Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Verimlilik tuzağına dikkat!

Üretkenlik her zaman yükselen değer olmuştur. Daha verimli olmak elbette önemli, ancak uzmanlar verimlilik tuzağı konusunda uyarıyor. Çünkü daha verimli olmak hayatımızı daha az yoğun hale getirmemektedir. İşte verimlilik konusunda dikkat edilmesi gerekenler…

verimlilik tuzağı, verimlilik konusunda dikkat edilmesi gerekenler

Üretkenlik her zaman yükselen değer olmuştur. Daha verimli olmak elbette önemli, ancak uzmanlar verimlilik tuzağı konusunda uyarıyor. Çünkü daha verimli olmak hayatımızı daha az yoğun hale getirmemektedir. İşte verimlilik konusunda dikkat edilmesi gerekenler…

Ortalama insan üretir, başarılı insan sürekli öğrenir

İş dünyası üretmenin peşinde; üret ne olursa olsun üret. Peki ya öğrenmek? Bugünün ve yarının liderleri öğrenmeyi, üretmenin ötesinde görüyor…

Hepimiz üretkenliği seviyoruz. Üretmeyi kim sevmez ki? Üretkenlik üzerine kişisel gelişim kitapları ya da makaleleri okumaya bayılıyoruz. “5 Adımda Nasıl Daha Verimli Olunur?”, “Üretken İnsanların Ortak Alışkanlıkları Neler?”, “Daha Üretken Olmak için Ne Yapabilirsiniz?” gibi başlıklar gördüğümüzde, yazıyı bir solukta okumaktan kendimizi alamıyoruz. Ben neler yapabilirim, neleri farklı yapabilirim de daha verimli çalışabilirim diye aklımızdan geçiriyoruz. 

Kendinizi daha verimli kılabilmenin yollarını aramanızdan daha doğal bir şey de yok. Zamanın yetmediği bir çağda yaşıyoruz. Yapacak çok şey var, ancak tüm istediklerinizi yapmak için gün içinde yeterince saat yok. Dolayısıyla, daha çok işi daha kısa zaman dilimlerinde nasıl yapacağınız konusunda kafa yormanız kaçınılmaz hale geliyor. Inc.com’da yayınlanan yazılarında, kar amacı gütmeyen şirketlere danışmalık hizmetleri veren Singapur merkezli sosyal kurum Empact yöneticileri, Michael Simmons ve Ian Chew, verimlilik ve öğrenmek üzerine yıllar içerisinde yaptıkları tespitlerini okuyucularıyla paylaşmışlar. 

Verimlilik tuzağı 

Verimlilik adına yaptığımız birçok şey var. Kimimiz sesli kitapları ileri sararak hızlı hızlı dinlemeye çalışırken bir yandan da araba kullanmayı verimli olabilme adına yapıyoruz. Diğerleri saunada telefonundan haber okuyarak bir yandan toksin atıp diğer yandan dünyada olup bitenleri takip etmeye çalışıyor. Bir diğer grup cep telefonundan konuşurken spor yapıyor. İstisnasız herkes birden fazla işi bir arada yürütebilmekten mutluluk duyuyor. Ancak unutulmaması gereken bir şey var ki, o da insanın yapabilirlikleri ve günün sunduğu saatler içerisinde sıkışıp kalması ve saplantılı bir şekilde verimli olmanın yollarını arayarak tam bir çıkmaza düşmesinin kaçınılmaz olduğu. Bu halin birebir yol açacağı durum da verimsizliğin ta kendisi. Örneğin; ailenizle geçireceğiniz nitelikli sohbet zamanını bir film seyrederek geçirmek veya arabada okuldan eve giderken geçen zamanı çocuğunuzun hayatıyla ilgili bir sohbete ayıracağınıza kişisel gelişiminize katkı sağlayacak bir sesli kitabı dinlemeye ayırmak. Tamamıyla spontane gelişecek, derin bir sohbetin doğma imkanını bile ortadan kaldırmak. Verimlilik üzerine gereğinden fazla yoğunlaşmak verimliliğe sekte vurmakta, yaşamı tamamıyla deneyimlemenizin önüne geçmekte. 

Daha verimli olmak hayatımızı daha az yoğun yapmamakta; sadece koşu bandının hızını arttırmaya yaramakta ve mevcut işinizden daha fazla işe koşmanız için zemin hazırlamakta. Yani, yaşamınız, verimliliğiniz arttı diye, daha organize ve dingin hale gelmemekte. Hızı artmakta o kadar. Aynı zaman dilimine daha fazla iş sığdırmanın telaşı içimizi kaplamakta o zaman. Parkinson yasası, işin o iş için ayrılan süreye uzayacağını iddia eder. İlk kez Cyril Northcote Parkinson tarafından 1955’te The Economist’te Parkinson Yasası olarak adlandırılan bu işin öngörülen süreye yayılma kavramı 1958’te aynı isimli kitapta, başka denemelerle beraber basılmıştır. Bu mantıktan yola çıkarak, teslim zamanlarının belirlenmesi verimli bir çalışma için kaçınılmazdır, ancak insanın yapabileceğinin üzerinde hedefler koymak başarı değil, başarısızlık getirecektir. 

Öğrenmek verimlilikte son noktadır 

Verimlilik konusunda daha etkili bir düşünce biçimi geliştirmek gereklidir. Bazen bir işi daha iyi yapmanın yolu daha kısa sürede hakkını vererek yapmanın ve mevcut hedefl ere ulaşmanın ötesindedir. Yapılacak işe farklı bir yönden yaklaşmak, farklı yöntemlerle o işi yapmak anlamına gelir. Bu da sürekli kendini geliştirerek mümkün olur. Verimlilik konusunda dikkate almamız gereken model “öğrenmek” üzerinedir. Birçok verimlilik tüyosunu hayata geçirebilir, potansiyelinizi enerji ve zamanınızı optimumda kullanmak için sürekli yeni modeller deneyebilirsiniz. Tüm bu yöntemler kısa süreli çözümler getirebilir ancak uzun soluklu çözümler için yapmanız gereken yaşam boyu öğrenme felsefesini benimsemek ve günlük iş ve özel yaşamınızda uygulamaktır. 

Öğrenmenin doğrudan sonucu daha iyi kararlar vermek ve yaratıcı fikirler geliştirmek olacaktır. Bu biraz daha etkili çalışmanın yollarını bulmaktan çok daha öte bir atılımdır, kendinizi aşmanız, basamakları birer birer değil atlaya atlaya çıkmanız anlamına gelecektir. 

Öğrenmenin verimliliğin ötesinde olması yeni bir kavram değildir 

Öğrenmeye odaklanmak çok da yeni bir fikir değildir. Dünyada saygıyla izlediğimiz, cesur kararları karşısında şapka çıkardığımız birçok CEO kendilerini öğrenmeye adamış insanlardır. Günlük yaşamlarında boş oldukları birkaç dakika olmamasına rağmen, kendi özel zamanlarında yeni şeyleri keşfetmekten büyük keyif alırlar. Warren Buff ett günde 5 ila 6 saatini 5 gazete okumaya ve 500 sayfalık kurumsal raporları incelemeye ayırır. (Yatırım kariyerinin ilk zamanlarında ortalama günlük okuması 1000 sayfanın üzerindeymiş.) Bill Gates yılda 50 kitap okur. 

2016 yılında New York Times’a verdiği bir röportajda okumanın halen yeni şeyler öğrenmek ve dünyada olup bitenleri anlaması için en etkili yöntem olduğunu söylemiştir. Mark Zuckerberg iki haftada bir kitap bitirir. 2015 yılında Zuckerberg yeni kültürler, inançlar, tarihler ve teknolojiler üzerine öğrenmeye odaklanmıştır. Ağabeyinin söylemine göre, Twitter’ın kurucusu Elon Musk büyüme çağında günde iki kitap bitirirdi ve kendi kendine mühendislik ve roket tasarımını öğrenmişti. 

Ne yazık ki, günü kurtarmak, kar etmek ve bilgiyi paraya çevirmek gibi acil hedeflere kilitlenen girişimciler için öğrenmenin önemi günlük koşuşturmalar içinde kaybolup gitmekte. 

Gelin “öğrenmek iyidir” sloganını bir örnekle perspektif içine koyalım: 

Kariyerlerinde başarılı olma hedefi olan ve bu uğurda birbirilerinden tamamıyla farklı stratejiler geliştirmiş iki üniversite mezununu değerlendirelim: 

İlk mezun, üretken Paul, verimliliği her şeyin önünde tutar ve günlük görevlere odaklanır. Diğer mezun, öğrenen Lisa için öğrenmek öncelikli odağıdır. 

İlk etapta Paul’un yaklaşımı daha etkili olabilir, daha çok para kazanır, kariyerinde ilk yıllarda daha hızlı yükselebilir, çünkü hep işe odaklanır. Oysa zaman içinde bu yaklaşımın getirisi azalacak, Lisa’nın yaklaşımı yükselişe geçecektir. Bunun en basit sebebi, bilginin üstüne konularak büyüyen, zenginleşen ve üretime dönüşerek somutlaşan yapısıdır. 

Üniversiteden sonra iş yaşamına geçen birçoğumuz üretken Paul’lere dönüşür, öğrenmek için ayırdığımız zamanı kısar, işleri en etkili şekilde, en kısa zamanda bitirmeye yöneliriz. Yıllar sonrasında ise Lisa olmanın yararlarını fark eder, öğrenmeye geri döneriz.

7 saat kuralı

Öğrenmek bir yaşam biçimine nasıl çevrilir? 7 Saat Kuralı’nı deneyin. Ben Franklin zamanında, kütüphanenin kendisine sürekli çalışma ve öğrenme imkânını verdiğini, her gün bir iki saatini öğrenmeye adadığını ve babasının kendisi için hayal ettiği formal eğitimi bu şekilde telafi etmeye çalıştığını söylemiştir. Ben Franklin’in yaptığı gibi, haftada 7 saat ya da günde 1 saatinizi öğrenmeye adayın. Her gün spor yapar gibi, her gün bir saat yeni şeyler öğrenin. Zaman içerisinde bu küçük zaman dilimleri toplanacak ve bilgi dağarcığınıza ve yapabilirliklerinize zenginlik getirecektir. Ortalamada bir kitabı okumak için 7 saat gerekir. Günde bir saatinizi okumaya ayırarak yılda 52 kitap okumuş olursunuz. Sadece bir kitabın hayatınızı değiştirecek güce sahip olduğunu düşünürseniz, yılda 52 kitabın sizde ne gibi değişiklikler yapacağını düşünün. Okuma alışkanlığıyla öğrenmeye başlamaya ne dersiniz? Bebek adımlarıyla kendi kendinizi korkutmadan 7 Saat Kuralı’nı uygulamaya başlayın. CEO’ların, iş dünyasındaki önemli liderlerin okuma listelerinde ilk sıralarda olan kitaplarla okuma serüveninize başlayın. Öğrenmenin yaşı, zamanı, sınırları yoktur unutmayın. 

Kaynak: www.dunya.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Para insanı nasıl değiştiriyor?

para ve insan, para insanı değiştirir mi, para, Manşet, araştırmalar

Çok para insanı değiştirir mi? Zenginlerin daha cimri ve az güvenilir olduğunu gösteren araştırmalar ne kadar doğru? İşte konuyla ilgili yapılan bir araştırmanın tüm detayları…

Bilimsel olarak araştırıldı: Para insanı bozuyor mu?

Kişinin varlık seviyesi arttıkça merhamet ve empati duygularının azaldığı, kişisel çıkar düşüncesinin ise arttığı doğru mu?

Üniversitelerin popüler konuları inceleyerek sosyal yaşantımıza ışık tuttuklarını bilirsiniz. Hayatınızda en az bir kere duyduğunuz ya da sorduğunuz bir konu üzerine Univercity of California Berkeley Üniversitesi’nde de bir grup uzun süren bir araştırma yaptı. Üniversite zengin olmanın insan üzerindeki etkilerini araştırdı ve “Para karakteri bozar mı?” sorusu deneklerle test edildi. Peki, burada ‘bozmaktan’ kasıt nedir? Amerika’daki çalışmada, insanların çok para karşısında davranışlarının değişip değişmediği araştırıldı. Paranın kurallara uyma, nazik olma ya da saygılı davranma gibi davranışları etkileyip etkilemediği incelendi. Sonuçlara bakalım…

Çalışmada önce deneklere Monopoly oynatıldı. Emlakçılık konulu ve zarla oynanan bu oyunda, tıpkı gerçek hayattaki gibi çeşitli yerler satın alarak; kiralama, inşa etme gibi ticari faaliyetlerde bulunup ekonomik olarak güçlü olmaya çalışırsınız.

Oyun bittikten 15 dakika sonra…

Oyuncuların bir bölümü yazı tura atarak, yani tesadüfi biçimde seçilerek, diğer oyunculara göre bazı avantajlara sahip oldu. Oyuna yaklaşık iki kat daha fazla parayla başladılar. Zengin seçilen oyuncular iki zar atarken, diğerleri ise tek zarla kaldı. Ve doğal olarak oyunu zengin başlayanlar kazandı. Gelelim oyun süresince gözlemlenen davranışlara… Zengin oyuncular piyonlarını oyun

tahtasına adeta vurarak ilerletti. Masadaki tabaktan daha çok kraker yediler. Abartılı başarı tepkileri gösterdiler. Fakir oyuncuya kaba ve duyarsız davranmaya ve sürekli ne kadar iyi oynadıklarını ifade etmeye başladılar.

İşin daha da ilginci ise, oyunun başında tamamen rastgele olarak zengin seçilenler, bunu bilmelerine ve oyunun hileli olduğunun açık olmasına rağmen, oyun bittikten 15 dakika sonra; nasıl başarılı olduklarını, mülkleri nasıl aldıklarını, kazanma şekillerini uzun uzun anlattılar. Yani onları başarılı hale getiren çift zar atma durumunu tamamen gözardı ettiler.

“Tüm zenginler böyledir” demek doğru değil

Başka bir deneyde; deneklere 10 dolar verilerek, isterlerse bu parayı yabancılarla paylaşabilecekleri ve bu yabancıların bir daha karşılarına asla çıkmayacağı söylendi. Yıllık kazancı 25 bin dolar olan katılımcılardan paralarını başka bir kişiyle paylaşanların sayısı, yıllık kazancı 150 bin dolar ve üstü olan katılımcıların sayısına göre yüzde 44 oranında daha fazla oldu.

Ama benim favorim, arabalar üzerinde yapılan çalışma… Araştırmacılar sokağa çıktı ve araçlarının değerine göre insanların davranışlarını inceledi.

Amerika’da yaya geçidinde yayaların geçiş üstünlüğü vardır. Yapılan çalışmada bu kural kullanıldı. Bir yaya geçidinde karşıdan karşıya geçer gibi yapan bir yayaya kimlerin yol verip vermediği incelendi. Günlerce yapılan denemelerde ucuz aracı olan sürücülerinin yasayı çiğnemediği; pahalı araç sürülerinin yarısının ise yasayı çiğnediği görüldü.

Daha birçok çalışma ve deney yapan ekibin bulgularına göre, varlıklı bireyler müzakerelerde yalan söylemek, iş yerinde kasadan para çalmak gibi etik olmayan davranışları onaylamaya ve rüşvet almaya daha yatkın. Kişinin varlık seviyesi arttıkça merhamet ve empati duygularının azaldığı ve kişisel çıkar düşüncesinin arttığı da bir başka sonuç.  Ancak “Tüm zenginler böyledir” demek doğru değil. Paul Piff’e ait bu çalışmanın detaylarını kişisel web sitesinde detaylı inceleyebilirsiniz.

Kaynak: www.milliyet.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Uykuya dalarken düşme hissi yaşıyor musunuz?

uykuya dalarken düşme hissi, uyku, hipnik seğirme

Tam uykuya dalarken birden düşme hissine kapılıp vücudumuzun silkindiğini çok görmüşüzdür. Peki, bu his neden oluşur? Bu hissi yaşayanlar ne yapmalı? İşte yanıtı…

Uykuya dalarken düşme hissi neden oluşur?

Tam uykuya dalarken birden düşme hissine kapılıp vücudumuzun silkindiğini çok görmüşüzdür, ama neden?

Tam uykuya dalarken birden düşme hissine kapılıp vücudumuzun silkindiğini çok görmüşüzdür. Oldukça yaygın olan bu hisse beyindeki iki bölgenin kontrol çatışması neden oluyor.

Bunu bir rüyanın parçasıymış gibi algılıyorsak boşlukta düşüyormuş hissi oluşur; buna hipnik seğirme denir. Beynimiz uyku için çevreyle bağlantısını keserken ortaya çıkan bir çatışmanın göstergesidir bu.

Uykuda vücudumuz felç olmuş gibidir ve dış dünyadaki olaylara duyarsız hale geliriz. Ama kas kontrolümüz düğmeye basılmışçasına durmaz.

Beynimizde adlı bölge nefes alma gibi temel fonksiyonları kontrol eder ve tetikte olma duygusunu hissettirir bize.

Öte yandan görmeyle ilgili (optik sinir önündeki bölge) ise yorgunluğu düzenler.

Uykuya dalma sırasında retiküler aktivasyon sistemi vücudumuzun kontrolünü elden bırakırken ventrolateral çekirdek denetimi ele alır. Bu yavaşça kısılan bir lamba düğmesi gibidir, ama her zaman pürüzsüz işlemeyebilir.

Uyanıklığı sağlayan enerji kalıntıları ani yükselişe geçtiğinde seğirme hareketleri görülür. Fakat bunun nedeni tam olarak bilinmiyor. Hızlı göz hareketlerinin tersine bu seğirmelerin rüya gören beyinle bir ilgisi yoktur. Bundan ziyade günün son kalıntıları gibidir.

‘Patlayan kafa sendromu’ adı verilen ve insanın kafasının içinde bomba patlıyormuş gibi sesler duymasına neden olan tuhaf rahatsızlıkta da benzer belirtiler görülür. Beynin uyanık ve uykuya geçen kısmı arasında bir kontrol mücadelesi vardır ve bu şimşek çakması gibi ışıklar görmeye ve yüksek sesli patlamalar duymaya neden olur.

Bazı ileri vakalarda bu olgu aşırı uykusuzluğa ve hatta bedenin bilinmez güçler tarafından ele geçirilmesi iddialarına bile neden olmuştur.

Fakat genel olarak burada endişe edilecek bir durum yoktur. Uykuya dalma anında ortaya çıkan ilginç bir çatışma halinden ibarettir.

Kaynak: www.t24.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Kağıt kesiği neden canımızı çok yakar?

Manşet, kağıt kesiği nasıl geçer, kağıt kesiği, evrim ağacı

Ufacık bir kağıt kesiği canımızı beklediğimizden çok daha fazla acıtır. Peki, bunun nedeni nedir? İşte www.evrimagaci.org yazarlarından Çağrı Mert Bakırcı açıklıyor…

Kağıt Kesiği Neden Çok Acıtır?

Standart bir A4 kağıt ortalama 0.05 milimetre kalınlığa sahiptir. Standart bir tıraş bıçağı 0.23 milimetre kalınlığa sahiptir. Bir tıraş bıçağının kestiği yaranın acısı anlaşılır; ancak ondan 5 kata kadar daha ince olan kağıdın, kimi zaman arkasında hiç kanama izi bile bırakmaksızın açtığı yaralar neden bu kadar fazla acır? 

Normalde bir kağıt, insan derisini kesebilmek için fazlasıyla yumuşaktır. Belli bir keskinliğe ulaşmak için, belli bir sertliğin de olması gerekir. Fakat kağıdı bu kadar kesici yapan, aşırı ince olmasıdır. Kesiği açan kenarın yüzey alanı çok küçük olduğu için, çok yüksek basınç uygulayabilir. Bu basınç, deri katmanını yararak “kesik” dediğimiz olaya neden olan kuvvet dağılımıdır. Basınç, uygulanan kuvvetin yüzey alanına bölümüdür. Dolayısıyla çok küçük yüzey alanı (örneğin kağıdın kestiği incecik kenarın yüzey alanı), çok yüksek basınç anlamına gelir.

Kağıt kesikleri genellikle büyük bir kağıt grubu içerisinden, tek bir kağıdın ayrılması sonucu oluşur. Yani tek bir kağıt ile elinizi kesmeniz çoğu zaman zordur. Bunun nedeni, tek bir kağıdın gerekli kuvveti kesiği açma süresi boyunca uygulayamayacak kadar esnek ve yumuşak olmasıdır. Yani kağıdın kenarı elinizi kesmeye çalışsa da, yarığı açamadan hemen bükülecektir. Fakat yeni açılmış bir kağıt destesi (kimi zaman “kağıt topu” olarak bilinir) içerisinden kıvrılarak ayrılan tek bir kağıt, destenin geri kalanından güç alarak bükülmeden durabilir. Bu da, kağıdın parmağınızı kesebilmesini sağlayacak kuvvetin yeterince uzun süre uygulanabilmesine izin verir.

Gelelim acının nedenine… Parmaklarımızın ucunda aşırı fazla sayıda nosireseptör adı verilen acı algılayıcı sinir ucu bulunur. Bir kağıt kesiği, bu sinirlerin çok fazlasını aynı anda uyarabilecek kadar geniştir. İncecik kesik kanamaya neden olmadığı için, bu sinirlerin ucu, havaya temas edecek şekilde açıkta kalır. Yani yarıktan dışarı doğru bakan reseptörler, sürekli dış ortama maruz kalır. Kağıt kesiklerinin o sinir bozucu acısı bu reseptörlerin açık hava nedeniyle sürekli beyne sinyal göndermesinden kaynaklanır.

Kimi zaman derin kağıt kesikleri de görülür. Bunlar, daha uzun bir yüzey boyunca olan, daha derin kesiklerdir. Bunlar kimi zaman dışarıya hafifçe sızan, çoğu zamansa yarığın içerisinde biriken kanamalara neden olur. Kesik sırasında kağıdın yüzeyinde ve fiberleri içerisinde bulunan koruyucu kimyasallar (örneğin beyazlatıcılar), vücuda geçer. Bu kimyasalların yakıcı etkisi, beynimizde acı olarak algılanır. Bu da, kağıt kesiklerinin neden olduğu acının yaygın görülen ikinci bir nedenidir.

Tüm yaralar gibi, kağıt kesikleri de temizlendikten sonra yara bandıyla kapatılabilir. Fakat yine de, yarık boyunca parmak etinin iki tarafının sürekli farklı hızlar ve yönlerde oynayabiliyor olması, rahatsız edici acının uzun sürekli bir şekilde devam etmesine neden olacaktır. Çoğu zaman yara 2-3 gün içerisinde tamamen iyileşir ve acı kaybolur.

Yazar: Çağrı Mert Bakırcı
Kaynak:  www.evrimagaci.org

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER6 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER11 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND