Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Video içerik yazılı içeriğe karşı!

Dijital dünyada oldukça sesli, oldukça hareketli bir devrim yaşanıyor son dönemde. Yazılı içerik karşısında video içeriğin bangır bangır yükselişinden bahsediyoruz. Peki gerçekten de internet kullanıcıları izlemeyi okumaya tercih mi ediyor? İşte içerik savaşlarındaki son durum…

yazılı içerik, video içerik, içerik üreticiliği

Dijital dünyada oldukça sesli, oldukça hareketli bir devrim yaşanıyor son dönemde. Yazılı içerik karşısında video içeriğin bangır bangır yükselişinden bahsediyoruz.  Peki gerçekten de internet kullanıcıları izlemeyi okumaya tercih mi ediyor? İşte içerik savaşlarındaki son durum… 

Video içerik yazılı içeriği öldürecek mi?

Dijitalleşen dünyada önemini gittikçe artıran videonun, yazılı içeriğin geleceğini nasıl etkilediğini ve reklam sektörüne yansımalarını işin uzmanlarına sorduk. Kamer Yılmaz

İçeriğin krallığı uzun bir süredir konuşulurken, her panelin her eğitimin sonu “Content is the King” denilerek bitirilirken hayatımıza bir de video içerik girdi.

Artık yeni söylem “video içerik ön planda, kitle izlemeyi daha çok seviyor” yönünde. Peki gerçekten de internet kullanıcıları izlemeyi okumaya tercih mi ediyor? Bu yeni içerik tipi reklam dünyasını nasıl etkiledi?

Video izleme oranları yükselirken, 2017 için tüketici içeriğinin çoğunluğunun video içerikten oluşacağı öngörülüyor. Özellikle de video ile viral yayılan başarı öyküleri markalar dünyasında dikkat çekiyor. Hedef kitlenin daha çok ilgisini çekip etkileşimin gerçekleştiği içeriklerden biri haline gelen viral videolar, içerik pazarlamasında markanın bilinirliğini artırırken bir taraftan da takipçi sayısını artırarak trafiği olumlu etkiliyor. Artık metin okumayı sevmeyen azımsanamayacak bir kitlenin, çok daha kolay anlaşılan bir video içerikle dikkati çekilebiliyor.

Bütün bu değişim yanında ise ısrarla okumaya devam eden, video gördüğü zaman sayfayı çekinmeden aşağıya kaydıran içerik takipçileri/tüketicileri var.

Konuyla ilgili Yemek.com Ürün Müdürü Batuhan Apayadın “Video yazılı içeriğin yerine geçecek değil, fakat onu tamamlayacak bir içerik tipi” derken; Batesmotelpro kurucularından Volkan Öge de bu geçişin aslından gelenekselden dijitale olduğuna değiniyor. Reklam ve İçerik Ajansı Fevreka’nın kurucusu Tansel Akdan ise içeriğin sadece formatının değiştiğini anlatıyor. Video içerik türünde yarattığı girişimle kısa zamanda dikkatleri çeken bikafalar.com’un ve Tezgahçılar’ın kurucu ortaklarından Bora Öğünç ise daha etkileyici ve güzel videolar yapmanın video izleme oranlarına etkisine değiniyor.

Video gümbür gümbür geliyor

Batuhan Apaydın / Yemek.com Ürün Müdürü

Genel olarak videonun gümbür gümbür geldiğini görmek artık zor değil. Ancak kaliteli ve özgün yazılı içeriğin her zaman okuyucu bulmaya devam edeceğini düşünüyorum. Video yazılı içeriğin yerine geçecek değil, fakat onu tamamlayacak bir içerik tipi.  Eskiye göre daha kolay ve hızlı üretilebilir, izlenebilir ve yayılabilir olması videoyu belirgin şekilde öne çıkardı. Bu süreçte Youtube hesabıyla ciddi gelir elde eden YouTuber’lar, Facebook’un videoyu daha çok izletmesi, live stream teknolojisinin gelişmesi, markaların daha fazla insana daha kreatif yollarla ulaşmak istemesi ve videonun da bunun için uygun format olması bizi video ile iyice haşır neşir hale getirdi. Yemek.com olarak video içeriğin hayatımızın gündemine düşeceğinin en başından beri farkındaydık ve bu nedenle Türkiye’de videoya yatırım yapan, ekip kuran, stüdyo oluşturan ilk mecralardan biri olduk. Bugün yemek tarifleri başta olmak üzere birçok farklı konuda eğlenceli ve iştah açan videolar üretiyoruz. Videolarımız özellikle Facebook’ta çok izleniyor ve burada görüntülenmesi 600 bine yaklaşan videolarımız bulunuyor. Araştırmalara baktığınızda da, tüm dünyada Facebook’ta en çok izlenenlerin yemek videoları olduğu görülüyor. Video içerik markaların tüketiciye ulaşma biçimini de temelden değiştiriyor. Ancak burada önemli olan markanın pozisyonuna ve hedef kitlesine uygun mecrada, doğru içerikle video üretebiliyor oluşu. Eğer hedef kitle gençse Snapchat ile Periscope gibi mecralar, markanın ürünleri moda ve kozmetikse Youtube öne çıkıyor. Marka canlı yayın yapabiliyorsa Periscope ve Facebook’ta içerik üretmek mümkün. Öte yandan Facebook son aylarda öne çıkardığı live stream özelliği ile Youtube’un önüne geçecek gibi.

Burada dikkat edilmesi gereken bir nokta daha var: Videonun kullanıcılar tarafından çok kolay üretilebiliyor ve yayılabiliyor olması, markaların kolaya kaçabileceği anlamına gelmiyor. Aksine amatör kullanıcılar her gün kreatif ve eğlenceli videolar ürettikçe, profesyonel olması beklenen markalardan da video içeriği konusunda beklenti artıyor. Bu yüzden markaların bu işe önem vermesi, video formatından ve izleyecek kitlenin beklentilerinden anlayan mecra ve yayıncılarla çalışması lazım.

Gelenekselden dijitale geçiş

Volkan Öge / Batesmotelpro Kurucu Ortak

Geleneksel tarafın kuralları, dijital dünyanın ise dinamikleri var. Muhtemelen dijitalde hiçbir zaman denklemdeki değişkenler sabitlenmeyecek, trendler kurallara dönüşmeyecek. Uzun süredir içeriklerdeki küçülmeyi izliyorduk. İçerikteki küçülme durdu, artık form değiştiriyor. Video üretilmesi kolaylaştıkça ve zevklileştikçe, giderek ortamlardaki varlığını artırdı. Uzun bir süre daha da artıracağına şüphem yok diyebilirim. Youtube kanalları artacak ve büyük bir ekosisteme dönüşecek. Belki de yanına yeni özel platformlar eklenecek. Yazınsal içerik kolay kolay ölmeyecektir ama Snapchat’in video üretimine getirdiği gibi bir farklı bakış açısı ile text içerik üretimi üzerine yeni uygulamalar çıkmadığı taktirde kan kaybetmeye devam edecektir.

Bu durum markaları ve internet tüketicisini nasıl etkileyecek?

Ülkemizde markalar, içerik iletişimi konusunda bence henüz başlangıç aşamasındalar. Content ve hero content birlikteliği, istikrarın önemi, yayıncılık anlayışı gibi disiplinler hala birçoğuna yabancı geliyor. Videonun ne kadar güçlü olduğunu herkes anlamış olabilir ama hala dijitali geleneksel taraf ile kıyaslayarak anlamaya çalışıyorlar. Reklam videosu yapmak ile video içerik iletişimi arasındaki farkı net görebilmek gerek. Bu dinamikler anlaşıldıktan sonra markalar video içerik iletişiminden büyük faydalar sağlayacaklar. Markalar için bu geçiş, video-text arası değil, geleneksel-dijital arasında olacaktır diye düşünüyorum.

Tüketicilerde her zaman bir tembellik eğilimi var. Yazılar kolay okunsun diye küçültüldü. Videolar kolay izlensin diye kısaltıldı. Şimdi yazınsal içerik, okunması da zahmetli olduğundan video formuna dönüşüyorsa, dijitaldeki trendler tüketicinin üşengeçliğine göre şekilleniyor demektir. Bir noktada üretmesi kolay şeylerin fazla avamlaştığı için gözden düşeceğine, uzun vadede içerik kalitesi konusunda sıkıntıya girileceğini düşünüyorum. Tüketici her ihtimalde en az etkilenen taraf olacaktır.

İçerik hala kral, sadece form değiştiriyor 

Tansel Akdan / Fevreka Reklam ve İçerik Ajansı Kurucusu

İçerik, pazarlamada markaların kullanıcılarıyla internet ve sosyal medya üzerinden etkileşime geçtiği bir araç. Markalar ürettikleri içeriklerle kullanıcılarının hayatlarını kolaylaştırarak onları markaları için birer savunucu ve müşteriye dönüştürüyorlar. Bu sebeple, son dönemde videonun yükselişiyle akıllarda soru işaretleri oluşsa da içerik vazgeçilmez bir araç.

Teknolojinin ilerlemesi ile data fiyatlarının ve kapladıkları alanların düşmesi önce kaliteli görsel içerik üretiminin artmasını şimdi de video içeriklerin artmasını sağlamakta. Yazılı içerik blogların daha popüler olduğu 2000’li yılların ortalarından sonlarına doğru yerini görsel içeriğe bırakmıştı. Online pazarlamada yazı yalnız başına kullanılmamaya başlanmış, hatta yazılar çıkartılarak görsellerin kapladığı alanlara ve görsel kaliteleri ön plana çıkarılmaya başlanmıştı. İnfografikler, illüstrasyonlar, fotoğraflar metinlerin yerini almıştı artık. 2014 yılı itibarıyla video içerikler sosyal medyada daha dikkat çeker daha fazla etkileşim alır hale gelmişti ve 2015 yılında içerik dünyasına önemli ölçüde ağırlığını koydu. HighQ’nun yayınladığı istatistiklere göre insanların %55’i her gün video izliyor ve internet trafiğinin %57’sini video içerik kapsıyor. Bu yüzdenin önümüzdeki yıllarda %70’lere kadar çıkması bekleniyor.

Tüketicilerin ortaya koyduğu tüketim istatistiklerin karşısında artık pazarlamacıların %93’ü video içeriği iletişim, satış ve pazarlama için kullanıyor. Çünkü yapılan araştırmada tüketicilerin videolara tıklama oranı banner tıklamalarında 27 kat daha fazla. Ayrıca üretilen videoların içerik kaliteleri yükseldikçe oranlar hayli yükseliyor.

Tüm bu gelişmeler ve veriler göz önünde bulunduğunda sorulan şu sorunun cevabını vermiş oluyoruz: “İçerik artık ‘kral’ değil mi?” Evet içerik hala “kral” sadece form değiştiriyor. Metinden görsele şimdi de videoya dönüşüyor.

Videonun dinamiklerini yeni yeni çözüyoruz

Bora Öğünç / bikafalar.com ve Tezgahçılar Kurucu Ortağı

İnternette sürekli farklı içerik formatları görüyoruz. Yarın öbür gün şu an hiçbirimizin tahmin edemediği bir yazı formatı çıkar ve videodan daha fazla tüketilir. Zor tabii ama bunu bilemeyiz…

Video izlemek, okumaktan daha az zahmet gerektiren bir iş. Tıpkı film izlemenin kitap okumaktan daha az zahmetli olması gibi. Video izlenme oranlarının bu denli artması da bizim daha güzel  ve etkileyici videolar yapmayı öğrenmemizle alakalı; insanların  birdenbire daha fazla video izlemeye başlaması ile alakalı değil. Yani biz zaten daha kolay, en kolay tüketilen içeriği almaya insan beyninin tembelliğinden dolayı hazırız. Ama internete güzel video yapmanın dinamiklerini yeni yeni çözüyoruz. O yüzden oranlar artıyor… Nasıl ki güzel, izleyiciye dokunan film çekmeyi öğrendiysek bunun internet halini de öğrendikçe oran değişecek. Yazı ile alakalı düşünmemiz gereken şu; biz neden hala kitap okumaya devam ediyoruz? Kitap, bir filmin bize aktaramadığı neleri aktarıyor? Bu metafordan yola çıkarak; acaba bize videonun anlatamayacağı, yazının verdiği tadı vermeyeceği içerik tipleri neler? Biz neleri okuyarak öğrenmek istiyoruz? İçerik üreticisi, neyi bize yazı yolu ile aktardığı zaman daha çok hoşumuza gider?

Bence asıl soru bu… Yoksa “insanlar artık okumuyor, video izliyor” çok sığ bir yorum olur. Çok şükür artık şartlar çok demokratik, programlar çok kolay. Biraz çalışırsak hepimiz video yapmayı, caps gibi şeyler üretmeyi, etkileyici fotoğraf çekmeyi rahatlıkla yapabiliriz. Markaların da içerik üreticilerinin de alması gereken tavır; acaba neyi, hangi ifade etme yöntemi ile anlatmalıyım?

Bence bunun üzerine düşünmeliyiz… 

Kaynak: www.campaigntr.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Renklerin anlamları ve psikolojik etkileri

renklerin anlamları ve kullanım alanları, renklerin anlamı, renkler, renk

Farklı renklerin insan vücudunu ve zihnini etkilediğine dair iddiaları sıklıkla duyarsınız. Peki, bu iddiaları destekleyen bir bilimsel delil ya da veri var mıdır? İşte yanıtı…

Renklerin İnsan Vücudu ve Zihninde Farklı Etkileri

Renkler bir cisim tarafından yansıtılan, yayılan ya da geçirilen ışığın dalga boyunun, gözdeki ışığı algılayabilen yapılar tarafından algılanmasıyla görülür.

Renklerin insan vücudu ve zihninde farklı etkileri olduğunu çoğu zaman hissedebiliriz.

Peki, bu iddiayı destekleyen veri veya bilimsel bir araştırma var mı?

Leeds Üniversitesindeki bir grup araştırmacı renk deneyimi üzerine olan araştırmalarında, ışığın insan davranışı ve psikolojisi üzerindeki etkilerini anlamak için bir çalışma yaparlar.

Deneyim Tasarımı adını verdikleri bu sistemde bir oda herhangi bir dalga boyunda olan renkli bir ışıkla doldurulur.

Bu grup yaptığı son araştırmalarda renkli ışığın kalp atışı ve tansiyon üzerine küçük bir etkiye sahip olduğunu bulmuştur. Kırmızı ışığın az da olsa kalp atışını hızlandırdığını, mavi ışığın ise kalp hızını yavaşlattığını göstermiştir. 

Aynı üniversiteden Nicholas Ciccone tarafından yürütülen bir araştırma, renkli ışığın kişilerin psikolojisi üzerindeki etkisine dair kesin bir kanıt bulamamış olsa da buna benzer çalışmalar renklerin yaratıcılık, öğrencilerin sınıf içinde anlatılanları daha iyi öğrenebilmesi ve uyku kalitesini artırabilmek üzerine devam etmektedir.

Işık, özellikle renkler, bizleri normal bir görmenin de ötesine taşıyabilir.

Anlamları ve hayatımıza olan etkileri nelerdir?

Beyaz: Saflığı, temizliği ve sürekliliği, yani istikrarı simgeliyor. Kullanıldığı alanda konsantrasyon düzeyini arttırıyor. Aynı zamanda beraber kullanıldığı diğer renklerin etkilerini arttırıyor.

Siyah: Gücü, tutkuyu, esrarengizliği ve birçok ülkede yası simgeliyor. Işığı absorbe etmesinden dolayı dikkati dağıtabilecek etkenleri aza indiriyor.

Mavi: Sonsuzluk ve özgürlük simgesi olarak görülüyor. Konsantrasyon arttırıcı, zihinsel arınmaya ve dinlenmeye yardımcı, huzur verici… Güven ve sadakati de simgeliyor. Yapılan bazı araştırmalarda mavi odada çalışmanın verimi arttırdığı da kanıtlanmış. Ayrıca mavi renk sakinleştirici bir etkiye de sahip.

Yeşil: Doğanın ve huzurun rengidir. Psikolojik ve bedensel olarak kendimizi iyi hissetmemizi sağlar.

Kırmızı: Canlılığın, hareketin ve fiziksel gücün rengidir. Azim ve kararlılığı simgeliyor. Hareketi ve canlılığı çağrıştırdığı için mutfak, çocuk odaları ve topluma açık alanlarda tercih edilebilir.

Sarı: En parlak ve dikkat çekici renk olmakla birlikte neşeyi, zekâyı, inceliği ve pratikliği simgeliyor. Vurgulanması ve dikkat çekmesi istenen yerlerde kullanılabilir. Ayrıca alçakgönüllülüğü, bilgiyi ve bilgeliği de simgeliyor.

Mor: Asalet, lüks ve itibarın rengidir. Kendine güveni simgeler. Mor renk ayrıca zekâ, bilinç ve içgörü düzeyiyle paralellik taşır.

Pembe: Neşeyi ve rahatlığı simgeliyor.

Turuncu: Heyecan verici bir renktir. Canlılık, yaratıcılık ve iletişimin temsilcisidir. Aynı zamanda mutluluk vericidir. Dışa dönük, cana yakın, mutlu ve çocuksu bir algı yaratır.

Lacivert: Sonsuzluk, otorite ve verimliliği simgeliyor. Ciddi bir renktir ve emin olma hissi verir.

Kahverengi: Toprağın ve doğallığın rengidir. Kişide güvenlik duygusunu pekiştirir. Sosyal dengeyi ve toplum içinde rahatlığı sağlar.

Gri: Alçak gönüllülüğü ve dengeyi ifade eder.

Renklerin Reklamlarda ve Pazarlamada Kullanılması

Renklerin bilinçaltımıza olan etkilerini kullanan firmalar, bizlerin hangi ürünleri almamıza, hangi giysileri giymemize ve hangi yemekleri yediğimize kadar karar vermemizde etkili oluyorlar.

Beyaz: Çocuk ve sağlık ürünlerinde sıkça kullanılır. Gözün algıladığı en parlak renk olduğundan, işaretlerde, paketlerde ve satış noktalarında zıtlık oluşturarak dikkati çekmek için kullanılır.

Siyah: Esrarengiz, güçlü, prestijli, klasik ve şık bir renk olarak algılanır. Bazı markalar ürünlerinde siyahı bilinçli olarak o ürünün elit bir ürün olduğu ve ucuz bir ürün olmadığı algısı yaratmak için kullanırlar.

Mavi: Bilinçaltında sağlam ve kendinden emin bir duygu yarattığı için sosyal medya sitelerinin çoğunlukla bu rengi kullandığını görebiliriz.

Yeşil: Tazeliği ve şifayı çağrıştırdığı için organik ürünlerin pazarlanmasında bu renge rastlayabiliriz. Koyu yeşil ise para ve itibar rengidir. Bu yüzden bazı bankaların renklerinde bu rengi ve tonlarını görebiliriz.

Kırmızı: Kırmızı satışın rengidir. Bilinçaltını en fazla uyaran, seksi, hareketli, tutkulu ve dikkat çekici bir renktir. Özellikle dikkat çekmesi istenilen satış noktalarında ve iştah açtığı için gıda sektöründe çok sık kullanılır.

Sarı: Altının, zenginliğin ve lüksün sembolüdür. Kırmızıyla birlikte gıda sektöründe kullanılabilir.

Mor: Asalet, imparatorluk ve kraliyet rengi olduğu için şıklığı ve zenginliği hatırlatır. Duygulara hitap edici ürünlerde bu renk kullanılabilir.

Turuncu: Mutlu ve çocuksu bir algı yarattığından dolayı hedef kitlesi çocuklar ve gençlerin olduğu iş kollarında tercih edilebilir.

Lacivert: Polis ve pilot üniformalarında güvenilir, sağlam, emin izlenimini verir. Ayrıca banka ve finans sektörlerinde de tercih edilmektedir.

Kahverengi: Toprağın rengi olan kahverengi ev ve yemek sektörü için önemli bir renktir. Sağlıklı, doğal ve organik ürünleri çağrıştırır, bu yüzden bu sektörde tercih edilebilir.

Renklerle ilgili yapılan bir araştırmaya daha değinip yazımızı sonlandıralım.

Kansas Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada sanat müzesindeki halının altına donatılan bir sistemle duvarın rengini beyaz ve kahverengi olarak değiştiriyorlar. Beyaz renk duvar arka planda olunca insanlar müzede yavaş hareket ediyorlar ve daha uzun süre kalıyorlar. Kahverengi duvar arka planda iken ise müzede hızlı hareket ediyorlar ve daha az süre kalıp, kısa sürede müzeyi terk ediyorlar.

Bu nedenle fast food restoranlarının hepsinin sandalyeleri ve masa rengi kahverengi iken, duvar boyaları ise kahverengi ile pembe ve şampanya renklerinin karışımından oluşur.

Bu restoranlar, gelen diğer müşterilere daha çabuk yer açılması için bizlerin bir an önce yemelerini ve orayı terk etmemizi isterler.

Aldığımız kararlarda başkalarının bizi istedikleri şekilde yönlendirmelerinden bir nebze de olsa kurtulabilmek için renkleri tanıyalım ve onların farkında olalım.

Unutmayalım ki manipüle edilmekten kurtulmamız, manipüle edildiğimizi anlamamızdan geçer.

Kaynak: www.matematiksel.org

Okumaya devam et

MAKALE

Zihni çok çalıştırmak ömrü kısaltıyor

zihin, nöron, nöral faaliyetler, Manşet, insan beyni, daha uzun yaşamanın anahtarları, beyin, araştırmalar

Yıllardır yapılan araştırmalar, fiziksel ve zihinsel olarak faal kalmanın birçok faydası olduğunu gösteriyordu. Peki, ya tam tersi doğruysa? Daha uzun yaşamanın sırrı daha az nöral faaliyetleri olan bir beyin olabilir mi? İşte yanıtı…

‘Aşırı’ Beyin Faaliyeti, Ömrün Daha Kısa Olmasıyla Bağlantılandı

Olağandışı ölçüde uzun yaşayan insanlardan ölüm sonrasında alınan beyin dokularının incelendiği ve bu insanlar ile 60’larında ve 70’lerinde ölen kişilerin arasında ne gibi farklar olduğuna dair ipuçlarının arandığı yeni bir çalışmaya göre; içerisinde çok fazla nöral faaliyet olmayıp daha sessiz olan bir beyin, daha uzun yaşamanın anahtarlarından biri olabilir.

“Kullanmazsan kaybedersin” görüşü, beyni yaşlanmaktan koruma konusunda baskın bir düşünce olmuştu. Yapılan geniş ölçekli araştırmalar da, insanlar yaşlandıkça fiziksel ve zihinsel olarak faal kalmanın birçok faydası olduğunu gösteriyor.

Ancak Nature bülteninde yayınlanan bu çalışma, daha fazlasının her zaman daha iyi olmadığını öne sürüyor. Haddinden fazla faaliyet (en azından beyin hücreleri seviyesinde), zararlı olabilir.

Lieber Beyin Gelişimi Enstitüsü’nde sinirbilimci olan ve bu çalışmada yer almayan Michael McConnell şöyle söylüyor: “Bu yeni makalede insanı düpedüz şok eden ve kafa karıştıran şey … sizi algısal yönden normal halde tutan şeyin, beyin faaliyeti olduğunu düşünmeniz. Hayatınızın sonraki dönemlerinde beyninizi faal tutmak istediğinize yönelik böyle bir görüş mevcut”

“En beklenmedik şey ise … sinirsel faaliyeti sınırlandırmanın, sağlıklı yaşlanma bakımından iyi bir şey oluşu. Bu çok mantıksız.”

Harvard Tıp Fakültesi’ndeki araştırmacılar, yaşları 60 ve 70’lerden başlayıp 100 veya daha ötesine uzanan asırlık insanlara kadar, değişik yaş gruplarındaki kişilerin, insan beyin bankalarına bağışladığı beyin dokularını analiz etmiş.

80’li yaşların ortalarından önce ölen insanların beyinlerinde, REST adı verilen ve beyin faaliyetini ateşlemekle ilişkili genleri bastıran bir proteninin; en yaşlı insanlarla kıyaslandığında, daha düşük seviyelerde bulunduğunu keşfetmişler. Daha önce ise REST’in, Alzheimer hastalığına karşı koruyucu olduğu gösterilmiş.

Fakat araştırmacılar, REST’in insanları bir şekilde ölümden koruduğunu mu yoksa bunun sadece, ileri yaşlanmanın bir işareti mi olduğunu kesin olarak bilmiyorlarmış.

Yaşayan insanların beyinlerindeki REST’i ölçmek şu an mümkün olmadığından; bilim insanları, bunun yaşam süresinde bir rol oynayıp oynamadığını görmek amacıyla yuvarlak kurtlar ve fareler üzerinde deney yapmaya başlamışlar.

Araştırmacılar, REST’in kurtlarda bulunan versiyonundaki faaliyeti artırdıklarında, kurtların beyin faaliyeti azalmış ve daha uzun süre yaşamışlar. REST benzeri gen, çok uzun yaşam sürelerine sahip “ihtiyar” yuvarlak kurtlarda devre dışı bırakıldığı zaman ise bunun tersi meydana gelmiş; kurtların sinirsel faaliyeti artmış ve ömürleri önemli miktarda kısalmış.

Ayrıca, REST’ten yoksun olan farelerin, daha meşgul beyinlere sahip olması (nöbet benzeri faaliyet patlamaları da dahil) daha muhtemelmiş.

Calico Laboratuvarları’nda yaşlanma araştırması bölümünün başkan yardımcısı olan Cynthia Kenyon şöyle söylüyor: “Bence bu bir aşırı çalışma, kontrolden çıkmış uyarım durumu; beyin için iyi bir şey değil. Nöronların aktif olmasını, nerede ve ne zaman aktif olmalarını istersiniz; sadece genel yönden ateşleniyor olmalarını değil.” Kenyon, çalışmanın tasarımını beğeniyor fakat sinir sisteminin, ömür miktarı üzerinde etkisi olan pek çok dokudan sadece biri olduğunu düşünüyor.

Hücre seviyesindeki beyin faaliyetinde görülen bu farklılıkların, insanlardaki algı veya davranış farklılıklarına nasıl tercüme edilebileceği henüz belli değil.

Harvard Tıp Fakültesi’nde genetik ve sinirbilim profesörü olan ve çalışmaya liderlik eden Bruce Yankner, kendi laboratuvarının hali hazırda yeni bir çalışma hazırladığını ve bu çalışmada; ilaçlar ile REST’i hedef almanın, nörodejeneratif hastalıkları veya yaşlanmanın kendisini tedavi etmede yeni yollar sunup sunmayacağının araştırılacağını söylüyor.

Yankner’in söylediğine göre bu araştırma hattı, sinirsel ritimleri etkileyen meditasyon gibi alternatif müdahalelerin, erken bellek kaybı konusunda nasıl işe yarayacağını anlamaya çalışmak bakımından da ilginç olabilir.

“Bence bizim çalışmamızın anlattığı şey şu: Yaşlanmayla birlikte, bazı anormal ve zararlı sinirsel faaliyetler de oluyor ve bunlar hem beynin verimini azaltıyor, hem de kişinin veya hayvanın fizyolojisine zarar vererek; bunun sonucunda ömür süresini kısaltıyor.”

Bağış yapılan ve araştırmacıların üzerinde çalıştığı beyinler, çeşitli sebeplerle ölen insanlardan gelmiş. Bu durum, REST’teki farklılığın, ölüm olasılığıyla ilişkili olup olmadığını bilmeyi imkansız hale getiriyor.

Brandeis Üniversitesi’nde psikoloji profesörü olan Angela Gutchess, insanlar yaşlandığında ve beyin tarayıcılarında test edildiklerinde; prefrontal kortekste (Harvard araştırmacılarının REST üzerinde çalışma yaptığı beyin bölgesi) pek çok değişim olduğunu söylüyor.

Kendisinin söylediğine göre bazı durumlarda, yapılan çalışmalar; genç insanlara kıyasla yaşlı yetişkinlerin, bir işi yaparken daha fazla beyin devresini faaliyete geçirdiklerini göstermiş. Fakat bu değişikliğin ne anlama geldiği belli değil: Bu faaliyete geçirme kalıpları, yaşlı insanlarda daha verimsiz olan bir beynin veya telafi girişimlerinin bir işareti olabilir.

‘CRUNCH’ adı verilen bir model, beyinde faaliyete geçirilen yer kalıplarında yaşlanmayla birlikte görülen değişimleri açıklamaya çalışıyor. Bu modele göre, insanlar gitgide daha zor işler yapmaya çalıştıklarında, beyinlerinde daha fazla bölge faaliyete geçiyor; ta ki, zihinsel kaynakların tükendiği bir çıkmaza ulaşana kadar. Yaşlı insanlardaki çıkmaz noktası daha yakın ve bu kişiler, gençlerde olduğu kadar fazla bölgeyi faaliyete geçiremiyorlar.

‘STAC’ adı verilen bir diğer model ise; yaşlı insanlarda, doğal bilişsel kaynaklardan oluşan temel iskelede doğal bir değişim gerçekleştiğini ve bu değişimlerin, insanlar zor işlerle karşılaştıklarında daha fazla sinirsel bölgeyi çalıştırıp çalıştıramayacaklarını ve bunları nasıl çalıştıracaklarını etkilediğini söylüyor.

Gutchess, bu yeni çalışmanın ilgi çekici olduğunu ve yaşlanan beyni gerçekten anlamak için; insan davranışından beyin görüntülemeye, bireysel hücrelerin çalışmasına kadar çok farklı ölçeklere odaklanan bilimsel laboratuvarların sunduğu gözlemler ile modeller arasındaki noktaları birleştirmenin gerekeceğini söylüyor.

“Farklı seviyelerdeki uzmanlık alanları arasında köprü kurmamız gerekiyor” diyor Gutchess.

Yazar: Carolyn Y. Johnson
Kaynak: www.popsci.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Bu davranışlar kişiliğimizi ele veriyor!

psikoloji, Manşet, kişilik özellikleri, kişilik, davranış

Günlük hayatta fark etmeden yaptığımız birçok şey kişiliğimiz hakkında ipucu veriyor. İşte günlük davranışlarımızın farklı kişilik özellikleri ile bağlantısını anlamamıza yardımcı olabilecek bir makale…

Kişiliğimizi açığa vuran gündelik davranışlar

Yapılan araştırmalar, baharatlı yemek sevmek, banyo yaparken şarkı söylemek gibi önemsiz görünen davranışların, insanın kişilik özelliği hakkında önemli verileri içerdiğini gösteriyor.

Psikolojide kişilik, nasıl bir hayat süreceğimize dair ipuçları sunduğu için önemli bir konudur. Örneğin özenli bir insansanız, fiziksel sağlığınızın iyi olması ve daha uyumlu ilişkiler içinde olma olasılığınız daha yüksektir; dışadönük insanlar daha mutludur; fazla sinirli insanlarda daha fazla ruh sağlığı sorunları ortaya çıkabilir; açık fikirli insanlar daha çok para kazanabilir; daha ‘uyumlu’ insanların daha çok arkadaşı olur.

Ancak kişilik özelliklerimiz sadece uzun vadeli başarılarımızda değil, gündelik küçük alışkanlık ve davranışlarımızda da kendisini gösterebilir. Personality and Individual Differences (Kişilik ve Bireysel Farklıklar) adlı dergide yayımlanan yeni bir araştırma, beş temel kişilik özelliğine özgü davranışları ayrıntılarıyla ortaya koyuyor. Ve sonuçlar oldukça şaşırtıcı.

Örneğin, dışadönük insanlar daha çok partilere giderken, sorumluluk özelliği ağır basan insanlarda işlerini geciktirme ihtimali daha azdır. Ama dışadönüklerin aynı zamanda sıcak su dolu küvette keyif yapmayı sevdiğini, ya da sorumlu insanların daha az kitap okuduğunu tahmin edemezdiniz herhalde.

Araştırmacılar, ABD’nin Oregon bölgesinden çoğunluğu beyaz ve yaş ortalaması 51 olan 800 kişiyle görüştü. Yapılan kişilik testinde, kişilik özellikleri ile ilgili 100 farklı sıfatın (çekingen, nazik, düzenli, rahat, zeki, sanatçı ruhlu vb.) kendilerini ne ölçüde doğru tanımladığı soruluyordu.

Daha sonra bu testin sonuçları, aynı kişilerle dört yıl önce yapılan ve son bir yılda 400 farklı aktiviteyi (kitap okumaktan banyoda şarkı söylemeye kadar) ne kadar yaptıklarına ilişkin yanıtlarıyla karşılaştırıldı.

Dışadönüklerin sıcak su dolu küvette yatmaktan tutun da, partiler planlama, barlarda içki içme, para kazanma yollarına dair tartışmalar yürütme, araba kullanırken telefonda konuşma, dekorasyon, bronzlaşmaya çalışma gibi etkinlikler için daha fazla zaman harcadığı görüldü.

Daha fazla sorumluluk duygusu olan insanların ise tersine, kitap okuma, küfretme ve kalem ucu çiğneme gibi kendi halinde yapılan bazı aktivitelerden kaçınmaları dikkat çekiyordu.

Yumuşak başlı ve uyumlu insanlar ise ütü yapma, çocuklarla oynama, bulaşık yıkama gibi işlerle daha fazla meşgul oluyor ve bunu muhtemelen başkalarını mutlu etme güdüsüyle yapıyor, evde sorun çıkmasındansa iş yapmayı tercih ediyorlardı. Daha şaşırtıcı olanı ise arabada ya da banyo yaparken daha fazla şarkı söylemeleriydi.

Psikolojide beş kişilik özelliği kategorisi:

dışadönüklük – içedönüklük

yumuşak başlılık/ uyumluluk – uyumsuzluk/ antagonizm

güvenilirlik/ sorumluluk – sorumsuzluk

duygusal dengelilik – nevrotiklik

deneyime açıklık – tutuculuk

Çabuk sinirlenen nörotik insanlar ise sakinleştirici ya da anti-depresan alma gibi ruh sağlığını iyileştirecek türden aktivitelere daha çok zaman ayırmıştı. Fakat aynı zamanda çabuk parlama, başkalarıyla alay etme gibi anti-sosyal davranışlarda bulunduklarını da (muhtemelen kendi duygularını kontrol edemedikleri için) kabul ediyorlardı.

Açık fikirli ve yeniye açık insanlar şiir okuma, operaya gitme, esrar içme, sanat eserleri üretme, kahvaltıda baharatlı yiyecekler yeme, ev içinde çıplak dolaşma gibi etkinliklerde bulunuyordu. Bunların bir spor takımını tutma ihtimali de azdı.

Araştırdığı çok sayıda ki aktiviteden dolayı bu araştırma oldukça etkileyici. Fakat aynı kişilik-davranış bağlantısının farklı kültürlerde de görülüp görülmeyeceği önemli. Aynı zamanda, bir kısmına önceki araştırmalarda yer verilmiş olsa da, hala bakılması gereken binlerce farklı gündelik davranış bulunuyor. Bunların da kişilik özelliklerine göre dağılımı incelenebilir.

Daha önceki bazı araştırmalarda, ‘Karanlık Üçlü’ olarak bilinen kişilik özellikleri Narsistlik, Makyavelcilik (amacına ulaşmak için her şeyi yapmaya hazır) ve Psikopatlık üzerinde durulmuştu. Örneğin, psikopat özellikleri ağır basanlar yalnızca şiddet ve saldırganlık içeren davranışlara daha açık olmakla kalmadığı, aynı zamanda normalden çok daha uzun süreli göz temasında bulundukları, internette daha fazla troll faaliyetlerinde bulundukları görüldü.

Karanlık Üçlü kategorisinden herhangi birine giren insanların çoğu, sabah erken kalkmayı değil, gece geç yatmayı tercih ediyordu. Narsistler daha fazla ‘selfie’ çekip paylaşıyor, Makyavelci özellikleri ağır basan heteroseksüel kadınlar eşleriyle ilişkilerinde orgazm taklidine daha çok başvuruyordu.

Bu tür araştırmalarda, zararlı ve sağlıksız günlük davranışların farklı kişilik özellikleri ile bağlantısının kurulması, daha spesifik sağlık kampanyaları ve müdahaleleri olanaklı kılabilir.

Bu araştırmalar, kişilerin kendileri hakkında açık ve dürüst cevap vermelerine bağlıdır. Bu yolla insanlara gündelik davranışlarıyla ilgili sorular sorarak onlar fark etmeden kişiliklerini açığa vuracak sonuçlar çıkarılabilir.

Yazar:  Christian Jarrett 
Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER2 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER8 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER9 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER9 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER9 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND