Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Vehbi Koç’tan hayata dair tavsiyeler

https://www.koc.com.tr/tr-tr/hakkinda/kurucu-vehbi-koc

İş adamı Vehbi Koç’un hayatını konu alan yeni bir kitap çıktı. Gürel Tüzün ve Bülent Erkmen’in derlediği kitap ‘Vehbi Koç Anlatıyor’ ismini taşıyor. Vehbi Koç’un hayatta başarılı olmasının inceliklerinin anlatıldığı kitapta, iş hayatından özel hayata pek çok tavsiye yer alıyor. İşte pek çok kişiye ilham olabilecek o kitaptan seçilmiş 10 hayat tavsiyesi…

Vehbi Koç anlatıyor: Düğünden o kadar yorulmuşum ki gelinin yüzünü açmayı unutmuşum.

“İyi bir okul eğitimi görmeyişimin ve dil bilmeyişimin eksikliğini daima duymuşumdur”

İş adamı Vehbi Koç’un hayatına dair yeni bir kitap çıktı. Gürel Tüzün ve Bülent Erkmen, daha önce yayımlanmış iki kitaptan seçilmiş metinleri tarihsel bir bağlama oturtarak bugün için ‘Vehbi Koç Anlatıyor’ ismiyle yeniden hazırladı.

Hürriyet’ten İpek Özbey’in haberine göre, Vehbi Koç’un, hayatta başarılı olmasının inceliklerinin anlatıldığı kitaptan şu detaylara yer verildi:

1- İmrendim okulu bıraktım

Yol kenarındaki bağımızın içinde büyük bir dut ağacı vardı. Mahalle çocuklarıyla hep orada oynardık. Yoldan geçen, şehirden bağa gelen Hıristiyanların hayvanlarının çok bakımlı olması, çeşitli güzel arabalarla yazlıklarına gitmeleri beni imrendirirdi, bunlar gibi olmak isterdim. Bunun çaresini de çabucak hayata atılıp iş yapmakta gördüm. Babam bana sünnetimde hediye ettiği eşeği 80 kuruşa almış. Eşek bakımsız olduğu için Hıristiyan çocukları yolda kendi eşekleriyle beni geçerlerdi. (…) Okumamayı kararlaştırmıştım. İmzayı attık, dilekçeyi okula verdim ve tasdiknamemi aldım. Tam 15 yaşındaydım.

Ders: İyi eğitim görün

İyi bir okul eğitimi görmeyişimin ve dil bilmeyişimin eksikliğini daima duymuşumdur. Hayat mektebinde çok şey öğrenmiş olmama rağmen, bu eksiklikleri, sanki çok gençmişim ve başarılı olmama mani görüyormuşum gibi içimden atamamışımdır.

2-Kosti’den çok şey öğrendim

Vehbi Koç, ticaret hayatına atıldı. İşler iyi gidiyordu. İki yıl sonra bakkallık ona az gelmeye başladı. Kösele işine girmeye karar verdi, ama işi bilmiyordu. Yanına işten anlayan bir arkadaş lazımdı. Bu işi en iyi bilenlerden Ebeoğullarının yanındaki Kosti adlı satıcıyı büyük para teklif ederek almayı başardı. Kosti, Vehbi Koç’a bu meslekte çok şey öğretti.

Ders: İşi iyi bilenlerle çalışın

İlk günlerdeki bir inancımdan hiç şaşmadım: Yeni bir işe girmeden önce konuyu iyice incelemek ve o işten anlayan bir veya birkaç kişiyi yanına alarak birlikte çalışmak, işte başarılı olmanın en başta gelen şartlarındandır.

3-Beni tersledi, çok üzüldüm

Dükkân için 50 kiloluk bir fıçı karpit alacaktım. Galata’da o devrin çok tanınmış bir firması olan Gesaryan mağazasına girdim (…) Bay Agop’tan kiloda 10 para indirim istedim. Mağazada camekân içinde oturan çorbacıya, yani patrona gitmemi söyledi. İçeri girdim. Çorbacı sert bir tavırla, “Git Agop’la konuş, olmaz!” dedi ve beni tersledi. Son derece üzüldüm. (sonra) Galata’daki o dükkânda camekân arkasından tersleyen ve indirim yapmayan büyük çorbacı, Sirkeci’de odama kadar geldi ve bana ‘Koç Bey’ diye bol bol iltifat ediyordu. Allah’ın büyüklüğü bana bu ânı göstermişti.

Ders: Nezaket ve tatlı sözden ayrılmayın

İnsan ne olursa olsun, kendinden küçüğüne ve büyüğüne, karşısındakinin mevkiine, işine, sanatına bakmadan, ayırım gözetmeden güler yüz göstermeli, tatlı sözden ayrılmamalıdır. Herkese aynı nezaketle davranan insan daima yükselir ve başarıya ulaşır.

4-Gelinin yüzünü açmayı unutmuşum

Yaşım 25’e yaklaştığı için annem ve babam beni evlendirmeye karar vermişler. Annemin kız kardeşinin kızını almaya karar vermişler, hiç karşı gelmedim. O zaman şimdiki gibi nişanlılar bir araya gelsin, yesinler, içsinler, her istedikleri yere gitsinler, bu yoktu. Bir genç nişanlısını ancak nikâhtan ve düğünden sonra görebilirdi. 1926 yılının ilk haftasında düğünümüzü yapmaya karar verdik. O kadar yorulmuşum ki, gelinin yüzünü açmayı unutmuşum. Evlendiğim, teyzemin kızı Sadberk Hanım’ın yüzünü yakından ilk defa böyle gördüm. 47 yıllık evlilik hayatımın ve aile düzenimin, iş hayatımdaki başarımda çok büyük yeri vardır.

Ders: Anne baba fedakârlık göstermeli

İş hayatının bitmek tükenmek bilmeyen çeşitli sıkıntıları vardır. Sabah erkenden işe başlayan ve akşam asık bir yüzle eve gelen erkeği hanımının karşılaması, “Rahatsız mısın, yorgun musun” diye gönlünü alması, eğlence ve zevklerinden mahrum kalarak erkeğinin gidişine uymasının büyük önemi vardır. Çocuklar anne babayı daima bir fotoğraf makinesi hassaslığıyla örnek alırlar. Bu bakımdan anne babanın çocukları yetişinceye kadar büyük fedakârlıklar göstermesi gerekir.

5- Emin Bey’in gözyaşları

Benim üzerimde iz bırakan müteahhitlerden biri Eskişehir Milletvekili Emin Sazak’tı. Bir gün İş Bankası’nın karşısındaki yazıhaneme geldi, oturdu, bana şunları söyledi: “Ben müteahhitlikten çok büyük paralar kazandım. Hangi işe girmişsek kâr ettik. Etrafımdaki mühendisler, ‘Emin Bey sen peygamber gibi adamsın’ dediler, bana gurur geldi. Kendimi peygamber değilse bile en akıllı adam sandım. Bir orman işine girdik, büyük paralar kaybettik, hiçbir şey olmadığımı anladım. Anlaşma gereğince paraları bir hafta içinde götürmezsem iflas ettirecekler. Ankara’da Işıklar Caddesi’ndeki apartmanı, yakınındaki küçük binayı ve Yenişehir’deki arsamı alacaksın, 196 bin lira açığım var, bu parayı bana vereceksin…” Emlak almaya niyetim yoktu, “Müsaade buyur, bir göreyim” dedim. “Görmeyeceksin” dedi ve o dev gibi Emin Bey’in gözünden yaşlar boşandı. Dayanamadım, “Aldım” dedim. Emlak fiyatları arttı, ben zarar etmedim. Emin Bey servetinin çoğunu kaybetti.

Ders: Serveti düşünme

İnsan kazandıkça, “Her şeyi ben bilirim” sanıp elindeki serveti tehlikeye düşürmemeli. Her işe girerken çok iyi düşünüp taşınmalı, yoksa bu gibi şeyler her insanın başına gelebilir.

6- Dakikada 110 adım

Vehbi Koç’u tanıyanlar yürüyüş merakını bilirdi. İş görüşmeleri için zamanı yetmediğinde, görüşeceği kimseyle yürüyüş sırasında konuştuğu çok olmuştur. Sert ve hızlı yürür, dakikada 110 adım atardı.

Ders: Spor yapın

İşadamının çalışmasında dengeli olması, çalışmayla birlikte sporunu, eğlenmeyi, dinlenmeyi bırakmaması gerektiğini 1935 yılında öğrenmiş oldum. Bunu öğrenmeden önce en genç yaşlarımı zevksiz ve neşesiz geçirmiştim. Doktora gitmek şart, ama doktorun dediğine inanmalı, sinirleri bozmadan çalışmak için dengeli bir hayat yaşamaya dikkat etmeli.

7-Hayır işleri

İşe başlayıp, biraz para kazandıktan sonra mahallemde, çarşımda, halk arasında muhtaç olanlara yardım etmekten büyük zevk almaya başladım. İsraftan her zaman kaçındım. Boş yere yanan elektrik, akan su, gereksiz kullanılan bir araba için daima mücadele ettim fakat hayır işlerine giden ve yerine giden parayı harcamaktan zevk duydum.

Ders: Yardım yapanlara Allah birkaç mislini verir

Toplum içinde bulunanlara yardım yapanlara Allah daima yardım eder, birkaç mislini verir. Gerçekten de hayatımda ben bu zevkleri tattım, Allah da bana istediğimden çok fazlasını verdi. Vakıfları, hayatta başarılı olmuş insanların, içinde yaşadıkları topluma karşı en hayırlı ve tesirli bir borç ödeme müessesesi olarak gördüğümü söylemeliyim…

8- Misafirler erkenden kalkar

Sabahları kalkınca iki bardak su içerim. Bağırsaklarıma iyi geldiğine inanmışımdır. Günün meyvesi neyse ondan bir tane yer, gazetelere göz gezdirir, çalışmaya başlarım. Saat 10.30’da çay, beyaz peynir ve krikkrakla hafif bir kahvaltı yaparım. Akşam yemeğinden önce bir kadeh viski içerim. Günde beş sigaram vardır. Otuz ramazanda hiç içmem. Evimde verdiğim davetlerde, misafirlerim benim yaşayış programımı bildikleri için erkenden kalkarlar…

Ders: Hayatı iyi kullan

Çalışan insan en büyük sermayesi olan vücudunu ve kafasını dinlendirmesini, sağlıklı tutmasını bilmelidir. Aşırılıklardan kaçınmak insanı tasarrufa, elindekini iyi kullanmaya alıştırır. İnsanoğlu her şeyden önce kendi hayatını iyi kullanmayı öğrenmelidir.

9- Müessese yıkılmasın

17 yaşından başlayarak 46 sene geceli gündüzlü çalışıp, koca bir holding haline getirdiği Koç’u çocuklarının da aralarında olduğu hissedarlara bıraktı. Bunu yaparken, şöyle dedi: “Eğer bizlerin, benim ilelebet huzur içinde kalmamı istiyorsanız bu müesseseyi devam ettirirsiniz. Ufak tefek kaprisler uğruna müessese yıkılmasın…”

Ders: Çocuklarına güven

İnsanın eserlerini sürdürmek konusunda çocuklarının düşüncelerine bir takdir payı ayırması gerekiyor. Onlara güvenmemek için esaslı bir sebep yoktur. Dünyada babalarından kalan varlığı heba edenler çoktur. Fakat o varlığa yenilerini katanlar da onlardan az değildir.

10 -‘Halk Partisi’nden istifa et baskısı

Delikanlılığa geçtiği yıllarda babası onu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ne yazdırdı. “Bizim nesilden olanlar Kuvayı Milliye ruhunu iyi tanır” diyor. “Dayanışma, birlik, beraberlik içinde gücümüzü toplayarak sıkıntılardan, dertlerden kurtulmak düşüncesi Kurtuluş Savaşı günlerinde bizi o kadar sarmış ki, savaş bitti, Halk Partisi kuruldu, hepimiz girdik. Siyasal hayata atılmak, siyasetçi olmak aklımın ucundan bile geçmiyordu, sadece Atatürk’ün izinde olduğumuzu göstermek istiyorduk.” Ancak 1950 seçimlerini Demokrat Parti alır. Vehbi Bey’e, Halk Partisi’nden istifa ederek Demokrat Parti’ye geçmesi için baskı yapılır. Bu duygu onu yaralasa da tüm direnmelerinin sonunda Halk Parti’den ayrılır ama Demokrat Parti’ye de geçmez. O tarihe kadar başarıyla sürdürdüğü iş hayatını tehdit ve tehlike altında görmeye başlar.

“Hizmet için illa politikacı olmak gerekmez”

Bir işadamı siyasal ilişkilerinden dolayı günün birinde önemli sıkıntılara uğrayabilir! Bu memleket sadece iktidarın veya muhalefetin değil, hepimizindir, bütün vatandaşlar aynı geminin içindeyiz. Bir işadamının da politikacılar kadar sorumluluğu olduğuna inanan Koç için bu yüzden ekonomik hayat içindeki rolünü bırakıp siyasal hayata geçmenin bir cazibesi yoktu…

Yazar: İpek Özbey
Kaynak: http://www.t24.com.tr

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Çinli Şirket az adım atan çalışana para cezası veriyor

Çalışanlarına eksik attıkları her adım için 0,01 yuan (0,0078 TL) ceza kesen şirket eleştirildi.

Çin’de ayda 180 bin adımdan az atan çalışanlarına para cezası veren şirket eleştirilerin hedefinde. Information Times gazetesine göre Guangzhou’da bir emlakçı, çalışanlarına eksik attıkları her adım için 0,01 yuan (0,0078 TL) ceza kesiyor.

Gazeteye konuşan şirketin çalışanlarından biri, sürekli fazla mesaiye kalmaları gerektiği için çalışma saatleri dışında 6 saat atma imkanlarının olmadığını söylüyor:

“Şirketin daha fazla egzersiz yapmamızı istemesini anlıyorum ama şimdi adım hedefini tutturmak için yürümekten uyumaya yeterli vakit ayıramıyorum.”

Yerel bir hukuk firmasında çalışan Liu Fengmao, şirketin çalışanların attıkları adımı bir performans göstergesi olarak takip etmesinin yasal bir temeli olmadığını ve bu kuralın ilerde işveren için sorun çıkarabileceğini belirtiyor.

Liu’ya göre işçiler mesai saatleri dışında yürümeleri gerektiğinde bunun fazla mesai olduğunu söyleyebilir veya yürüyüş sırasında sakatlık yaşadıklarında bunu çalışma sırasında yaşanan bir iş kazası olarak gösterebilir.

Information Times’a göre Guangzhou’daki emlakçı çalışanlarına bu tip bir kural getiren ilk şirket değil.

Ocak 2017’de teknoloji şirketi Congqing çalışanlarının günde 10 bin adım atmasını talep etmişti. Chongqing Evening Post gazetesi şirketin bu kriteri bir performans ölçütü olarak kullandığını yazmıştı.

“Şirket, maaşlardan kesinti yapmak için bahane arıyor”

Sosyal medya sitesi Sina Weibo’da da kullanıcılar Guangzhou’daki emlakçının bu uygulamasını şaşkınlıkla karşıladı. Bir kullanıcı “Şirket çalışanlarının maaşlarından kesinti yapmak için bahane arıyor” ifadelerini kullandı.

Bazı kullanıcılar ise kararı “Bu uygulama çalışanları sağlıklı kılar” ifadeleriyle destekledi.

Kaynak: BBC Türkçe

Okumaya devam et

MAKALE

Bağlanma korkusu: Neden bazıları “ıssız insan” olmayı seçer?

İnsanın sosyal etkileşimi, temel bir ihtiyaç. Peki neden bazı insanlar, başka insanlardan kaçar? Bağlanma korkusunun mekanizması nasıl çalışır? Bağlanamayanları anlamak için yararlı bir yazı…

Flörtleşme döneminde bir çoğumuzun başına gelmiştir: biriyle görüşüyorsunuz, beraber vakit geçirmeyi seviyorsunuz ve birbiriniz tanımaya çalışıyorsunuz. Aranızdaki ilişki doğru yönde gidiyor gibi duruyor, ancak bu ilişkinin adını koymak istediğinizi belirttiğiniz anda durum birden değişiyor. Görüştüğünüz kişi sorularınıza daha kaçamak cevaplar vermeye başlıyor ve mesajlarınıza daha az geri dönüş yapıyor. Gelecek ile ilgili bir plan yaptığınızda konuyu değiştirmeye çalışıyor.

Karşılıklı oturduğunuzda ve “neler oluyor?” diye sorduğunuzda büyük ihtimalle “bağlanmaktan korkuyorum” veya buna benzer bir cevap alacaksınız.

Bazıları için bu konuşma daha geç de gerçekleşebilir. Artık bir ilişki içindesinizdir, ancak ilişkiniz daha da ciddileşmeye başlayınca partneriniz sizden uzaklaşabilir. Bunun üzerine kendinizi “ne oldu öyle” diye düşünürken bulabilirsiniz.

“Bağlanmaktan korkmak teriminin sık sık kullanıldığını duyarız ama aslında bu ne anlama geliyor? Huffington Post’tan Kelsey Borresan bu sorunun cevabını öğrenmek için uzmanlarla görüştü.

Eğer biri size “bağlanma sorunlarından” bahsediyorsa yakınlık kurmaktan ve ilişkinizin çok hızlı ilerlemesinden rahatsız oluyordur.

“Sizin ihtiyaçlarınızı ve beklentilerinizi karşılayamamaktan korkuyor olabilir”

Psikolog Samantha Rodman bu konu ile ilgili olarak “ Sizi seviyor olabilir, hatta size aşık bile olabilir ancak sizin ihtiyaçlarınızı ve beklentilerinizi karşılayamamaktan korkuyor olabilir” diyor.

“Bağlanma sorununun” kökleri korkulara, inançlara hatta kişinin aile hayatında veya daha önceki ilişkilerinde yaşadığı kötü tecrübelere dayanıyor olabilir. (Örneğin çocukluğunda anne ile babasının kavgalı bir boşanma yaşamasına tanık olmuş olabilir)

Unutmamak gereken bir başka detay ise her insanın nihai amacının uzun bir ilişki olmadığı.

“Bir ilişkinin içinde sıkışıp kalmaktan korkuyor veya büyük kararlar vermekte zorlanıyor olabilirler” diyor psikolog Ryan Howes ve ekliyor; “ Belki de geçmişte kendileri ile uyumlu olmayan insanlarla ilişki yaşamışlardır veya ilişkileri beklemedikleri bir şekilde aniden bitmiş, bu yüzden de kendilerini reddedilmiş hissetmişlerdir”. Howes bu konu hakkındaki düşüncelerini “Tipik olarak bağlanmakta korkan insanlarda geçmişten gelen bir korku vardır ve bu korku genel olarak ilişkilerinin bitmesine sebep olur” diyerek özetliyor.

“Eğer biri bağlanma sorunları olduğunu söylüyorsa ona inanmalısınız”

Bir başka olasılık ise karşınızdaki kişinin size karşı olan ilgisini kaybettiği ve “bağlanma sorunlarını” ilişkinizi sonlandırmak için kullanıyor olması. Bu gerekçe gerçek olsa da olmasa da bunu görüştüğünüz kişinin artık sizinle bir ilişki yaşamak istemediğine dair bir sinyal olarak algılamalısınız.

“Eğer biri bağlanma sorunları olduğunu söylüyorsa ona inanmalısınız. Bazı insanlar bunu ciddiye almıyor ve bir süre sonra karşılarındaki kişinin istediğinin evlilik veya beraber yaşamak olmadığını fark edince hayal kırıklığına uğruyor” diyor Rodman.

Bağlanmaktan korkan insanlar bazen size karışık sinyaller verebilirler. İlişkinizin bir sonraki adımının ne olduğunu konuştuğunuzda farklı cevaplar verdiğini hissedebilirsiniz. Tahminen sizinle bir sene sonrası için tatil planı yapmayacaklardır. Bazen arkadaşları etrafında geçirdiğiniz zamanı bile kısıtlayabilirler ki ilişkiniz biterse arkadaşlarına çok bağlanmış olmayın.

“Bağlanma sorunu olan insanlar bağımsız yaşamayı ve kendi kendine yetmeyi iyi öğrenmiştir

Howes bağlanma sorunu olan insanların kavgadan kaçınmak için sorunların kendi kendisini çözmesini beklediğini, fakat aynı zamanda da bağlanmaktan korktukları için ilişkiyi bitirmeye hazır olduklarını ifade ediyor. “İçlerinde sürekli çatışıyorlar” diyor Howes.

Rodman ise “Bağlanma sorunu olan insanlar bağımsız yaşamayı ve kendi kendine yetmeyi iyi öğrenmiştir. Bu sebepten dolayı partnerlerine açılmaları zor olabilir.” diyor.

Kaynak: t24

Okumaya devam et

MAKALE

Perennialler: Yaşsız ve hayata bağlı yeni bir kuşak doğuyor!

Dünya genelinde nüfusun yaşlanmasıyla beraber, yaşların taşıdığı anlamlar ve algılanış şekilleri de değişmeye başladı. Bundan elli yıl önce, 50’li yaşlarında şehirli bir kadınla ilgili stereotip belliydi. Ev hanımı ya da emekli, yaşına uygun diz altı etekler ve uzun kollu penyeler giyen, ayakkabı alırken rahatlığına önem veren, arkadaşlarıyla gündüzleri görüşüp gece evde eşiyle ve çocuklarıyla dizi izleyen bir kadın tiplemesiydi bu. Oysa şimdi, global haber ve trendleri takip eden, hobilerine zaman ayıran, modern giyinmeye ve görünmeye özen gösteren, akıllı telefonunu elinden düşürmeyen bir nesille karşı karşıyayız: Perennial, yani yaşsız ve ilgili nesil.

Kalıcı, sürekli ve ilgili: Perenniallar

Perennialler nesli 200x300 - Perennialler: Yaşsız ve hayata bağlı yeni bir kuşak doğuyor!

Perennial, yani yaşsız ve ilgili nesil.

Günlük lugata yeni eklenen bir sözcük olan Perennial, adını Perennializm (daimicilik) adlı felsefeden alıyor. Bu felsefe, evrensel hakikat ilkelerinin tüm insanlar ve kültürlerde ortak olarak mevcut olduğunu öne sürer. Sözcüğün kalıcı, tekrar eden, sürekli, uzun ömürlü gibi anlamları da düşünüldüğünde, bu yeni “yaşsız” insan grubuna neden bu adın layık görüldüğü anlaşılıyor.

Özellikle gelişmiş ülkelerdeki trend, insanları hedef kitle olarak sınıflandırırken biyolojik yaştan çok, dünyayla, hayatla ne kadar ilgili olunduğuna bakma yönünde. Nesillere ve yaş gruplarına göre insan ayrıştırmak eskide kaldı, artık insanlar davranışlarına göre birbirinden ayrılıyor.

The Telegraph’ın yaptığı global ankete göre, 40+ yaşındaki kadınların;

  • yüzde 96’sı orta yaşlı gibi hissetmiyor.
  • yüzde 80’i, orta yaşlı kadınlarla ilgili yaygın görüşün kendi hayatını yansıtmadığına inanıyor.
  • üçte ikisi hayatının doruk noktasında olduğunu düşünüyor.
  • yüzde 59’u hayatı boyunca olduğu kadar genç ve hayat dolu hissediyor.
  • yüzde 84’ü kendisini yaşıyla tanımlamıyor.

Orta yaşlılara dair kabuller günümüzde geçerli değil

Günümüzde, yaygın orta yaşlı insan kabulünü gözden geçirmek gerektiği çok açık. Zira çoğu marka, hedef kitlesini belirlerken bu mevcut ve yanlış öngörüleri kullanıyor. Netflix ve Amazon gibi örnekler hariç: Bu mecralar insanlara seçenekler sunarken yaşlarını değil, beğeni ve zevklerini dikkate alıyor. Böylece ortaya daha sağlıklı bir sonuç çıkıyor. Çünkü artık çoğu orta yaşlı insan, özellikle de kadınlar, hiç de “yaşlarını göstermiyorlar”.

Yapılan araştırmalar, X jenerasyonu olarak bilinen 1960-1980 doğumluların finansal olarak güçlü, alışverişte söz sahibi bir nesil olduğunu ortaya koyuyor. Onlar, yani Perenniallar, hala hayatın içinde, hala “ilgili” olduklarını savunuyorlar. Dolayısıyla hedef kitleleri belirlerken önyargılardan değil, hızla ilerleyen teknolojiye ve şehir hayatına tamamen adapte olmuş insanların görüşlerinden yararlanmak gerekiyor.

Kaynaklar: www.uplifers.com

Okumaya devam et
Advertisement

TREND