Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Y kuşağının hayata dair istekleri nelerdir?

1980 – 1990 arasında doğduğu kabul edilen nesle verilen isim, Y kuşağı. İnternet ve çok kanallı televizyon ile birlikte büyüyen bu nesil Türkiye nüfusunun %35’ini kapsıyor. İşte Y kuşağının İş ve özel hayatlarına dair beklentileri…

kişisel gelişim
1980 – 1990 arasında doğduğu kabul edilen nesle verilen isim, Y kuşağı. İnternet ve çok kanallı televizyon ile birlikte büyüyen bu nesil Türkiye nüfusunun %35’ini kapsıyor. İşte Y kuşağının İş ve özel hayatlarına dair beklentileri…

Y kuşağı ne ister?

Türkiye’de yaşayan 76.5 milyonun yüzde 35’ini Y kuşağı, yani 1980-1999 arası doğanlar oluşturuyor. 2025 yılında işgücünün yüzde 60-75’inin Y kuşağı olacağı tahmin ediliyor. Yani 10 yıl içerisinde iş hayatının kuralları Y kuşağının özelliklerine ve beklentilerine göre yeniden şekillenecek.
Pek çok şirket halen Y kuşağının beklentilerini anlayamadı ve kendini Y kuşağına adapte edemedi. Sosyal medya üzerinden Y kuşağına iş hayatından ve yöneticilerinden beklentilerini sorduk. Söz Y kuşağında, bakın neler talep ediyorlar:

Leyla Çetin (26, medya sektöründe çalışıyor): “İş hayatından ilk beklentim özgür bir çalışma ortamı. İşe giriş çıkışıma, hangi internet sitesine baktığıma karışılmasın. Günün sonunda başardıklarımla ilgilenilsin. Şirkette gizli kapılar ardında konuşmalar olmamalı yeni projeler için tüm çalışanlardan fikir alınmalı. Çünkü çoğu yönetici x kuşağı ancak alıcılar ya da kullanıcılar y ve z. Bu yüzden hiçbir zaman çalışanlarına değer vermeyenler projelerde de başarılı olamıyorlar. Bunun yanı sıra iş hayatından en büyük beklentim kariyer yolumun açık olması. İşimde almak istediğim yeni sorumlulukların belirli zaman aralıklarında konuşulması ve takdir edilmekten kaçınılmaması. Şirket içi adil ücretlendirme olmalı.” 

Eren Yeşil (30, genel müdür yardımcısı): “Bir yönetici olarak kendi yöneticilerimden de beklediğim; her şeyi kendilerinin yapmaması, görev ve sorumlulukları astları arasında dağıtması ve önce onların kendilerine olan özgüvenlerini arttırmanın ve sonrasında da onlara güvenmenin yollarını araştırmalıdırlar. Günümüz yöneticilik anlayışı ‘her şeyi ben bilirim, benim dediğim olur’ zihniyetinin değil de ‘nasıl ortak bir sistemin parçası oluruz’ mantalitesi ile desteklenmeli.” B.K. (25, dijital pazarlama alanında çalışıyor): “İş hayatından en büyük beklentim kariyer koçluğu. Önüme bir kariyer haritası koyulması gerektiğini ve neler yaparsam hangi yoldan ilerleyeceğimin net bir şekilde belirtilmesini umuyorum. Bunun yanında çalıştığım şirketin de çalışanına değer verdiğini net bir şekilde hissettirmesi gerektiğini düşünüyorum. Yöneticimden ise öncelikle benim yaptığım iş hakkında derin bilgi sahibi olmasını beklerim. Çalışanlarına diğer çalışanların önünde kötü davranmamalı. Ayrıca önemli olanın çalışılan süre değil, ortaya çıkarılan iş olduğunu kavramalı.” 

Fatih Carav (30, marketing müdürü): “Yöneticimden beklediğim en az 3 yıllık kariyer planlamamı çizmesi ve şirket yapısı – işleyişi içerisinde bana koyduğu hedefi belirtmesi. İş hayatından beklentim ise kendi işimi kuracak bilgi ve birikimi kazanabilecek kadar aktif rol oynayabilmek.”

Zeynep Sezer (27, iletişim danışmanı): “Eğer iş hayatı ekip işiyse yönetici ekibi motive etmeli. Çalışanın maaşını zamanında vermeli. Ayrıca insan kaynağından yararlanın fakat bir insandan 3-4 insan gücünü kullanmaya çalışmayın. ”

Zozan Avcı (33, iletişim danışmanı): “En çok istediğim şey önümü görmek. Şirketin benimle ilgili planları ne, terfi etme potansiyelim var mı, hangi pozisyonlar için şansım var ve bu pozisyonlar için neler yapmalıyım? Maaşım nasıl bir sistemle artacak, prim alabilecek miyim? Benden memnunlar mı? Değillerse hangi konularda memnun değiller, bir hata yaptıysam telafi etme şansım var mı? Eğer bunları bilirsem, yani önümü görürsem özel hayatımı da planlayabilirim. Ev ya da araba gibi satın almalardan tutun da evlenme ya da çocuk yapmaya kadar aslında özel hayatımıza dair bir çok kararımızda önümüzü görmek büyük bir katkı sağlayacak.” 

Özgür bir çalışma ortamı

Y kuşağı özetle özgür bir çalışma ortamı, işi nasıl veya ne zaman yaptıklarıyla değil işin sonucuyla ilgilenilmesini, kendi fikirlerinin alınmasını, takdir edilmeyi, kendilerine bir kariyer haritası çıkarılmasını, iş-özel yaşam dengesi, esnek çalışma imkanı, yöneticisinin yaptığı işe hakim olmasını istiyor. Ayrıca kendi işlerini kurmak istiyorlar, girişimci ruha sahipler. X kuşağının aksine bir şirkete girip emekli olana kadar o şirkette çalışmak mümkün değil, eğer mutlu değillerse, iş monotonlaşmışsa veya o şirkette bir kariyer göremiyorlarsa anında iş değiştirme kararı alabiliyorlar. 

Kabul görmeyi ve takdir edilmeyi bekliyor

Dinamo Danışmanlık Yönetici Ortağı olan ve Y kuşağı ile ilgili araştırmalar yapan Evrim Kuran, bu kuşağın en temel ortak davranış kalıbını ‘kabul görmek’ talebi ve bu talebin geliştirdiği ‘isyan’ dili olarak yorumluyor. Kuran’ın Türkiye’de onbinlerce gençle her yıl yaptıkları Universum araştırmalarının sonuçlarına göre ise Türkiye’nin Y kuşağı, profesyonel ve kişisel anlamda gelişebileceği, fikirlerine değer verilen ve mutlaka iş & yaşam dengesini koruyabileceği bir iş ikliminde kendini gerçekleştirmek istiyor. Türkiye’de bu sene 19 binin üzerinde üniversite öğrencisi ile yapılan araştırmaya göre gençlerin çalışacakları şirketin girişimciliklerini ve yaratıcılıklarını kullanmalarına olanak tanımasını, uluslararası açılımları olmasını ve mutlaka iş & yaşam dengesini gözetmesini istiyorlar. 

Deloitte tarafından Türkiye dahil 17 farklı ülkede yürütülen ‘Y kuşağı İnovasyon Yarışması’na göre de Y kuşağı:

*  Teknoloji ile büyüyen ve işlerini daha iyi yapabilmek için teknolojiyi sonuna kadar kullanan bir kuşak. Bu kuşak, e-posta ve SMS ile iletişim kurmayı yüz yüze görüşmeye tercih ediyor ve geleneksel sunum teknikleri yerine webinar gibi online teknolojileri benimsiyor.

*  Aileleri tarafından, bir önceki kuşağın yaptığı hataları tekrarlamamaları için özenle yetiştirilen Y kuşağı gençleri, kendilerine daha fazla güveniyorlar, daha çabuk sonuca ulaşmak ve kariyer basamaklarını daha hızlı tırmanmak istiyorlar.

*  Y kuşağı çocukluk dönemlerinde takım sporları, grup oyunları içinde daha fazla yer aldı. Bu nedenle, takım çalışmasına değer veriyorlar. 

*  Y kuşağı, kendini yaptığı işe adıyor ve kabul görmek istiyor.

*  Y kuşağı, geribildirim ve yol gösterme anlamında ilgi odağı olmayı istiyor. Yaptıkları işlerden dolayı övülmek ve onaylanmaktan mutluluk duyuyorlar.

Evrim Kuran: “Kariyer, kendini gerçekleştirme aracı; bağlılık ancak karşılıklı yaşayabilecekleri bir ilişki; iş değiştirme Türkiye ortalamasında 2,4 yılda bir başvurdukları olağan bir süreç; girişimcilik pek çoğunun rüyalarını süsleyen deneyim ve esneklik ise olmazsa olmazları. Dolayısıyla 21. yüzyıl şirketinin, çalışanlarına sürekli ve etkin bir kariyer danışmanlığı sunması, bağlılık yaratmak için mutlaka hijyen olmayan faktörlere de yatırım yapması, iş değiştirmenin yeni normal olduğunu ve bu gençlerin şirkette kaldığı süreyi uzatmak kadar, öpüşerek ayrılmanın da çok önemli olduğunu hatırlaması, şirket içi girişimciliğin çok kıymetli olduğunu bilmesi gerekiyor.”

Y kuşağı nasıl yönetilir?

Deloitte Stratejik Planlama ve İş Geliştirme Lideri Uğur Süel, Y Kuşağını doğru yönetebilmek için her şeyden önce onlara ilham vermek gerektiğini söylüyor: “Bu kuşağı doğru yönetebilmek için onların mutlaka farklı ve özel yönlerinin ortaya çıkarılmasının sağlanması gerekiyor. Zaten tam da bu noktada Y kuşağı bir yetenek kaynağına dönüşüyor. Y kuşağı’nın farklı bir sadakat anlayışı olduğu görüşündeyim. Bu sadakat duygusunu da kabul görmek, ilham almak, yaratıcılık yetkinliklerini kullanmalarını sağlamak, sürekli yenilenme isteklerini desteklemek, takım çalışmasını yapmak besliyor. Yöneticilerin de özellikle bu noktaları göz önüne alarak bir yönetim anlayışı geliştirmeleri gerekiyor.”

Yönetişmeyi öğrenmeliyiz

Prof. Dr. Acar Baltaş, Y Kuşağı çalışanlarından üst düzeyde verim almak ve onları kurumda tutmak isteyen yöneticinin dikkat etmesi gerekenleri şöyle sıralıyor:

* Genelleyerek değil, kişiselleştirerek yönetin

* Gerçek bir koçluk ilişkisi kurun

* Y kuşağı çalışanlarla arkadaş ve meslektaş ilişkisi içinde olun

* Kurumdaki entelektüel sermayeden kolayca yararlanmalarını sağlayın

* Y kuşağının kendisiyle ilgili yüksek beklentilerini karşılamalarında yardımcı olun

* Y kuşağı çalışanların, yaşları gereği kolay ve hızlı öğrendiklerini dikkate alın.

Evrim Kuran’a göre ise yönetmek değil yönetişmeyi öğrenmemiz gerekiyor: “Yönetmek eyleminin artık dönüşmesi, işteş bir hal alması gerekiyor. Katılımcı ve paylaşımcı bir anlayışı yansıtan bir yönetim anlayışından bahsediyorum. Y kuşağı insan kaynağı ile değer yaratmak isteyen bir şirket yargılamak yerine dinlemeyi, cezalandırmak yerine söz hakkı vermeyi, sindirmek yerine dahil etmeyi öğrenmeli. Gençleri polisiye tedbirlerle yönetmeyi değil, onlarla insani duygu ve değerlerle yönetişmeyi öğrenmeli bu toplum.”

Onlar için eğitim çok önemli

Bugünün ve geleceğin insan kaynağını oluşturan Y kuşağı iş yapış şekillerinde de değişiklikler yaratıyor. Bu da yeni öğrenme ve gelişim metotlarını, geleneksel performans sistemindense daha gelişime ve mentorluğe dayalı kişiselleştirilmiş yetenek yönetimi sistemlerini ön plana çıkıyor. Çalıştıkları kurumda eğitim almaları ve gelişim imkanı bulmaları onlar için çok önemli. Prof. Dr. Acar Baltaş, “Bu konuda bazıları o kadar ileri gidebilir ki çalıştıkları kurumun esas görevinin kendilerini daha donanımlı kılmak olduğunu bile düşünebilirler. Bu özellikler daha önceki kuşağın eğitimlerinden bütünüyle farklıdır. Türkiye’de kurumsal eğitimlerin ilk verilmeye başlandığı 1980’li yıllarda, o dönemde 30-35 yaşları arasında olan çalışanlar, kurumların kendilerine sunduğu; zaman yönetimi, stresle başa çıkma, temel yönetim becerileri gibi kişisel gelişim ve yönetim eğitimlerine katılmayı yersiz, hatta küçük düşürücü olarak algılardı. Y kuşağının temel felsefesi bunun aksine, bir kurumda kendilerini geliştirebilecekleri ölçüde çalışmak ve sonra daha uygun bir iş fırsatı bularak onu değerlendirmek yönündedir” diyor.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND