceğini zannetmek, şimdiye kadar içine düştüğümüz yanılgılara yeni bir tanesini eklemekten başka bir şey değildir. Değildir, çünkü alan derslerini İngilizce ile veren öğretim üyeleri kendi alanlarının uzmanıdırlar, onlardan aynı zamanda yabancı dil eğitim uzmanı olmaları beklenemez.

Kısaca, “ İngilizceyle öğretim,  İngilizce öğretim yöntemi değildir”. Bu bilimsel bir gerçektir.

Bugün yükseköğretim alanında yaptığımız yabancı dil eğitiminde başarısız kalmamıza neden olan bazı temel sorunları ve bunların kaynaklarını kısaca şöyle sıralayabiliriz:

• Yabancı dil eğitiminin özü ve niteliği, diğer alan derslerinin öğrenim ve öğretiminden farklıdır. Bu bilimsel gerçeği YÖK, rektörler, dekanlar ve diğer üniversite üst yöneticileri gerektiği gibi algılayamıyorlar.

• Yabancı dil eğitiminin dil kullanım becerilerini geliştirmeyi hedef alan ve süreklilik gerektiren bir eğitim türü olduğunun, hazırlık yılından lisans son sınıfa kadar, alan derslerinin amaç ve hedeflerine paralel olarak,  kesintisiz bir müfredat çerçevesinde devam ettirilmesi gerektiğinin bilincinde değiller.

• Öyle gibi görünmelerine rağmen gereken önemi aslında vermiyorlar veya kendi uzmanlık alanlarının akademik kibirliliği içinde yabancı dil eğitiminin hazırlık yılında hakkıyla tamamlanacağı yanılgısına düşüyorlar.

• Dolayısıyla, bu tür bir eğitimin etkin bir şekilde gerçekleştirilmesi için gerekli olan idari ve akademik düzenlemeler hayata geçirilmiyor.

• Yabancı dil eğitimi ile ilgili uluslararası kalite koşullarının yerine getirilmesi bakımından zorunlu olan finansal yatırımlar yapılmıyor.

• Üniversitelerimizde yabancı dil öğretiminden sorumlu öğretim elemanları (okutmanlar) ile ilgili profesyonel insan kaynakları yönetiminde çok ciddi yetersizlikler bulunuyor, okutmanların aşırı ders yüklerinin bulunması, hizmet-içi eğitimden önemli ölçüde yoksun kalmaları, ikinci sınıf öğretim elemanı olarak algılanmalarından dolayı motivasyon kaybına uğramaları gibi problemler yaşanıyor.

• Yabancı dil eğitiminde nesnel kalite güvencesini sağlayan etkin bir denetim sistemi ve bunu yürütecek ulusal düzeyde bir kurumsal yapılanma YÖK nezdinde bulunmuyor.

• Yabancı dil eğitimi ölçme-değerlendirme sisteminin (YDS gibi) yetersizdir ve uluslararası sınav ölçeklerine uyumlu değildir.

• Üniversitelerdeki yabancı dil öğretmeni yetiştirme programları yabancı dil öğretmeni olarak yetiştirdikleri öğretmen adaylarına birinci öncelik olarak o yabancı dili ileri düzeyde öğretemiyorlar.

• Dahası, bu programların müfredatlarında ağırlıklı olarak pratiğe dayalı ve eğiticilik becerilerini geliştirebilen ve öğrencilere “yabancı dili öğrenmeyi öğretebilen” bir meslek eğitimi olması yerine, kuramsal düzeyde akademik nitelikli bir eğitimin yapılması benimsenmiştir.

Bilindiği üzere, Avrupa’nın nüfusu  hızla yaşlanırken Türkiye gitgide çoğalan genç bir nüfusa sahiptir.  Ebeveynlerin ve iş verenlerin İngilizce eğitimiyle ilgili yoğun talebinin yükseköğretimdeki rekabet ortamında özü saptırılarak ‘yabancı dille eğitim’ yapma gibi yapay bir uygulamaya başvurulması, ne yazık ki,  toplumumuzda ‘yabancı dille eğitim’ ile ‘yabancı dil öğretimi’ arasındaki farkın henüz yeterince kavranmamış olmasından kaynaklanmaktadır.

Bu nedenle, üniversitelerin eğitim kalitesini felce uğratan böyle bir yanılgıyla ilgili olarak toplumsal bilinç ve farkındalık oluşturmak gerekiyor. Bu da yazılı-görsel basına düşen çok önemli bir sorumluluktur.

İngilizceyle eğitim yapma pahasına kendi anadilinde düşünebilme, sorun çözebilme, üretebilme ve yaratıcı olabilme becerilerinden yoksun bırakılan bu genç nüfus, geleceğin Türkiye’si için bir ümit olmak yerine, önlenebilmesi zor sosyal ve ekonomik sorunlar yaratacak bir tehdit haline kolayca gelebilir.        

Avrupa karşısında genç bir nüfusa sahip olma fırsatını hakkıyla değerlendirebilmemiz için,  yükseköğretim sistemimizin hem “yabancı dil eğitimi” hem de “anadili eğitimi” ile ilgili faaliyet ve müfredatlarının (titizlikle hazırlanmış, süresi belirlenmiş bir program çerçevesinde) gözden geçirilmesi, yabancı dille eğitim yerine Türkçe eğitim temelinde nitelikli bir “yabancı dil eğitimi”nin esas alınması, ve bunların yanında kalite denetiminin de sağlanabilmesine zemin oluşturacak yapılanmanın gerçekleştirilmesi şarttır.

Birçok değerli Türk aydınının ve bilim adamının 50 yıldır süregelen ağır eleştirilerine rağmen,  “yabancı dilde eğitim” konusunda yetersiz mali yatırımlarla, uluslararası bilimsel kalite kriterleri göz ardı edilerek, önyargılı, bilinçsiz bir iyimserlikle ve bilim dışı yöntemlerle bu kadar ısrarlı olmak, bu genç nüfusa ve Türk ulusuna yapılan en büyük kötülüktür. Nitekim, bugünkü mevcut uygulamaların doğurduğu sakıncalar ve bunların vahim sonuçları ortadadır.  

Cumhuriyet’in 100. Yılına  10 kala, demokratikleşmekten, ekonomik büyüme ve istikrardan, açılımlardan, AB’ye uyum reformlarından, eğitimde 4+4+4’den ve yükseköğretimin yeniden yapılandırılmasından ikide bir söz edilirken, üniversitelerimizde ciddi boyutlarda uzun yıllardır kanayan bir yaraya dönüşmüş bulunan ve yetişmekte olan genç nüfusumuzda özgürce “öğrenme ve düşünebilme”,  “iletişim kurma ”, “öğrenmeyi öğrenme”, “eleştirel düşünme”, “problem çözme”, gibi çağdaş eğitimin gerektirdiği becerilerin gelişmesine  engel olan bu “dil” sorunumuzdan hiç bahsedilmemesi, kısaca bu sorunumuzun göz ardı edilmesi büyük bir gaflettir.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND