Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Üstün yeteneğe dair şehir efsaneleri

Üstün yetenek ve üstün yetenekliler konusundaki şehir efsanelerini sorgulamaya hazır mısınız? Her alanda olduğu gibi bu alanda da doğru bilinen yanlışlar hiç az değil. Üstün yetenekliler konusunda uzman olan Dr. Bahar Eriş yazdı…

kişisel gelişim

Üstün yetenek ve üstün yetenekliler konusundaki şehir efsanelerini sorgulamaya hazır mısınız? Her alanda olduğu gibi bu alanda da doğru bilinen yanlışlar hiç az değil. Üstün yetenekliler konusunda uzman olan Dr. Bahar Eriş yazdı…

Üstün Yetenekle İlgili Şehir Efsaneleri

Efsane #1: Üstün yeteneğin ortak bir tanımı vardır

Fil ve kör adamların hikayesini belki bilirsiniz. Bir filin etrafına gözleri görmeyen beş adam yerleştirirler. Biri filin hortumuna dokunur, “bu bir hortum” der. Biri gövdesine dokunur “bu bir duvar” der. Hepsi fili dokunduğu yere göre tanımlar.

Üstün yetenek de böyle bir fil. Kimi IQ skoruna bakıyor, bu çocuk üstün yetenekli diyor. Kimi öğrenme hızına bakıyor, bu üstün yetenekli diyor. Kimi yaratıcılığa bakıyor, üstün yetenekli diyor. Üstün yeteneği herkes baktığı yerden tanımlıyor.

Gerçek şu ki, herkesin üzerinde anlaştığı ortak bir tanım yok. Bu nedenle, bir tanım verilmeden “üstün yetenekli çocuklar şöyledir, özellikleri şunlardır” diyen cümleleri çok anlamlı bulmuyorum. Bazısı dahi düzeyinde nadir görülen bir yetenekten söz ediyor, bazıları yaşıtlarından zihinsel olarak daha ileride olan ancak dahi düzeyinde olmayan çocukları kas ediyor. Ama hepsine toptan üstün yetenekli deniliyor. Bu nedenle, önce üstün yeteneğin nasıl tanımlandığını sorgulamak gerekir.

Ayrıca tanımlar kurumdan kuruma, çağdan çağa, kültürden kültüre değişiyor. Örneğin; bilgisayarların olmadığı bir çağda, bilgileri papağan gibi ezberlemek üstün yetenek sayılabiliyordu, ama bu zamanda bunun bir kıymeti kalmadı. Önemli olan bilgiler arasında bağlantı kurup yaratıcı çözümler ortaya koyabilmek. Dünyanın ihtiyaçları değiştikçe, üstün yetenek tanımları da değişiyor.

Ancak farklı tanımların ortak noktalarına bakıldığında, kronolojik olarak kendi yaşındaki çocuklarla karşılaştırıldığında bir ya da daha fazla alanda daha yüksek performans gösteren ya da gösterme potansiyeline sahip olan; aileden, toplumdan ve eğitim ortamından sosyal ve duygusal desteğe ihtiyaç duyan çocuk üstün yetenekli olarak tanımlanabiliyor. Bu yazıda da bu tanım geçerli.

Efsane #2: Üstün yetenekli çocuklar benzer özellikler taşır

Yurtdışında üstün potansiyelli tanısı almış çocukların devam ettiği bir okul öncesi programında dört yıl boyunca öğretmenlik yaptım. Öğrendiğim en temel şeylerden biri, bu çocukların hepsinin birbirinden farklı olduğuydu. Kimisi sosyaldi, kimi içe kapanık. Kimi liderdi, kimi takipçi . Kimi erken konuşmuştu, kimi geç. Bu nedenle üstün yetenekli çocuklarla ilgili genellemelere hep şüpheyle yaklaşıyorum.

Efsane #3: Üstün yetenekli çocuk çabasız başarır

Bu da doğru değil. Başlangıçta bazı çocuklar bir alandaki doğal yatkınlıkları nedeniyle yaşıtlarından önde olabilirler, ancak bunun uzun vadede devam ettirilebilmesi çok çalışmaya bağlıdır.

Araştırmalar, potansiyelin üstün başarıya dönüşmesi için 10.000 saatlik, yani aşağı en az 10 yıllık düzenli çalışma gerektiğini ortaya koyuyor. Süre konusunda tartışmalar var, ama bu önemli değil. 10 yıl ya da 7 yıl ya da 5 yıl… Süresi ne olursa olsun, önemli olan düzenli çalışma disiplini.

Çocuğun çalışmayı öğrenmesi ve buna devam etmesi de büyük oranda çevrenin tutumuna bağlı. “Bizim çocuk yine çalışmadan tam not aldı”, “çalışmasa da yapıyor maşallah”, “problemleri çok kolay çözüyor” gibi cümleler kullanıyorsanız dikkatli olun. Böyle cümlelerle çocuğa çalışmanın “değersiz” olduğu mesajını veriyorsunuz. Başarıya kolay yoldan ulaşmayı yüceltiyorsunuz.

Oysa işin aslı öyle değil. Dahi olarak tanıdığınız insanların hayat hikayelerini okuduğunuzda, o dehanın arkasında ne kadar büyük bir çalışmanın yattığını görürsünüz. Örneğin Mozart’ın 6 yaşına gelene kadar 3500 saat pratik yaptığını biliyor muydunuz?

Siz çocuğunuza “kolay yoldan başarmanın” değerli olduğu mesajını verdiğinizde, çalışmayı bir külfet olarak görür. Ya da “çalışırsam zeki görünmem” psikolojisine girer, çünkü o güne dek kolayca yaptığı şeyler için övgü almıştır.

Ayrıca çocuğunuz soruları kolay çözüyorsa, demek ki seviyesine uygun sorular sorulmuyor. Kapasitesini kullanmıyor. Bu da onun gelişmeden, olduğu yerde saydığı anlamına gelir.

Sonra ne oluyor sizce? İşler özellikle 3-4. sınıfta zorlaşmaya başlayınca, çocuk “bu çok zor” diyerek vazgeçiyor. Uğraşmıyor bile. Kapasitem bu kadar diyor. Çalışma kasları gelişmediği için, 4. sınıfın yükü altında eziliyor. Üstelik “üstün yetenekliydi hani” gibi kinayeli cümlelere maruz kalıyor.

Çocuklarınızın algı ayarlarıyla oynamayın! Çocuğunuza, çalışarak ve çıtayı her seferinde yükselterek gelişebileceği yönünde mesajlar verin.

Unutmayın, çaba ve sebat olmadan üstün yetenekli olunmaz! Avantajlı başlayanlar zaman içinde avantajlarını yitirebilirler. Çocuğun belli bir alanda doğal bir yatkınlığı olabilir, ancak bu üstün yetenek için tek başına yeterli değildir. Bu doğal yatkınlık alanını keşfetmek, keşfettikten sonra desteklemek, gelişmesi için ortam hazırlamak gerekir.

Üstün yeteneğe giden yolda, bolca deneme yanılma ve başarısızlık vardır. Doğal yetenek, sebat, çevre desteği, doğru yöntemler ve sıkı çalışmayla beslenmediğinde, üstün yetenek düzeyine ulaşmayabilir.

Efsane #4: Üstün yetenekli olan, her alanda üstün yeteneklidir

Hayır. Bir çocuk bir ya da birkaç alanda yaşıtlarından ileride olabilir, ama her alanda öyle olması gerekmez. Örneğin çocuk zihinsel yönden ileride olabilir, ama bu resimde ve müzikte veya başka bir alanda da üstün yetenekli olduğunu göstermez. Müzik yeteneği olağanüstü olan bir çocuk, fen alanında çok başarısız olabilir.

Efsane #5: Üstün yetenekli çocukların hepsi yüksek IQ skoruna sahiptir

Yüksek IQ skoru üstün yetenek ile eşanlamlı değildir. Yüksek IQ skoru zihinsel yetenek potansiyelinin bir işareti olabilir, ancak IQ’su yüksek olmayan bir çocuk da üstün yetenekli olabilir. Örneğin Picasso’nun IQ’su düşüktü, ama bu dahi olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Efsane #6: Üstün yetenekli öğrenciler “kavanoz dibi gözlüklü”, “inek” tiplerdir

Özellikle medya ve film endüstrisi bu tür klişelerle dolup taşıyor. Genellikle üstün yetenek konusunu ele alan dergiler, gözünde gözlük elinde deney aleti olan çocuk görselleri kullanıyor ve bunu yaparak klişe tuzağına düşüyorlar.

İşin aslı şu; her çocuk birbirinden farklı. Bazıları son derece atletik, bazıları değil. Bazılarının sosyal kelebek, bazılarının bir iki tane arkadaşı var. Üstün yetenekliliği gözlük ve deney tüpü tarzı klişelerle anlatmak, konu hakkında dar bir bakış açısına sahip olunduğunun göstergesi.

Efsane # 7: Üstün yetenekli çocuk yaşıtlarından daha olgundur

Üstün yetenek tanısı alsa da, çocuk çocuktur. Zihinsel olarak yaşıtlarından ileride olan bir çocuk, duygusal olarak yaşının çocuğu olabilir. Bu çocuklardan yetişkin olgunluğu beklemek, yetişkinler için hiç de olgun olmayan bir davranıştır! Çocuk çocuktur. Çocuk olma ve çocukluğunu doyasıya yaşama hakkında saygı göstermek gerekir.

Efsane #8: Üstün yetenekli çocuk kendi başının çaresine bakar

Üstün yetenekli çocukların yeteneklerini geliştirmeleri için rehberliğe ihtiyacı vardır. Her çocuğun kendi potansiyelini gerçekleştirmesi amaçtır ve üstün yetenek tanısı alan çocuklar buna bir istisna değildir. Akademik olarak yaşıtlarından ileride bir çocuk, konuları hızlı anlıyorsa, sınıfta sıkılmaya mahkum edilemez. Ona göre müfredat düzenlemek ya da program yapmak gerekir. Sınıfta sıkılan çocuk davranış sorunları sergileyebilir, okul başarısı düşebilir, okula gitme motivasyonunu yitirebilir.

Öğretmenin görevi, müfredatı çocuğun akademik ihtiyacına göre farklılaştırmaktır. Ayrıca üstün yetenek tanısı alan çocuğun öğretmene asistanlık yapmak gibi bir görevi de yoktur; okula gelme amacı arkadaşlarının konuyu anlamasını beklemek ya da öğretmene yardım etmek değil, kendi potansiyelini gerçekleştirmektir.

Efsane #9: Hızlandırma yöntemi çocuğa zararlıdır

Konuyla ilgili araştırmalar hızlandırma seçeneklerinin akademik, sosyal ve duygusal faydalarını ortaya koymaktadır. Elbette bu karar verilirken çocuğun fiziksel ve duygusal durumu, ailenin, çocuğun, öğretmenin ve okul yönetiminin ortak kararı esas olmalıdır.

Bunun da ötesinde, doğru eğitim yöntemi diye bir şey yoktur; “çocuk için doğru eğitim yöntemi” vardır. Her hasta nasıl aynı tedavi yöntemiyle iyileşmezse, her çocuk da aynı eğitim yöntemiyle başarı sağlayamaz.

Efsane #10: Bu çocuk başarısız, üstün yetenekli olamaz

Okulda başarısızlık dediğimiz durum, çocuğun performansı ile gerçek potansiyeli arasında fark olması demektir. Bu sorunun kökeni çocuktan çocuğa değişebilir. Üstün yetenek tanısı almış çocuk, normal sınıf ortamında sıkılabilir, ilgisini yitirebilir, okul ortamına güvenini yitirebilir ve başarısız olabilir. Bazen çocuklar sırf ortama uyum sağlamak ve arkadaşlar arasında popülariteyi yitirmemek için yeteneklerini gizlemeye çalışabilirler. Bazen de üstün yeteneği gölgeleyen, altta yatan bir öğrenme bozukluğu olabilir. Bunların dikkatlice tespit edilip çocuğun başarısızlık döngüsünden çıkmasına destek vermek gerekir.

Efsane #11: Bu çocuk otistik, üstün yetenekli olamaz

Bazı çocukların yetenekleri yanında otizm ya da başka durumları olabilir. Biz bu çocuklara “iki kere farklı çocuklar” deriz. Disleksi, otizm, Aspergers sendromu gibi tanıları olan ya da fiziksel engelleri olan çocuklarda genellikle “olumsuz” tanı, çocuğun yeteneklerini gölgede bırakır. Bu tamamen bir bakış açısıdır. Çocuğa nereden bakmak isterseniz oradan görürsünüz. Örneğin yurtdışında disleski, bir yetenek olarak da kabul edilir, çünkü bu çocuklarda müthiş bir yaratıcı düşünce potansiyeli söz konusudur. Gelişmiş bir sağ beyinleri vardır. Diğer taraftan otistik bireyler, ayrıntılara karşı olağanüstü dikkatlidirler. Birçok otistik çocuk olağanüstü müzik, matematik ve resim yeteneğine sahiptir.

Efsane #12: Üstün yetenekli çocukların öğretmenleri de üstün yetenekli olmalıdır

Bir öğretmeni üstün yetenekli yapan, çocuğun ihtiyaçlarını anlayabilmesi, çocukları sevmesi ve onların kendilerini gerçekleştirmeleri için elinden geleni yapmasıdır. Zihinsel olarak ileride olan ama çocuğun dilinden anlamayan, onlarla iletişim kuramayan bir öğretmenin üstün yeteneği kimseye bir fayda sağlamaz.

Efsane#13: Üstün yetenekli çocuklar her zaman erken yürür, erken konuşur

Çocuk erken yürüyor ve erken konuşuyorsa bu bir üstün zihinsel yetenek potansiyeli işaretidir. Ancak geç konuşan veya geç yürüyen çocuk da üstün potansiyelli olabilir. Bu nedenle bu çocukları erkenden ümitsiz diye etiketlemek çok büyük bir hatadır.

Aslında herhangi bir çocuğu erkenden öyle ya da böyle etiketlemek hatadır. Çocuk umuttur, potansiyeldir, yolun başıdır. Yapılacak şey, onu etiketler altında ezmeden, olabileceği en iyi noktaya taşımaya çalışmaktır.

Her çocuk bunu hak eder.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND