Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Üniversite sınavını ben nasıl kazandım, siz nasıl kazanabilirsiniz?

O üniversite sınavına girdi ve kazandı. Şimdi, büyük sınava hazırlananlara önerilerini yazdı. Her öğrencinin okuması gereken bir makale…

ÜNİVERSİTE SINAVINI BEN NASIL KAZANDIM, SİZ NASIL KAZANABİLİRSİNİZ?

YAZAN: ÖNAL ÖREN
Marmara üniv. Bilgisayar müh.
1. sınıf öğrencisi

ÖSS.Sihirli 3 harften oluşan bir kısaltma.Öğrenci Seçme Sınavı…Türkiye’deki öğrencilerin hayatını şekillendiren en önemli sınav.180 dakika 180 soru.İstatistikler insanın gözünü korkutan cinsten.Sınava giren here 5 kişiden 4ü kazanamıyor!!!

1.5 milyona yakın kişinin girdiği ÖSS 2001’deSayısal alanda Türkiye 1748.si Eşiğırlıkta Türkiye 1656.sı ve Sözel alanda Türkiye 1246.sı oldum.Bunu nasıl mı başardım? Lütfen okumaya devam edin.

ÖSS’ye girecek adaylar için dershane seçimi çok önemli.Belki de en önemlisi.

Ben lise 3’te gideceğim dershaneyi lise 2 deyken seçtim.Bütün dershaneler öğrenciler lise 2 ‘de iken bir seviye tespit sınavı yaparlar.Bu sınavda başarılı olursanız siz lise 3 te iken o dershaneye indirimli hatta bedava bile gidebilirsiniz.

Bu sınavlara ben de girdim ama burada dikkat edilecek husus tek dershanenin sınavıyla kalmamak.Mümkünse bütün dershanelerin sınavlarına girmek gerekir.Soruların kalitesi az çok dershanenin kalitesini de belli eder.Ben dershane seçimimde 4 öğeye dikkat ettim.

Bunlar
• Öğretmen kadrosunun kalitesi
• Sene içinde yapacağı deneme sınavlarının sayısı
• Rehberlik servisinin kalitesi
• Daha önce o dershaneye giden abi ve ablalarımın görüşleri

Kaynak seçiminde öğrenciler sıkça çelişkiye düşmektedir.Çokdeğişik kaynaklar var piyasada.Benim tavsiyem tek bir yayının kaynaklarıyla kalmamak.Çok kaynaktan beslenen bir dere ile tek kaynağı olan bir derenin taşıdığı su miktarını düşünün lütfen.

Her yayın grubunun farklı soru hazırlama mantığı vardır.Hepsinin mantığını kavramak beyninizi değişik şekilde düşünmeye alıştıracaktır.Zamanla sorulara değişik açılardan yaklaşmaya başlayacaksınız ve bu da algılama kapasitenizi arttıracak.İnanın yararını göreceksiniz.
Yukarıdaki derecelerin sahibi ben ne yaptım?

Lise 3 başlamadan önce ben gideceğim dershaneyi seçerek,kaynaklarımı temin ederek yavaş yavaş hazırlığa başlamıştım.Aslında ortaokuldan beri bize ÖSS’ye hazırlandığımızı söylerlerdi ama biz o zamanlar “Leyla” olduğumuz için işin bilincinde değildik.
Ağustos 2001.Sınavın başlamasına 9-10 ay var.Abim her zaman bir işe başlamadan önce hedefimi belirlemem gerektiğini söylerdi.Ben de öyle yaptım.Önce hedefimi belirledim.

Bilgisayar Mühendisi olmak istiyordum.Okul olarak ODTÜ bana daha cazip geliyordu.Artık bir hedefim vardı.ODTÜ BİLGİSAYAR MÜHENDİSLİĞİ.Sıra hedefime ulaşmak için yapmam gerekenlerdeydi.ÖSS’ye girmeliydim ama bu ÖSS dedikleri şey neydi tam olarak bilmiyordum.O an yaptığım ilk şey ÖSS’nin ne oldugunu iyice anlamaktı.Kaç soru soruluyor,ne zaman,sınav kaç dakika,hangi dersten hangi konudan kaç soru geliyor;sınavı etkileyen AOÖBP’nı ne,nasıl hesaplanır,yüksek olması için ne yapılmalı gibi soruların cevaplarını netleştirdim.

Okul başlamadan önce okuduğum kitapların bana çok yararı dokundu.Bu kitaplar :Kesintisiz Öğrenme,Başarı Üniversitesi,Yol Aç.

Bunların dışında hangi derse nasıl çalışmak gerektiğini ve test çözme tekniklerini anlatan kitaplar da okudum. Gerçi yukarıdaki kitaplarda da o konulara az çok değinilmişti.
Sezona başlamadan önce bütün konuları ne zaman bitirebileceğimi hesapladım.4.5-5 ay gibi bir zaman alacaktı tüm konuları bitirmem.Geri kalan kısmı da deneme ve test çözmeye ayırıp eksiklerimi giderecektim.

Okul başlamıştı.İlk hafta herkes çılgınlar gibi test çözüyordu.En ufak boşluğu test çözerek değerlendiriyordu herkes.2. hafta herkesin hızı bir anda kesiliverdi.Yavaş yavaş su koymaya başlamıştık.Türk usulü anlayacağınız.
Ders çalışırken konu eksiğimi kapatmaya ayrı bir özen gösteriyordum.İlk önce değişik kaynaklardan konu çalışırdım.Daha sonra çözümlü testleri önce kendim çözer,yapamadıklarım olursa çözümlere bakardım.Daha sonra cevaplı testlere geçerdim.

Elimdeki kaynaklarda o konuyla ilgili olan soruları çözerdim.En son geçmiş yıllarda o konudan gelen sorulara bakardım.Buradaki amacım ÖSS’de soru hazırlayanların o soruyu hazırlarken öğrencinin hangi bilgiyi bilmesini istediğini saptamaktı.Aynı mantık çerçevesinde hazırlanmış birçok soru vardı ÖSS’de çıkmış.Bu da soruları hazırlayanlar değişse bile öğrenciden beklenenin aynı olduğu idi.Bu nokta gerçekten çok önemli bence.

Temel bilgilerde oluşacak eksiklikler ileride çok büyük sorunlara sebep olabilir.Bu yüzden konularla ilgili işinize yarayacağına inandığınız her şeyi bilmeye özen gösterin.

Zaman su gibi akıp geçiyor.Bir de bakmışsınız sınava bir hafta kalmış.Zamanın nasıl geçtiğini anlamayacağınız bir dönemdesiniz.O yüzden zamanınızı boşa harcamayın.ÖSS’ye hazırlanan öğrencileri kendine çeken en büyük tuzak televizyondur.Televizyona küsün 8 ay boyunca ya da çok az izlemeye özen gösterin.

Konu eksiğimi kapatmaya çalışırken bir yandan da okul dersleriyle uğraşıyordum.AOÖBP için yüksek ortalama şarttı ve lise 3 önemli bir yıldı bu ortalama için.Çoğu arkadaşım lise 3 ü pek sallamadığı için düşük puanlar aldılar AOÖBP’ndan.Benim lise 3 ortalamam 5.00 dı.

Her hafta bir ÖSS denemesi çözüyordum.Son haftalar bu sayı 10a kadar çıkmıştı.Bunun çok yararını gördüm.Hem zamanlama konusunda bana yardımcı oldu hem de sınav heyecanımı azaltmak hususunda.

Her sene benim bildiğim 5 tane Türkiye geneli ÖSS deneme sınavı yapılır.Bunların 2si Güven-der,2si Öz-de-bir biri de Tümay tarafından yapılır.(Öztaş’ın da yaptığını duydum ama ben onun sınavlarına girmedim)Bu Türkiye geneli ÖSS deneme sınavları kendi durumunuzu değerlendirmeniz açısından çok önemli.O sınavlara 100binin üstünde aday giriyor .O adaylar içindeki yeriniz sizin hedefinize göre geride olup olmadığınızı belirtir.Benim bu 5 denemedeki yerim hedefimden geri olduğumu söylüyordu ve bu beni daha da hırslandırıyordu.

İyi Sayısal öğrencilerinin sayısal alanda çıkardıkları net sayısı birbirine yakındır.Sayısal öğrencileri birbirlerine farkı Sözel’den atarlar.Bunun tersi de doğrudur.O yüzden sözel derslere gereken önemi vermek gerekir.Ben dershanedeki sözel derslerden kaçmadım.çoğu öğrenci için sözel dersler geyik yapılan,işe yaramaz,girilse de girilmese de fark etmeyen derslerdir.Ama gerçekten çok önemlidir sözel dersler.

ÖSS’ye korkuyla giren çoğu arkadaşımın o sene sınavı kazanamadığına şahit oldum.ÖSS’yi gözde büyütmemek bence çok önemli.ÖSS’nin önemini kavradıktan ve kendinize güvendikten sonra ÖSS’yi istediğiniz kadar küçültebilirsiniz gözünüzde.Sen sınavdan korkacağına bırak sınav senden korksun.

Her sene sınavı TÜBİTAK’ın hazırladığı dedikodusu yayılır.Buna inanmayın.Sınavı TÜBİTAK hazırlarsa sorular zor olur gibi bir korkuya sakın kapılmayın.
Masanın karşısında ya da kolayca görebileceğin bir yerde sana hedefini hatırlatacak bir eşyan olsun.Benim bir posterim vardı.Üstünde ODTÜlü bir öğrenci “Gelecek Benim Ellerimde”diyordu.O poster beni hep gaza getirirdi.
Dershanelerin rehberlik servislerinden iyi yararlanın.Sadece tercih dönemi değil sene içinde de onlarla sık sık görüşün.

Yarış ortamı yaratın demek istiyorum ama siz yaratmasanız da çevrenizde böyle bir ortam yaratan birçok insan olacaktır.Bu noktada en çok dikkat edeceğiniz husus yarış ortamının sizi olumsuz yönde etkilemesine izin vermemek olmalı.Dershanede hocalarınız evde anne babanız sınıfta arkadaşlarınız eşiniz dostunuz herkes illaki sizi birileriyle kıyaslayacaktır.Bu kıyaslanmayı kendi lehinize çevirmeye çalışın aksi takdirde yarışanlar arasında yok olur gidersiniz.

Sizi bir başkasıyla karşılaştırdıklarında sakın karşınızdakini gözünüzde büyütmeyin.Bizim okulun 2.sinin annesi ve benim annem aynı okuldaydı.Lafla dile getirilmese bile arada çocuklar konusunda bir rekabet vardı.Okul 2.si her dersten özel ders alıyordu.Babası biyoloji öğretmeniydi.

Denemelerde 1 yanlış 2 yanlış falan bırakırdı.Okuldan da en yüksek puanı alacak 2. öğrenci o olacaktı.Diğer taraftan ben ne okuldan onun kadar yüksek bir puan alabilecektim ne de çevremde beni onun kadar destekleyen kimseler vardı.Özel ders de almıyordum hani.Tek desteğim ailem ve kendime olan inancımdı.Maça 1-0 yenik başlıyordum anlayacağınız.bütün bunlar beni hırslandırdı.Annemin yüzünde o mutlu ifadeyi görmeyi arzuluyordum hep.İnancımı hiç yitirmedim ve sonunda istediğim olmuştu.Okul 2.sini geçmiştim.Herkes ondan Türkiye’de ilk 100e girecek diye bahsederken o ilk 2000’e bile girememişti.

Sınava hazırlık döneminde bazen can sıkıntısı çok aşırı düzeylere ulaşır.Bu anlarda kendimi tamamen eğlenceye verirdim.Televizyon izler,sahilde dolaşır,halı sahada maç yapar,sinemaya giderdim.Can sıkıntım geçince de eskisinden daha hırslı şekilde derslerimin başına geçerdim.

Bazı arkadaşlarımın günde 500 soru,günde 750 soru hatta 1000 soru çözmeden yatmıyorum dediklerini duyuyordum.Sakın böyle bir hal almayın.Önemli olan kaç soru çözdüğünüz değil olayın mantığını anlayıp anlamadığınızdır.Bu tür şeyler söyleyen insanlardan da uzak durmanızı tavsiye ederim.

İlk dönem bittiğinde sömestır tatilinde kendime 3 günlük bir kafa tatili vermiştim.Daha sonra yine başladım ders çalışmaya.yaptığım planlara göre 1 ay sonra tüm konuları bitirmem gerekiyordu ve öyle de oldu.Son 3 ay ise sadece test ve deneme çözdüm.Günde 2 deneme çözdüğüm günler de oldu.Bu denemelerde yaptığım yanlışlar bana nerelerde eksik olduğumu gösterdi.

Son 1 ay geçmiş dönemlerde çıkmış ÖSS sorularını adeta hatmettim.Amacım soruların hazırlanış mantığını birkez daha gözden geçirmekti.

Sınava 3-4 gün kala ders çalışmayı kestim ve sınava tamamiyle konsantre olmaya başladım.Sınav günü tek düşündüğüm hedefime ulaşmaktı.iyi bir kahvaltı yaptım ve okula gittim.Gözetmenlerden birisi çok sakin görünüyordu ama sınav esnasında pencerelerden birinin çarpmasını önlemek için koşması beni çok heyecanlandırmıştı.

O anki heyecanla en kolay soruyu yanlış yaptım.Sınavdan çıktığımda moralim çok bozuktu çünkü çok gergindim.Sanki hiçbirşey yapamamıştım sınavda ve kitapçık türünü işaretlemeyi unutmuştum.Neyseki daha sonra soruların cevaplarını görünce rahatladım.

Puanlar açıklandığında çok sevinemedim.En kötü derecem Türkiye 1748.liğiydi ama bu puan beni hedefime ulaştırmıyordu.Kazandığım okulu öğrenince iyice şok olmuştum çünkü beklemiyordum.Tercihlerimi Bilgisayar Mühendisliği olarak yapmıştım ama Marmara Üniversitesi’ni beklemiyordum.Neyse olan oldu.

Sağlık olsun

ÖZETLE:
• İyi bir dershane seç
• Çeşitli kaynaklardan beslen
• Yüksek bir hedef belirle
• Sınavın içeriğini öğren
• Neyi nasıl çalışacağını öğren
• Konu eksiğini en kısa zamanda kapat
• Her hafta en az bir deneme çöz
• Türkiye geneli sınavları kaçırma
• ÖSS’yi gözde çok büyütme
• Sayısalcı ise sözel derslere gereken önemi ver
• Eğlenmeye vakit ayır
• Geçmiş yılların ÖSS sorularını defalarca çöz ve soruları hazırlayanların hangi mantıkla soruya yaklaştıklarını anla
• Sınavı TÜBİTAK hazırlayacak söylentisini kale alma
• Hedefini canlı tutacak,sana hedefini hatırlatacak bir eşyaya sahip ol
• Dershanelerin rehberlik servisinden iyi yararlan
• Son birkaç gün ders çalışma
• Başkalarıyla karşılaştırılsa bile kendine olan güvenini ve inancını yitirme
• TV den olabildiğince uzak dur
• Arkadaş tekliflerinin hepsine evet deme
• Not ortalamasını yüksek tut
• Bir yarış ortamı hazırla
• Ne yapıyorsan kendin için yaptığını unutma

Saygılarımla
ÖNAL ÖREN

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Dedikodu Faydalı Olabilir Mi?

Dedikodu toplum içinde çoğunlukla olumsuz olarak değerlendirilir. Acaba dedikodu faydalı olabilir mi? İngiliz bilim insanları bunu araştırıyor.

Dedikodunun olumlu işlevleri

Dedikodu tehlikeli ve dışlayıcı olabilir, ama ondan kaçınmak mümkün değildir…

Dedikodu genellikle kötü bir şey olarak görülür. Oysa ortak iş yapma ve bilgi paylaşımı açısından dedikodu önemli bir işlev görebilir. Ayrıca sanılanın tersine dedikodu daha çok olumlu içeriğe sahiptir.

Dedikoduya çoğu zaman kötü gözle bakılır. Ama küçük gruplarda yararlı olabilir.

Ancak burada dedikodu tanımını netleştirmek gerekiyor. Çoğumuz için dedikodu, orada olmayan bir kişi hakkında gevezelik etmektir. Oysa sosyal bilimciler dedikoduyu, orada olmayan kişi hakkında iyi veya kötü bir değerlendirme içeren iletişim olarak adlandırıyor.

Bu tür gayrı resmi iletişim, bilgi paylaşımı açısından önemli görülüyor. Dedikodu sosyal dayanışma bakımından gerekli bir şey; toplumsal bağları kuvvetlendiren, sosyal normlara açıklık kazandıran bir işlev görüyor.

Yaygın kanının tersine dedikodu çoğu olumsuz değil, olumlu veya nötr içeriklidir. Bir araştırmaya göre, İngiltere’de yapılan dedikoduların sadece yüzde 3-4 kadarı olumsuz içeriğe sahip.

Uzmanlar dedikodunun genellikle doğru olduğunu, yanlış bilgi içeriyorsa bunun söylenti olarak adlandırılması gerektiğini söylüyor.

Baltimore Üniversitesi’nden psikoloji profesörü Sally Farley ile Hollywood’da film yapımcısı Harvey Weinstein hakkındaki cinsel taciz iddiaları üzerinden bir yıl geçtikten sonra konuşuyoruz.

Şikayetlerini ciddiye alan resmi mekanizmaların yokluğunda, kadınların bilinen tacizcilerden korunmasında fısıltı ağlarının da rolü olduğu düşüncesi ortaya çıkıyor.

Farley, #MeToo hareketinin kadınların mücadelesinde ve ağırlığını koymasında önemli olduğuna inanıyor. Ona göre, bu hareket “dedikodu tanımına uyuyor”.

“Başkalarıyla ilgili bilgiler öğrenmeye hevesliyiz. Resmi iletişim kanallarına ulaşamadığımızda, dedikodu ağları gibi gayrı resmi kanallara yöneliyoruz.”

Cinsiyete göre dedikodu

Kadınların erkeklerden daha fazla dedikodu yaptığına dair yaygın kanıya rağmen, bunu doğrulayacak hiçbir veri bulunmuyor.

Ancak kadınların ve erkeklerin dedikodu şeklinin farklı olduğu biliniyor. Erkekler dedikoduya daha çok kendilerini övmek için başvuruyor ve bu eylemin adı genellikle “bilgi aktarımı” ya da “irtibat halinde olmak” oluyor.

Kadınlar ise birçok ayrıntı ve hareketli tonlarıyla dedikoduyu daha eğlenceli hale getiriyor. Bu yüzden, erkekler dedikodu yaptığında öyle görülmeyebiliyor.

Ünlülerin dedikodusu

Ünlü isimlere yönelik dedikodular ise eğlenceden öte bir işlev görüp farklı kimlik ve aidiyetlerin test edildiği bir alan olarak kullanılabiliyor.

İnsanlar kendileriyle ilgili başka türlü paylaşamayacağı konuları bu yolla gündeme getirebiliyor.

Sahte haber salgını

Sahte haber salgını gibi daha yaygın eğilimler de bu yolla tartışmaya açılabiliyor. İnsanlar neyin gerçek, neyin sahte olduğunu bulmaya çalışmanın eğlenceli olabileceğini söylüyor.

Ancak gazetecilik gibi sadece eğlence amaçlı olmayan alanlarda bu tür eğilimlerin yaygınlaşması, kamunun ihtiyacı olan bilgiler bakımından meşruiyet krizi sorununu gündeme getiriyor.

Güç ve etki araçları sınırlı gruplar, kendi kanallarını oluşturarak gerçeği kendine göre yorumlama yolunu tutabiliyor.

Bunun bazı yararları görülebilir. Medya patronu erkeklerin tacizci davranışları konusunda kadınların birbirini uyarması gibi.

Ama yanlış bilgilerin yayılmasına neden olan dedikodular yoluyla bazı insanların itibarının haksız yere zedelenmesi veya şiddete yönelme gibi olumsuz etkileri de olabiliyor.

Kişiler doğrudan kendi gözlemleri yerine, söz sahibi olduğuna ve tanıdıklarına inandıkları insanların ağzından çıktığı için dedikoduya daha fazla itibar edebiliyor.

Örneğin Facebook’un popüler bir haber kaynağı olarak görülmesini ele alalım. Bir arkadaşımız veya akrabamız, doğruluğu kanıtlanmamış siyasi içerikli bir makaleyi paylaştığında, onları güvenilir bir kaynak olarak gördüğümüzden inanma eğilimi gösterebiliyoruz.

İnsanın sosyal bir varlık olması manipülasyonu kolaylaştırabiliyor.

Ancak genellikle olumsuz içerikli dedikoduların önü hızla kapanır. Bu dedikoduları yapan insanların kendi çıkarlarına hizmet eden maksatları kısa zamanda anlaşılır ve bu insanlar pek sevilmez ve saygı görmez.

Fakat özellikle bilim dışı inançların ve ekonomik güvensizliğin yaygın olduğu bölgelerde veya dönemlerde dedikodu tehlikeli sonuçlar doğurabilir.

Yine de dedikodu eşitlik idealini güçlendiren bir araç olarak yararlı bir sosyal işlev görebilir. Örneğin, ani ve esrarengiz bir şekilde zengin olan bir insan dedikodunun hedefi haline gelir. Bu zenginliğin kaynağının kötücül güçlere dayandığını düşünme eğilimi güçlüdür. Ama bilgi paylaşımı yoluyla bu kuşkuların giderilmesi sosyal uyum açısından önemlidir.

Nasıl daha yararlı olabilir?

Peki dedikodunun zararları giderilerek nasıl daha yararlı hale getirilebilir?

Manchester Metropolitan Üniversitesi’nde sosyal psikoloji uzmanı Jennifer Cole’a göre, bunun için, dedikodunun gizli tutulması, yararlı kılınması, yalana dayanmaması, dinleyenlerle bağlantı kurabilmesi ve anonimlikten uzak durması gerekir.

Toronto Üniversitesi’nde antropolog Bianca Dahl ise dedikodu ve yanlış bilgilendirmenin duygusal temellerini anlamak gerektiğini vurguluyor. Örneğin Botswana köylerinde bu, AIDS ‘e yol açan HIV virüsünün bulaşması ile ilgili yanlış bilgilerin önlenmesi arzusu, Amerika’nın küçük kentlerinde ise sosyal değişim korkusu olabilir.

“Bu inancın duygusal kaynağına yanıt vermek ve onun insanlar için nasıl bir işlev gördüğünü anlamak gerekir” diyor Dahl. “İnançlarımıza sarılmamızın bir nedeni de bu inançların sağladığı duygusal gerçektir.”

Dedikodu tehlikeli ve dışlayıcı olabilir, ama ondan kaçınmak mümkün değildir ve olumlu bir işlev görebilir. İnsanların neden dedikodu yaptığını anlamak, zararlı inançlara karşı mücadelede etkili olabilir.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

İngilizce bilmeden ABD’ye gitti, profesör oldu

Mehmet Toner tek bir İngilizce kelime bilmeden gittiği ABD’de Harvard tıp profesörü olarak risk alınmadan başarılı olunmayacağını gösterdi.

Tek kelime İngilizce bilmeden ABD’ye gidip profesör oldum

Kanserli hücreleri teşhis eden çip geliştiren Profesör Mehmet Toner, SÖZCÜ’ye konuştu. Profesör Toner, İTÜ mezunu bir makine mühendisi ama aynı zamanda Harvard’da bir tıp profesörü. ‘Risk almadan başarılı olamazsınız’ diyen Toner’in İstanbul’dan ABD’ye uzanan başarı öyküsü…

Bugün sizi müthiş bir Türk bilim insanı ile tanıştırmak istiyorum; Türkiye’de Bilim Akademisi, ABD’de Ulusal Mühendislik ve Ulusal Mucitlik Akademileri üyesi olan Profesör Mehmet Toner ile… Profesör Toner aslında İTÜ mezunu bir Makine Mühendisi, ama aynı zamanda Harvard’da bir Tıp Profesörü! Amerika’nın aklınıza gelen en prestijli okullarında bulunmuş. Halen Harvard’a bağlı Massachusetts General Hastanesi Biyomikro Elektromekanik Sistemleri Merkezi’ni yönetiyor. Ve orada ekibiyle geliştirdiği çip, 2 milyondan fazla hücreye bakıp kanserli hücreleri bir saniye içinde teşhis edebiliyor. Bu yöntem, kanser hücrelerinin bulunmasına yönelik şimdiye kadar bulunmuş en hassas test. Böylece doğru hastaya, doğru ilaçla doğru dozda tedavi uygulanabiliyor. Mehmet Toner ve ekibinin bu çalışması tam 100 milyon dolar değerinde! Kendisiyle İstanbul’da Contemporary Art Fuarı için katıldığı Çağdaş İstanbul Sanat, Kültür ve Eğitim Vakfı konferansından sonra konuştum…

– Çok enteresan bir kariyer öykünüz var. Moda’da büyümüşsünüz, Saint Joseph’de okumuşsunuz…

Çok zor girdim okullara, zor da çıktım! İyi bir talebe değildim, yedek listelerden filan kazandım okulu. Cerrah olmak istiyordum, makine mühendisliği bölümünü kazandım. İyi ki öyle olmuş, benim için en güzel başarısızlıktı bu!

TOEFL’A HİÇ GİRMEDİM

– Ne yazık ki Türkiye’de gençler başarısızlığı bu şekilde algılamıyor… Hiçbir risk almıyor.

Risk almayan bir insanın başarılı olması mevzu bahis değil. Mesela ben tek kelime İngilizce bilmeden kalktım Amerika’ya gittim. Fransız okulu mezunuyum. İTÜ’den bir hocamın tavsiyesi ile MIT’e başvurdum.

– Dünyanın en zor ilk 5 üniversitesinden biri MIT… Sizi nasıl aldı?

Beni MIT İngilizce TOEFL sınavlarını geçme şartı ile kabul etti. Baktım yaz okulunda İngilizce öğrenemiyorum, tercüman olarak bir arkadaşımı aldım yanıma, dekan ile konuşmaya gittim MIT’te. Ben anlatıyorum, arkadaşım çeviriyor. Ben diyorum ki dekana “Matematiğim iyidir, İngilizce bilmesem de dersi geçerim, o arada da İngilizce öğrenirim.” Adam da “tamam” dedi! Ve MIT’e böyle başladım. İngilizce öğrendim. Hiçbir gün de TOEFL sınavına girmedim. Ne mevzuat dediler ne de başka bir şey…

– Matematikte de olağanüstü başarılı olmuşsunuz sanırım?

Ben iki tane ileri seviyede matematik dersi aldım, derslerin kitaplarını da yazan Hildebrand isimli çok meşhur bir hoca. Yıl sonunda beni arayıp “ofisime gel” dedi. Eyvah! dedim ben… TOEFL’ım olmadığını anladı, beni atacak ülkeden… O korkuyla gittim “Sen bütün sınavlardan 100 almışsın, ama derse kayıt yapmamışsın. Ben seni kaydettim, derslere de gelmene gerek yok” dedi. İşte açık görüşlü bir eğitim sistemi böyle bir şey, gençlere ve insana verdiği değer çok büyük.

CERRAH OLMAK İSTERDİM AMA KAZANAMADIM

Özlem Gürses’in sorularını yanıtlayan Profesör Mehmet Toker, “Aslında cerrah olmak istiyordum ama hiçbir tıp tercihime giremedim. Makine mühendisliğini kazandım. İyi ki öyle olmuş, benim için en büyük başarısızlıktı bu” dedi

BİZİM GENÇLERİMİZDE SORUN YOK, SİSTEMDE SIKINTI VAR

– Kanser tarama çipi projesi size bir eşik atlattı.

Aslında bu proje de tamamen bir başarısızlıktan çıktı. Harvard Tıp Fakültesi’nde profesörlüğüm geldiğinde bazıları bilim donanımımı yetersiz bulmuşlar, dolayısıyla ünvanımı alamadım. İki gün uyuyamadım, üçüncü gün kalktım “dünyanın sonu değil” diyerek endüstriye geçmeye karar verdim. Bir şirket kurup, fikirlerimin patentlerini alıp ürün çıkarmak üzere harekete geçtim. Bir yıl sonra beni profesör yaptılar fakat ben çok ilerlemiştim ve böylece bu araştırma merkezine geldim. Bana kötülük yapmak isteyenler bana en büyük iyiliği yapmış oldular!

– Biraz da Türk diasporasından söz etmenizi istiyorum. Biz insan kaynağımızı kaybettik diye üzülüyoruz ama bu kişiler dünyanın her yerinde olağanüstü başarılar elde etmişler, gittiğim her ülkede görüyorum…

Bir soru ile başlayayım: “Bir çölde orman yetiştirebilir misiniz ?” Yetiştiremezsiniz. Peki “bu suç, ağacın mı çölün mü ?” Suç ağacın değil. O fidanı alıp başka bir yere koyduğunuz zaman yemyeşil oluyor. Ama ekosisteminiz buna uygun değilse, imkan vermiyorsa ne yaparsanız yapın olmuyor. Hatta çölde giderken böyle biraz büyüyen bir ağaç da olursa, bir müddet sonra bakıyorsunuz o da kalmamış! Bizim gençlerimizde bir sorun yok ki sistemde sıkıntı var.

– Ne gibi?

İşi ehline veremedik. Gençlerin merakını zedeledik, hata yapmalarına izin vermedik, oysa ancak böyle ileri gidilir. Bugün MIT’te, Harvard’da, pek çok böyle üniversitede en iyi talebeler inanın Türkler. Demek ki ağaçta bir problem yok, ektiğiniz yerde var. O ağaca yeteri kadar su vermiyoruz, güneş vermiyoruz. Onlar da yeteri kadar yeşeremiyorlar.

Kaynak: Sözcü Gazetesi

Söyleşi: Özlem Gürses

Okumaya devam et

MAKALE

Hafızadaki yüzler resme döküldü

Kanada’nın Toronto Scarborough Üniversitesi’ndeki nörologlar, elektroensefalografi (EEG) verilerine otomatik öğrenme (machine learning) tekniği uygulayarak “hafızadaki yüzleri resme dökmeyi” başardı.

Araştırmayı yöneten Prof. Dr. Adrian Nestor, “Bu çalışmadaki yenilik, EEG verileri ve otomatik öğrenme tekniğini kullanarak katılımcının görsel deneyiminin tahmini bir temsilini yeniden yaratmak” dedi.

Nestor, gönüllü katılımcının kafasına yerleştirilen EEG’nin verilerine ışık tutulduğunu belirtirken, “İnsan yüzü gibi zihinsel temsilleri algıladığımız biçimiyle yeniden oluşturmaya çalıştık” diye konuştu.

Scarborough Üniversitesi’nde EEG verileri üzerine araştırmalar yapan Dr. Dan Nemrodov ise ilk başta bu teknikle hafızadaki yüzlerin resme döküleceğine” ihtimal vermediğini anlattı, “Nestor bana geldiğinde ona bunun zor olacağını ama deneyebileceğimizi söyledim. Sonuçta o kazandı, ben kaybettim. Teknik gayet iyi çalışıyor” dedi.

Yapılan araştırmanın videosu aşağıdadır:

Kaynak: bbc türkçe

Okumaya devam et
Advertisement

TREND