Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Video içerik yazılı içeriğe karşı!

Dijital dünyada oldukça sesli, oldukça hareketli bir devrim yaşanıyor son dönemde. Yazılı içerik karşısında video içeriğin bangır bangır yükselişinden bahsediyoruz. Peki gerçekten de internet kullanıcıları izlemeyi okumaya tercih mi ediyor? İşte içerik savaşlarındaki son durum…

Dijital dünyada oldukça sesli, oldukça hareketli bir devrim yaşanıyor son dönemde. Yazılı içerik karşısında video içeriğin bangır bangır yükselişinden bahsediyoruz.  Peki gerçekten de internet kullanıcıları izlemeyi okumaya tercih mi ediyor? İşte içerik savaşlarındaki son durum… 

Video içerik yazılı içeriği öldürecek mi?

Dijitalleşen dünyada önemini gittikçe artıran videonun, yazılı içeriğin geleceğini nasıl etkilediğini ve reklam sektörüne yansımalarını işin uzmanlarına sorduk. Kamer Yılmaz

İçeriğin krallığı uzun bir süredir konuşulurken, her panelin her eğitimin sonu “Content is the King” denilerek bitirilirken hayatımıza bir de video içerik girdi.

Artık yeni söylem “video içerik ön planda, kitle izlemeyi daha çok seviyor” yönünde. Peki gerçekten de internet kullanıcıları izlemeyi okumaya tercih mi ediyor? Bu yeni içerik tipi reklam dünyasını nasıl etkiledi?

Video izleme oranları yükselirken, 2017 için tüketici içeriğinin çoğunluğunun video içerikten oluşacağı öngörülüyor. Özellikle de video ile viral yayılan başarı öyküleri markalar dünyasında dikkat çekiyor. Hedef kitlenin daha çok ilgisini çekip etkileşimin gerçekleştiği içeriklerden biri haline gelen viral videolar, içerik pazarlamasında markanın bilinirliğini artırırken bir taraftan da takipçi sayısını artırarak trafiği olumlu etkiliyor. Artık metin okumayı sevmeyen azımsanamayacak bir kitlenin, çok daha kolay anlaşılan bir video içerikle dikkati çekilebiliyor.

Bütün bu değişim yanında ise ısrarla okumaya devam eden, video gördüğü zaman sayfayı çekinmeden aşağıya kaydıran içerik takipçileri/tüketicileri var.

Konuyla ilgili Yemek.com Ürün Müdürü Batuhan Apayadın “Video yazılı içeriğin yerine geçecek değil, fakat onu tamamlayacak bir içerik tipi” derken; Batesmotelpro kurucularından Volkan Öge de bu geçişin aslından gelenekselden dijitale olduğuna değiniyor. Reklam ve İçerik Ajansı Fevreka’nın kurucusu Tansel Akdan ise içeriğin sadece formatının değiştiğini anlatıyor. Video içerik türünde yarattığı girişimle kısa zamanda dikkatleri çeken bikafalar.com’un ve Tezgahçılar’ın kurucu ortaklarından Bora Öğünç ise daha etkileyici ve güzel videolar yapmanın video izleme oranlarına etkisine değiniyor.

Video gümbür gümbür geliyor

Batuhan Apaydın / Yemek.com Ürün Müdürü

Genel olarak videonun gümbür gümbür geldiğini görmek artık zor değil. Ancak kaliteli ve özgün yazılı içeriğin her zaman okuyucu bulmaya devam edeceğini düşünüyorum. Video yazılı içeriğin yerine geçecek değil, fakat onu tamamlayacak bir içerik tipi.  Eskiye göre daha kolay ve hızlı üretilebilir, izlenebilir ve yayılabilir olması videoyu belirgin şekilde öne çıkardı. Bu süreçte Youtube hesabıyla ciddi gelir elde eden YouTuber’lar, Facebook’un videoyu daha çok izletmesi, live stream teknolojisinin gelişmesi, markaların daha fazla insana daha kreatif yollarla ulaşmak istemesi ve videonun da bunun için uygun format olması bizi video ile iyice haşır neşir hale getirdi. Yemek.com olarak video içeriğin hayatımızın gündemine düşeceğinin en başından beri farkındaydık ve bu nedenle Türkiye’de videoya yatırım yapan, ekip kuran, stüdyo oluşturan ilk mecralardan biri olduk. Bugün yemek tarifleri başta olmak üzere birçok farklı konuda eğlenceli ve iştah açan videolar üretiyoruz. Videolarımız özellikle Facebook’ta çok izleniyor ve burada görüntülenmesi 600 bine yaklaşan videolarımız bulunuyor. Araştırmalara baktığınızda da, tüm dünyada Facebook’ta en çok izlenenlerin yemek videoları olduğu görülüyor. Video içerik markaların tüketiciye ulaşma biçimini de temelden değiştiriyor. Ancak burada önemli olan markanın pozisyonuna ve hedef kitlesine uygun mecrada, doğru içerikle video üretebiliyor oluşu. Eğer hedef kitle gençse Snapchat ile Periscope gibi mecralar, markanın ürünleri moda ve kozmetikse Youtube öne çıkıyor. Marka canlı yayın yapabiliyorsa Periscope ve Facebook’ta içerik üretmek mümkün. Öte yandan Facebook son aylarda öne çıkardığı live stream özelliği ile Youtube’un önüne geçecek gibi.

Burada dikkat edilmesi gereken bir nokta daha var: Videonun kullanıcılar tarafından çok kolay üretilebiliyor ve yayılabiliyor olması, markaların kolaya kaçabileceği anlamına gelmiyor. Aksine amatör kullanıcılar her gün kreatif ve eğlenceli videolar ürettikçe, profesyonel olması beklenen markalardan da video içeriği konusunda beklenti artıyor. Bu yüzden markaların bu işe önem vermesi, video formatından ve izleyecek kitlenin beklentilerinden anlayan mecra ve yayıncılarla çalışması lazım.

Gelenekselden dijitale geçiş

Volkan Öge / Batesmotelpro Kurucu Ortak

Geleneksel tarafın kuralları, dijital dünyanın ise dinamikleri var. Muhtemelen dijitalde hiçbir zaman denklemdeki değişkenler sabitlenmeyecek, trendler kurallara dönüşmeyecek. Uzun süredir içeriklerdeki küçülmeyi izliyorduk. İçerikteki küçülme durdu, artık form değiştiriyor. Video üretilmesi kolaylaştıkça ve zevklileştikçe, giderek ortamlardaki varlığını artırdı. Uzun bir süre daha da artıracağına şüphem yok diyebilirim. Youtube kanalları artacak ve büyük bir ekosisteme dönüşecek. Belki de yanına yeni özel platformlar eklenecek. Yazınsal içerik kolay kolay ölmeyecektir ama Snapchat’in video üretimine getirdiği gibi bir farklı bakış açısı ile text içerik üretimi üzerine yeni uygulamalar çıkmadığı taktirde kan kaybetmeye devam edecektir.

Bu durum markaları ve internet tüketicisini nasıl etkileyecek?

Ülkemizde markalar, içerik iletişimi konusunda bence henüz başlangıç aşamasındalar. Content ve hero content birlikteliği, istikrarın önemi, yayıncılık anlayışı gibi disiplinler hala birçoğuna yabancı geliyor. Videonun ne kadar güçlü olduğunu herkes anlamış olabilir ama hala dijitali geleneksel taraf ile kıyaslayarak anlamaya çalışıyorlar. Reklam videosu yapmak ile video içerik iletişimi arasındaki farkı net görebilmek gerek. Bu dinamikler anlaşıldıktan sonra markalar video içerik iletişiminden büyük faydalar sağlayacaklar. Markalar için bu geçiş, video-text arası değil, geleneksel-dijital arasında olacaktır diye düşünüyorum.

Tüketicilerde her zaman bir tembellik eğilimi var. Yazılar kolay okunsun diye küçültüldü. Videolar kolay izlensin diye kısaltıldı. Şimdi yazınsal içerik, okunması da zahmetli olduğundan video formuna dönüşüyorsa, dijitaldeki trendler tüketicinin üşengeçliğine göre şekilleniyor demektir. Bir noktada üretmesi kolay şeylerin fazla avamlaştığı için gözden düşeceğine, uzun vadede içerik kalitesi konusunda sıkıntıya girileceğini düşünüyorum. Tüketici her ihtimalde en az etkilenen taraf olacaktır.

İçerik hala kral, sadece form değiştiriyor 

Tansel Akdan / Fevreka Reklam ve İçerik Ajansı Kurucusu

İçerik, pazarlamada markaların kullanıcılarıyla internet ve sosyal medya üzerinden etkileşime geçtiği bir araç. Markalar ürettikleri içeriklerle kullanıcılarının hayatlarını kolaylaştırarak onları markaları için birer savunucu ve müşteriye dönüştürüyorlar. Bu sebeple, son dönemde videonun yükselişiyle akıllarda soru işaretleri oluşsa da içerik vazgeçilmez bir araç.

Teknolojinin ilerlemesi ile data fiyatlarının ve kapladıkları alanların düşmesi önce kaliteli görsel içerik üretiminin artmasını şimdi de video içeriklerin artmasını sağlamakta. Yazılı içerik blogların daha popüler olduğu 2000’li yılların ortalarından sonlarına doğru yerini görsel içeriğe bırakmıştı. Online pazarlamada yazı yalnız başına kullanılmamaya başlanmış, hatta yazılar çıkartılarak görsellerin kapladığı alanlara ve görsel kaliteleri ön plana çıkarılmaya başlanmıştı. İnfografikler, illüstrasyonlar, fotoğraflar metinlerin yerini almıştı artık. 2014 yılı itibarıyla video içerikler sosyal medyada daha dikkat çeker daha fazla etkileşim alır hale gelmişti ve 2015 yılında içerik dünyasına önemli ölçüde ağırlığını koydu. HighQ’nun yayınladığı istatistiklere göre insanların %55’i her gün video izliyor ve internet trafiğinin %57’sini video içerik kapsıyor. Bu yüzdenin önümüzdeki yıllarda %70’lere kadar çıkması bekleniyor.

Tüketicilerin ortaya koyduğu tüketim istatistiklerin karşısında artık pazarlamacıların %93’ü video içeriği iletişim, satış ve pazarlama için kullanıyor. Çünkü yapılan araştırmada tüketicilerin videolara tıklama oranı banner tıklamalarında 27 kat daha fazla. Ayrıca üretilen videoların içerik kaliteleri yükseldikçe oranlar hayli yükseliyor.

Tüm bu gelişmeler ve veriler göz önünde bulunduğunda sorulan şu sorunun cevabını vermiş oluyoruz: “İçerik artık ‘kral’ değil mi?” Evet içerik hala “kral” sadece form değiştiriyor. Metinden görsele şimdi de videoya dönüşüyor.

Videonun dinamiklerini yeni yeni çözüyoruz

Bora Öğünç / bikafalar.com ve Tezgahçılar Kurucu Ortağı

İnternette sürekli farklı içerik formatları görüyoruz. Yarın öbür gün şu an hiçbirimizin tahmin edemediği bir yazı formatı çıkar ve videodan daha fazla tüketilir. Zor tabii ama bunu bilemeyiz…

Video izlemek, okumaktan daha az zahmet gerektiren bir iş. Tıpkı film izlemenin kitap okumaktan daha az zahmetli olması gibi. Video izlenme oranlarının bu denli artması da bizim daha güzel  ve etkileyici videolar yapmayı öğrenmemizle alakalı; insanların  birdenbire daha fazla video izlemeye başlaması ile alakalı değil. Yani biz zaten daha kolay, en kolay tüketilen içeriği almaya insan beyninin tembelliğinden dolayı hazırız. Ama internete güzel video yapmanın dinamiklerini yeni yeni çözüyoruz. O yüzden oranlar artıyor… Nasıl ki güzel, izleyiciye dokunan film çekmeyi öğrendiysek bunun internet halini de öğrendikçe oran değişecek. Yazı ile alakalı düşünmemiz gereken şu; biz neden hala kitap okumaya devam ediyoruz? Kitap, bir filmin bize aktaramadığı neleri aktarıyor? Bu metafordan yola çıkarak; acaba bize videonun anlatamayacağı, yazının verdiği tadı vermeyeceği içerik tipleri neler? Biz neleri okuyarak öğrenmek istiyoruz? İçerik üreticisi, neyi bize yazı yolu ile aktardığı zaman daha çok hoşumuza gider?

Bence asıl soru bu… Yoksa “insanlar artık okumuyor, video izliyor” çok sığ bir yorum olur. Çok şükür artık şartlar çok demokratik, programlar çok kolay. Biraz çalışırsak hepimiz video yapmayı, caps gibi şeyler üretmeyi, etkileyici fotoğraf çekmeyi rahatlıkla yapabiliriz. Markaların da içerik üreticilerinin de alması gereken tavır; acaba neyi, hangi ifade etme yöntemi ile anlatmalıyım?

Bence bunun üzerine düşünmeliyiz… 

Kaynak: www.campaigntr.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND