Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Üniversite sınavını ben nasıl kazandım, siz nasıl kazanabilirsiniz?

O üniversite sınavına girdi ve kazandı. Şimdi, büyük sınava hazırlananlara önerilerini yazdı. Her öğrencinin okuması gereken bir makale…

ÜNİVERSİTE SINAVINI BEN NASIL KAZANDIM, SİZ NASIL KAZANABİLİRSİNİZ?

YAZAN: ÖNAL ÖREN
Marmara üniv. Bilgisayar müh.
1. sınıf öğrencisi

ÖSS.Sihirli 3 harften oluşan bir kısaltma.Öğrenci Seçme Sınavı…Türkiye’deki öğrencilerin hayatını şekillendiren en önemli sınav.180 dakika 180 soru.İstatistikler insanın gözünü korkutan cinsten.Sınava giren here 5 kişiden 4ü kazanamıyor!!!

1.5 milyona yakın kişinin girdiği ÖSS 2001’deSayısal alanda Türkiye 1748.si Eşiğırlıkta Türkiye 1656.sı ve Sözel alanda Türkiye 1246.sı oldum.Bunu nasıl mı başardım? Lütfen okumaya devam edin.

ÖSS’ye girecek adaylar için dershane seçimi çok önemli.Belki de en önemlisi.

Ben lise 3’te gideceğim dershaneyi lise 2 deyken seçtim.Bütün dershaneler öğrenciler lise 2 ‘de iken bir seviye tespit sınavı yaparlar.Bu sınavda başarılı olursanız siz lise 3 te iken o dershaneye indirimli hatta bedava bile gidebilirsiniz.

Bu sınavlara ben de girdim ama burada dikkat edilecek husus tek dershanenin sınavıyla kalmamak.Mümkünse bütün dershanelerin sınavlarına girmek gerekir.Soruların kalitesi az çok dershanenin kalitesini de belli eder.Ben dershane seçimimde 4 öğeye dikkat ettim.

Bunlar
• Öğretmen kadrosunun kalitesi
• Sene içinde yapacağı deneme sınavlarının sayısı
• Rehberlik servisinin kalitesi
• Daha önce o dershaneye giden abi ve ablalarımın görüşleri

Kaynak seçiminde öğrenciler sıkça çelişkiye düşmektedir.Çokdeğişik kaynaklar var piyasada.Benim tavsiyem tek bir yayının kaynaklarıyla kalmamak.Çok kaynaktan beslenen bir dere ile tek kaynağı olan bir derenin taşıdığı su miktarını düşünün lütfen.

Her yayın grubunun farklı soru hazırlama mantığı vardır.Hepsinin mantığını kavramak beyninizi değişik şekilde düşünmeye alıştıracaktır.Zamanla sorulara değişik açılardan yaklaşmaya başlayacaksınız ve bu da algılama kapasitenizi arttıracak.İnanın yararını göreceksiniz.
Yukarıdaki derecelerin sahibi ben ne yaptım?

Lise 3 başlamadan önce ben gideceğim dershaneyi seçerek,kaynaklarımı temin ederek yavaş yavaş hazırlığa başlamıştım.Aslında ortaokuldan beri bize ÖSS’ye hazırlandığımızı söylerlerdi ama biz o zamanlar “Leyla” olduğumuz için işin bilincinde değildik.
Ağustos 2001.Sınavın başlamasına 9-10 ay var.Abim her zaman bir işe başlamadan önce hedefimi belirlemem gerektiğini söylerdi.Ben de öyle yaptım.Önce hedefimi belirledim.

Bilgisayar Mühendisi olmak istiyordum.Okul olarak ODTÜ bana daha cazip geliyordu.Artık bir hedefim vardı.ODTÜ BİLGİSAYAR MÜHENDİSLİĞİ.Sıra hedefime ulaşmak için yapmam gerekenlerdeydi.ÖSS’ye girmeliydim ama bu ÖSS dedikleri şey neydi tam olarak bilmiyordum.O an yaptığım ilk şey ÖSS’nin ne oldugunu iyice anlamaktı.Kaç soru soruluyor,ne zaman,sınav kaç dakika,hangi dersten hangi konudan kaç soru geliyor;sınavı etkileyen AOÖBP’nı ne,nasıl hesaplanır,yüksek olması için ne yapılmalı gibi soruların cevaplarını netleştirdim.

Okul başlamadan önce okuduğum kitapların bana çok yararı dokundu.Bu kitaplar :Kesintisiz Öğrenme,Başarı Üniversitesi,Yol Aç.

Bunların dışında hangi derse nasıl çalışmak gerektiğini ve test çözme tekniklerini anlatan kitaplar da okudum. Gerçi yukarıdaki kitaplarda da o konulara az çok değinilmişti.
Sezona başlamadan önce bütün konuları ne zaman bitirebileceğimi hesapladım.4.5-5 ay gibi bir zaman alacaktı tüm konuları bitirmem.Geri kalan kısmı da deneme ve test çözmeye ayırıp eksiklerimi giderecektim.

Okul başlamıştı.İlk hafta herkes çılgınlar gibi test çözüyordu.En ufak boşluğu test çözerek değerlendiriyordu herkes.2. hafta herkesin hızı bir anda kesiliverdi.Yavaş yavaş su koymaya başlamıştık.Türk usulü anlayacağınız.
Ders çalışırken konu eksiğimi kapatmaya ayrı bir özen gösteriyordum.İlk önce değişik kaynaklardan konu çalışırdım.Daha sonra çözümlü testleri önce kendim çözer,yapamadıklarım olursa çözümlere bakardım.Daha sonra cevaplı testlere geçerdim.

Elimdeki kaynaklarda o konuyla ilgili olan soruları çözerdim.En son geçmiş yıllarda o konudan gelen sorulara bakardım.Buradaki amacım ÖSS’de soru hazırlayanların o soruyu hazırlarken öğrencinin hangi bilgiyi bilmesini istediğini saptamaktı.Aynı mantık çerçevesinde hazırlanmış birçok soru vardı ÖSS’de çıkmış.Bu da soruları hazırlayanlar değişse bile öğrenciden beklenenin aynı olduğu idi.Bu nokta gerçekten çok önemli bence.

Temel bilgilerde oluşacak eksiklikler ileride çok büyük sorunlara sebep olabilir.Bu yüzden konularla ilgili işinize yarayacağına inandığınız her şeyi bilmeye özen gösterin.

Zaman su gibi akıp geçiyor.Bir de bakmışsınız sınava bir hafta kalmış.Zamanın nasıl geçtiğini anlamayacağınız bir dönemdesiniz.O yüzden zamanınızı boşa harcamayın.ÖSS’ye hazırlanan öğrencileri kendine çeken en büyük tuzak televizyondur.Televizyona küsün 8 ay boyunca ya da çok az izlemeye özen gösterin.

Konu eksiğimi kapatmaya çalışırken bir yandan da okul dersleriyle uğraşıyordum.AOÖBP için yüksek ortalama şarttı ve lise 3 önemli bir yıldı bu ortalama için.Çoğu arkadaşım lise 3 ü pek sallamadığı için düşük puanlar aldılar AOÖBP’ndan.Benim lise 3 ortalamam 5.00 dı.

Her hafta bir ÖSS denemesi çözüyordum.Son haftalar bu sayı 10a kadar çıkmıştı.Bunun çok yararını gördüm.Hem zamanlama konusunda bana yardımcı oldu hem de sınav heyecanımı azaltmak hususunda.

Her sene benim bildiğim 5 tane Türkiye geneli ÖSS deneme sınavı yapılır.Bunların 2si Güven-der,2si Öz-de-bir biri de Tümay tarafından yapılır.(Öztaş’ın da yaptığını duydum ama ben onun sınavlarına girmedim)Bu Türkiye geneli ÖSS deneme sınavları kendi durumunuzu değerlendirmeniz açısından çok önemli.O sınavlara 100binin üstünde aday giriyor .O adaylar içindeki yeriniz sizin hedefinize göre geride olup olmadığınızı belirtir.Benim bu 5 denemedeki yerim hedefimden geri olduğumu söylüyordu ve bu beni daha da hırslandırıyordu.

İyi Sayısal öğrencilerinin sayısal alanda çıkardıkları net sayısı birbirine yakındır.Sayısal öğrencileri birbirlerine farkı Sözel’den atarlar.Bunun tersi de doğrudur.O yüzden sözel derslere gereken önemi vermek gerekir.Ben dershanedeki sözel derslerden kaçmadım.çoğu öğrenci için sözel dersler geyik yapılan,işe yaramaz,girilse de girilmese de fark etmeyen derslerdir.Ama gerçekten çok önemlidir sözel dersler.

ÖSS’ye korkuyla giren çoğu arkadaşımın o sene sınavı kazanamadığına şahit oldum.ÖSS’yi gözde büyütmemek bence çok önemli.ÖSS’nin önemini kavradıktan ve kendinize güvendikten sonra ÖSS’yi istediğiniz kadar küçültebilirsiniz gözünüzde.Sen sınavdan korkacağına bırak sınav senden korksun.

Her sene sınavı TÜBİTAK’ın hazırladığı dedikodusu yayılır.Buna inanmayın.Sınavı TÜBİTAK hazırlarsa sorular zor olur gibi bir korkuya sakın kapılmayın.
Masanın karşısında ya da kolayca görebileceğin bir yerde sana hedefini hatırlatacak bir eşyan olsun.Benim bir posterim vardı.Üstünde ODTÜlü bir öğrenci “Gelecek Benim Ellerimde”diyordu.O poster beni hep gaza getirirdi.
Dershanelerin rehberlik servislerinden iyi yararlanın.Sadece tercih dönemi değil sene içinde de onlarla sık sık görüşün.

Yarış ortamı yaratın demek istiyorum ama siz yaratmasanız da çevrenizde böyle bir ortam yaratan birçok insan olacaktır.Bu noktada en çok dikkat edeceğiniz husus yarış ortamının sizi olumsuz yönde etkilemesine izin vermemek olmalı.Dershanede hocalarınız evde anne babanız sınıfta arkadaşlarınız eşiniz dostunuz herkes illaki sizi birileriyle kıyaslayacaktır.Bu kıyaslanmayı kendi lehinize çevirmeye çalışın aksi takdirde yarışanlar arasında yok olur gidersiniz.

Sizi bir başkasıyla karşılaştırdıklarında sakın karşınızdakini gözünüzde büyütmeyin.Bizim okulun 2.sinin annesi ve benim annem aynı okuldaydı.Lafla dile getirilmese bile arada çocuklar konusunda bir rekabet vardı.Okul 2.si her dersten özel ders alıyordu.Babası biyoloji öğretmeniydi.

Denemelerde 1 yanlış 2 yanlış falan bırakırdı.Okuldan da en yüksek puanı alacak 2. öğrenci o olacaktı.Diğer taraftan ben ne okuldan onun kadar yüksek bir puan alabilecektim ne de çevremde beni onun kadar destekleyen kimseler vardı.Özel ders de almıyordum hani.Tek desteğim ailem ve kendime olan inancımdı.Maça 1-0 yenik başlıyordum anlayacağınız.bütün bunlar beni hırslandırdı.Annemin yüzünde o mutlu ifadeyi görmeyi arzuluyordum hep.İnancımı hiç yitirmedim ve sonunda istediğim olmuştu.Okul 2.sini geçmiştim.Herkes ondan Türkiye’de ilk 100e girecek diye bahsederken o ilk 2000’e bile girememişti.

Sınava hazırlık döneminde bazen can sıkıntısı çok aşırı düzeylere ulaşır.Bu anlarda kendimi tamamen eğlenceye verirdim.Televizyon izler,sahilde dolaşır,halı sahada maç yapar,sinemaya giderdim.Can sıkıntım geçince de eskisinden daha hırslı şekilde derslerimin başına geçerdim.

Bazı arkadaşlarımın günde 500 soru,günde 750 soru hatta 1000 soru çözmeden yatmıyorum dediklerini duyuyordum.Sakın böyle bir hal almayın.Önemli olan kaç soru çözdüğünüz değil olayın mantığını anlayıp anlamadığınızdır.Bu tür şeyler söyleyen insanlardan da uzak durmanızı tavsiye ederim.

İlk dönem bittiğinde sömestır tatilinde kendime 3 günlük bir kafa tatili vermiştim.Daha sonra yine başladım ders çalışmaya.yaptığım planlara göre 1 ay sonra tüm konuları bitirmem gerekiyordu ve öyle de oldu.Son 3 ay ise sadece test ve deneme çözdüm.Günde 2 deneme çözdüğüm günler de oldu.Bu denemelerde yaptığım yanlışlar bana nerelerde eksik olduğumu gösterdi.

Son 1 ay geçmiş dönemlerde çıkmış ÖSS sorularını adeta hatmettim.Amacım soruların hazırlanış mantığını birkez daha gözden geçirmekti.

Sınava 3-4 gün kala ders çalışmayı kestim ve sınava tamamiyle konsantre olmaya başladım.Sınav günü tek düşündüğüm hedefime ulaşmaktı.iyi bir kahvaltı yaptım ve okula gittim.Gözetmenlerden birisi çok sakin görünüyordu ama sınav esnasında pencerelerden birinin çarpmasını önlemek için koşması beni çok heyecanlandırmıştı.

O anki heyecanla en kolay soruyu yanlış yaptım.Sınavdan çıktığımda moralim çok bozuktu çünkü çok gergindim.Sanki hiçbirşey yapamamıştım sınavda ve kitapçık türünü işaretlemeyi unutmuştum.Neyseki daha sonra soruların cevaplarını görünce rahatladım.

Puanlar açıklandığında çok sevinemedim.En kötü derecem Türkiye 1748.liğiydi ama bu puan beni hedefime ulaştırmıyordu.Kazandığım okulu öğrenince iyice şok olmuştum çünkü beklemiyordum.Tercihlerimi Bilgisayar Mühendisliği olarak yapmıştım ama Marmara Üniversitesi’ni beklemiyordum.Neyse olan oldu.

Sağlık olsun

ÖZETLE:
• İyi bir dershane seç
• Çeşitli kaynaklardan beslen
• Yüksek bir hedef belirle
• Sınavın içeriğini öğren
• Neyi nasıl çalışacağını öğren
• Konu eksiğini en kısa zamanda kapat
• Her hafta en az bir deneme çöz
• Türkiye geneli sınavları kaçırma
• ÖSS’yi gözde çok büyütme
• Sayısalcı ise sözel derslere gereken önemi ver
• Eğlenmeye vakit ayır
• Geçmiş yılların ÖSS sorularını defalarca çöz ve soruları hazırlayanların hangi mantıkla soruya yaklaştıklarını anla
• Sınavı TÜBİTAK hazırlayacak söylentisini kale alma
• Hedefini canlı tutacak,sana hedefini hatırlatacak bir eşyaya sahip ol
• Dershanelerin rehberlik servisinden iyi yararlan
• Son birkaç gün ders çalışma
• Başkalarıyla karşılaştırılsa bile kendine olan güvenini ve inancını yitirme
• TV den olabildiğince uzak dur
• Arkadaş tekliflerinin hepsine evet deme
• Not ortalamasını yüksek tut
• Bir yarış ortamı hazırla
• Ne yapıyorsan kendin için yaptığını unutma

Saygılarımla
ÖNAL ÖREN

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND