Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Vahşetin bir sınırı var mı?

Sıradan insanın içinde hiç şiddet ve yıkıcılık potansiyeli var mıdır? IŞİD’in kafa kesme görüntülerini izlemek bile yeterince dehşet vericiyken, bu militanlar böylesine vahşice eylemleri nasıl gerçekleştiriyorlar?

Sıradan insanın içinde hiç şiddet ve yıkıcılık potansiyeli var mıdır? IŞİD’in kafa kesme görüntülerini izlemek bile yeterince dehşet vericiyken, bu militanlar böylesine vahşice eylemleri nasıl gerçekleştiriyorlar?

IŞİD militanları nasıl bu kadar acımasız olabiliyor

IŞİD’in kafa kesme görüntülerini izlemek bile yeterince dehşet vericiyken, bu militanlar böylesine vahşice eylemleri nasıl gerçekleştiriyorlar? Belki daha da önemlisi kimdir bunlar?

Sıradan insanın içinde hiç şiddet ve yıkıcılık potansiyeli var mıdır? Olmaz olur mu, vardır ama olağan koşullarda bu duyguyu yönetmeyi başarırız. Hayatları boyunca birisini dövmeye kalkışmamış ve de muhtemelen kalkışmayacak pek çok erkek boks maçı izler, dövüş filmi seyreder. Saldırganlık göstermek yerine saldırganlığı meşru biçimde icra eden Muhammed Ali ve Bruce Lee bu sayede idol olmuşlardır. Bu yüzden korku ve aksiyon filmleri seyredilir, cinayet romanları okunur.

Peki, olağan olmayan koşullarda bu şiddet potansiyeli neye dönüşebilir? Bu soru özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrası bilim dünyasının epeyce kafasını kurcalamıştır. Sıradan insanlar; çiftçiler, anneler, hekimler nasıl olur da toplama kamplarındaki devasa yıkıcılığın bir parçası olabilmişlerdir? “Okuyucu” (The Reader) filminde Kate Winslet’in canlandırdığı baş karakterin hikayesi de bu soruya işaret etmektedir. Bu konuda iki kült psikoloji deneyi bize ışık tutacak gibi görünüyor.

45 YAŞINDAKİ ROCK ŞARKICISI ANNE, İKİ ÇOCUĞUNU BIRAKIP CİHATÇI OLDU

Boyun eğerek ve denetilmeyerek canileşme

Milgram Deneyi’nde katılımcılara bir öğrenme deneyinin parçası oldukları bilgisi verilir. Deneydeki diğer bir katılımcı sorulan soruyu bilemediğinde doktor önlüklü bir çalışmacının verdiği komutla artan düzeyde elektrik şoku vermekle görevlendirilirler. Katılımcıların bilmediği konu ise diğer katılımcının aslında çalışmacı ekibinden olduğu ve elektrik şoku almadığıdır. Sonuçta katılımcıların yüzde 97’si diğer katılımcının deneyin durdurulmasını net biçimde istediği hatta yalvardığı halde komutla elektrik vermeye devam etmiş, yüzde 60’ı da ölümcül olduğu belirtilen dozlara kadar elektrik vermişlerdir. Deney sırasında pek çok katılımcının belirgin stres bulguları göstermesine karşın komutlara uyduğu gözlenmiştir.

Stanford Tutukevi Deneyi’nde ise katılımcılara kura ile gardiyan ve tutuklu rolleri verilmiş ve inşa edilen küçük bir tutukevine yerleştirilmişlerdir. Gardiyan rolü alan katılımcılar herhangi bir denetime tabi tutulmamışlardır. 14 gün sürmesi planlanan deney gardiyan rolü alan katılımcıların giderek artan biçimde sadistik eğilimler göstermesi nedeniyle tamamlanamamış ve altıncı günde sonlanmıştır.

Sonuç olarak hepimizin içinde şiddet potansiyelinin olduğunu ve bunu yönetmeye çalıştığımızı, otorite figürünün komutu altında gönülsüz de olsa şiddetin bir parçası olabileceğimizi, otorite figürü ortada olmadığında ise yetki verildiğinde zamanla şiddet üretebileceğimizi çıkarsayabiliriz.

IŞİD YÜZLERCE SURİYELİ ASKERİ BÖYLE ÖLDÜRDÜ

Peki kim bu IŞİD militanları?

IŞİD militanları arasında pek çok Türkiye vatandaşı olduğunu duymaktayız. Peki kim bu insanlar? Aslında bu soru ABD’li gazeteci James Foley’in başının kesilerek öldürüldüğü videoyu seslendiren militanın İngiliz aksanı ile konuştuğunun anlaşılmasından beri İngiltere’nin de gündeminde.

Öncelikle ABD ve Avrupa’dan da IŞİD’e pek çok militan katıldığının bilinmesine karşın bu kişilerin sosyodemografik yapılarının henüz sistematik biçimde incelenmediğini belirtmek gerekir. Yine de IŞİD bünyesinde savaşırken öldüğü bilinen ilk ABD vatandaşı olan Douglas McAuthur McCain’in öyküsüne (1) bakmak bize fikir verebilir. McCain 1981 yılında Illinois’de doğmuş. Lisede basketbol takımındaymış ve adeta takımın maskotuymuş, arkadaşları tarafından neşeli ve sıcakkanlı olarak bilinirmiş, Simpsonlar’ı izlemeyi severmiş ve Chicago Bulls taraftarıymış. Gelecek hayalleri arasında basketbolcu ya da rap’çi olmak varmış… Fakat ikisi de olmamış. Olamayacağını anlamasıyla da işler ters gitmeye başlamış. 2000 yılında daha sonraları kabaracak olan sabıka kaydı oluşmaya başlamış ve 2004 yılında İslam’ı seçmiş. Hollanda ordusunda da görev yapmış olan Yılmaz isimli bir Türkiye kökenli genç adamın öyküsü de IŞİD militanlarının hepsinin doğuştan cani olmadığını gösteriyor gibi.

Müslüman ülkelerde veya Müslüman olmayan ülkelerde Müslüman olmak

Önce çok ilgi çekici bir çalışmaya göz atalım. Fransız vatandaşlarının altıda biri IŞİD’i desteklemekte ve bu oran Gazze’dekinden bile daha yüksek. Fransız vatandaşlarından sadece göçmen ve Müslüman olanların IŞİD’i desteklediklerini varsayacak olursak Fransa ve Gazze’deki Müslümanlar arasında IŞİD’i destekleme açısından muazzam bir fark olabilir. Evet, Müslüman ülkelerde radikal İslamcı gruplarla ilgili endişeler giderek artmakta fakat bu durumda gurbette yaşayan Müslümanlarda bu durumun tam tersi olduğunu düşünebiliriz.

Gurbette yaşayan Müslümanlar nasıl bu noktaya geldiler?

Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisini duymuşsunuzdur. Genellikle tabanında temel fizyolojik gereksinimler, yukarı doğru çıktıkça saygınlık gibi diğer gereksinimlerden oluşan bir üçgenle temsil edilir. Peki saygınlık gereksinimi gerçekten fizyolojik gereksinimlerin hiyerarşik olarak altında mıdır her zaman? Hayır, bazen saygınlık gereksinimi diğer hepsinden önemli olabiliyor.

Müslüman coğrafyada baskın kültürel özellik kolektivizmdir (toplumculuk). Daha çok Batı kültüründe egemen olan bireycilik kişisel başarıyı olumlarken, kolektivist kültürler bireylerden başarıdan önce topluma uyumlu olmalarını beklerler. Böylece kolektivist kültürlerdeki bireylerde bu uyumluluğun bozulma riski ile ilişkili olan utanç duygusu çok baskın (“el âlem ne der”), özsaygı daha düşüktür. Bu kültürlerde tevazu sürekli olumlanır. Peki bu kültürlerde bireyler özgüven gereksinimini nasıl karşılayacaklar? Kolektivist kültürlerde genellikle olan bireyin grupla özdeşim kurması ve bu gereksinimini sosyal özsaygı üzerinden karşılamalarıdır. Yani bizimki gibi kültürlerde “Ben zekiyim” denmesi utanç kaynağıdır ama “Türk Milleti zekidir” denilmesi ile gururlanılabilir.

Kolektivist kültürlerde özsaygı ait olunan grup üzerinden karşılanıyorken gurbetteki Müslümanlar yerleştikleri memleketlerin hakir görülen kesimleri olunca bu gereksinimlerini karşılamakta zorlandılar. Artık Türkçe’yi unutmuş bazı son kuşak Türkiyeli göçmenlerin bize de garip gelebilen faşizan sözlemlerini buradan okumak yararlı olabilir.

Birçok kişi onlara kahraman gözüyle bakıyor

Bu tür kitleleri kutsal bir amaç kolaylıkla harekete geçirebilir. Zaten kültürel olarak ait olduğu gruba bağlılıkları yüksektir ve kutsal bir amaç eksikliğini derinden hissettikleri özsaygı için derman olabilir. Tanımadığı insanların kafasını kesmeyi kim kutsar ki diye soranları Foley’in öldürüldüğü videoların altındaki yorumları okumaya davet ederim. Bu militanlara kahraman gözüyle bakan pek çok insan bulunmakta.

Karşılanmamış özsaygı gereksinimi kolektivist bir kültür kökenli göçmenler için daha baskın bir gereksinim olmakla birlikte sadece bu gruba özgü değildir. Dezavantajlı etnik gruplar da bu gereksinimlerini karşılayamamaktadırlar. McCain hedeflerini gerçekleştiremeyince hayatı rayından çıkmıştır. Barack Obama da sokakta yürürken kilitlenen otomobil seslerini duyduğunda kendini damgalanmış hissettiğini resmi bir şekilde bildirmiştir. Dezavantajlı etnik gruplara ait bireyler dışlanmış ve damgalanmış hissedebilirler ve bu durum özsaygılarının oldukça düşmesine neden olabilir.

Bu konudaki bir diğer hipotez ise psikolog Arie Kruglanski’nin “Bilişsel Açıklık Gereksinimi”dir. Kruglanski’ye göre insanların neyin doğru ve neyin yanlış olduğu ve ne yapmaları gerektiği konusunda emin olmaya gereksinimleri vardır. Gelin görün ki Kohlberg’in de üzerine kuram inşa ettiği üzere ahlaki yargılama görecedir. Örneğin hırsızlık yapmak kötü olabilir ama ölmek üzere olan eşi için ilaç çalmak kötü olmayabilir. Kendilerine bazı doğrular öğretilen ama hayat pratiklerinde o doğruları uygulama şansı bulamayan, suça karışan dezavantajlı gruplarda bu belirsizliğin daha yakıcı olduğunu varsayabiliriz. Bu durumda onlara basit ve sabit değerleri sunan bir ahlaki sistem iyi gelebilir. “Ben kötü biri miyim?” sorusuna evet yanıtı vermek için delil oluşturabilecek kadar suça sürüklenmiş bir gencin “Hayır, Müslümanlar iyidir, kâfirler kötüdür” yanıtından hoşlanması gayet anlaşılabilir. Kruglanski’ye göre artık bu hayatlar siyah ve beyaz olmak üzere ikiye bölünmüştür; iyiler mutlak iyi, kötüler her türlü cezayı hak edecek kadar mutlak kötüdürler ve arası yoktur.

IŞİD’in Sünni öfkesinin bir sonucu olduğunun resmi ağızlardan ifadesi de bu denklemde pek de hayırlı bir yere denk gelmeyecektir ne yazık ki.

Günümüzün başıbozukları

Yazının başında belirttiğim gibi hepimiz içimizdeki şiddet eğilimini bir şekilde yönetmeye çalışıyoruz. Bazıları var ki şiddet eğilimini yönetmekte epeyce zorlanıyorlar: Psikopatlar. Psikopat kişilik yapısına sahip kişiler şiddet eğilimini bastırmakta zorlandıklarından başları sıklıkla belaya girer ya da başkalarının başını belaya sokarlar. Bu kişilerin sıklıkla başvurdukları bir yöntem de şiddetin meşrulaştırılmasıdır. Böylece hem namus saikiyle sevgilisini döven bir kişinin kadınlara tacizde bulunması da biraz olsun anlaşılmış olur. Şiddetin meşrulaştırılabileceği toplumsal olaylar ise bu tip kişileri mıknatıs gibi çeker.

Önceleri -en azından ülkemizde- bu tip kişilerin de konumlanabileceği bir toplumsal rol vardı: Mahalle kabadayılığı. Mahalle kabadayıları çekinilen kişiler olsalar da mahallenin namusu ve güvenliği adına meşrulaştırılmış şiddet uygularlar ve mahalleliden saygı da görürlerdi. Kent yaşamında ölen mahalle kültürü ve atomize olan toplumsal yapı içerisinde bu toplumsal rol de kayboldu ve eskiden mahalle kabadayısı olacak olan bireyler toplumla iyiden iyiye uyumsuz davranışlara düşüp cezaevi nüfusunu artırmaktan başka bir rol edinemez oldular.

İşte bu türde insanların meşrulaştırılan, olumlanan hatta kutsanan bir şiddet davranışı bulmaları kendilerine çok cazip gelmiş olabilir. Osmanlı ordusunda “başıbozuk” denilen piyade birlikleri korkusuzca savaşmaları kadar disiplinsiz davranışları ile de nam salmışlardı. Günümüzün psikopatları da toplumsal olaylarda vatan-millet şiarı ile etrafı terörize etseler, askerliği kutsasalar da askere gittiklerinde son derece disiplinsiz ve saldırgan tutumları ile defalarca disiplin cezası ardından zaman zaman sağlık raporu ile askerliklerini tamamlayamayabiliyorlar. Başıbozuklar Osmanlı’nın psikopatları olabilirler mi bilmiyorum ama tarih içinde psikopatlardan birlik oluşturulmuş olabileceği fikri çok da mantıksız gelmiyor doğrusu. Acaba günümüzde IŞİD’in gözünü kırpmadan kafa kesen militanlarının ne kadarı psikopat? Elimizde bilimsel veri olmamasına karşın üzerinde düşünülmesi gereken bir soru gibi görünüyor.

Özetle

Elimizde somut bilimsel veriler birikene kadar, IŞİD militanlarının kısmen Batı dünyasında tutunamamış ve özsaygı ihtiyacı karşılanamamış başlıca göçmen ve dezavantajlı etnik gruplardan ve tüm coğrafyalarda içindeki şiddet eğilimini yönetemediği için meşrulaştırmaya yönelen bireylerden oluştuğunu düşünmek makul görünüyor.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND