Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Ünlü tasarımcıdan büyük iddia: dünya çapında bir marka olacağım

Bir zamanlar, ‘Atıl Kutoğlu zor telaffuz edilen bir isim, tutması zor, adını değiştir’ diyenler çoktu. Bu ismi özel seçtiğini düşünenler bile çıkmış… Markalaşma için yıllardır mücadele veren bir isim Kutoğlu. Geçenlerde Muhtar Kent, Atıl Kutoğlu’nu Türkiye’nin yurtdışında tanınan markaları arasında saydı, hatta ilk 10’a soktu. Kutoğlu, Dünya Türk İş Konseyi Yüksek İstişare Kurulu üyesi. Aynı kurulda Rıfat Hisarcıklıoğlu, Muhtar Kent gibi isimler de bulunuyor. Kendisinin büyük bir hedefi var. Dünya markası olmak istiyor. ‘Ralph Lauren Amerika’da ve dünyada neyse ben de bir Türk markası olarak büyümek istiyorum’ diyor…

Öncelikle size biraz Atıl Kutoğlu’nun geçmişini anımsatmak isterim. Atıl Kutoğlu lisede kafasına tasarımcı olmayı koyan bir isim. Alman Lisesi’nde okurken defileler düzenlemiş. Vakko ve Beymen’de staj yaptığında ‘yurtdışında bilinmesi’ gerektiğini anlamış. Viyana’da okurken tanıştığı Viyana Belediye Başkanı’nın verdiği bursla yolu açılan Atıl Kutoğlu 20 yıldır Viyana’da en tanınan modacı. Yıllarca NY Fasion Week’te defileler düzenledi. Geçen sene Atıl Kutoğlu-Man’i de markasına ekledi.

Sakın Atıl Kutoğlu deyince aklınıza yalnızca abiye kıyafetler gelmesin. Çantadan mayoya her şey var Atıl Kutoğlu’nun mağazasında… Ben Atıl Kutoğlu’nun mağazasına gittiğimde o Viyana’ya gitmeye hazırlanıyordu.

‘İki gün sonra Avusturya Cumhurbaşkanı ve eşiyle yeniden geleceğim. Efes’teki kazıların 50’inci yılı. O kazıları da Avusturyalı arkeologlar yapıyor. Borusan Flarmoni bir konser verecek, Abdullah Gül de Efes’te olacak’ dedi Atıl Kutoğlu.

Siz bu röportajı okuduğunuzda Atıl Kutoğlu bu etkinliğe katılmış olacak.

Atıl Kutoğlu’nun mağazasında Berrin Yoleri ve Esra Oflaz’la karşılaştım. Daha sonra da mağazasına bir grup yabancı genç kadın geldi. Suudi Arabistan’ın önde gelen ailelerinden olan Bin Ladin Ailesinin Londra’da yaşayan üyeleriymiş bu kadınlar. Bin Ladin’in böyle yeğenleri de varmış. Nişantaşı’nda onca lüks mağaza içinde bir Türk markasından alışveriş yapmak istemişler. Ne güzel.

Anlatmaktan röportaja giremedim. Bunları yazmasam olmazdı.

‘İstanbul’a yabancı marka akını var’

– İstanbul mağazanız tam olarak ne zaman açılmıştı?

Dört yıl oldu. Zaman çabuk geçiyor. İstanbul’da marka bolluğu var artık. Dünyanın önde gelen markaları özellikle Nişantaşı’nı üs haline getirdi… Dünyanın en bilinen markaları burada büyük mağazalar açtılar. Berlin’de, Münih’te olmayan mağazalar burada var.

– Türkiye’de kadınların marka tutkusu mu buna neden oldu?

Bu da var ama Türkiye çok cazip bir ülke oldu. Marka akını var İstanbul’a. İstanbul’un cazibesi arttı. Etkileyen çok şey var ama yine de söylemeden edemeyeceğim, Türkiye’de marka tutkusu biraz abartılıyor. Türkiye petrol zengini bir ülke değil. Ben, markam burada. Biz buralardan çıktık. Dünyada önemli bir yere gelmeyi amaçlıyorum. Burada olmasam da olmazdı. Ayrıca İstanbul’un atmosferi de çok değişti.

– Neler değişti?

Moda, sanat ve kültürde atakta olduğumuzu düşünüyorum. Sanat etkinlikleri beni çok heyecanlandırıyor. İstanbul’daki mağazamdan dolayı daha çok Türkiye’de oluyorum. Rahmetli Sakıp Sabancı’nın müzesi, Rahmi Koç Müzesi ve İstanbul Modern çok şey kattı hayatımıza. Konserler, etkinlikler. Ben artık ayın yarısını burada geçiriyorum. İstanbul’a nazar değmesin güzel bir çekiciliği var, bu bizim için çok önemli. Benim önemli tanıdıklarım İstanbul’u merak ediyor. Geliyorlar buraya. Elizabeth Jagger geldi son. Elizabeth burada bir ev almayı dahi düşündü.

‘Türkiye’de kadınlar giyimlerine çok meraklı’

– Senin bir ayağın hep Viyana’da. Sık sık da New York’a gidiyorsun. Gözlemini merak ediyorum. Biraz önce de söz ettin. Hermes çanta için sıraya giriyor Türkiye’de kadınlar. Marka bağımlılığı çok arttı.

Türkiye’de kadınlar çok meraklı giyimlerine. Bence Avrupa ve Amerika’daki müşteriden daha zor ve seçiciler. Burada kadınlar hep arayışta. Heyecanlılar. Moda ve sanatta Paris’in ve Milano’nun 1970’lerde yaşadığı heyecanlı dönemi biz şimdi İstanbul’da yaşıyoruz. Yardım galaları düzenleniyor inan hepsi Paris ve NY’de düzenlenenlerle aynı kalitede.

– Senin müşterilerin burada daha çok kimler?

Buraya gelenlerin yüzde 60’ı Türk, yüzde 40’ı yabancı. Çok yabancı marka geldi Türkiye’ye. Biz tekstil ve moda sektörüyle önemli bir ülkeyiz. Bence ithalat konusunda temkinli olmalıyız. Ben bir Türk markasıyım, bunca dünya devi arasında var oluyorum. Lanvin’in, Gucci, ve Channel’in müşterisine hitap edebilmek kolay değil.

‘Osmanlı sanatı beni etkiliyor esinleniyorum ve modernize ediyorum’

– Şu da yok mu; artık o lüks tüketici Londra, NY ve Tokyo’da aynı vitrinlere bakıyor, aynı kıyafetleri giymekten de çekiniyor. Bu yüzden de tasarımcılara ilgi gösteriyor.

Aslında şu var şansımız artıyor haklısın. Londra, NY, Tokyo’da aynı vitrinleri gören insanlar bundan sıkıldı. Değişik ürün arayışı var. Marka uzmanları çok söylüyor bunları. Ben kendime ve Türkiye’ye inanıyorum. Kendi markamın da özel zevkleri temsil ettiğini düşünüyorum. Nasıl Ralph Loren Amerika’yı temsil ediyorsa bayrağıyla, Burberry nasıl İngiliz kokusu, çizgileri taşıyorsa, Atıl Kutoğlu da Türk değerlerini ve estetiğini yansıtsın istiyorum.

– Senin çok özel desenlerin var… Nelerden etkileniyorsun?

Selçuk, Osmanlı sanatı beni etkileniyor. Esinleniyorum, modernize ediyorum. Biraz önce senin denediğin kıyafetin desenleri de bana ait. Selçuklu desenlerinden esinlendim o kumaşlarda. Dünya markası olmak için çok daha büyümek lazım. Orta ölçekli bir şirketim. Yurtdışında ofisim ve temsilciliklerim var. Ama hedefim çok daha büyük. Öncelikle NY’de bir mağaza açmak istiyorum.

– Örneklere bakınca destek gerekiyor. Turquality’nin ötesinde bir destekten söz ediyorum. Çok dikkatimi çekiyor.

Çin bunu da başarıyor. Ucuz, seri üretimde değil yalnızca, çok ünlü moda tasarımcıları çıkmaya başladı Çin’den.

Haklısın. Çünkü önce ülkelerinde onlara sahip çıkılıyor. Sonra da tanıtım ayağında ve finansta destek bulunuyor. Alexander Wang, Jason Wu ilk aklıma gelen örnekler.

– Ne yapmalı?

Şunu rahatlıkla söyleyebilirim. İstanbul’a gelen asil aileler Türk tasarımı arıyor. Çantalarımı yüzde 80 yabancılara satıyorum. Türk kadını Hermes tutkunu, Türk modacının çantasına nedense ilgi göstermiyorlar. Bir de bizde yalnızca gece elbisesi bulacağını düşünen bir kesim var. Bir dünya markasında ne varsa var mağazamda. Yalnızca abiye kıyafet yok. Triko da var, tulumlar da var, sahilde giyebileceğiniz alternatifler de var. Mayolar da var. Tanıtıma ihtiyaç var. Başarı bizde var, kopuk kopuk adacıklar halinde. Daha güçlü olmalıyız. Ben Türkiye kültürünü, İstanbul’un tadını pırıltısını Avrupai tasarımlarla dünyaya sunuyorum. Şunu da biliyorum, ben de yurtdışında iş yaptığım için buradaki müşterileri çekiyorum. Dediğim gibi hedefim çok daha büyük.

‘Körfez ülkelerinden çok müşterim var’

Mağazamı Cladio Nardi tasarladı. Florensalı. Valentino ve Dolce Gabbana mağazalarını yapmış biri. Burası dünyalı bir mağaza. Körfez ülkeleri ve Türki cumhuriyetlerinden de gelen çok sayıda müşterilerim mevcut.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

İş hayatında dış görünüşün önemi

Manşet, iş hayatı, insan kaynakları, dış görünüş, araştırma

Hayatımızın belki de her alanında olduğu gibi, dış görünüşümüze gösterdiğimiz önemin kariyerimize de ciddi derecede etki ettiğini biliyor muydunuz? İşte konuyla ilgili yapılan bir araştırma ve araştırmanın tüm detayları…

Dış görünüş iş hayatında ne kadar etkili?

İstanbul Bilgi Üniversitesi, Milliyet İK ve İnsankaynaklari.com’un son araştırmasına katılan 62 bini aşkın kişinin yüzde 56’sı iş hayatında dış görünüşün en önemli unsur olduğuna inanıyor.

Kızım daha altı aylık bile değildi; yakın dostumuz olan bir çift ev ziyaretine gelmişti. Başıma geleceği az da olsa hissediyordum ama belki bizim kız uyanmaz da bu karşılaşma gecikir diye umut ediyordum. Fakat maalesef uyandı ve doğal olarak misafirler odasına gidip onu görmek istedi. Önden adam girdi, her şey o noktaya kadar iyiydi; sonra arkasından kadın. Ve işte bizimki o noktada bastı yaygarayı. Susturmamız, abartmıyorum, bir on dakikamızı aldı. Merak ettiniz değil mi?
Acı ama gerçek, söylemesi de toplumca pek münasip değil ama, madem konumuz bu, amaç da bilime hizmet, söyleyeyim: Maalesef kadın oldukça çirkindi. En nazik bir dille: Oldukça esmer, oldukça şişman ve oldukça orantısız bir suratı vardı, bir de üstüne bakımsızdı. “Çirkinlik sübjektiftir, sana göre çirkin olan bana göre güzel olabilir” diye atılmayın hemen. Öyle olmadığı Judith H. Langlois ve Lori A. Roggman adlı iki psikolog tarafından yakın geçmişte bilimsel olarak kanıtlandı. En ‘güzel’ insanlar tahmin edildiği gibi sadece masallarda tasvir edilen ve ender rastlanan güzelliklere sahip olan kişiler değil; aslında tüm insanların suratlarının ‘matematiksel’ bir ortalamasına sahip olan, yani kelimenin tam anlamıyla ‘ortalama’ bir güzellikte olanlarmış meğer!

GÜZELE BAKMAK SEVAPTIR

‘Güzellik algısı’ bir çocuğun daha ilk aylarında gelişiyor ve kısmen doğuştan gelen bazı etkilerle şekilleniyor. Bir yetişkin ile bir bebeğin görmek istediği surat tercihinin aynı olduğu zaten çoktan belirlenmiş çalışmalarda. Aşk ilişkilerinde de, meseleye hangi teorik duruştan bakarsan bak (davranışçı, bilişsel, sosyo-biyolojik, psikodinamik, vb.) sevilenin ‘fiziksel çekiciliği’ insanların söylemekten imtina etmelerine rağmen, genel inanışın tersine çok ama çok önemli. Ünlü Alman Filozof Schopenhauer, ‘Aşkın Metafiziği’ kitabında, aşkın amacının insanın gelecekteki varlığını sürdürme isteği olduğunu öne sürer. Yani üreme ve bir sonraki kuşağı yaratma isteğidir aslında aşk diye bildiğimiz şey. Âşık olacağımız kişiyi seçimimizde de, yaşam irademiz bizi, ‘güzel’ ve ‘zeki’ çocuklar dünyaya getirme şansımızı yükseltebilecek kişilere âşık olmaya doğru iter ona göre.
Peki, bebeklikten itibaren ‘güzel’e eğilim gösteren bizler, iş hayatında, eleman seçimlerinde acaba buna ne kadar önem veriyoruz?
Aslında ifade edilen genel inanış, bir adayın bir işe uygunluğunun sahip olduğu nitelikleriyle ölçülmesi gerektiği. Fakat genel temayül, kuvvetli bilinçaltı etkilerle, görüşme anındaki kıyafetin ve genel bakımın yanı sıra, adayın fiziksel özellikleriyle (boy, kilo, vb) bir bütün olan ‘dış görünüş’ün de bu işte çok etkili olduğu. Özellikle de ‘satış’ alanında çalışacak kişilerde ve iletişimle ilgili sektörlerde (reklam, halkla ilişkiler gibi) ‘fiziksel görünüm’ şartları neredeyse dillendirilmeyen ve yazılmamış bir kod. Bu durum konuya yönelik net bir hukuki yaptırımı olmayan Amerika’da artık sınırları zorlar durumda. Buluttan nem kapan Amerikalılar her türlü olası ayırımcılık ima eden davranışı mahkemeye sevk etmeye devam ediyor. Mesela 2005’te ünlü Abercrombie&Fitch şirketi, işe alımlarda ırk ve yaş ayırımcılığı uygulamaktan dava edildi. Firmanın marka imajına uygun kişileri yani genç, çekici, beyaz, erkek ve havalı kişileri işe aldığı iddia ediliyordu.
Araştırmalar da bu eğilimi doğrular nitelikte. Mesela 2003’te Sosyal Davranış ve Kişilik dergisinde yayınlanan Shannon ve Stark’a ait makale. ‘Personel seçiminde fiziksel görünüş’ meselesini iki boyut özelinde inceleyen akademisyenler, sakallı olmanın ve çekiciliğin işe alımlardaki etkisini tartışmış. Sonuçlar sakallı olmanın genel değerlendirmede değil ama son kertede yönetim pozisyonlarına işe alımda olumsuz etkisi olduğunu gösteriyor.
Solnick ve Schweitzer’in 2002’de Organizasyonel Davranış ve İnsan Karar Verme Süreçleri dergisinde çıkan ‘güzellik’ ve ‘pazarlık’ ilişkisi üzerine çalışmaları da ilginç. Satış ve pazarlama açısından çok önemli olan bulgular, ‘güzel’ kişilere daha güzel (daha avantajlı) teklifler yapıldığını gösteriyor.
Bu hafta İnsankaynaklari.com’la yaptığımız küçük anketimizde de, Türkiye’de yüzde 56’nın iş yaşamında dış görünüşün en önemli unsur olduğuna inandıklarını belirledik. “Önemli ama en önemli değil” diyen kesim ise yüzde 35. Yani gerçeklerin farkındayız gibi.

BOYUN UZUNSA ÜZÜLME!

Malcolm Gladwell, ‘Blink’ adlı meşhur kitabında, hepimizin bilinçaltında, özellikle ‘lider’ kişiliklerin belirli bazı fiziksel özelliklere sahip olması gerektiğini düşündüğümüzü söylüyor. Bu önermesini de, Fortune 500 listesindeki firmaların yarısıyla görüşerek ilginç bir şekilde doğrulatıyor. Görüştüğü şirketlerin neredeyse hepsinin en tepesindeki ismin (CEO) boyunun, ortalama bir Amerikan erkeğinin boyundan daha uzun olduğunu belirliyor. Ve meselenin hiç tartışılmamasının, durumu cinsiyet ve ırk ayrımından bile daha vahim hale getirdiğini söylüyor Gladwell. Haksız da değil aslında.
Bir ‘kısa boylular’ birliği kurulmadıkça pek yol alınamayacak gibi. O zamana kadar, ortalama Türk insanına göre (erkekler için 1,73cm, kadınlar için 1,62cm) boyu daha uzun olanlar (yaşasın ben!), neden olduğunu bilmeden iş hayatı basamaklarını biraz daha çabuk çıkacaklar sanırım!about:blank

Dış görünüşün iş yaşamında önemli olduğuna inanıyor musunuz?

Evet, en önemli unsurlardan biri
55,93%
35 bin 39 oy
Hayır, hiç önemi yok
3,85%
2 bin 414 oy
Evet ama en önemli unsur değil
34,75%
21 bin 771 oy
Hayır ama yükselmek için yardımı oluyor
4,41%
2 bin 761 oy
Fikrim yok
1,05%
660 oy
Toplam: 62 bin 645

Yazar: Umut Sarp
Kaynak: www.milliyet.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

İyi bir yönetici misiniz?

yönetim, yöneticilerin özellikleri, Manşet, iş hayatı

Sizce bir yöneticinin sahip olması gereken özellikler nelerdir? Herkes yönetici olabilir mi? İyi bir yönetici olmak için nelere dikkat etmek gerekir? İşte yanıtı…

Tüm yöneticilerin sahip olması gereken altı özellik

yönetim, yöneticilerin özellikleri, Manşet, iş hayatı

Bir kişinin ya da bin kişilik bir ekibin yöneticisi olabilirsiniz. Toastmasters International’dan Christina Hession’a göre yönetici olarak kaç kişiyle birlikte çalıştığınızın pek önemi yok. Ne kadar büyük ya da ne kadar küçük bir kitlenin yöneticisi olursanız olun, her yöneticide olması gereken altı ortak özelliği barındırmanız gerekiyor.

Çalışma ortamında huzuru sağlayıp, mutluluğu ve verimliliği artırmak iyi bir yöneticinin görevleri arasında bulunuyor. İyi bir yönetici olabilmek için ise bazı noktalara dikkat etmek gerekiyor. Yöneticilerin sahip olması gereken altı beceri ile çalışanların gözünde iyi bir izlenim bırakabilirsiniz.

Eleştirel düşünce yapısına sahip misiniz?

yönetim, yöneticilerin özellikleri, Manşet, iş hayatı

Eleştirel düşünceye sahip olan biri karar vermeden önce bilgiden emin olur, bu süreçte analiz yapar ve doğru sonuca ulaşmak için mantığını kullanır. İyi bir yönetici de bu düşünce yapısına sahip olmalı ve iş yerinde yaşanan her türlü şeyden haberdar olup erken karar vermek yerine soru sorarak, farklı fikirleri değerlendirip tüm seçenekleri önüne koyarak konu hakkında değerlendirme yapmalı.

Çalışanlarınızı dinliyor musunuz?

yönetim, yöneticilerin özellikleri, Manşet, iş hayatı

Yöneticilerin çalışanları tarafından ulaşılabilir olması ve onların sorunlarını, projelerini birebir dinlemeleri, daha fazla bilgiye ulaşmak açısından faydalı bir durum. Çalışanlarını dinleyen bir yönetici, aynı zamanda çalışanlarına fikir vererek onları yaratıcılığa yönlendirir ve sorunları çözümlemek adına yardımcı olur.

Zamanınızı doğru şekilde yönetebiliyor musunuz?

yönetim, yöneticilerin özellikleri, Manşet, iş hayatı

Zamanı planlı bir şekilde parçalara bölmek, görev ve projeleri verimli bir şekilde ortaya koymak demek. Bu sebepten dolayı yöneticiler, uzun ve kısa vadeli hedeflerini belirlemeli, günlük iş listeleri oluşturmalı ve bu listede önceliği olan konulara ağırlık vermeli. Tüm bunların yanı sıra, beklenmedik bir anda ortaya çıkabilecek işler için bu zaman planlaması için de boş zaman bırakmalı.

Yeterli geri bildirim veriyor musunuz?

yönetim, yöneticilerin özellikleri, Manşet, iş hayatı

Ekip üyeleri kendilerini geliştirebilmek için yaptıkları işlerde ne derece iyi olduklarını ya da olmadıklarını öğrenmek ister. İş hayatındaki en önemli unsurlardan bir tanesi de yöneticilerin kendi ekiplerine bu konu hakkında bilgi aktarması. Yöneticiler ekiplerin motivasyonlarını ve performansını artırmak için kesinlikle geri bildirim vermeli.

Hedefleri önceden planlıyor musunuz?

yönetim, yöneticilerin özellikleri, Manşet, iş hayatı

Yöneticiler planlı olmalı. Bu kısımda öncelikli olarak hedefleri belirlemek, hedefe ulaşma yolunda yaşanabilecek engelleri öngörmek ve bunları aşmak için gereken planlamaları yapmak bir yöneticinin yapması gereken en önemli görevlerden biri.

Çalışanların motivasyonuna katkıda bulunuyor musunuz?

yönetim, yöneticilerin özellikleri, Manşet, iş hayatı

İyi bir yönetici, ekip üyelerine yakın olmalı ve onların kendilerini iyi hissettiği ortamlara dahil olarak onları motive etmeli.

İyi bir mentor musunuz?

yönetim, yöneticilerin özellikleri, Manşet, iş hayatı

Her yönetici, çalışanı için bir mentor olabilmeli. Bir mentor kimin ne kadar tecrübeli olduğunu anlar ve ona göre kişiye rehberlik eder. Yöneticiler de kişilerin sahip olduğu potansiyelleri fark edip onları başarılı bir şekilde yönlendirmeli ve bir rol model olarak akıl hocalığı yapmalı.

Yazar: İrem Ceylan
Kaynak: www.kariyer.net

Okumaya devam et

MAKALE

Ebeveynlerin çocukların ekran süresi konusunda çelişkileri

uzaktan eğitim, Manşet, ekran süresi, çocuk ve ekran

Ebeveynler düne kadar çocuklarının ekran süresi sınırlamalar koyarken pandemi dönemiyle birlikte ekranın karşısına oturmak için stratejiler geliştiriyor. Ekran çocuk ilişkisinde denge nasıl olmalıdır?

Tüm kurallar yalan oldu! Anne babaların pandemide ekranla imtihanı…

Çocukların ekran başında geçirdikleri süre, ebeveynler için endişe verici bir konu. Evde krize mahal vermeden sağlıklı süreleri yakalamak isteyen ebeveynler, pandemi sürecinde online dersler nedeniyle çocuklarını kendi rızalarıyla ekran başına oturtuyor. Peki ebeveynler ortaya çıkan bu çelişki içinde sağlıklı çözümü nasıl bulacak? İşte detaylar…

Modern ebeveynlerin en önemli problemlerinin başında, muazzam bir teknolojik patlamanın yaşandığı ve sokak kültürünün giderek azaldığı dijital çağda, çocuklarını sağlıklı ve aktif bireyler olarak yetiştirmek geliyor. Bu problemi körükleyen pandemi süreci, ebeveynlerin stresini de ikiye katlamış durumda.

Bu stresin ve psikolojik mücadelenin önemli konu başlıklarından birisi de çocukların ekran başında geçirdikleri süre! “Vaktin doldu çocuğum bırakır mısın tabletini… Melisa bırak lütfen annecim… MELİSA DEDİM” sürecini yaşayan her ebeveyn bir paradoksun içinden geçiyor. Pandemi nedeniyle okullar eve taşındı, geri dönüşün hesapları yapılıyor ancak geride kalan dönemde yeni bir sorun ortaya çıktı ve bu ülkemize has bir olay da değil.

OKUL DA EKRANIN İÇİNE GİRDİ

‘Çocuğuma tabii ki tablet vermeyeceğim’ ile ‘Al şu telefonu, tableti al da azıcık nefes alayım’ iç sesleri arasında sürüklenen modern ailelerin; genelde biraz ekran, biraz oyun hamuru, biraz Youtube, biraz boyama gibi bir denge sağladığını görüyorduk. Ebeveynler, söz konusu dengeyi aslında çocuklarının okulda geçirdiği çevrimdışı saatlere güvenerek kurmuştu. Ancak pandemide okul da ekranın içine giriverdi!

Ekranla -aslında açmak gerekirse- televizyon, bilgisayar ve tablet ve telefonla iç içe bu kadar vakit geçirmenin zararını çocuklarına anlatmaya ve kurallar koymaya çalışan aileler şimdi bile isteye çocuklarını ekran başına oturtuyor.

MİYOP BİR NESİL Mİ GELİYOR?

Ailelerin kaygısının da bilimsel bir karşılığı mevcut. The Guardian’da Ağustos 2020’de çıkan bir makaleye göre dijital alet kullanıcılarının yüzde 90’ı dijital göz yorgunluğu yaşıyor. Görüşüne başvurulan OPSM (Optik Reçeteli Gözlük Üreticileri) Profesyonel Hizmetler Müdürü Elizabeth Kodari, “Bilgisayar başında gözümüzü daha az kırpıyoruz ve bu göz kuruluğuna yol açıyor” ifadelerini kullanırken ekrana yakın bakmanın da miyopluk oluşumundaki etkenlerden biri olabileceğini söylüyor.

Makaleye başlık olan “Miyop çocuklardan oluşan bir nesil mi yetiştiriyoruz” sorusu elbette başlık için seçilmiş çarpıcı bir ifade ancak Avustralya’da 2000 ile 2020 arasında miyop sayısının yaklaşık iki katına çıktığı da bir gerçek.

AİLELER KAYGILI

ADHD (dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu) üzerine içerikler üreten ADDitude adlı internet portalı göz bozukluğu tehlikesinin yanı sıra girizgahta bahsettiğimiz çelişkiye de vurgu yapıyor. Toplam 3 bin 500 ADDitude okuyucusunun katıldığı ankete göre ebeveynlerin yüzde 47.93’ü ekran sürelerinin inanılmaz boyutları ulaşmış olmasından ötürü yoğun bir biçimde endişe duyuyor. Ebeveynlerin başka büyük bir kısmı ise eğitim dışı ekran sürelerinin de online dersler nedeniyle çocukların günlük yaşamına daha fazla girmiş olmasından endişe duyuyor.

Ortadaki durumun bıçak sırtı olduğu aşikar. En az ilgi duyan çocuk bile bilgisayar başında veya televizyon karşısında derslerini takip ederek bu duruma maruz kaldı. Ancak bu süreçte oluşabilecek ve karşılaşılan sorunlar ile ebeveynlerin bunları önlemek, azaltmak ve çözmek için yapabilecekleri de belli.

Olası sağlık sorunları:

  • Göz yorgunluğu: Konsantrasyon içinde ekrana uzun süre bakmak ve ekran ışığının doğru ayarlanmaması göz yorgunluğuna sebep olabiliyor.
  • Bulanık görme: Aynı uzaklığa uzun süre bakmak gözün odaklanma merkezinin kısa süreli bir spazmla kilitlenmesine neden olabiliyor. Bu da ekrandan başın kaldırılmasıyla uzak nesnelerin bulanık görünmesine neden oluyor. Bu durumun ileride miyopa neden olabileceği de öne sürülmekte.
  • Göz kuruluğu: Çalışmalar, insanların dijital bir ekrana uzun süre odaklandıklarında daha az göz kırptıklarını ortaya koyuyor. Bu da göz kuruluğuna sebep olmakta.

Ebeveynler ne yapmalı:

  • Ekran süresini kontrol altında tutmak: Amerikan Pediatri Akademisi, pandemide ekran sürelerinin artacağını kabul ederek yine de gerçek dünya ve dijital dünya arasında bir denge bulunmasını tavsiye ediyor.
  • Düzenli uyku
  • Egzersiz
  • Sık molalar: Her saat başı en az 10 dakika ekrandan uzak kalınması gerektiği tavsiye ediliyor.
  • Göz kırpmayı hatırlatmak
  • Ekranın konumu
  • Işığın önemi: Monitöre veya ekrana direkt ışık vurmamasını sağlayarak ve bununla ekran aydınlığını düşürerek yorgunluğu azaltmak mümkün.

‘YAKLAŞIMIMIZDA HER ŞEY DEĞİŞTİ’

Konuyla ilgili annelerin görüşüne de başvurduk. Deniz Aktaşoğlu Kutlar’a ilkokul 4. sınıfa giden oğlu Yağız ile evde yaşadıkları durumu sorduğumuzda “Pandemi süreciyle, yaklaşımımızda her şey değişti” yanıtını aldık.

“Daha önce ‘Süren bitti oğlum’ diyor bir şekilde ekran başında geçirdiği süreyi kontrol altında tutuyorduk ama şimdi öğretmenleriyle yüz yüze de olsa ekran karşısına oturtuyoruz” diyen Kutlar, ekran süresini sağlıklı bir seviyede tutmak için çabaladıklarını da aktardı: “Ders saatleri belli zaten. Belirli saatlerde ders alıyorlar. Derslerinin ardından bir veya iki saat ekrandan uzak tutarak ara verdiriyoruz, sonra EBA üzerindeki ödevlerini yapıyor. Elbette oyun oynamak da istiyor tekrar dinlendikten sonra artık oyun oynamasına izin veriyoruz.”

İlkokul çağındaki çocuklar ve ebeveynleriyle çalışan bir Psikolojik Danışman olan Zeren Çağla Şara, akranlarıyla teması azalan çocuklarla baş başa kalma sürecinin ebeveynler için efor gerektiren bir süreç doğurduğunu ve ortada iyi bir plan yoksa anne-babaların işlerinin çok güçleşeceğini vurguladı.

‘ESNEKLİK ŞART ANCAK…’

“Çocukların ekrana fazlaca maruz kaldıkları bir gerçek ancak çocukların arkadaşlarına ulaşmaları için de bu dönemde ekrana ihtiyaçları var” diyen Şara, plan gereksiniminin altını çiziyor:

“Biz her ailenin normalden biraz daha esnek olmasını bekliyoruz. Bu, elbette çocuğu tamamen özgür bırakmak anlamına gelmeyecek. Lakin velilere ‘Yeni bir planlama yapılabilir’ diyoruz, normalden biraz daha fazla süre tanımak gerekiyor.

Planlamanın önemli noktalarından olan ekran kullanımında örneğin izin bir saat ise bunu tek seferde kullanmak yerine 4 kez 15’er dakika veya 3 kez 20’şer dakika gibi bölerek kullanması daha doğru bir uygulama. Bu çocuğun fiziksel sağlığının yanı sıra duygu durumu için de önemli. Duygu durumu demişken velinin de duygu durumu önemli. Çalışma saati kavramının ekseriyetle özel sektörde kalmadığı ve evden çalışmanın arttığı bir ortamda ebeveynin de iş yükü arttı.”ʻʻPlanlama çocuğun fiziksel sağlığının yanı sıra duygu durumu için de önemli. Duygu durumu demişken velinin de duygu durumu önemli.Psikolojik Danışman Zeren Çağla Şara

Şara, “Çocuğun gündüz saatlerinde anne ve babayı sürekli evde görmesi ancak tatil günlerindeki gibi bir iletişim kuramaması durumunu çocuğa açıklamak gerekiyor. ‘Annem yanımda ama benimle ilgilenmiyor” düşüncesinin oluşmaması için çocuğun ‘Annem kapının ardında ama toplantıda’ bilgisini ve anne-babanın oyun oynamak için değil iş için ekran başında olduğu bilgisini çocuğa aktarmak gerekiyor” diye konuştu.

EBEVEYN EKRAN KULLANIRKEN MODEL OLMALI

“Ebeveynin de kendine ait zamana ihtiyacı var. Herkesin dinlenmeye ihtiyacı var ancak ne koşulda olursa olsun yaş grubuna göre çocuğunu duygusal ihtiyaçlarına da cevap bulmak ebeveynin görevi. ‘Kaliteli zaman’ deriz ya sıklıkla; burada da kaliteli zaman önemli. Nicelik değil nitelik önemli. Toplantı arasında, molada, öğle yemeği arasında 15 dakika aktif oyun oynamak veya konuşmak yani zaman ayırmak oldukça önemli” diyen Şara ekran kullanımı konusunda ebeveynin model olması gerektiğini de vurguluyor.

Burada ciddi bir ‘plan’ vurgusu var. Çocuk için doğru ortam, doğru aktivite sağlandıktan sonra ‘çocuğumu ekrandan nasıl kopartacağım’ sorusu korkutucu olmaktan çıkıyor.

‘KURALLAR ÇOCUKLA BİRLİKTE KOYULMALI’

Konunun paydaşlarından biri olan öğretmenlere de söz vermek lazım. Sınıf Öğretmeni Kardelen Özdemir, verimlilik noktasında tespitlerini sunarken “Çalışan ailelerde çocukların odaklanma süreleri, ekran başında odaklandıkları farklı araç gereçlerle maalesef azaldı” dedi.

“Kuralları çocuklarla birlikte koymak gerekir. Birlikte konulan kurallara çocuk çok daha fazla uyum sağlıyor.” Fotoğraf: Shutterstock

“Her çocuk kendi öğrenme hızında olduğu için ailesi ile olan ve konfor alanında olan bazı çocuklarda performans artışı gözlemledim” diyen Özdemir, destekçi ebeveynlerin etkisinin de altını çizdi. Ebeveynlerin evde doğru şartları oluşturmasıyla ekran sürelerinin de kontrol altına alınabilecek bir durum olduğunu vurgulayan Özdemir, “Ekran kullanımı için bir çember çizerken ve kurallar koyarken, bu kuralları çocuklarla birlikte koymak gerekir. Birlikte konulan kurallara çocuk çok daha fazla uyum sağlıyor. Ekran kullanımını azaltmak adına kutu oyunları, aile ve arkadaş sohbetlerini önerebiliriz” diye konuştu.

‘ANNE BABA ZOOM’DAN ÇIKIP DİZİYE GEÇMEMELİ’

Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi’nde görev yapan Klinik Psikolog Cansu İvecen, “Öncelikle çocuklar yaş grubu itibarıyla rutine ihtiyaç duymaktadırlar” diyor ve ekliyor: “Pandemi ile beraber çocuklarımızın bozulan rutinlerinde tatil döneminde telefon kullanımının sıklığının artması, tablet ile geçirilen zamanın fazlalaşması gibi bilişsel gelişimini olumsuz yönde etkileyecek yeni ve bir takım farklı alışkanlıklar oluşturmuş olabilirler. Bu sebeple kimi çocuk online eğitim sürecine adapte olmakta zorlanabilir ve odaklanmakta güçlük yaşayabilir.”ʻʻOkul süreci ile beraber yüz yüze eğitim sürecinde olduğu gibi ev içerisinde bu kullanımların süresi ve sınırlandırmanın devamlılığının sağlanması gerekmektedirKlinik Psikolog Cansu İvecen

Evde ailece yapılacak olan aktiviteler ile zaman doldurulabilir, aileler, çocuklarıyla birlikte ekrandan uzak kalabilir. Özellikle beyaz yakalı ve mesaisini evde yapan genç anne-babalar, Meet veya Zoom’dan çıkıp dizi-film platformlarına geçiş yapmak yerine ekrandan bir süre uzak kalabilirler.

Kaynak: Sözcü Gazetesi
Yazar: Metin AKTAŞOĞLU

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND