Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Ulaş bıçakçı’nın gözüyle dr. üzeyir garih

Türkiyenin ilk yönetim danışmanlarından Ulaş Bıçakçının ölüm yıldönümünde, Üzeyir garih ile ilgili yazdığı bir makale..

ULAŞ BIÇAKÇI GÖZÜYLE DR. ÜZEYİR GARİH

Geçen yıl, 25 Ağustos 2001 tarihinde katledildi Dr. Üzeyir Garih. Katledilişinin birinci yıldönümü nedeniyle bir çok anma töreni ve haber yapıldı onun hakkında.

Herkes onu çok konuşurdu. Hâlâ da konuşuyor. Ben onun çok az değinilen bir yanından bahsetmek istiyorum. O, bir “yönetim-organizasyoncu” idi.

“Yönetim teknikleri” sözcüklerini de çok beğenir, çok kullanır, yönetim tekniklerinin kendisini de çok anlatırdı. Bu konular benim de mesleğim. Üstelik onunla, aynı konularla ilgili bir kaç anım da var. Bazılarını paylaşacağım sizinle. Basın-yayın organlarında bu yönü sadece bir kaç sözcükle geçiştirildi ölümünün ardından. O da yalnızca bazılarında. Ben biraz daha detaylandıracağım.

Konuşmayı çok severdi.

Her konuda konuşurdu ama özellikle yönetim-organizasyon ve yönetim teknikleri konularında konuşmayı daha çok severdi.

Her kesime konuşurdu ama gençlere ve öğrencilere konuşmayı daha da çok severdi.

1989 ya da 90 olabilir, şirketim olan YÖNTEK Müşavirlik adına bir konuşma yapmasını istemiştim kendisinden. Randevuyu umduğumdan hızlı bir şekilde verdi. O zaman Maslakta olan merkezlerinde ziyaretine gittim.

Daha projeyi anlatmadan hatta daha oturmadan, Türkiyede bu yönetim teknikleri işini kaç kişi bilir? diye sordu bana kafadan.

Vallahi net bir sayı veremeyeceğim Üzeyir bey demiştim.

Yanıtı şu oldu: Olsa olsa 5 kişi bilir… Onların da en iyi bileni kim biliyor musunuz?

Ben de bu işlerin uzmanı olduğumdan elbette ki, birinci sıraya kendimi koyardım ama boş, boş bakarak bir süre sessiz kaldım, yanıtını kendisinin vermesini bekleyerek.

O da fırsatı kullandı ve, Ben… dedi.

Yönetim-organizasyon konularında konuşmayı ne kadar sevdiğini gösteren bir küçük anektot da şudur. Görüşmemizde bana ne kadar planlı, programlı, zaman yönetimine ne kadar özen gösterdiğini anlatıyordu.

Bakın… dedi, etajerinin üzerindeki, yüzü misafirlere doğru döndürülmüş saati göstererek, Bu saat beni ziyarete gelen insanlara doğru özellikle çevrilmiştir. Geldiklerinde onlara kaç dakikaları olduğunu bir şekilde söylerim ve süreleri bitince ki, maksimum 20 dakikadır, görüşme kesinlikle biter.

Ben de saati gözledim konuşma boyunca ve 20 dakika dolunca, konuşmaya devam etmek istediğini sezmiş olmama rağmen, bakalım ne olacak diye, Üzeyir bey, benim 20 dakikam doldu, müsaadenizi alayım şeklinde bir tuzak kurdum kendisine.

Yok, yok, oturun o size göre değil diyiverdi.

Beklediğim yanıt buydu. Ama uzatma benim önemimden değil konuya verdiği önemden kaynaklanıyordu, biliyordum.

Teklif ettiğim konuşmayı yaptı ve her zaman olduğu gibi ilgi ile izlendi. Ben hayatımda Üzeyir beyin konuşması beğenmeyen hiç kimse görmedim. Daha sonra bir iki kez daha bizim seminerlerimize konuşmacı olarak katılmıştı. Ama sadece oradan değil zaten genelde kamuoyundan gelen geribildirimlerden biliyoruz hepimiz bu durumu.

Yönetim-organizasyon konusunda, konuşmaktan fazlasını yapmıştır. ALARKOda uzun yıllar öncesinden kurulmuş bir, Organizasyon ve Metod Koordinatörlüğü vardı. Bu birim halen de başka bir yapılanma şekli ile devam ediyor diye biliyorum. Ben de eskiden, 1988 öncesi, çok daha büyük bir grup olan STFAda, Organizasyon ve Sistem Müdürü olarak çalıştığım için konu hakkında buraya sığdıramayacağım kadar çok ayrıntıya sahibiyim.

Konuşmacı olarak davet ettiğim seminerlerimden bazılarına, ALARKO’da bu konuda yapılmış çalışmaları (el kitapları, prosedürler, şemalar, iş tanımları vs) bir plastik poşet içerisinde getirdiğine, poşeti bizzat kendisinin taşıdığına ve içindeki malzemeyi özenle tanıttığına şahit olmuşumdur.

“Ama” derdi, “Dışarı vermek yok…” Sonra da dikkatle toplar götürürdü.

Eğitime o kadar düşkündü ki, kendisine verilen fahri doktora unvanının ismi ile birlikte kullanılmasına çok titizlenirdi. Üzeyir Garih yerine, Dr. Üzeyir Garihi tercih etmiştir hep ve kendisi de, “Dr.” unvanını daima kullanmıştır.

Deneyimlerini paylaşmak için bir çok da kitap yazdı.

Danışmanlık konusunda da çok önemli düşünceleri ve destekleri olmuştur Üzeyir beyin. Danışmanlar için, şirketim YÖNTEK Müşavirlik adına yaptığı bir başka konuşmasındaki enteresan bir benzetmesini aktarayım. Şöyle demişti danışmanlar için: “Danışmanlar inek gibidir. Onları memelerinden kan gelene kadar sağacaksın.”

İlk nazarda acımasız bir benzetme gibi görünüyor ama söylemek istediğinin, “danışmanlar yararlıdır, onlardan maksimum faydayı sağlayacaksın” demek olduğu açıktır sanırım. Ben de katılıyorum. Faydalısı bulununca gerçekten maksimum istifade sağlanmalıdır. Çünkü artık danışmanlık pahalı hale geldi, hele gerçekten faydalıları.

Bir başka anlatısı da şöyle idi: “Danışmanlarınız olacak. Benim bir sürü var. Bazıları ile hiç görüşmeyiz bile. Ama bakarsın, birisi ile kırk yılda bir yemek yerim, orada bir laf geçer ve ben şirkete döner her şeyi değiştiririm.”

Kendisi patronluğunun erken dönemlerinde, ismi sanıyorum Mr. Pipers olan yabancı bir danışman tutmuş. Adam demiş ki, “Ben sizin odanızda üç ay yan bir masada oturup hiç bir şey yapmadan sizi gözlemleyeceğim ve sonra size bir rapor yazacağım.”Üzeyir bey de bunu kabullenmiş. Adamcağız sessiz sedasız onu üç ay boyunca gözlemlemiş ve bir gün, “Benim sürem doldu, yarın sabah gidiyorum, beni yolcu etmeye gelirseniz söz verdiğim raporu size havalimanında takdim edeceğim” demiş. Üzeyir bey, “Niye şimdi vermiyorsunuz, tartışsaydık” diyecek olunca danışman, “Şimdiden versem, bana hak vermez hatta küsersiniz” demiş. Ertesi gün de havalimanında raporu verip memleketine uçmuş. Üzeyir bey raporu hemen okumaya başlamış ve, “Siz ne telefon kullanmayı, ne sekreter kullanmayı ne de … bilmiyorsunuz diye başlayan cümleleri görünce küplere binmiş. Ancak aradan bir süre geçince danışmana tamamen hak vermiş ve çalışma metotlarını düzeltmeye başlamış. Üzeyir bey bu danışmandan hep övgü ile bahsetmiştir.

Kendisi ile bilemediniz 5-6 kez görüşmüşümdür. En son görüşmemden bir evvelki görüşmem Sabah Gazetesinin kapanıncaya kadar köşe yazarlığını yaptığım, İşte İnsan ekinin 2. yıl dönümü davetinde oldu. Aradan neredeyse 10 yıla yakın bir süre geçmesine rağmen, beni sormuştu ve yanıma kadar gelerek yazılarım hakkında ayaküstü sohbet etmişti. Meraklı olduğu yönetim konusunu gerçekten okur, takip ederdi.

En son görüşmem ise ölümünden bir, iki ay kadar önce telefonla olmuştu. Bu tür telefon görüşmelerindeki malum, “Hiç görüşemiyoruz” girizgahından sonra, “Ulaş bey, sizin işler iyidir herhalde” dedi.

“Neden Üzeyir bey” diye sordum. Vereceği cevabı da biliyordum zaten.

“Eee… şimdi kriz var. Şirketlerin hepsi hasta. Tabii ki, iyileşmek için sizlere koşuyorlardır.”

Dedim ya, danışmanlık işini bilir ve severdi. Amerika’da yönetim danışmanlarına, “şirket doktoru” derler. O da bunu biliyordu elbetteki. O benzetmeye atıf yapmak istemişti esasında. Yoksa madalyonun gerçek yüzünü bilmediğinden değildi söyledikleri. Evet danışmanlar, eğitimciler felan kendileri, paça kaptırmamak için krizlerin fırsatlar yarattığını ve fırsatların başında da organizasyon, re-organizayon, eğitim vb işlere zaman ayırabilme fırsatının geldiğini, hatta krizlerde kendilerinin daha fazla para kazandıklarını söylerler. Ama istisnalar dışında kazın ayağı hiç de öyle değildir.

Üzeyir beyin sözlerine, gerçek durumu bildiğini farkında değilmişim gibi kancayı atıverdim hemen: “Üzeyir bey, sizin gibi bir iş adamı, şirketler personelin maaşını bile ödeyemez durumda iken, borç içinde yüzüyor iken eğitime, danışmanlığa felan nasıl para ayıracaklar? Aksine ilk kestikleri masraflardır bunlar.”

Tabii ki, yanıtı kısa oldu: “Doğru, doğru, Latife…”

Bu arada konu kriz ve para meselesine gelmişken vereceği cevabı konu ile ilgili seminerlerim, yazılarım ve kitaplarımda geçek bir uygulama elması olarak kullanabileceğimi hissettiğim soruyu soruverdim kendisine. “Üzeyir bey biz bu para, kriz mıriz meselelerinde işadamları ve yöneticilere likiditenize özen gösterin” diyoruz. Ama finansman kitaplarında likiditenin tarifine baktığımızda hiç bir şey de anlamıyoruz. Nedir bu likidite Allah aşkına?”

Yanıtı yine kısa idi. Çünkü o pratiğe çok yakın bir insandı. Konuşma tarzı da öyle. İnformel, günlük konuşma lisanı, halk deyimleri ile her seviyedeki insanın anlayacağı bir lisan kullanırdı. Büyük bir kahkaha atarak verdiği yanıt şu oldu: “Par’ra dostum, par’ra…”

Bu kadar basit işte. Likidite felan diye şatafatlı tanımlara bağlamaya ne gerek var.

Belki de kaybına, bana karşı bir-iki kırıcı davranışı olmasına rağmen bu denli üzülmem mesleki nedenlerdendir. Bu kadarcık hukukumuza rağmen ölüm haberini CNN 16.00 haberlerinde duyduğumda böylesine üzüleceğimi hiç tahmin etmezdim. Hayatımda hiç bir kara haber karşısında ellerimi dakikalarca dizlerime vuracak kadar üzülmemiştim.

Bir yıl önce, 25 Ağustos 2001 Cumartesi günü alçak katil(ler) yaşamına son verdi. Ebediyete göçüşünün birinci yıldönümünde ailesine, yakınlarına, ALARKO camiasına, sevenlerine ve ülkemize başsağlığı diliyorum.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND