Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Üstün yeteneğe dair şehir efsaneleri

Üstün yetenek ve üstün yetenekliler konusundaki şehir efsanelerini sorgulamaya hazır mısınız? Her alanda olduğu gibi bu alanda da doğru bilinen yanlışlar hiç az değil. Üstün yetenekliler konusunda uzman olan Dr. Bahar Eriş yazdı…

Üstün yetenek ve üstün yetenekliler konusundaki şehir efsanelerini sorgulamaya hazır mısınız? Her alanda olduğu gibi bu alanda da doğru bilinen yanlışlar hiç az değil. Üstün yetenekliler konusunda uzman olan Dr. Bahar Eriş yazdı…

Üstün Yetenekle İlgili Şehir Efsaneleri

Efsane #1: Üstün yeteneğin ortak bir tanımı vardır

Fil ve kör adamların hikayesini belki bilirsiniz. Bir filin etrafına gözleri görmeyen beş adam yerleştirirler. Biri filin hortumuna dokunur, “bu bir hortum” der. Biri gövdesine dokunur “bu bir duvar” der. Hepsi fili dokunduğu yere göre tanımlar.

Üstün yetenek de böyle bir fil. Kimi IQ skoruna bakıyor, bu çocuk üstün yetenekli diyor. Kimi öğrenme hızına bakıyor, bu üstün yetenekli diyor. Kimi yaratıcılığa bakıyor, üstün yetenekli diyor. Üstün yeteneği herkes baktığı yerden tanımlıyor.

Gerçek şu ki, herkesin üzerinde anlaştığı ortak bir tanım yok. Bu nedenle, bir tanım verilmeden “üstün yetenekli çocuklar şöyledir, özellikleri şunlardır” diyen cümleleri çok anlamlı bulmuyorum. Bazısı dahi düzeyinde nadir görülen bir yetenekten söz ediyor, bazıları yaşıtlarından zihinsel olarak daha ileride olan ancak dahi düzeyinde olmayan çocukları kas ediyor. Ama hepsine toptan üstün yetenekli deniliyor. Bu nedenle, önce üstün yeteneğin nasıl tanımlandığını sorgulamak gerekir.

Ayrıca tanımlar kurumdan kuruma, çağdan çağa, kültürden kültüre değişiyor. Örneğin; bilgisayarların olmadığı bir çağda, bilgileri papağan gibi ezberlemek üstün yetenek sayılabiliyordu, ama bu zamanda bunun bir kıymeti kalmadı. Önemli olan bilgiler arasında bağlantı kurup yaratıcı çözümler ortaya koyabilmek. Dünyanın ihtiyaçları değiştikçe, üstün yetenek tanımları da değişiyor.

Ancak farklı tanımların ortak noktalarına bakıldığında, kronolojik olarak kendi yaşındaki çocuklarla karşılaştırıldığında bir ya da daha fazla alanda daha yüksek performans gösteren ya da gösterme potansiyeline sahip olan; aileden, toplumdan ve eğitim ortamından sosyal ve duygusal desteğe ihtiyaç duyan çocuk üstün yetenekli olarak tanımlanabiliyor. Bu yazıda da bu tanım geçerli.

Efsane #2: Üstün yetenekli çocuklar benzer özellikler taşır

Yurtdışında üstün potansiyelli tanısı almış çocukların devam ettiği bir okul öncesi programında dört yıl boyunca öğretmenlik yaptım. Öğrendiğim en temel şeylerden biri, bu çocukların hepsinin birbirinden farklı olduğuydu. Kimisi sosyaldi, kimi içe kapanık. Kimi liderdi, kimi takipçi . Kimi erken konuşmuştu, kimi geç. Bu nedenle üstün yetenekli çocuklarla ilgili genellemelere hep şüpheyle yaklaşıyorum.

Efsane #3: Üstün yetenekli çocuk çabasız başarır

Bu da doğru değil. Başlangıçta bazı çocuklar bir alandaki doğal yatkınlıkları nedeniyle yaşıtlarından önde olabilirler, ancak bunun uzun vadede devam ettirilebilmesi çok çalışmaya bağlıdır.

Araştırmalar, potansiyelin üstün başarıya dönüşmesi için 10.000 saatlik, yani aşağı en az 10 yıllık düzenli çalışma gerektiğini ortaya koyuyor. Süre konusunda tartışmalar var, ama bu önemli değil. 10 yıl ya da 7 yıl ya da 5 yıl… Süresi ne olursa olsun, önemli olan düzenli çalışma disiplini.

Çocuğun çalışmayı öğrenmesi ve buna devam etmesi de büyük oranda çevrenin tutumuna bağlı. “Bizim çocuk yine çalışmadan tam not aldı”, “çalışmasa da yapıyor maşallah”, “problemleri çok kolay çözüyor” gibi cümleler kullanıyorsanız dikkatli olun. Böyle cümlelerle çocuğa çalışmanın “değersiz” olduğu mesajını veriyorsunuz. Başarıya kolay yoldan ulaşmayı yüceltiyorsunuz.

Oysa işin aslı öyle değil. Dahi olarak tanıdığınız insanların hayat hikayelerini okuduğunuzda, o dehanın arkasında ne kadar büyük bir çalışmanın yattığını görürsünüz. Örneğin Mozart’ın 6 yaşına gelene kadar 3500 saat pratik yaptığını biliyor muydunuz?

Siz çocuğunuza “kolay yoldan başarmanın” değerli olduğu mesajını verdiğinizde, çalışmayı bir külfet olarak görür. Ya da “çalışırsam zeki görünmem” psikolojisine girer, çünkü o güne dek kolayca yaptığı şeyler için övgü almıştır.

Ayrıca çocuğunuz soruları kolay çözüyorsa, demek ki seviyesine uygun sorular sorulmuyor. Kapasitesini kullanmıyor. Bu da onun gelişmeden, olduğu yerde saydığı anlamına gelir.

Sonra ne oluyor sizce? İşler özellikle 3-4. sınıfta zorlaşmaya başlayınca, çocuk “bu çok zor” diyerek vazgeçiyor. Uğraşmıyor bile. Kapasitem bu kadar diyor. Çalışma kasları gelişmediği için, 4. sınıfın yükü altında eziliyor. Üstelik “üstün yetenekliydi hani” gibi kinayeli cümlelere maruz kalıyor.

Çocuklarınızın algı ayarlarıyla oynamayın! Çocuğunuza, çalışarak ve çıtayı her seferinde yükselterek gelişebileceği yönünde mesajlar verin.

Unutmayın, çaba ve sebat olmadan üstün yetenekli olunmaz! Avantajlı başlayanlar zaman içinde avantajlarını yitirebilirler. Çocuğun belli bir alanda doğal bir yatkınlığı olabilir, ancak bu üstün yetenek için tek başına yeterli değildir. Bu doğal yatkınlık alanını keşfetmek, keşfettikten sonra desteklemek, gelişmesi için ortam hazırlamak gerekir.

Üstün yeteneğe giden yolda, bolca deneme yanılma ve başarısızlık vardır. Doğal yetenek, sebat, çevre desteği, doğru yöntemler ve sıkı çalışmayla beslenmediğinde, üstün yetenek düzeyine ulaşmayabilir.

Efsane #4: Üstün yetenekli olan, her alanda üstün yeteneklidir

Hayır. Bir çocuk bir ya da birkaç alanda yaşıtlarından ileride olabilir, ama her alanda öyle olması gerekmez. Örneğin çocuk zihinsel yönden ileride olabilir, ama bu resimde ve müzikte veya başka bir alanda da üstün yetenekli olduğunu göstermez. Müzik yeteneği olağanüstü olan bir çocuk, fen alanında çok başarısız olabilir.

Efsane #5: Üstün yetenekli çocukların hepsi yüksek IQ skoruna sahiptir

Yüksek IQ skoru üstün yetenek ile eşanlamlı değildir. Yüksek IQ skoru zihinsel yetenek potansiyelinin bir işareti olabilir, ancak IQ’su yüksek olmayan bir çocuk da üstün yetenekli olabilir. Örneğin Picasso’nun IQ’su düşüktü, ama bu dahi olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Efsane #6: Üstün yetenekli öğrenciler “kavanoz dibi gözlüklü”, “inek” tiplerdir

Özellikle medya ve film endüstrisi bu tür klişelerle dolup taşıyor. Genellikle üstün yetenek konusunu ele alan dergiler, gözünde gözlük elinde deney aleti olan çocuk görselleri kullanıyor ve bunu yaparak klişe tuzağına düşüyorlar.

İşin aslı şu; her çocuk birbirinden farklı. Bazıları son derece atletik, bazıları değil. Bazılarının sosyal kelebek, bazılarının bir iki tane arkadaşı var. Üstün yetenekliliği gözlük ve deney tüpü tarzı klişelerle anlatmak, konu hakkında dar bir bakış açısına sahip olunduğunun göstergesi.

Efsane # 7: Üstün yetenekli çocuk yaşıtlarından daha olgundur

Üstün yetenek tanısı alsa da, çocuk çocuktur. Zihinsel olarak yaşıtlarından ileride olan bir çocuk, duygusal olarak yaşının çocuğu olabilir. Bu çocuklardan yetişkin olgunluğu beklemek, yetişkinler için hiç de olgun olmayan bir davranıştır! Çocuk çocuktur. Çocuk olma ve çocukluğunu doyasıya yaşama hakkında saygı göstermek gerekir.

Efsane #8: Üstün yetenekli çocuk kendi başının çaresine bakar

Üstün yetenekli çocukların yeteneklerini geliştirmeleri için rehberliğe ihtiyacı vardır. Her çocuğun kendi potansiyelini gerçekleştirmesi amaçtır ve üstün yetenek tanısı alan çocuklar buna bir istisna değildir. Akademik olarak yaşıtlarından ileride bir çocuk, konuları hızlı anlıyorsa, sınıfta sıkılmaya mahkum edilemez. Ona göre müfredat düzenlemek ya da program yapmak gerekir. Sınıfta sıkılan çocuk davranış sorunları sergileyebilir, okul başarısı düşebilir, okula gitme motivasyonunu yitirebilir.

Öğretmenin görevi, müfredatı çocuğun akademik ihtiyacına göre farklılaştırmaktır. Ayrıca üstün yetenek tanısı alan çocuğun öğretmene asistanlık yapmak gibi bir görevi de yoktur; okula gelme amacı arkadaşlarının konuyu anlamasını beklemek ya da öğretmene yardım etmek değil, kendi potansiyelini gerçekleştirmektir.

Efsane #9: Hızlandırma yöntemi çocuğa zararlıdır

Konuyla ilgili araştırmalar hızlandırma seçeneklerinin akademik, sosyal ve duygusal faydalarını ortaya koymaktadır. Elbette bu karar verilirken çocuğun fiziksel ve duygusal durumu, ailenin, çocuğun, öğretmenin ve okul yönetiminin ortak kararı esas olmalıdır.

Bunun da ötesinde, doğru eğitim yöntemi diye bir şey yoktur; “çocuk için doğru eğitim yöntemi” vardır. Her hasta nasıl aynı tedavi yöntemiyle iyileşmezse, her çocuk da aynı eğitim yöntemiyle başarı sağlayamaz.

Efsane #10: Bu çocuk başarısız, üstün yetenekli olamaz

Okulda başarısızlık dediğimiz durum, çocuğun performansı ile gerçek potansiyeli arasında fark olması demektir. Bu sorunun kökeni çocuktan çocuğa değişebilir. Üstün yetenek tanısı almış çocuk, normal sınıf ortamında sıkılabilir, ilgisini yitirebilir, okul ortamına güvenini yitirebilir ve başarısız olabilir. Bazen çocuklar sırf ortama uyum sağlamak ve arkadaşlar arasında popülariteyi yitirmemek için yeteneklerini gizlemeye çalışabilirler. Bazen de üstün yeteneği gölgeleyen, altta yatan bir öğrenme bozukluğu olabilir. Bunların dikkatlice tespit edilip çocuğun başarısızlık döngüsünden çıkmasına destek vermek gerekir.

Efsane #11: Bu çocuk otistik, üstün yetenekli olamaz

Bazı çocukların yetenekleri yanında otizm ya da başka durumları olabilir. Biz bu çocuklara “iki kere farklı çocuklar” deriz. Disleksi, otizm, Aspergers sendromu gibi tanıları olan ya da fiziksel engelleri olan çocuklarda genellikle “olumsuz” tanı, çocuğun yeteneklerini gölgede bırakır. Bu tamamen bir bakış açısıdır. Çocuğa nereden bakmak isterseniz oradan görürsünüz. Örneğin yurtdışında disleski, bir yetenek olarak da kabul edilir, çünkü bu çocuklarda müthiş bir yaratıcı düşünce potansiyeli söz konusudur. Gelişmiş bir sağ beyinleri vardır. Diğer taraftan otistik bireyler, ayrıntılara karşı olağanüstü dikkatlidirler. Birçok otistik çocuk olağanüstü müzik, matematik ve resim yeteneğine sahiptir.

Efsane #12: Üstün yetenekli çocukların öğretmenleri de üstün yetenekli olmalıdır

Bir öğretmeni üstün yetenekli yapan, çocuğun ihtiyaçlarını anlayabilmesi, çocukları sevmesi ve onların kendilerini gerçekleştirmeleri için elinden geleni yapmasıdır. Zihinsel olarak ileride olan ama çocuğun dilinden anlamayan, onlarla iletişim kuramayan bir öğretmenin üstün yeteneği kimseye bir fayda sağlamaz.

Efsane#13: Üstün yetenekli çocuklar her zaman erken yürür, erken konuşur

Çocuk erken yürüyor ve erken konuşuyorsa bu bir üstün zihinsel yetenek potansiyeli işaretidir. Ancak geç konuşan veya geç yürüyen çocuk da üstün potansiyelli olabilir. Bu nedenle bu çocukları erkenden ümitsiz diye etiketlemek çok büyük bir hatadır.

Aslında herhangi bir çocuğu erkenden öyle ya da böyle etiketlemek hatadır. Çocuk umuttur, potansiyeldir, yolun başıdır. Yapılacak şey, onu etiketler altında ezmeden, olabileceği en iyi noktaya taşımaya çalışmaktır.

Her çocuk bunu hak eder.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND