Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Ya hayata yürüyecekti, ya hayata küsecekti!

Hayat karşımıza her durumda iki yol çıkarır. Ve seçimi yapmayı bize bırakır… Bazen dışımızdaki engellere takılırız, bazen içimizdeki engelleri aşarız… Nasıl mı? İşte size bir pozitif engelsizlik hikayesi…

Hayat karşımıza her durumda iki yol çıkarır. Ve seçimi yapmayı bize bırakır… Bazen dışımızdaki engellere takılırız, bazen içimizdeki engelleri aşarız… Nasıl mı? İşte size bir pozitif engelsizlik hikayesi…

Pozitif Engelsizlik

ÖLDÜ DİYE CENAZE TÖRENİ HAZIRLANAN BİR ÇOCUKKEN “POZİTİF ENGELSİZLERDEN” OLABİLİR!

Çocuk felci yüzünden iki bacağını kaybeden, ilk cümlelerini 7 yaşında kurmaya başlayan Seyfettin Işık, nereden nereye geldi, nasıl geldi? Asıl engellerin dışımızda değil içimizde olduğunu kanıtlayan Seyfettin Işık’ın “kendini engelletmeme” hikâyesi…

Yıl 1978. 9 Eylül günü, saat 22:00 sularında, Kayseri’nin Develi ilçesinin, eski adıyla Aygözme köyünde çatısı kerpiç, iki odası olan bir evin eşiğinde dünyaya geldi.

O gelince güneş doğmuştu sanki o haneye. Annesi dört kız çocuğu dünyaya getirmiş, sonuncusu daha bir yaşını doldurmadan geri gitmişti. Bir sonraki olursa erkek olmalıydı. Öyle de olmuştu.

Ama sanki yanlış yerde doğmuştu. insan biraz daha bekleyebilir, annesi eşikten içeri girdikten sonra dünyaya gelebilirdi. Seyfettin o zaman da sabırsızdı ve hiç beklemedi, hemen gelmek istedi ve geldi.

O gelince coşku geldi, sevinç geldi, neşe geldi. Öyle bir bakıldı ki, bu ilgi o günün şartlarında harikuladeydi. Köyde sevilecek çocuklar onu kıskanıyordu.

9 ay önce yüzünde çiçek açan çocuk solmaya yüz tutmuştu

Seyfettin şiddetli bir ateşle, sebebini ve adını bilmedikleri bir hastalığa yakalandı. 9 ay önce açan çiçek solmaya yüz tutmuştu.

Babası gidip fitil aldı önce. Pazartesi olunca doktora götürecekti, hafta sonu nereden bulacaklardı doktoru? İki gündür ateşini düşürmek için bildikleri bütün yolları deniyordu köylü. Ancak ateşi düşmediği gibi Seyfettin’in durumu gittikçe kötüleşiyordu. Belki Pazartesiye bile çıkmazdı.

Annesi babasını çarşıya gönderdi, “Git bir top bez al da ele güne karşı elimiz ayağımıza dolaşmasın,” dedi. Artık ölümü yaklaşmıştı. Geceleri ağzına kulak dayayıp nefes alıp almadığı yoklanıyor, tenine dokunuluyordu teni soğumaya başlamış mı diye…

Pazartesi olmuştu ama Seyfettin inat etmiş, ölmemişti

Pazartesi olmuştu ama Seyfettin inat etmiş, ölmemişti. Doktora götürmek farzdı bu sefer. Ümitsizce Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi hastanesine götürüldü. Doktor, “çocuk felci” teşhisi koydu ama çok geç kalınmıştı. O an için yapılması gereken tedavinin ardından taburcu edildi.

Evet, Seyfettin sakat kalacaktı artık. Anne baba “ölse kurtulurdu” diye düşünmeye korkuyordu ebeveyn içgüdüsüyle. Böyle düşündükleri için suçluluk duygusuna kapılıyorlardı.

1985 yılına kadar hiç yürüyemedi Seyfettin. Ablaları onu rüyasında yürürken görüyor, bunu heyecanla herkesle paylaşıyorlardı. Rüya bile olsa çok güzel bir şeydi onun yürümesi.

Babasıyla birlikte camiye gidiyor, ona öğretildiği gibi “Allahım bana ayak ver”, “Allahım bana ayak ver” diye dua ediyordu. Bu sözler onun ilk sözcükleriydi.

Evet, Seyfettin daha önce hiç konuşamamıştı. 7 yaşındaydı ve bu sözcükleri bir araya getirerek ilk defa cümle kuruyordu. Sesi bile yabancı geliyordu kendine. Sanki başka birisi konuşuyordu.

Ablalarının sırtında ilkokulu bitirmişti

1986′da Adana’ya taşındılar. O da okula kaydedildi. Her ne kadar cihazlarına ve değneklerine alışmak/katlanmak zorunda kalsa da, ablalarının sırtında ilkokulunu bitirmişti. Yine konuşması yok denecek kadar kötüydü.

Kimseyle konuşamıyor, sadece mırıldanıyor ve kimse onu anlamıyordu. Boş zamanlarında tek arkadaşı hayalleriydi. Bol bol hayal kurar, bahçelerinde çamurdan yaptığı oyuncaklarıyla tek başına oynardı.

İlkokulu bitirdikten sonra evde tek söz sahibi olan babası onun okula devam etmesini istemedi. Seyfettin o zaman bile, “Hayır baba ben okula gitmek istiyorum,” diyemedi. Okuluna devam etmeyi çok istiyordu. Geceleri ağlayarak uykuya dalıyordu.

Söylemek istediklerini küçük kâğıtlara yazıp babasının görebileceği her yere astı

İki büyük sorunu vardı. Okula gönderilmemesi ve okumak istediğini ifade edememesi. Boğazında bir yumruk! Ne çıkarabiliyordu ne de yutabiliyordu. Bu acı onu eritiyordu.

Sonunda kendince bir çözüm buldu. Babasına bu konuda söylemek istediklerini küçük kâğıtlara yazıp babasının görebileceği her yere astı. Babasının yatak odasının kapısına, banyo kapısına, v.s.

Yazdıkları yerinden kaybolunca yeniden yazıp asıyordu, yılmadan usanmadan bunu yapıyordu. Yapıyordu ama babası bir türlü cevap vermiyordu. Seyfettin bir yandan notlar yazıp herkese bunu ilan ediyor, bir yandan da başka yollar düşünüyordu.

İstediği sadece bir cevaptı. Olumsuz olsa bile rahatlayacaktı ama yine yazmaya devam edecekti. Bir cevap yoktu.

Kendisini değersiz hissediyor, bu dünyada fazlalık olduğunu düşünüyor, insanlara yük olmaktan başka bir işe yaramadığına inanıyor, geceleri dualar ederek ağlıyor, gündüzleri öfke nöbetleri geçiriyordu.

Tek istediği okula gitmekti

İyice hırçınlaşmıştı. Tek istediği okula gitmekti. Bir yılı böyle geçti.

Bir sonraki yıl portakal, karpuz ve pamuk işçiliği yapan annesi ve ablaları masraflarını ortak karşılayıp okula kaydını yaptırdılar. Okula gidiyordu artık!

Orta ikinci sınıfa başarıyla geçen Seyfettin’e babası bir gün, “Artık ev yaptırıyoruz oğlum, annen evin masraflarını karşılayacak, ben de maaşımı olduğu gibi eve yatıracağım. Sen artık büyüdün, kendi işini kendin hallet, masraflarını kendin karşıla, ne yapacağına kendin karar ver,” dedi.

 

Önünde iki yol vardı, ya hayallerine yürüyecekti ya da hayata küsecekti

Önünde iki seçenek vardı. Ya okulunu bırakıp annesinin yamadığı lastikli pantolonu delinince, “Anne şurayı da yama”, “Anne tıraş olmam gerek, babamdan para iste, Permatik alacağım” diyecekti ya da hayal dünyasında iyice netleştirdiği, hayattaki her şeye sahip olan, sevilen, saygı duyulan, “başarılı Seyfettin” olup bir fark yaratacaktı.

Kendisiyle yüzleşmenin zamanı gelmişti. Artık balık sudan çıkmalıydı. Ne pahasına olursa olsun hayallerinin peşinden tutkuyla gitmeye karar verdi.

Okulunu bırakamazdı, devam edecekti. Devam etmesi için iş bulması gerekiyordu. Daha önce hiçbir işte, hiçbir yerde çalışmamıştı. Bunu da bırakın, hiçbir yeri bilmiyordu, çarşıya bile gitmemişti. Nasıl iş bulacağına dair hiçbir fikri yoktu, nasıl iş isteneceğini de bilmiyordu.

“İş istiyorum” kelimesini nasıl ifade edecekti tanımadığı insanlara, bunu diyemezdi, korkunç bir şeydi bunu demek zorunda olmak ama demeliydi, en azından bunu başarmalıydı.

Kabuğunu kırmaya, gidip herkese, “İş istiyorum, çalışmam gerek,” demeye karar verdi

Hiçbir işte çalışmayan, dünyada hangi mesleklerin olduğunu bilmeyen, 16 yaşında birine kim hangi işi verirdi ki? Daha konuşmayı bile beceremiyordu. Cesareti yoktu, korkuyordu her şeyden. Ne yapabilirdi? Nasıl yapabilirdi?

Gidip herkese, “İş istiyorum, çalışmam gerek, okula devam etmek için çalışmalıyım,” demeye karar verdi. Ya ben bunları söylerken şaşırırsam ya da söylediğimi zanneder sadece mırıldanırsam, beni anlamazlarsa diye içindeki olumsuzlukları yenmeye çalışırken “Ne olursa olsun çıkıp bunu yapmalıyım,” dedi ve çıktı dışarı.

Bindi bir dolmuşa, gözüne bir caddeyi kestirdi. Bir başından başlayıp diğer başına kadar her yere girdi. “İş istiyorum,” dedi, “çalışmak istiyorum,” dedi. İş aradı.

Kimisi hiç dinlemeden, “Patron yok!” dedi. Kimisi, “Allah versin!” dedi. Önce buna anlam veremedi. Sonradan anladı ki insanlar kendisini “dilenci” zannediyorlardı. “Olsun dedi içinden. “Ben öyle olmadığıma göre onlar yanılıyorlar.” Devam etti iş aramaya.

Bir radyocu, “Tamam, bize reklam bul, bulduğun reklamın yüzde yirmisi senin,” dedi. Seyfettin, “Peki ne diyeceğim reklam bulmak için?” diye sordu. Radyocu, “Ben radyo SES’ten geliyorum. Radyomuz bir kampanya başlattı. Bu kampanyada kelimesi bu kadar diyeceksin,’ dedi.

Seyfettin bunu ezberleyince bir başka caddede işe başladı. İki günde tek bir reklam bile alamadı. Sorulan soruları cevaplayamadığı zaman radyonun numarasını veriyordu.

Adana’nın 40 derece sıcağında akşama kadar koltuk değnekleriyle yürüyordu

İki gün sonra başka bir iş aramaya başladı. Çok yoruluyordu. Yaz ayıydı. Adana’nın 40 derece sıcağında akşama kadar koltuk değnekleriyle yürüyor, koltuk altları yara oluyordu.

Bir gün bir başka radyonun sahibi olan kadın, “Sana iş veremem ama radyomda senin için iş ilanı vererek sana yardımcı olabilirim,” dedi. Bir hafta iş ilanını yayınladı. Bir gün telefon çaldı. Saat kordonu yapan bir atölyenin sahibi aradı ve onu işe almak için davet etti.

Gitti ama orada çalışmak için de okulunu bırakması gerekiyordu. Çünkü gündüzleri açık olan bir yerdi ve yarım gün çalışmanın ücreti eğitim masraflarını karşılamıyordu. Seyfettin yine iş aramaya devam etti.

Bir ay içinde derneğin en çok gazete satan elemanı olmuştu

Yine tesadüf sonucu Sakatlar Derneğini buldu. Oradan da yapabileceği bir iş olup olmadığının cevabını istedi. Eline bir deste gazete tutuşturdular. “Çalışmak istiyorsan bu gazeteleri satacaksın,” dediler. O yine ne diyeceğini, nerelere gideceğini sordu ve çalışmaya başladı. O gün 35 tane gazete sattı.

Okulların açılma zamanı yaklaşmıştı. Her gün daha çok satmaya çalışıyor, bunun için ne yapması gerektiğini deneme yanılma yoluyla keşfediyordu. Bir ay içinde derneğin en çok gazete satan elemanı olmuştu.

Okullar açıldı. Artık Seyfettin daha çok sevilip sayılıyordu. Bütün okul ihtiyaçlarını kendi karşıladı, hatta kendine bir kasetçalar bile aldı. Evdeki itibarı arttı. Öğleden önce okuluna gidiyor, öğleden sonra gazete satıyordu. Hava kararıp iş yerleri kapanıncaya kadar çalışıyordu.

Eve gelirken de taşıyabileceği kadar meyve, çerez ve tatlı gibi kendisinin ve kardeşlerinin sadece misafirler getirdiği için yiyebildikleri şeylerden alıp getiriyordu. Artık Seyfettin “topal” değildi ve öyle görülmüyordu. Bu, onun için büyük bir şeydi. Hatta büyük de değil, muhteşem bir şeydi bu.

En büyük eksikliği her zaman olduğu gibi konuşamamaktı

Derneğin çıkardığı gazete kapandı ve dernek üyeleri tarafından tiyatro grubu kuruldu. Seyfettin bu grubun en iyi elemanıydı. Ama tiyatro zaman zaman turneye çıkıyordu. Okulu nedeniyle turnede çalışamayan Seyfettin okul harçlığı bittiği zaman, rapor alıp okulundan izinli sayılıp, il dışına gidiyor, yine çalışıyordu.

İş konusunda ne kadar tecrübe edinirse o kadar çok farkında oluyordu eksikliklerinin. En büyük eksikliği her zaman olduğu gibi konuşamamaktı. Çalışırken de kendince en iyi şablonu ezberleyip, o şekilde başarı sağlıyordu ama onun dışında sosyal iletişimi inanılmaz derecede kötüydü.

Tek hayali oturup bir insanla sohbet edebilmekti. Bunu beceremiyordu. Konuşurken cümleyi beyninden kuruyor ama kelimeleri ifade ederek söyleyemiyordu. Bazen buna teşebbüs ediyor ama ifade edeceği kelimeleri cümlede yerlerine yerleştiremiyordu.

Bu konuda çok acı çekiyordu. Bunun hayalim kuruyordu hep. Aşık oluyor ama bunu asla söyleyemiyordu. Söylese bile daha sözünü bitirmeden karşıdaki kişi konuşmasından sıkılıyordu, ne söyleyeceğini tahmin edip cevabını veriyordu.

Kızlar onu kardeş gibi seviyordu! Bunun sakat olmasından kaynaklandığını düşünüyor ve acı duyuyordu.

Nedense yüreği sakat değildi, hep sakat olmayan kızlara âşık oluyordu!

Bir kere daha kendisiyle yüzleşmesi gerekiyordu. Konuşamamasının yanı sıra, bir de sakat olmanın dezavantajını fark etmişti. Belki ileride kendini geliştirip düşündüklerini ifade edebilecek hale gelebilirdi ama ömür boyu sakat kalacaktı, bunu değiştiremezdi.

Ama nedense yüreği sakat değildi, hep sakat olmayan kızlara âşık oluyordu! Yolda ya da dernekte sakat kızlarla karşılaştığı zaman onlara bakamıyordu, aynaya baktığında kendine bakamadığı gibi.

Rüyalarını vesikalık görmeye zorladı kendini!

Rüyasında bile kendisi sakat değildi, hayalindeki kızla sahillerde gezerken koltuk değneği kullanmıyordu. Bunu aşmak için önce hayallerini ve rüyalarını vesikalık görmeye zorladı kendini ve artık öyle oldu. O kızın hep belden yukarısını hayal etti ve kendisi de öyle oldu. Problem geçici olarak çözülmüştü. Şimdilik böyle mutluydu.

Konuşamama konusunda kimden öğüt dinlese kitap okumasını öneriyordu. Seyfettin bunu iyice abarttı ve aldığı kitapları sesli sesli, her harfin hakkını vererek, radyoda spikermiş gibi, kürsüde hatipmiş gibi okumaya başladı.

Lise birinci sınıfta okulda iki cep telefonu vardı; biri okul müdüründe, diğeri Seyfettin adlı “bir” öğrencide!

Bir yılda 40 kitap okudu bu şekilde. Bir gün hayalini gerçekleştireceğine inanıyordu, en azından öyle hissediyordu. Buydu önemli olan. Bağımlı oldu kitaplara.

Artık hem çalışıyor, hem okuluna devam ediyor,  hem de kendini geliştirme yolunda emek ve çaba sarf ediyordu. Lise birinci sınıfta okulda iki cep telefonu vardı; biri okul müdüründe, diğeri Seyfettin adlı lise birinci sınıfta okuyan “topal” öğrencide!

Lise son sınıfta ilk arabasını aldı. Engelli tertibatı olmayan bir arabayı, debriyajına kaynak yaptırarak, tek ayağı ile kullanmaya başladı. Kısa süre sonra H sınıfı ehliyet alarak yasal sürücü oldu.

Seri şekilde sürülerek gelip, düzgün bir şekilde park eden bir aracın içinden koltuk değnekli bir sakatın indiğini gören insanların şaşkınlığını mutlulukla seyretti

O zamanlar hızlı şekilde gelip kısa sürede, düzgün şekilde park eden aracın içinden, iki değnekli bir sakat inince İnsanların gözlerindeki o şaşkınlığı göz ucuyla izlemek onu daha çok başarı için motive etti. Bir de aracının yanından ayrılırken şaşkın şaşkın bakan adamların üşenmeden kalkıp arabanın içine bakıp, “Bu nasıl kullanıyor bu arabayı?” diye akıllarındaki soruya cevap aramalarını mutlulukla seyretti.

22 yaşında penisilin iğnesi yüzünden aksayarak yürüyen harika bir kızla evlenmek istedi. Aileleri karşı çıktı. Kızın annesi, “Kızım zaten engelli, başka bir engelliye verirsem nasıl bakar kızıma?” diye düşündü.

Sevdiği kızı kaçırarak evlendi!

Seyfettin’in ailesi laftan sözden anlamayan oğullarına söz geçiremeyip, “Alsa alsa bu kız alır bizim oğlanı, n’apalım elbet o da biriyle evlenecek, her işlerine koşarız, çocukları olursa biz bakarız,” deyip gayri ihtiyari kabul etmek zorunda kaldılar.

Ailelerin bu düşünce ve yaklaşımlarından dolayı Seyfettin sevdiği kızı kaçırıp hiç kimsenin iğne ucu kadar desteğine gereksinim duymadan yuvasını kurdu.

Şimdi dört yaşında harika bir kızları var. Anne-baba sakat olunca usanmadan yılmadan şu soruya cevap verdiler:

-Çocukta bir şey var mı?

-Hayır yok, o sakat diil.:)

Pozitif Engelsizler Tiyatrosunu kurdu!

Seyfettin 2001 yılında İstanbul’da PEKSEM (Pozitif Engelsizler Kültür Sanat ve Eğitim Merkezi) adında kendi tiyatro grubunu kurdu. Eşiyle birlikte geçmişteki deneyimlerini birleştirerek “İş İlanı” adlı komedi tiyatro oyununu yazdılar.

Bu oyunu 6 kişilik bir kadroyla sahneye koyup Türkiye’nin 45 il merkezinde ve K.K.T.C’de izleyicinin beğenisine sunarak büyük alkış aldılar. Hem geçimlerini bundan sağlıyorlar hem de topluma vermek istedikleri pozitif mesajları bu şekilde ifade ediyorlar.

O artık başarılı bir profesyonel konuşmacı!

Seyfettin konuşamama sorununu çoktan çözdü. Ne de olsa kendi grubunun yönetim kurulu başkanı. Ayda en az 4-5 defa kalabalık önünde konuşma yapıyor. Oyunlarında yüzlerce kişiye oyuncularını takdim ediyor. Konuştuğu zaman konuşmasının içeriği bir yana, topluluk önündeki rahatlığı ve güzel konuştuğu için takdir topluyor. Bu konuda almış olduğu teşekkür belgesi bile var. O belgeyi gözü gibi koruyor ve, “10 yıl önce hayal edemediğim yerdeyim,” diyor. Eşi de grubun sanat yönetmeni. 

(Mümin Sekman- İnsan İsterse Kitabından Alıntıdır.)

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND