Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Ünlülerin gözüyle ‘baba’ sevgisi

2009 yılının en uzun günü olan önümüzdeki pazar aynı zamanda balar günü. Türkiye’nin pek çok alandaki ünlü isimleri ’baba’ denilince neler düşündüğünü açıkladı.

Tarih, 3 Haziran 2009… Yer, Sütlüce Kültür Merkezi… Dünyanın dört bir yanından Türkiye’ye gelen çocuklar, Türkçe Olimpiyatları’nın İstanbul’daki şarkı finalinde birinci olmak için yarışıyor. Salon tıklım tıklım… Sahneye çıkan her çocuk bol bol alkış alıyor. Sıra Pakistanlı Muhammed’e geliyor. Fatih Kısaparmak’ın ünlü ‘Bu Adam Benim Babam’ şarkısını seslendirmeye başlıyor. Şarkıyı sanki Muhammed değil, Fatih Kısaparmak söylüyor. Gözyaşlarını tutamayan Kısaparmak’ın zaman zaman eşlik ettiği şarkı bitince Pakistanlı Muhammed için büyük bir alkış kopuyor. Gecenin sonunda sonuçlar açıklanıyor, Muhammed birinciliği elde ediyor. Samanyolu TV’den naklen yayınlanan 7. Türkçe Olimpiyatları’nın şarkı finali, o günkü programlar içinde Yaprak Dökümü’nün ardından ikinci oluyor.

Reşat Nuri Güntekin’in aynı adlı ünlü romanından televizyona uyarlanan Yaprak Dökümü, sadece o gün değil, neredeyse tüm sezon birinciliği kimseye kaptırmıyor. Bir babanın, geleneksel değerlerden uzak, farklı tutkular peşinde koşan çocukları ve dağılan ailesi için ne kadar uğraştığını anlatan dizi, her çarşamba insanları ekran karşısına kilitliyor.

Hatırlanacağı gibi, yönetmen Çağan Irmak’ın 2005 yapımı Babam ve Oğlum filmi de Yaprak Dökümü gibi çok beğenilmişti. İzleyen herkesin gözünü nemlendiren film, Türkiye’de 3,5 milyon izleyici sınırını aşan nadir sinema eserlerinden biri olma başarısını göstermişti.

Görüldüğü gibi, içinde babaların olduğu, babaların geçtiği diziler, filmler, şiirler, şarkılar, türküler ve programlar, toplum tarafından büyük bir ilgiyle takip ediliyor. Bu, Türk aile yapısında evin direği ‘baba’nın çok önemli bir yeri olduğunu gösteriyor. 2009 yılının en uzun günü olan önümüzdeki pazar (21 Haziran), Babalar Günü. Biz de çeşitli kesimlerden ünlü isimlere ‘baba’ kavramını sorduk. İlginç cevaplar aldık.

Mehmet Kemal Yazıcıoğlu (Merhum Vali Recep Yazıcıoğlu’nun oğlu): 21 yaşımdayken yitirdim babamı. İki kız çocuktan sonra hem en küçük hem de ailenin tek erkek evladıydım. Bu da bana olan ilgiyi artırıyordu. Babama dair hatırladığım en önemli şey, bana verdiği öğütler. Bana hiçbir zaman makamın esiri olmamamı, bürokrasi hastalığına yakalanmamamı tavsiye ediyordu. “Hangi sıfatı alırsan al, makamından şeref alan değil, makamına şeref veren birisi ol.” derdi. Gün geçtikçe bu cümleyi daha iyi anlayabiliyorum. Onunla en çok spor yapmaktan hoşlanıyordum. Rafting, yamaç paraşütü gibi zor sporlarla uğraşıyordu. Şimdi aramızda değil. Onu çok özlüyorum. Benim için ‘baba’ kelimesi oldukça anlamlı. Nedeni ise Recep Yazıcıoğlu gibi Türk halkının çok sevdiği bir kişi, benim babam.

Derviş Zaim (Yönetmen): Ben de bir babayım. Oğlumun tek kelimeyle âşığıyım. Hayatımda yaptığım en iyi birkaç şeyden biridir oğlum. Kendi babama gelince… Baskıcı bir otorite kurmadı üzerimizde. Bunun da hayatımda kendi yolumu bulmamda önemli bir faktör olduğunu düşünüyorum. Babamla ilgili aklıma ilk gelen hatıram şu: Savaş (Kıbrıs Barış Harekâtı) sonrasıydı. Babam biz istemediğimiz hâlde eve tuvalle birlikte yağlı boya resim malzemesi getirmişti ve bizimle birlikte resim yapmıştı. Bu beni çok etkilemişti.

Hakan Balta (G.Saraylı millî futbolcu): Baba denince baba olduğum gün aklıma geliyor. Üçüncü olduğumuz 2008 Avrupa Şampiyonası öncesiydi. Şampiyonaya giderken baba oldum. Allah’tan çocuğumu görüp Millî Takım kampına gitmiştim. Şampiyona sonrasındaki iki haftalık tatilde çocuğumla doya doya birlikte oldum. Ardından Galatasaray’ın hazırlık kampı başladı. Bu kamp daha zor geldi bana. Oğlumun uğuruna da inanıyorum. Eşimin hamile kaldığını öğrendiğimiz gün Galatasaray’a transfer oldum. Doğduğunda da şampiyon olduk.

Kenan Işık (Sanatçı): Babamı erken kaybettim. 11 yaşımdaydım. Bir babaya sahip olmanın, baba-oğul ilişkisinin nasıl bir şey olduğunu bilmiyorum. Ağır, hüzünlü bir eksiklik yani. Ama onu bir düş gibi anımsıyorum. Ve anımsadığım o babayı seviyorum. Çok genç yaşta hayatını kaybettiği için de içim yanıyor. Çocuklarının büyüdüğünü göremedi. Askerliklerini, düğünlerini, gelinlerini, torunlarını… Hem ana hem baba olan karısının onlara nasıl kol kanat gerdiğini ve babasızlıklarını hissettirmemek için elinden geleni yaptığını… Evet… Hepsi bu işte…

Kerem Alışık (Oyuncu): Babalık benim için sevgi, özlem, hasret, heyecan, mutluluk ve gurur demek. Babamın kocaman şefkatli ellerinde sevgiyle tanıştım. Onun kucağında yarınların kaygısını unuttum. Benim gözlerimden akan bir damla yaş, onun coşkulu sesinde tebessüm oldu. Direnmeyi, güvenmeyi, sevmeyi ve üretmeyi öğrettiği için babama teşekkür ederim. Oğlumun da gözümün önünde değerlerine bağlı, efendi, tertemiz, dürüst, vicdanlı ve samimi bir evlat olarak yetişmesinden fevkalade büyük mutluluk duyuyorum. Oğlum benim efendim.

Nuriye Akman (Gazeteci-Yazar): Babam beni okumaya yönlendiren, hayata çok yönlü bakmamı sağlayan bir yol göstericiydi. Bu anlamda kendimi şanslı buluyorum. Her baba-kız arasında olabileceği gibi kuşak çatışmalarını biz de yaşadık. Ama ufkunun genişliği sayesinde bunları aştık. Bana kitap okumayı sevdirdi, hoşgörü gibi temel değerleri ve dünyaya at gözlüğüyle bakmamayı öğretti.

Fatih Kısaparmak (Sanatçı): Babalar günü ve benzer günleri biraz göstermelik buluyorum. Çok da önemsemiyorum. Çünkü bu tür günler hayatın geneline yayılması gereken bir anlam taşımalı. Babası hayatta olmayan ya da çok uzaklarda bulunan kişiler açısından hüzünlü saatlere de yol açıyor. Ben de bu hüznü yaşarım. Babamdan ötürü yaşadığım bu hüznü, çocuklarımın boynuma sarılışıyla telafi ediyorum. ‘O Adam Benim Babam’ türküsünde tanımladığım kişi, tamamen benim babam değil aslında. Ülkemiz babalarının, Anadolu babalarının prototipini anlatmaya çalıştım. Bizi biz yapan değerleri bir sanatçı olarak çok önemsiyorum. Sanatın yapıştırıcı misyonunu hep ön planda tuttum. O anlamda ülkemin müzikal kültürünün mayasına karışabilmek ve bir artı değer sunabilmek adına o türküyü besteledim. Büyük oğlum lise 3’e geçti, küçük oğlum 4 yaşını tamamladı. Her ikisi de bu şarkıyı diğer eserlerimden ayrı tutuyorlar. Belki de babalarına olan duyarlılıklarını daha fazla hissediyorlar. Zaman geçse de babalık kavramının dönüştüğünü düşünmüyorum. Ben büyükbabamla beraber de aynı evi paylaştım. Babamla da 23 yıl beraber yaşadık. Babam ve büyükbabamın baba-oğul ilişkilerindeki sevgi, saygı ve güven gibi kavramları ben de kendi babamla yaşadım. Oğullarımla da yaşamaya devam ediyorum.

Ercan Saatçi (Sanatçı): 365 günün sadece bir gününde babaların ya da annelerin hatırlanmasını kabul etmiyorum. Babalık duygusunu ben her gün yaşıyorum. Evlat sahibi olunca insan, babasının da kıymetini anlıyor. Baba olmak dünyanın en güzel şeyi. Babamdan öğrenip çocuklarıma sakladığım en önemli meziyet, yalan söylememek ve dürüst-namuslu olmak. Hepimiz bunun için yaşıyoruz. Çocuklarım, namuslu ve itikatlı insanlar olsunlar; bu bana yeter.

Ertuğrul Sağlam (Bursaspor Teknik Direktörü): Annem ve babam hayatımda çok önemli insanlar. Bugün bir yerlere geldiysek onların sayesinde geldik. Onlardan aldığımız terbiye sayesinde. İkisinden de Allah razı olsun. Babamdan bir kere dayak yedim. O da çok küçüktüm. Evimizin yakınında bir meyve bahçesi vardı. O bahçeden arkadaşlarla ayva almıştım. Bizi ayva alırken gören amcalar oldu. Babama şikâyet ettiler. Babam çok kızdı. Bir daha kimsenin bahçesinden bir şey almamamı tavsiye etti. O gün bugündür de kimsenin bahçesinden izinsiz bir şey almam.

Bülent Korkmaz (Teknik Direktör): Babam, hayat tecrübesini bana aşılamıştır. Doğru adım atmam için her zaman destek olmuştur. Karakterimin ve hayata bakışımın oluşmasında büyük rolü vardır. Babalar Günü’nü kutlamak gibi bir alışkanlığım yok. Ama kızlarım bu günde beni kutluyor.

Ahmet Çakır (Zaman Gazetesi Yazarı): Doğrusunu isterseniz benim kuşağımın kaderi buydu: Sadece babamızla değil, tüm sevdiklerimizle hep mesafeli kaldık… Ayrıca içinde bulunduğumuz toplumsal ortamın getirdiği zorunlulukların başında sevgimizi saklamak gelirdi. O nedenle ne babam bir günden bir güne bana doyasıya sarılabilmiş ne de ben ona karşı böyle bir sevgi gösterebilmişimdir. Birbirimizi görünüşte uzaktan sevmek bir zorunluluk gibiydi ama özde derinden birbirimize akan bir damla olduğunu bilirdik. Varlığımızın birbirimiz için taşıdığı önemi de… Benim çıktığım televizyon programlarını izlerken gözlerinin bir başka türlü ışıdığını ağabeyim söylerdi… Biraz da onu çok yakın bir tarihte kaybetmiş olmanın verdiği, anlatılması pek kolay olmayan duygular içindeyim.

Harun Erdenay (Eski millî basketbolcu): Babamın (Kemal Erdenay) hayatımdaki yeri apayrı. Beni basketbolcu yapan, beni yetiştiren babamdır. Aynı zamanda antrenörüm oldu. Basketbol adına bana her şeyi o öğretti. Bana hem babalık yaptı hem de çok iyi bir mesleğe sahip olmamı sağladı. Bir insanın babasının aynı zamanda antrenörü olmasının hem avantajlarını hem de dezavantajlarını yaşadım. Dezavantajı; maç bittikten sonra herkes eve gittiğinde maçı unutuyordu. Ancak biz evde maçı tartışmaya devam ediyorduk. Avantajı ise benim neler yapabileceğimi çok iyi biliyordu ve bana tecrübelerini en ayrıntısına kadar aktarıyordu.

Perihan Savaş (Oyuncu): Babalık benim için çok önemli bir olgu. Babamı genç yaşımda kaybettim. Keşke yaşasaydı. Eminim onunla keyifli zamanlar geçirirdim. Aynı şekilde rahmetli eşim Yılmaz Zafer de yaşasaydı çok iyi bir baba olacağına inanıyordum. Çünkü benden çok çocuk istiyordu.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND