Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Yabancı dil öğretimi nasıl olmalı?

Konu: Liselerde Öğretim Dili Tartışması
Konuk: Kültür Koleji Müdürü ErdoğanYılmaz

YABANCI DİL ÖĞRETİMİ NASIL OLMALI?

Konu: Liselerde Öğretim Dili Tartışması
Konuk: Kültür Koleji Müdürü ErdoğanYılmaz
KAYNAK: www.ntvmsnbc.com/

Gülseren Güver: İyi günler. Okula Dönüş Programında yine sizlerleyiz. Hergün yeni bir eğitim sorununu ele aldığımız programımızın bugünkü konusu, liselerdeki öğretim diliyle ilgili.

Pek çok anadolu lisesi ile bazı özel okullarda kağıt üzerinde kalan iki dille eğitime devam mı edilmeli, yoksa tamamen Türkçe eğitime mi dönülmeli? Fen ve matematik derslerinde de Türkçe öğretime geçilirse, yabancı dili öğretmek hayal mi olur? Yoksa tam aksine, yabancı dilde eğitim Türkçeye mi zarar veriyor? Öğretmen sorununu çözmeden yabancı dilde öğretim diye diretmenin kime ne yararı var? Yıllardır bu sorular etrafında tartışılan ancak bir türlü sonuca ulaşılamayan bu konuyu, bugün uzman konuğumuz Sayın Erdoğan Yılmazla ele alacağız. Sorularınızı www.ntvmsnbc.com adresine yollayabilirsiniz. Hocam hoşgeldiniz..

Erdoğan Yılmaz: Hoşbulduk..

Gülseren Güver: Bu liselerdeki öğretim dili tartışması bir ısıtılıyor, bir rafa kaldırılıyor. En son Sayın Milli Eğitim Bakanı Necdet Tekin, 2003-2004 öğretim yılından itibaren liselerde fen ve matematik derslerinin Türkçe okutulmasına hazırlanıldığını söyledi. Niye bu kararsızlık? Neden biz yıllardır bu tartışmayı, bu kararsızlığı, izlemek, dinlemek durumunda kalıyoruz?

Erdoğan Yılmaz: Ard arda gelen o kadar çok soru sordunuz ki aslında bu gerçeği de yansıtıyor. Tabi bir yığın soru ve sorun ortada dururken işe nereden başlanıcağının doğru tanımlanması gerekir. Benim kanımca, öncelikle gereksinimin belirlenmesi, sonra da bu gereksinime uygun amaçların belirlenerek çözüm yollarının bulunması gerekirdi. Kanımca bu süreç işletiliyor gibi gözüküyorsa da aslında düşünceler farklı farklı, eylemler farklı farklı oluyor. Onun için bir; bu nedenle çözemiyoruz.

Bir başka neden de kanımca; bir yapboz düzeni içerisinde, yaz-boz düzeni içerisinde sorunları parça parça ele alıyoruz ve onun için işin içerisinden çıkamıyoruz. Önce gereksinimi belirlemek lazım. Çünkü eğitim de diğer toplumsal kurumlar gibi bir ihtiyaçtan doğruyor, bir gereksinimden doğuyor. Nedir bu gereksinim? Önce bireyin bir gereksinimi var. Sonra toplumun ya da ulusal gereksinimlerimiz var. Ve bunun yanıbaşında da gittikçe önemi artan bir evrensel gereksinim bizi kuşatmış durumda. Kanımca bu gereksinmelerin tümüne yanıt veren bir sistem oluşturmak gerekiyor.

İşte bu sistem bu gereksinimlerin tümüne yanıt vermediği için giderek içinden çıkılmaz hale gelen bir sorunlar yumağını yaşıyoruz. Bir forum yapmak gerekirse en az bir yabancı dilde duyduğunu, okuduğunu anlayan, kendisini ifade edebilen, dünyayla sağlıklı iletişim, etkili iletişim kurabilen bireyler yetiştirmek için yabancı dil bir araçken giderek bir amaca dönüşüyor. Ve bu aracın etkin bir biçimde gerçekleştirilmesi, yönlendirilmesi için kullanılacak olan diğer araçlar ve altyapı yeterince hazırlanmadan çok acele hareket ediliyor. Bu da bizi birçok yanlış yapmaya sürüklüyor. Birçok örneği var bunun. Sanıyorum buna değinme şansımız olabilir.

Gülseren Güver: Evet, şimdi ben bu konudaki tartışmaları bir hafızamdan geçirdiğim zaman ideolojik boyutunun çok ön plana çıkarıldığını hatırlıyorum. Yani Türkiye bir müstemleke ülke mi ki yabancı dilde, bir başka ülkenin dilinde öğretim yapıyor tartışmaları.. Yani bu ana fikir daha çok aklımızda kalmış. Oysa biz dediğiniz gibi ihtiyaçlardan yola çıkmalıyız. Mevcut durumda aslında sağlıklı bir sonuca varabilmek için herhalde okullarda nelerin yaşandığına bakmak lazım. Fen ve matematik derslerini biz yabancı dilde vermeye çalışırken hocam, okul idarecileri, öğretmenler ve öğrenciler neler yaşıyorlar? Bunları çok somut adını koyarak bize aktarır mısınız?

Erdoğan Yılmaz: Tabi ben burada bir sektör adına konuşmuyorum ama neticede belli bir birikimi olan bir eğitimci olarak gözlemlerimi, izlenimlerimi aktarıyorum, farklı görüşler de olabilir. Hemen bir kere sözünüzün içerisinde yer alan şu ideolojik boyut meselesini süratle bir kenara ayırmak lazım. Çünkü eğitimin içerisine bunu kattığınız vakit esas amacı, esas gereksinimi gözden kaçırabiliyorsunuz. Meseleyi bu kadar sert kategorilerle, katı kurallarla ele almak pek doğru gözükmüyor bana. Müstemleke misiniz değil misiniz yaklaşımı bunun bir örneği. Bence böyle girmemek lazım.

Şimdi bir yabancı dil öğrenme ihtiyacımız var mı? Var. Hatta birden fazlasına ihtiyacımız var. Özellikle içinde bulunduğumuz evrensel gelişmeler ışığında bu kaçınılmaz bir ihtiyaç. O zaman bunu nasıl yapacağız konusu var. Şimdi burada okullarımızın, ben bir ayrım yapmak istemiyorum, hepsi devletimizin şemsiyesi altında olan okullar, hepsi bakanlığımızın değerli yöneticilerinin kontrolünde ve denetiminde olan okullar ama devlet okullarımızın özellikle bu konuda resmi okullarımızın çok ciddi sıkıntılar içinde olduğunu, yaygın olarak sıkıntı içerisinde bulunduğunu görüyoruz.

Bu da gene en başta söylemeye çalıştığım bazı kararların acele alınması ve önlemlerin arkadan gelmesiyle bağlantılı. Örneğin dördüncü, beşinci sınıflarda İngilizce eğitimini zorunlu kılıyoruz ama yeteri kadar İngilizce öğretmenimiz olmadığı için bunların hayata geçirilmesi, özellikle resmi okullarımızın birçoğunda çok zorlukla ya da hiç…

Gülseren Güver: Liselerdeki sıkıntı da aslında temelde öğretmenden kaynaklanıyor değil mi?

Erdoğan Yılmaz: Evet, ordan kaynaklanıyor. Tabi bunu yayar, alır getirirseniz sadece sayısal değil, bir de şey sorunuyla karşılaşıyorsunuz. O da yetmiyor, ben buna sistem bütünlüğü yaklaşımıyla bakmak diyorum, bir de bunun altyapısını kurmanız gerekiyor.

Yani yeteri kadar görsel, işitsel araç gereç, çocuğun hayata İngilizceyi, Almancayı, Fransızcayı geçirebilme becerilerine ortam ve olanak sağlamak gibi uygulamalar. Bunları hiç yapamıyorsunuz. O zaman riskli okullarımızın birçoğunda bunu gerçekleştiremiyorsak bu pek de o öğretmenlerin ya da o okul yöneticilerinin suçu olmaktan çıkıyor.

Gülseren Güver: Özel okullarda durum ne? Özel okulların tümünde yabancı dil öğretiminin çok sağlıklı yapıldığı söylenebilir mi?

Erdoğan Yılmaz: Şimdi ben tabi gene sektörel olarak konuşmak istemiyorum ama izlenim sözcüsü değilim çünkü, yetkili de değilim. Ama benim tespitlerimde özel okullarımızın bu konuda çok ciddi adımlar attığını, önemli başarılar sağladığını, yıllardır bunu hayata geçirme konusunda önemli deneyimleri olduğunu biliyorum. En azından şu anda yöneticiliğini yaptığım Kültür Lisesinin 50 yıllık böyle bir geçmişi var.

İngilizceyi özellikle İngilizceyi ve ikinci bir yabancı dili de öğretme konusunda birikimleri var, deneyimleri var. Ama şunu açıklıkla ve içtenlikle söylemem lazım. Bir gözlemdir, kimseyi suçlamıyorum, ama öğretiyor gibi yapanlarla gerçekten bu işi kendisine dert etmiş geleneksel, kurumsal bir yapıya dönüştürmüş olanlar arasında fark olduğunu söylemem lazım. Tümünün aynı ölçüde başarılı olduğunu ifade etmek son derece güç.

Gülseren Güver: Evet, yanıltıcı olur diyorsunuz. Peki hocam, şimdi öğretmen zorlanıyor, çünkü dediğiniz gibi nitelik sorunu var. Çocuklar fen ve matematik derslerini yabancı dilde çok akıcı bir şekilde öğretecek bilgisi yok, o şekilde yetiştirilmemiş. Bu nitelikte öğretmen bulmak sıkıntılı. Çocuklar neler yaşıyor, bir de ÖSS faktörü var.

Erdoğan Yılmaz: Şimdi zaten problemin temel kaynağı, işin asıl öznesi olan öğrencilerimiz, çocuklarımız, gençlerimiz. Belkide bu sistemin içerisinde en çok gözardı edilenler onlar. Şöyle geçmişe dönüp baktığım vakitte bir dönem geldi, bir İngilizceyi isteğe bağlı bir eğitim konusu olarak ele aldık.

Gene aynı dönem içerisinde hemen arkasından kur sistemine dönüştürdük. Sonra da tuttuk en başa dönerek klasik İngilizce öğretim yöntemine geçtik. Şimdi o yılın içerisinde bir kuşak çok şey kaybederek yetişti. Bu kayıplar şu anda bizde pek fazla gözükmüyor ama bunun acısını toplum içerisinde yaşayanlar var. Dolayısıyla çocuklarımız bu işin öznesi olarak çok sıkıntı çekiyorlar. Bir yanda yabancı bir dili bilmiyor musun aşağılaması, bir yanda yabancı bir dili hakkıyla öğrenebilmek için gerekli olanak ve ortamlara sahip olamama.

Bir yanda da yabancı dili öğrenme olanağı bulunsa bile bu sefer terminolojiyi, üniversite sınavlarında karşılaşacakları soruları nasıl çözümleyebileceğine ilişkin kaygı var. Giderek artan bir oranda çocuklarımız için içinden çıkılmaz bir hal alıyor durum.

Gülseren Güver: Dolayısıyla aslında bu uygulamada diretmenin çok da bir mantığı yok herhalde değil mi hocam. Hocam, çözüm önerilerinizi satır başlarıyla alalım..

Erdoğan Yılmaz: Evet, ben kısaca şöyle özetlemek istiyorum; Türkiyenin önüne şu anda yine birtakım sıkıntıları ve sorunları olsa da 8 yıllık ilköğretim gibi son derece önemli bir fırsatı var. Burada bir problemin bitmiş olması lazım. Öğreniyoruz ama uygulamıyoruz. Lisede artık öğrenci yabancı dilini kullanarak dünyayı tanımalı, araştırma yapmalı, proje hazırlamalı diye düşünüyorum. Sistem bütünlüğü içerisinde bu konuyu ele almalıyız bütün altyapı özelliklerinde.

Gülseren Güver: Çok teşekkür ediyoruz.

Erdoğan Yılmaz: Rica ederim, ben teşekkür ediyorum.

Gülseren Güver: Okula Dönüş Programının bugün de sonuna geldik. Yarın tekrar karşınızda olacağız. Bu kez br başka uzman konuğumuza, devletin bir müdür bir mühürle teslim ettiği, hizmetli ve memur kadrosu vermediği okulların durumunu getireceğiz karşınıza. Bize, www.ntvmsnbc.com adresinden ulaşabilirsiniz. Yarın görüşünceye dek mutlu ve sağlıklı kalın…

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND