Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Ünlülerin gözüyle ‘baba’ sevgisi

2009 yılının en uzun günü olan önümüzdeki pazar aynı zamanda balar günü. Türkiye’nin pek çok alandaki ünlü isimleri ’baba’ denilince neler düşündüğünü açıkladı.

Tarih, 3 Haziran 2009… Yer, Sütlüce Kültür Merkezi… Dünyanın dört bir yanından Türkiye’ye gelen çocuklar, Türkçe Olimpiyatları’nın İstanbul’daki şarkı finalinde birinci olmak için yarışıyor. Salon tıklım tıklım… Sahneye çıkan her çocuk bol bol alkış alıyor. Sıra Pakistanlı Muhammed’e geliyor. Fatih Kısaparmak’ın ünlü ‘Bu Adam Benim Babam’ şarkısını seslendirmeye başlıyor. Şarkıyı sanki Muhammed değil, Fatih Kısaparmak söylüyor. Gözyaşlarını tutamayan Kısaparmak’ın zaman zaman eşlik ettiği şarkı bitince Pakistanlı Muhammed için büyük bir alkış kopuyor. Gecenin sonunda sonuçlar açıklanıyor, Muhammed birinciliği elde ediyor. Samanyolu TV’den naklen yayınlanan 7. Türkçe Olimpiyatları’nın şarkı finali, o günkü programlar içinde Yaprak Dökümü’nün ardından ikinci oluyor.

Reşat Nuri Güntekin’in aynı adlı ünlü romanından televizyona uyarlanan Yaprak Dökümü, sadece o gün değil, neredeyse tüm sezon birinciliği kimseye kaptırmıyor. Bir babanın, geleneksel değerlerden uzak, farklı tutkular peşinde koşan çocukları ve dağılan ailesi için ne kadar uğraştığını anlatan dizi, her çarşamba insanları ekran karşısına kilitliyor.

Hatırlanacağı gibi, yönetmen Çağan Irmak’ın 2005 yapımı Babam ve Oğlum filmi de Yaprak Dökümü gibi çok beğenilmişti. İzleyen herkesin gözünü nemlendiren film, Türkiye’de 3,5 milyon izleyici sınırını aşan nadir sinema eserlerinden biri olma başarısını göstermişti.

Görüldüğü gibi, içinde babaların olduğu, babaların geçtiği diziler, filmler, şiirler, şarkılar, türküler ve programlar, toplum tarafından büyük bir ilgiyle takip ediliyor. Bu, Türk aile yapısında evin direği ‘baba’nın çok önemli bir yeri olduğunu gösteriyor. 2009 yılının en uzun günü olan önümüzdeki pazar (21 Haziran), Babalar Günü. Biz de çeşitli kesimlerden ünlü isimlere ‘baba’ kavramını sorduk. İlginç cevaplar aldık.

Mehmet Kemal Yazıcıoğlu (Merhum Vali Recep Yazıcıoğlu’nun oğlu): 21 yaşımdayken yitirdim babamı. İki kız çocuktan sonra hem en küçük hem de ailenin tek erkek evladıydım. Bu da bana olan ilgiyi artırıyordu. Babama dair hatırladığım en önemli şey, bana verdiği öğütler. Bana hiçbir zaman makamın esiri olmamamı, bürokrasi hastalığına yakalanmamamı tavsiye ediyordu. “Hangi sıfatı alırsan al, makamından şeref alan değil, makamına şeref veren birisi ol.” derdi. Gün geçtikçe bu cümleyi daha iyi anlayabiliyorum. Onunla en çok spor yapmaktan hoşlanıyordum. Rafting, yamaç paraşütü gibi zor sporlarla uğraşıyordu. Şimdi aramızda değil. Onu çok özlüyorum. Benim için ‘baba’ kelimesi oldukça anlamlı. Nedeni ise Recep Yazıcıoğlu gibi Türk halkının çok sevdiği bir kişi, benim babam.

Derviş Zaim (Yönetmen): Ben de bir babayım. Oğlumun tek kelimeyle âşığıyım. Hayatımda yaptığım en iyi birkaç şeyden biridir oğlum. Kendi babama gelince… Baskıcı bir otorite kurmadı üzerimizde. Bunun da hayatımda kendi yolumu bulmamda önemli bir faktör olduğunu düşünüyorum. Babamla ilgili aklıma ilk gelen hatıram şu: Savaş (Kıbrıs Barış Harekâtı) sonrasıydı. Babam biz istemediğimiz hâlde eve tuvalle birlikte yağlı boya resim malzemesi getirmişti ve bizimle birlikte resim yapmıştı. Bu beni çok etkilemişti.

Hakan Balta (G.Saraylı millî futbolcu): Baba denince baba olduğum gün aklıma geliyor. Üçüncü olduğumuz 2008 Avrupa Şampiyonası öncesiydi. Şampiyonaya giderken baba oldum. Allah’tan çocuğumu görüp Millî Takım kampına gitmiştim. Şampiyona sonrasındaki iki haftalık tatilde çocuğumla doya doya birlikte oldum. Ardından Galatasaray’ın hazırlık kampı başladı. Bu kamp daha zor geldi bana. Oğlumun uğuruna da inanıyorum. Eşimin hamile kaldığını öğrendiğimiz gün Galatasaray’a transfer oldum. Doğduğunda da şampiyon olduk.

Kenan Işık (Sanatçı): Babamı erken kaybettim. 11 yaşımdaydım. Bir babaya sahip olmanın, baba-oğul ilişkisinin nasıl bir şey olduğunu bilmiyorum. Ağır, hüzünlü bir eksiklik yani. Ama onu bir düş gibi anımsıyorum. Ve anımsadığım o babayı seviyorum. Çok genç yaşta hayatını kaybettiği için de içim yanıyor. Çocuklarının büyüdüğünü göremedi. Askerliklerini, düğünlerini, gelinlerini, torunlarını… Hem ana hem baba olan karısının onlara nasıl kol kanat gerdiğini ve babasızlıklarını hissettirmemek için elinden geleni yaptığını… Evet… Hepsi bu işte…

Kerem Alışık (Oyuncu): Babalık benim için sevgi, özlem, hasret, heyecan, mutluluk ve gurur demek. Babamın kocaman şefkatli ellerinde sevgiyle tanıştım. Onun kucağında yarınların kaygısını unuttum. Benim gözlerimden akan bir damla yaş, onun coşkulu sesinde tebessüm oldu. Direnmeyi, güvenmeyi, sevmeyi ve üretmeyi öğrettiği için babama teşekkür ederim. Oğlumun da gözümün önünde değerlerine bağlı, efendi, tertemiz, dürüst, vicdanlı ve samimi bir evlat olarak yetişmesinden fevkalade büyük mutluluk duyuyorum. Oğlum benim efendim.

Nuriye Akman (Gazeteci-Yazar): Babam beni okumaya yönlendiren, hayata çok yönlü bakmamı sağlayan bir yol göstericiydi. Bu anlamda kendimi şanslı buluyorum. Her baba-kız arasında olabileceği gibi kuşak çatışmalarını biz de yaşadık. Ama ufkunun genişliği sayesinde bunları aştık. Bana kitap okumayı sevdirdi, hoşgörü gibi temel değerleri ve dünyaya at gözlüğüyle bakmamayı öğretti.

Fatih Kısaparmak (Sanatçı): Babalar günü ve benzer günleri biraz göstermelik buluyorum. Çok da önemsemiyorum. Çünkü bu tür günler hayatın geneline yayılması gereken bir anlam taşımalı. Babası hayatta olmayan ya da çok uzaklarda bulunan kişiler açısından hüzünlü saatlere de yol açıyor. Ben de bu hüznü yaşarım. Babamdan ötürü yaşadığım bu hüznü, çocuklarımın boynuma sarılışıyla telafi ediyorum. ‘O Adam Benim Babam’ türküsünde tanımladığım kişi, tamamen benim babam değil aslında. Ülkemiz babalarının, Anadolu babalarının prototipini anlatmaya çalıştım. Bizi biz yapan değerleri bir sanatçı olarak çok önemsiyorum. Sanatın yapıştırıcı misyonunu hep ön planda tuttum. O anlamda ülkemin müzikal kültürünün mayasına karışabilmek ve bir artı değer sunabilmek adına o türküyü besteledim. Büyük oğlum lise 3’e geçti, küçük oğlum 4 yaşını tamamladı. Her ikisi de bu şarkıyı diğer eserlerimden ayrı tutuyorlar. Belki de babalarına olan duyarlılıklarını daha fazla hissediyorlar. Zaman geçse de babalık kavramının dönüştüğünü düşünmüyorum. Ben büyükbabamla beraber de aynı evi paylaştım. Babamla da 23 yıl beraber yaşadık. Babam ve büyükbabamın baba-oğul ilişkilerindeki sevgi, saygı ve güven gibi kavramları ben de kendi babamla yaşadım. Oğullarımla da yaşamaya devam ediyorum.

Ercan Saatçi (Sanatçı): 365 günün sadece bir gününde babaların ya da annelerin hatırlanmasını kabul etmiyorum. Babalık duygusunu ben her gün yaşıyorum. Evlat sahibi olunca insan, babasının da kıymetini anlıyor. Baba olmak dünyanın en güzel şeyi. Babamdan öğrenip çocuklarıma sakladığım en önemli meziyet, yalan söylememek ve dürüst-namuslu olmak. Hepimiz bunun için yaşıyoruz. Çocuklarım, namuslu ve itikatlı insanlar olsunlar; bu bana yeter.

Ertuğrul Sağlam (Bursaspor Teknik Direktörü): Annem ve babam hayatımda çok önemli insanlar. Bugün bir yerlere geldiysek onların sayesinde geldik. Onlardan aldığımız terbiye sayesinde. İkisinden de Allah razı olsun. Babamdan bir kere dayak yedim. O da çok küçüktüm. Evimizin yakınında bir meyve bahçesi vardı. O bahçeden arkadaşlarla ayva almıştım. Bizi ayva alırken gören amcalar oldu. Babama şikâyet ettiler. Babam çok kızdı. Bir daha kimsenin bahçesinden bir şey almamamı tavsiye etti. O gün bugündür de kimsenin bahçesinden izinsiz bir şey almam.

Bülent Korkmaz (Teknik Direktör): Babam, hayat tecrübesini bana aşılamıştır. Doğru adım atmam için her zaman destek olmuştur. Karakterimin ve hayata bakışımın oluşmasında büyük rolü vardır. Babalar Günü’nü kutlamak gibi bir alışkanlığım yok. Ama kızlarım bu günde beni kutluyor.

Ahmet Çakır (Zaman Gazetesi Yazarı): Doğrusunu isterseniz benim kuşağımın kaderi buydu: Sadece babamızla değil, tüm sevdiklerimizle hep mesafeli kaldık… Ayrıca içinde bulunduğumuz toplumsal ortamın getirdiği zorunlulukların başında sevgimizi saklamak gelirdi. O nedenle ne babam bir günden bir güne bana doyasıya sarılabilmiş ne de ben ona karşı böyle bir sevgi gösterebilmişimdir. Birbirimizi görünüşte uzaktan sevmek bir zorunluluk gibiydi ama özde derinden birbirimize akan bir damla olduğunu bilirdik. Varlığımızın birbirimiz için taşıdığı önemi de… Benim çıktığım televizyon programlarını izlerken gözlerinin bir başka türlü ışıdığını ağabeyim söylerdi… Biraz da onu çok yakın bir tarihte kaybetmiş olmanın verdiği, anlatılması pek kolay olmayan duygular içindeyim.

Harun Erdenay (Eski millî basketbolcu): Babamın (Kemal Erdenay) hayatımdaki yeri apayrı. Beni basketbolcu yapan, beni yetiştiren babamdır. Aynı zamanda antrenörüm oldu. Basketbol adına bana her şeyi o öğretti. Bana hem babalık yaptı hem de çok iyi bir mesleğe sahip olmamı sağladı. Bir insanın babasının aynı zamanda antrenörü olmasının hem avantajlarını hem de dezavantajlarını yaşadım. Dezavantajı; maç bittikten sonra herkes eve gittiğinde maçı unutuyordu. Ancak biz evde maçı tartışmaya devam ediyorduk. Avantajı ise benim neler yapabileceğimi çok iyi biliyordu ve bana tecrübelerini en ayrıntısına kadar aktarıyordu.

Perihan Savaş (Oyuncu): Babalık benim için çok önemli bir olgu. Babamı genç yaşımda kaybettim. Keşke yaşasaydı. Eminim onunla keyifli zamanlar geçirirdim. Aynı şekilde rahmetli eşim Yılmaz Zafer de yaşasaydı çok iyi bir baba olacağına inanıyordum. Çünkü benden çok çocuk istiyordu.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND