Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Volkan İkiler: Zorluklarla başa çıkmanın formülleri bizim DNA’mızda var!

reklamcılık sektörü, reklam, Medya ve Reklam Yatırımları 2019 Yılı Raporu, medya ve reklam, Manşet

Türkiye’de Tahmini Medya ve Reklam Yatırımları 2019 Yılı Raporu yayımlandı. İşte Reklamcılar Derneği tarafından on yıldır hazırlanan raporun tüm detayları…

Medya ve reklama yapılan yatırım 2019’da 11 milyar lirayı geçti

Türkiye’de Tahmini Medya ve Reklam Yatırımları 2019 Yılı Raporu yayımlandı. Rapora göre; Türkiye’de toplam medya ve reklam yatımları, bir önceki yıla göre yüzde 6,2 oranında büyüyerek, 11 milyar 49 milyon TL oldu.

Türkiye’de Tahmini Medya ve Reklam Yatırımları 2019 Yılı Sonu Raporu’na göre, toplam medya yatırımları 8 milyar 839 milyon TL olarak gerçekleşti. Yine bu dönemde toplam reklam ve medya yatırımlarının tutarı, 11 milyar 49 milyon TL oldu. İlgili rapor, Reklamcılar Derneği, Reklamverenler Derneği (RVD), İnteraktif Reklamcılık Derneği (IAB TR), Açıkhava Reklamcıları Vakfı (ARVAK), Ulusal Radyo Yayıncıları Derneği (URYAD) ve Mobil Mecralar Araştırma Pazarlama ve Reklamcılık Derneği (MMA) adına bağımsız danışmanlık şirketi Deloitte tarafından hazırlandı.

“Yeni bir döneme giriyoruz”

Rapor ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Reklamcılar Derneği Başkanı Volkan İkiler, Türkiye Tahmini Medya ve Reklam Yatırımları Raporu’nun, Reklamcılar Derneği tarafından on yıldır hazırlanarak yayınlandığına işaret etti.

Bu yıl Türkiye pazarlama iletişimi dünyası için çok önemli bir adım atarak, tüm sektör derneklerinin el ele verdiği ve sektörün gelişimi adına birbirleriyle daha da yakından çalışıldığı bir döneme girdiklerine de işaret eden İkiler, bu konuda, “2019 yılı itibariyle, medya yatırımlarını tüm sektör derneklerinin ortak çalışmasıyla açıklamaya karar verdik.

Reklamcılar Derneği öncülüğünde, Açıkhava Reklamcıları Vakfı (ARVAK), İnteraktif Reklamcılık Derneği (IAB TR), Mobil Mecralar Araştırma Pazarlama ve Reklamcılık Derneği (MMA), Reklamverenler Derneği (RVD) ve Ulusal Radyo Yayıncıları Derneği (URYAD) güçlerini birleştirdi. Doğru ve verimli ölçümleme ve raporlama için çalıştık ve çalışmaya devam edeceğiz. Tüm sektör dernek üyelerine ve başkanlarına destekleri için teşekkür ederim” şeklinde açıklamada bulundu.

“Zorluklarla başa çıkmanın formülleri bizim DNA’mızda var”

İkiler, Corona salgının sektöre olan etkileri hakkında ise şunları söyledi:

“Türkiye’de de ilk vakanın açıklanması ile sektörümüzün etkilendiğini söylemek doğru olur. Ancak, bizim sektörümüzde çok önemli bir pratik var. Zor zamanlarda kenetlenmeyi çok iyi biliyoruz; zorluklarla başa çıkmanın formülleri bizim DNA’mızda var. Hem reklamverenlerin aldığı hızlı aksiyonlar hem de ajansların hızlı çözümleri ile bu durumdaki en doğru adımların kısa zamanda atılmaya başlandığını söylemeliyiz. Uzun vadede kazananlar bu dönemde iletişimde kalanlar, güne adapte olanlar ve yaratıcılık performans dengesini doğru kuranlar olacak.”

“Zorlu günlerde sağlam duracağız ki yarınlara daha güçlü hazırlanalım”

Reklamverenler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Pura “Dünya’da sektörümüzde yaşanan gelişmeleri çok yakından takip ediyoruz ve 2020 yılının başından itibaren yaşanan Corona Virüsü salgını nedeniyle görüyoruz ki, bu eşine az rastlanır dönemde dahi sektörümüz sağlam duruşuna devam ediyor, toplumda birlik ve beraberlik ile farkındalık yaratmak adına üstlendiği misyonun hakkını veriyor. Kampanyalarında halka maddi manevi desteklerini açıklayan global reklamverenlerin yanında, yerel markalarımızdan ülke ekonomimize destek yaratan açıklamalar geliyor” dedi ve “Bu örneklerden aldığım ilhamla diyorum ki; doğa ve insanlık için yeni bir başlangıç olacak bu sancılı günlere rağmen reklam sektörü sağlam durmaya devam edecek ve yarınlara daha güçlü hazırlanacak. Markaya yatırım esastır, 2. Dünya Savaşı’nda reklama devam eden şirketlerin markaları bugün hala güçlü varlıklarını sürdürüyor, lütfen reklama devam!” diyerek görüşlerini ifade etti.

TV kuruluşlarının pazar payı yüzde 46

Medya yatırımlarında en büyük payı, 2019 sonu itibariyle sektörde yüzde 46 oranında pazar payına erişen televizyon kuruluşları aldı. Televizyonu yüzde 33,3 ile dijital mecralar takip etti. Üçüncü sırada yüzde 9,4 ile açıkhava yer aldı.

2019 yılında en büyük düşüş basın yatırımlarında yaşandı. Basın yatırımları toplamda yüzde 25,9 düşerek, yüzde 6,5 pazar payı ile dördüncü sıradaki yerini korudu. 2019 yılında televizyonlara yapılan medya yatırımı 4 milyar 68 milyon TL olarak gerçekleşirken, dijital mecralara 2 milyar 940 milyon TL’lik yatırım yapıldı.

2019 yılı genelinde medya yatırımları arasında dijital mecralara yapılan yatırımlar önemli ölçüde arttı. Dijital mecralara yapılan yatırım 2018 yılı ile karşılaştırıldığında yüzde 19 arttı. Medya yatırımları arasında en fazla paya sahip olan TV yatırımları ise yüzde 5 oranında artış gösterdi. Açıkhava yatırımları yüzde 2,5 artışla 831 milyon TL, basın yatırımları yüzde 25,9 düşüşle 578 milyon TL, radyo yatırımları yüzde 9,7 artarak 327 milyon TL olarak gerçekleşti. Sinema yatırımları söz konusu dönemde yüzde 7,1 arttı ve 95 milyon TL oldu. Radyonun toplam medya yatırımlarındaki payı yüzde 3,7 olurken, sinemanın payı yüzde 1,1’de kaldı.

Dijital mecralar yükselişte

2018 yılı ile karşılaştırıldığında 2019 yılında dijital mecralarda yüzde 19 büyüme ile birlikte, toplam 2 milyar 940 milyon TL’lik(*) yatırım gerçekleştirildi.

2019’da dijital yatırım içinde en fazla payı 1 milyar 680 milyon TL ile display aldı. Display’deki artış yüzde 18,9 olarak gerçekleşirken, bu alanda gösterim/tıklama bazlı mecraların 2019 yılındaki payı yüzde 64, videoların yüzde 29, native’in payı yüzde 8 olarak gerçekleşti.

2019’da gösterim/tıklama bazlı reklam yatırımları, bir önceki yıla göre yüzde 11,4 oranında artarak, 1 milyar 69 milyon TL oldu. Yine 2019 yılında video bazlı yatırımları bir önceki yıla göre 36.9’luk artışla 483 milyon TL, native reklam yatırımları da bir önceki yıla göre yüzde 26,7 artarak, 128 milyon TL olarak gerçekleşti.

Dijital mecra yatırımlarının %64’ü mobil ekranlar, %36’sı ise PC ve laptop üzerinden gerçekleşmiştir. Geçen yıla göre mobil ekran harcamalarının toplam dijitaldeki kırılımı artmış ve %35,6 oranında büyümüştür.

Arama motorlarına yapılan yatırım yüzde 20,2 arttı

2019 yılında dijital mecra yatırımları içerisinde 2018 yılı ile karşılaştırıldığında en fazla yatırım artışı yüzde 20,2’lik artışla arama motorlarında oldu. Bu dönemde arama motorlarına, 1 milyar 110 milyon TL’lik yatırım yapıldığı görüldü. Arama motorlarını yüzde 10,5’lik artış ile ilanlar izledi. İlanlar için 2019’da 125 milyon TL yatırım yapıldı.

2019 yılında dijital medya yatırımlarının yüzde 20,5’ini sosyal medya, yüzde 64,2’sini mobil platform, 70,7’sini programatik satın alma yatırımlar oluşturdu.

Geçtiğimiz yıl, sosyal medyaya 603 milyon TL, mobil platformlara 1 milyar 887 milyon TL ve programatik satın almaya ise 2 milyar 79 milyon TL tutarında yatırım yapıldı.

Öte yandan, Açıkhava olumsuz koşullara karşın büyümesini sürdürdü. 2019 yılında 831 milyon TL olarak gerçekleşen ve % 2.5 büyüyen Açıkhava medya yatırımlarının 111 milyon TL’sini 2018 yılı ile karşılaştırıldığında yüzde 31,2 artışla dijital açıkhava, yine 111 milyon TL’sini yüzde 18.9’luk artışla büyük alan ve 609 milyon TL’sini de yüzde 3.8 düşüşle reklam üniteleri yatırımları oluşturdu.

Gıda ilk sırada

Sektörel bazda bakıldığında ise, 2019 yılında reklam yatırımları en büyük sektörlerin başında; gıda ilk sırada yer aldı. Gıdayı, ikinci sırada perakende ve üçüncü sırada ise kozmetik ve kişisel bakım sektörü takip etti.

Yine 2019 yılında reklam yatırımları en çok büyüyen sektörlerin başında ise; ev temizlik ürünleri geldi. Bunu sırasıyla perakende, kozmetik ve kişisel bakım izledi.

Dünya pazarı 2019’da da büyümeye devam etti

Öte yandan, Türkiye’de Tahmini Medya ve Reklam Yatırımları 2019 Yılı Sonu Raporu’na göre dünyada medya yatırımları tahminen 640 milyar Dolar’a ulaştı. Sektörün 2020 yılı tahmini ise 668 milyar Dolar olacağı yönünde. 2019 yılında, Dünya genelinde %4,4 büyüdüğü tahmin edilen toplam medya yatırımlarının %47’si dijital mecralara yapılırken, dijital mecrayı %29 ile televizyon mecrası takip etmektedir. Yıllık medya yatırım büyüklüğü 1 milyar ABD dolarının üzerinde olan 41 ülkedeki toplam yatırım hacmi $610 milyar olup, bu rakam dünya genelindeki toplam yatırımların yaklaşık %95’ini temsil etmektedir. Bu 41 ülkedeki medya yatırımları, bir önceki yılın aynı dönemine göre (yerel para birimleri ile) ortalama yüzde 9,1 seviyesinde büyüme gösterdi.

İlgili rapora göre Türkiye, medya yatırımları büyüklüğü açısından dolar bazında dünyanın 35. büyük pazarı konumunda yer alırken, toplam hacim içinde payı yüzde 0,2 seviyesinde. Rapora göre, Türkiye’de medya yatırımlarının Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) içindeki oranı, en büyük 41 pazar içindeki en düşük oran olup, ülkemizin medya yatırımlarının GSYH’ye oranının sahip olduğu değerin yaklaşık 3,5 katlık bir büyüme potansiyeli olduğuna işaret edildi.

Sektörün 2020 yılı medya yatırımları tahmini ise 668 milyar Dolar olacağı yönünde idi ancak Covid-19 salgını nedeniyle, dünyanın iki büyük pazarı olan Amerika ve Çin’deki son gelişmeler, diğer yandan reklam sektörünün lokomotifi olan, 2020 Tokyo Olimpiyatları’nın da dahil olduğu birçok uluslararası organizasyonun iptali nedeniyle, 2020 büyüme hedeflerinin tekrar gözden geçirilmesi bekleniyor.

Kaynak: www.thebrandage.com

Advertisement

MAKALE

Zipf yasası nedir?

zipf yasası, zipf örnekleri, zipf, Manşet, george zipf

Birçok alanda biz farkında olmasak bile basit ve matematiksel bir düzen var. George Zipf, belli bir metindeki kelimelerin kullanım sıklığıyla ilgili bir desenin bulunduğunu yıllar önce ortaya koydu. İşte Zipf yasası olarak adlandırılan bu bulgunun anlamı ve tüm detayları…

Yaşamın İçinde Gizemli Bir Yasa: Zipf Yasası

Yaşadığımız dünyayı anlamaya ve ölçümlemeye çalıştıkça tesadüf eseri oluştuğunu düşündüğümüz şeylerde bile bir düzen olduğunu keşfediyoruz. Algıda seçicilik oluştukça bu düzen, pek çok defalar farklı formlarda karşımıza çıkabiliyor.

Harvard Üniversitesi’nde bir dil uzmanı olan George Zipf’in (1902-1950), 1932 yılında yayınladığı “Selected Studies of the Principle of Relative Frequency in Language” başlıklı makalesinde, hangi dilde yazılmış olursa olsun, belli bir metindeki kelimelerin kullanım sıklığıyla ilgili bir “desenin” bulunduğunu ortaya koydu.

Zipf’in bulgularına göre kelimeler kullanım sıklığına göre sıralandıklarında ilk sıradaki kelime, yani en sık kullanılan kelime, ikinci sıradaki kelimenin iki katı kadar kullanılıyordu.

Başka bir deyişle ikinci sıradaki kelime ilk sıradaki kelimenin yarısı kadar kullanılıyordu. Üçüncü sıradaki kelime ilk kelimenin üçte biri kadar, dördüncü sıradaki kelime ilk kelimenin dörtte biri kadar olacak şekilde bu düzen devam ediyordu.

Günümüzde bilgisayar yardımı ile çok sayıda dilde yazılmış yüzlerce eserdeki kelimeler incelendiğinde, Türkçe dahil bütün doğal dillerdeki eserlerin ortalama olarak bu yasaya uyduğu gösterildi.

Sıra-sıklık kuralı adını verdiğimiz bu kural, diğer alanlarda olduğu gibi ekonomi veya sosyal bilimlerde en dikkat çekici deneysel gerçeklerden birisidir. Zipf Yasası’nın başka sistemlerde de ortaya çıkması, bu durumu çok daha ilginç kılmakta.

Mesela 2004’te yapılan bir araştırmada, dünyadaki şehirler nüfusa göre sıralandığı zaman dünyadaki şehirlerin ortalama olarak Zipf Yasası’na uyduğu gösterildi. Bir ülkedeki en kalabalık şehrin nüfusu, yaklaşık olarak ikinci sıradaki şehrin nüfusunun iki katı kadar çıkıyordu.

İşin içine girdikçe ve araştırmalar arttıkça zaman gösterdi ki bu kanun daha pek çok yerde karşımıza çıkmakta.

İnternet siteleri aldıkları trafiğe göre, depremler büyüklüklerine göre, Ay’daki kraterler yarıçaplarına göre, şirketler gelirlerine göre, makaleler aldıkları atıfa göre sıralandıkları zaman, kişilerin aldıkları telefon adetleri, protein-protein etkileşimleri, savaşlarda ölen insanlara göre savaşlar sıralandıkları zaman hepsi şaşırtıcı bir şekilde bu gizemli Zipf Yasası’na uyar.

Ortak soru, peki ama neden olacaktır…

Nasıl oluyor da dil, şehir nüfusu, ya da yemek tariflerindeki malzemeler gibi birbiri ile alakasız karmaşık yapılar bu kadar basit bir matematiksel yasaya uymaktadır?

Konuşmak, yazışmak, yemek yapmak, bir yere göç etmek gibi eylemlerimiz nasıl oluyor da büyük resimde anlamlı bir denklemi takip etmektedir? Ne yazık ki bu soruların herkesçe kabul edilmiş bir cevabı mevcut değil.

Bazıları bu yasayı istatistikle açıklamaya çalışırken, bazıları da insan zihninin yapısına atıf yaparak açıklamaya çalışır. Bizce en mantıklı açıklama şu şekilde olabilir.

Zipf yasası Pareto dağılımına dayanmaktadır. Zipf yasası veya diğer adı ile zeta dağılımı sürekli Pareto dağılımının aralıklı dağılım karşılığıdır.

Olasılık kuramı ve istatistik bilim dallarında Pareto dağılımı birçok pratik uygulaması bulunan ve “küçük” bir nesnenin bir “büyük” nesneye dağılımında kararlılık elde edildiği hallerde kullanılan bir sürekli olasılık dağılımı veya bir güç kuramıdır. 80-20 oranı adı altında bilinmektedir.

İş dünyasında satılan ürünlerin %20’si şirket karının %80’ini oluşturur. Trafikte kazaların %80’ine sürücülerin %20’si sebep olur. Her yıl gösterime giren 300 filmden sadece 4 tanesi (yani %1.3’ü) bilet satışlarının %80’ini oluşturur ve örnekler bunun gibi uzayıp gidebilir.

Zipf Yasası birbirimizle iletişim kurma, ticaret yapma ve topluluk oluşturma yöntemlerimizi sağlama bağlayan temel bir toplumsal dinamik kuralın belki de sadece bir yönüdür.

Yazar: Sibel Çağlar
Kaynak: www.matematiksel.org

Okumaya devam et

MAKALE

İş yerinde istikrar ne kadar önemli?

performans, Manşet, iş yerinde istikrar, iş hayatı, çalışmak, çalışma süresi

Bir iş yerinde ne kadar süreyle çalışmak doğrudur? Çok iş değiştirmek mi yoksa uzun süre aynı iş yerinde çalışmak mı gerekir? Tüm bu soruların ideal bir cevabı var mıdır? İşte www.bbc.com sitesinin yanıtı…

Aynı işte ne kadar çalışmalı?

Bazıları bir işte sekiz ay çalıştıktan sonra ayrılmanın normal olduğunu, bazıları ise 18, 48, hatta 72 ay kalıp yeteneklerinizi kanıtlamanız gerektiğini söylüyor.

Bu konudaki farklı düşünceleri almak için Quora adlı paylaşım sitesine başvurduğumuzda karşılaştığımız cevapları şöyle özetleyebiliriz.

Yeni başladığınız işte ne kadar kalıp kalmayacağınızı belirleyen iki faktör vardır: O işten ne kadar öğrendiğiniz ve kariyeriniz için yaratabileceği fırsatlar.

İşinizi 8, 18, 48 ve 72 aylık dönemler halinde değerlendirmeniz salık veriliyor. İyi bir gerekçeniz olmadan yeni başladığınız bir işten 8 aydan önce ayrılmanız başarısızlık olarak algılanabilir; deneme süresinden ya da ilk performans değerlendirmesinden geçmediğiniz düşünülebilir.

Makul süre

Uzmanlar 18 ayın kabul edilebilir sosyal limit olduğunu, sizin en azından bir değerlendirme dönemini başarılı tamamladığınız anlamına geleceğini belirtiyor.

Performansınızın özellikle kötü olduğuna ya da yerinizde saydığınıza dair bir bilgi yoksa dört yıllık (48 ay) bir süre sizin için “tam not” demektir. Başarınız sürekli artış göstermiş ve en azından bir kez terfi etmişseniz iyi durumdasınız demektir. Bunların hiçbiri henüz olmamışsa iki yıl daha o işte kalıp bu eksikleri gidermek gerekir.

Altı yıl geçmiş ve hala terfi etmemiş ya da daha iyi bir projeye geçmemişseniz artık kaygılanma vakti gelmiş demektir. Altı yıl aynı mevkide kalmak kişinin yeterince hırslı ya da motivasyonlu olmadığının göstergesi olarak algılanır. En azından işten çıkarılmamış olmak da belki bir başarıdır, ama averajdır. Oysa terfi ettiğiniz sürece o işte istediğiniz kadar çalışabilirsiniz demektir.

İstikrarın önemi

İstikrar konusunda da söylenmesi gerekenler vardır. Çok yönlü bir ofis işinde ortalama bir insan en çok iki yılda her şeyi öğrenebilir. İşinizi çok iyi yapıyorsanız terfi edilirsiniz, edilmediyseniz de o işten nefret etmeniz ya da çok daha iyi başka bir fırsat çıkması halinde ancak ayrılmanız tavsiye edilir.

Fakat kısa sürede birçok kez iş değiştirmek de iyi karşılanan bir şey değildir. Çabuk sıkıldığınızın, işten çıkarıldığınızın ya da her an çalışma ekibinizi bırakmaya hazır olduğunuz şeklinde algılanabilir.

İstisnalar da var

Ama her durumda olduğu gibi burada da istisnalar olabilir. Quora’da verilen bir örnek şöyle: Her ikisi de sekiz yıllık tecrübeye, benzer eğitim düzeyine sahip iki aday aynı işe başvuruyor. Biri her işinde ikişer yıl kalarak dört iş değiştirmiş, diğeri ise iki ayrı işte dörder yıl çalışmış. Hangisini seçerdiniz?

Müdür, daha çok sayıda işte çalışarak farklı alanlarda tecrübe edinmiş birinci adayı seçmiş. Onun esneklik, tecrübe çeşitliliği ve uyum sağlama yeteneği sergilediğini düşünmüş.

Yani bir şirkette uzun süre çalışmış ve iş değiştirmek istiyorsanız önce orada somut bir başarı kaydettiğinizden emin olmalı, sonra yeni sorumluluklara hazır olduğunuzu göstermelisiniz.

Kalbinizin sesini dinleyin

Bazıları ise yaptığınız işi sevmiyorsanız ille de belli bir süre tamamlamanız gerektiğini düşünerek o işte kalmanın doğru olmadığını, kendi hayatınızı başkalarının belirlediği kurallara göre değil kendi kurallarınıza göre yaşamak gerektiğini söylüyor.

Yeni başvuracağınız işte önceki işinizden ayrılma nedeniniz sorulduğunda ise eski işinizden neden memnun olmadığınızı, bu işin neden farklı olduğunu anlatmanız, güçlü ve özgüvenli olduğunuzu göstermeniz yeterli olabilir.

Yazar: Maria Atanasov 
Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

Öğrenme sürecine yönelik kuramlar

öğretim kuramları, öğretim, öğrenme süreci, öğrenme, Manşet, eğitim

İnsan, doğduğu andan itibaren yaşamının her anında öğrenme eylemini gerçekleştirir. Tüm hayatımıza yayılan bu eylem üzerine birçok bilim insanı da araştırmalar yapmıştır. Bu araştırmalar sonucunda da öğrenme sürecine yönelik kuramlar geliştirmişlerdir. İşte o kuramların en popüler olanları…

Eğitim Denilince Akla Gelen 6 Önemli Öğretim Kuramı  

Öğrenme sürecine yönelik kuramlar uzun zamandır popülerliğini koruyor. Bu kuramlardan bazıları soyut olmaktan öteye geçemese de, aslında birçoğu günlük hayatta sınıf ortamında uygulanıyor. Öğretmenler, öğrencilerinin öğrenme çıktılarını geliştirmek için, kimisi onlarca yıl önce ortaya atılmış birden fazla kuramı birleştiriyorlar. İşte eğitim alanındaki en bilinen ve en popüler öğretim kuramlardan bazıları:

1 – Çoklu Zeka Kuramı

Howard Gardner tarafından geliştirilen çoklu zeka kuramı, insanların sekiz farklı zeka türüne sahip olabileceğini ileri sürüyor. Bu türleri; müziksel-ritmik, görsel-uzamsal, sözel-dilsel, bedensel-kinestetik, kişilerarası-sosyal, içsel ve doğacı-varoluşçu zeka olarak sıralayabiliriz. Bu sekiz zeka türü, kişilerin bilgileri farklı şekillerde işlediğini açıkça ortaya koyuyor. 

Çoklu zeka kuramı öğrenme ve pedagoji dünyasında devrim etkisi yarattı. Günümüzde de öğretmenlerin bazıları, sekiz zeka tipi temel alınarak oluşturulmuş ders programları kullanıyor. Dersler, her bir öğrencinin öğrenme stili ile uyuşacak teknikler kullanılarak tasarlanıyor. 

2 – Bloom Taksonomisi 

1956 yılında Benjamin Bloom tarafından geliştirilen Bloom taksonomisi, öğrenme hedeflerinin hiyerarşik olarak sıralandığı bir sınıflandırmadır. Bu model, kavramları karşılaştırmak ve kelimeleri tanımlamak gibi bireysel eğitim çalışmalarını altı farklı eğitimsel kategoriye ayırır: Bilgi, anlayış, uygulama, analiz, sentez ve değerlendirme. Bu altı kategori, karmaşıklık seviyesine göre düzenlenir.  

Bloom taksonomisi, eğitimcilere öğrenme konusunda iletişim kurmaları için ortak bir dil sağlar ve öğretmenlerin öğrencileri için net öğrenme hedefleri belirlemelerine yardımcı olur. Bununla birlikte, bazı eleştirmenler taksonominin öğrenme üzerine “yapay” bir sıralama uyguladığını ve davranış yönetimi gibi bazı önemli sınıf kavramlarını gözden kaçırdığını iddia ediyor.

3 – Yakınsal Gelişim Alanı ve Yönlendirici Destek

Lev Vygotsky, çok sayıda önemli pedagojik teori geliştirdi. Ancak sınıfla ilgili düşüncelerinden en önemli ikisi, Yakınsal Gelişim Alanı ve Yönlendirici Destek teorileri. 

Vygotsky’e göre, Yakınsal Gelişim Alanı bir öğrencinin tek başına başarıp başaramayacakları arasındaki kavramsal boşluktur. Vygotsky, öğretmenlerin öğrencilerini desteklemelerinin en etkili yolunun onların Yakınsal Gelişim Alanlarını belirlemek ve bu alanın ötesindeki görevleri başarmaları için onlarla birlikte çalışmaları olduğunu ileri sürüyor. Örneğin, öğretmen sınıfta okuma etkinliği için öğrencilerin kolaylıkla okuyabileceğinden biraz daha zorlayıcı bir hikaye seçebilir. Ardından, ders boyunca okuma ve anlama becerilerini geliştirmeleri için onları destekleyebilir ve teşvik edebilir. 

İkinci teori olan Yönlendirici Destek ise, her çocuğun yeteneklerinin en iyi şekilde sonuç vermesi için verilen desteğin seviyesini ayarlamak olarak tanımlanabilir. Örneğin, öğretmen sınıfa yeni bir matematik kavramını öğretirken öğrencilere önce tamamlamaları gereken görevin tüm adımlarını açıklar. Öğrenciler konuyu daha iyi anlamaya başladıkça öğretmen de verdiği desteği yavaş yavaş azaltır. Görevin her adımında öğrenciyi bilgilendirmek yerine yalnızca gerekli yerlerde hatırlatmalar yaparak öğrencinin görevi kendi başına tamamlamasını sağlar.

4 – Şema ve Yapılandırmacı (Oluşturmacı) Teori

Jean Piaget’nin şema teorisine göre, öğrencilerin varolan bilgileri sayesinde öğrendikleri yeni bilgi daha derin bir anlam kazanıyor. Bu teori, öğretmenleri derse başlamadan önce öğrencilerinin önceden bildikleri hakkında düşünmeye davet ediyor. Aslında bu birçok sınıfta her gün gözlemlenen bir durum; neredeyse her öğretmen derse başlamadan önce öğrencilerine belirli bir konuyla ilgili ne bildiklerini sorar.

Piaget’in bireylerin eylem ve deneyim yoluyla anlam inşa ettiklerini ifade eden yapılandırmacılık teorisi bugün okullarda önemli bir rol oynamaktadır. Yapılandırmacı sınıf, öğrencilerin bilgiyi pasif bir şekilde özümsemekten ziyade yaparak öğrendikleri sınıftır. Yapılandırmacılık, çocukların günlerini uygulamalı faaliyetlerde bulunarak geçirdikleri erken çocukluk eğitim programlarının birçoğunda yer alır.

5 – Davranışçılık

B.F. Skinner tarafından ortaya konan davranışçılık, tüm davranışların harici bir uyarana verilmiş bir tepki olduğunu ileri süren bir dizi teoridir. Sınıfta davranışçılık; ödül, övgü ve hediye gibi olumlu teşvikler sayesinde öğrencilerin öğrenme ve davranışlarının gelişeceği teorisidir. Davranışçı teori, olumsuz teşvikin – diğer bir deyişle cezanın – bir çocuğun istenmeyen davranışları durdurmasına neden olacağını da ileri sürer. Skinner’a göre, bu tekrarlanan teşvik teknikleri davranışı şekillendirebilir ve öğrenme çıktılarını geliştirebilir. Davranış teorisi, öğrencilerin iç zihinsel durumlarını göz ardı etmesi ve bazen de rüşvet veya baskı görünümü yaratması nedeniyle sık sık eleştirilir. 

6 – Spiral (Sarmal) Programlama

Sarmal programlama teorisi, Jerome Bruner tarafından geliştirilen ve çocukların yaşa uygun bir şekilde sunulması şartıyla şaşırtıcı derecede zorlu konuları ve sorunları anlayabileceklerini iddia eden teoridir. Bruner, öğretmenlerin konuları her yıl yeniden gözden geçirmelerini (sarmal fikri buradan geliyor) ve programa biraz daha karmaşıklık ve ayrıntı eklemelerini öneriyor. Spiral bir programa ulaşmak, okuldaki öğretmenlerin programlarını iş birliği içinde hazırladıkları ve öğrencileri için uzun vadeli ve çok yıllı öğrenme hedefleri belirledikleri; eğitime kurumsal bir yaklaşımı benimsemiş bir okul ortamı gerektirir.

Kaynak: www.egitimpedia.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER11 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND