Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Uçurumun eşiğinden döndü, zirveye çıktı…

Ferit Şahenk boşu boşuna “New Age” patron kuşağının en ışıltılı ismi olarak gösterilmiyor. 2001 krizinde hem de kurucusunu yitirdiği günlerde uçurumun eşiğine gelen dev grubu o dört yılda yıldızlar kadar yükseğe taşıdı.

Sırat”ı geçen genç

Ferit Şahenk boşu boşuna “New Age” patron kuşağının en ışıltılı ismi olarak gösterilmiyor. 2001 krizinde hem de kurucusunu yitirdiği günlerde uçurumun eşiğine gelen dev grubu o dört yılda yıldızlar kadar yükseğe taşıdı.

Niğdeli deyince aklıma bir Konfüçyüs gelir, bir de bonzai.
Konfüçyüs gelir; çünkü onun binlerce yıllık öğütleri, özdeyişleri bugün bile ahlakın, erdemin, iyi insan olmanın rehberidir. Bonzai gelir; çünkü Japonlar”ın sabır ve ölümsüzlük simgesi olan o minyatür ağaç, babadan oğla emanet edilen aile değeridir. Ailenin ruhunun sindiği canlı mirastır. Niğdeliler de öyledir. Hem de küreselleşmenin toplumsal dayanışmadan geçtim, çekirdek ailenin dikişlerini bile patlattığı günümüzde. Toprağa sevda, ana babaya sınırsız sevgi ve saygı, aileyi her şeyin üstünde tutma, dostluğu Karun”un hazinelerine değişmeme.

İşte Niğdeliler”in genlerine işlemiş, kuşaktan kuşağa geçen özellikleri. Bütün bunları nereden mi biliyorum? Kendimden efendim. 60 yıla yaklaşan yaşamında bir kez bile Niğde”yi görmemiş ben Niğdeli”den. (Bu arada bir ayıbımı ya da utancımı itiraf etmiş oluyorum.) Neredeyse yarım yüzyıl önce yitirdiğim babam, ardında tek vasiyet bıraktı:

“Gitmesen de görmesen de baba ocağınla bağını sakın koparma.”

Bağ? Nüfus kütüğü. O nedenle Akhisar”da doğan ben, yaşamımın büyük bölümünü İzmir”de geçirmeme, son 10 yıldır da İstanbul”u mesken tutmama rağmen, kütüğümü Niğde”de tuttum. Her işlemde onca bürokratik güçlüğe rağmen. (Not: Eşimin ve iki oğlumun nüfusları da elbette Niğde”de. Ben yaşadıkça da öyle kalacak.) Herhalde o da öyle yaptı. O? Konuya girelim artık…

1989”da Torbalı”da Opel fabrikasının açılış töreninde sevgili dostum Ali Nail Kubalı, “Hemşehrim, gel seni biriyle tanıştırayım” dedi.

(Ali Bey”in babası Prof. Hüseyin Nail Kubalı, Türkiye”nin yetiştirdiği en önemli anayasa hukukçularındandı. Soyadları, Niğde”nin Kuba Mahallesi”nden geliyor. Ben de oradanım. Daha doğrusu babam da. Ne yazık ki semtimizin yüzlerce yıllık adı bir süre önce değiştirildi. Şimdi “Sıralı Mahallesi” deniyor. Vatandaşlık numarası uygulamasından sonra yenilediğim kimlik kartımla öğrendim.)

Kubalı koluma girip beni saçını hayli yitirmiş bir gencin yanına götürdü. “Tanıştırayım” dedi, “Ferit Şahenk. Hemşehrimiz. Niğdeli.” Ve ekledi: “Benim yakın akrabam. Kimbilir, belki senin de uzak akraban çıkabilir.”

ABD”DE ÜNİVERSİTE

Ferit Şahenk, o tanışma faslının yapıldığı tarihte 25 yaşındaydı. “Yorgun görünüyorsunuz” dedim. “Doğru” diye yanıtladı,

“Varşova”dan geliyorum. Hiç uyumadan.” Kubalı araya girdi: “İş seyahati sanma. Fenerbahçe”ye futbolcu bakmaya gitti!”

Kahkahaları patlattık ve yarım saat kadar süren sohbetin ardından yeniden görüşme dileğiyle ayrıldık. Ferit Şahenk o dönemde iş hayatında yeniydi. Yurtdışında sıkı eğitimini parlak derecelerle tamamlamış (Liseyi İsviçre”de okumuş, ardından ABD”de Boston Üniversitesi”nin pazarlama ve insan kaynakları bölümünden diploma almış, yüksek öğrenim sonrası eğitimi Harvard Üniversitesi”nin Owner/President yönetici programıyla tamamlamıştı. Bunlara bir de 1988 başında Manufacturers Hannover”da bankacılık eğitimi ya da stajını eklemişti), döner dönmez Doğuş Grubu”nun kıyısından köşesinden sorumluluk üstlenmeye başlamıştı.

10 yıl kadar sonra Sırat Köprüsü”nde akrobasi yapmak zorunda kalacağını aklının ucundan geçiremezdi. Hatta, kıldan ince kılıçtan keskin o köprüyü tek ayağının üstünde sekerek bir uçtan diğerine geçmeye zorlanacağını.
Öyle ya; Türkiye”nin en sağlam, en güçlü holdinglerinin birinin veliahtı gösteriliyordu.

Ama Sırat”ı bir kez geçtikten sonra kendisini cennette bulacaktı. Elbette onu da bilemezdi o zamanlar.

AYRIMCILIK YAŞAMADI

Ayhan Şahenk biricik oğlunu bir an önce pişirmek istiyordu. Sevecen ama işte ayrımcılık tanımayan bir politika belirledi. Söz Ferit Şahenk”in: “Ayhan Bey”in beni ve kızkardeşimi (Filiz Şahenk) hiçbir zaman ”İşin ileride sahibi olacaklar” diye şımartmadı. Yanında oturtup yetiştiren bir baba değildi; tersine, yanından belli etmeden ama sistemli, hesaplı olarak uzaklaştırarak, bana kendi ayaklarım üstünde durup bir şirket yönetme, insanları tanıma ve kendimi insanlara tanıtma imkanı verdi.” Doğuş”ta kıyısından köşesinden sorumluluk üstlenmesi, bazı şirketlerin yönetim kurullarında başladı. Onu holding icra kurulu üyeliği izledi. Onu da otomotiv ve gıda grupları başkanlığı. 1994”te ilk kez gerçek anlamda patronluğu tattı.

1994 Nisan”ındaki ekonomik krizin ertesinde Ayhan Şahenk ona “İddiasız bir finans kuruluşumuz var; Tasarruf ve Kredi Bankası. Seni onun genel müdürü yapıyorum, haydi göster kendini” dedi.

Yaz sonuna doğru projelerini bitirip kolları sıvadı. Önce adını değiştirdi: Garanti Yatırım Bankası. Bu onun bankacılık sektöründe -stajı saymazsak- ilk sınavı olacak ve aldığı dersler ileride çok işine yarayacaktı. 1994 krizini yarasız-beresiz atlatan Doğuş, 2001 krizinde temellerinden sarsıldı. Çünkü, şirketlerinin tümü krizden en çok etkilenen sektörlerde faaliyet gösteriyordu: Bankacılıktan otomotive, market zincirinden turizme kadar. Hele bankacılık, hele Ayhan Şahenk”in sadece bir yıl önce oğluna teslim ettiği bankalar… Sektörün hemen tüm aktörleri gibi onlar da dibe vurmuşlardı. Çünkü 2001 krizi her şeyden önce finans kriziydi.

Ve o günlerde, Doğuş Grubu”nun her şeyi Ayhan Şahenk canıyla uğraşıyordu. Kan kanseriydi. Nisan”da son nefesini verdi.

7 sektörde 60 şirket ve 18 bini aşkın çalışanın kaderi artık 37 yaşındaki Ferit Şahenk”in omuzlarındaydı. O kabus günlerinde iki bastona dayanarak güç toplamaya çalıştı: İlki ailesi. “Karşılıksız sevgi veriyor” dediği annesi Deniz Şahenk. Sınırsız sevgi, saygı, güven ve kader birliğiyle bağlı olduğu kızkardeşi Filiz Şahenk. Gönül tahtında oturan eşi Diana Şahenk. Gökkubbenin çöktüğü 2001”de 3 yaşında olan kızı Defne. İkinci dayanak iş arkadaşları oldu. Zaten baştan beri sevgi ve güven bağlarıyla örülmüştü ilişkileri. Ama kriz turnosol kağıdı işlevini gördü. Ferit Şahenk o çok zor günlerdeki dayanışmayı,

“İnsani özelliklerini kaybetmemiş, zor zamanlarında şirketinin yanında olan, işini ve patronunu seven ekibe sahip olduğum için kendimi dünyanın en mutlu insanı görüyorum” diye anlatacaktı.

Genç Şahenk, kriz dalgalarında gemiyi batırmamak için önce hiç kimsenin cesaret edemeyeceği bir karar aldı: Üç bankayı tek çatı altında topladı. Garanti Bankası, yaşı yüzyılın çok üstünde Osmanlı Bankası ve Körfezbank. Üstelik yeni Garanti”ye 250 milyon dolar taze para koydu. Sonra kara bulutlar dağılmaya başlar başlamaz, yabancı ortaklığa açık olduğunu ilan etti. Kapısını İtalyanlar”ın Intesa”sı çaldı.

Yüzde 40”ına 800 milyon dolar teklif ettiler. Bu da Garanti”nin piyasa değerinin 2 milyar dolar olduğu anlamına geliyordu.
Ancak bir yıldan fazla süren görüşmeler 2004”de kesildi. Bu, Garanti için de, Ferit Şahenk için de prestij kaybı demekti, piyasanın güvenine dinamit demekti. O günlerdeki öfke dolu ama aynı zamanda meydan okuma olan demeçlerini unutmak mümkün mü: “Fırsatı kimin kaçırdığını zaman gösterecek. Dişimi sıkar sabredersem, yüzde 50 fazlasına satarım. Satılık tabelasını kaldırdık, bundan böyle ilk 10”dan olmayanla konuşmayız. Artık ortaklarımızı biz seçeceğiz.”

Doğuş Grubu”na moral veren ama piyasanın pek inanmadığı bu demeçlerin, “Suya sıkılan kurşunlar” olmadığını görmek için bir yıl yetti de arttı bile: Garanti”nin sermayesinin 25.5”ini 1.8 milyar dolardan fazla bir fiyata Ferit Şahenk”in “En büyük hayalim bir gün o şirketle ortaklık yapmaktı” dediği
General Electric satın aldı. Bu, bankanın piyasa değerinin 6 milyar doların üstüne çıktığı anlamına geliyordu. Sadece bir yılda 3 kattan fazla değerlenmişti. Ve Ferit Şahenk, Sırat Köprüsü”ndeki zorlu sınavı geçtiğinde 41 yaşındaydı.

GÜNDE 8 KUTU KOLA

Artık günde 8 kutu buzlu kolasını daha bir keyifle yudumluyor. Haksız sayılmaz; babası Ayhan Şahenk hayata gözlerini yumarken 3.6 milyar dolarlık servetiyle Forbes”in “Dünyanın en zenginleri” listesinde 162”nci sırasında yer alıyordu. O ise 4.7 milyar dolarla 111”inci sıraya yükseldi. Üstelik değerlendirmeye General Electric”le ortaklığın getirileri henüz yansımadı. Ayhan Şahenk dünyaya veda ederken, Doğuş Grubu”nun cirosu 3 milyar dolardı. O ikiye katladı.

Eh, Şampiyonlar Ligi”ni bir yana bırakırsak -annesi, eşi, kızı ve kız kardeşinden sonra beşinci aşkı- Fenerbahçe de iyi gidiyor. Daha ne olsun? Onca başarıya rağmen alçakgönüllülüğünü koruyan, General Electric”le ortaklığın müjdesini personeline gönderdiği elektronik mesajla paylaşan ve o müjdeyi “Doğuş Grubu”nu bugünlere siz taşıdınız, yarınlara da birlikte yürüyeceğiz. Bugün artık geleceğe daha güvenle bakma, gözümüzü daha da yukarılara dikme zamanıdır” cümlesiyle noktalayan Ferit Şahenk, hiç kuşkusuz genç patronlar kuşağının en parlak ismi. En yeteneklisi. En cesuru. En alçakgönüllüsü. “Ben de ben”den en uzağı. Balık burcundan olan (Özellikleri: İhtirassız. Balıklar kadar gruba bağlı ama yine onlar kadar grup içinde tek başına. Çok duygusal. Evlilik ya da miras dışında zengin olma şansı yok. Hoşgörülü. Şakacı. Zayıflara karşı sonsuz yardım etme duygusuna sahip. Deniz mavisi rengine düşkün…), New Age müzikten hoşlanan (Hani şu meditasyon yapılabilen, ruha hitap eden müzik türü), mutluluğu evinde ve sayıları sınırlı dostları arasında arayan Ferit Şahenk”e bir sürprizle noktalayayım.

“Çok özlediğini” söylediği, -aynı duygularla neredeyse yarım yüzyıldır yaşadığım için iyi bilirim- babası Ayhan Faik Şahenk”le ilgili özel bir anımla. İzmir”in en büyük grubu Yaşar Holding”in patronu Selçuk Yaşar, 1994”te bana bir öneride bulunmuştu: “Tütünbank ekseninde Ege”nin ekonomik panoramasını yazar mısın?”. 17 Eylül 1924”te Atatürk”ün de imzasını taşıyan Bakanlar Kurulu kararıyla kurulan Akhisar Tütüncüler Bankası”nı satın alalı 6-7 yıl olmuştu. Adından Akhisar”ı çıkarmıştı. İkinci operasyonda da kısaltma modasına uyup “Tütünbank” yapacaktı, daha sonra rahmetli Sakıp Sabancı”nın “Niye kendi soyadını vermiyorsun” önerisine uyup “Yaşarbank”. Önce adını sonra da ruhunu yitiren banka şimdi TMSF”nin mezarlığında gözden ırak bir köşede yatıyor.

Neyse… O kitap için yaptığım araştırmalar sırasında, Akhisar Tütüncüler Bankası”nın en kıdemli elemanı, ofis-boy olarak başlayıp genel müdürlüğe yükselmiş Jozef Özel (SABAH yazarı, değerli arkadaşım Soli Özel”in babası) bir anısını anlatmıştı: “1952”de İzmir”de Latif Sepil ve Servet Şatır adlı iki müteahhidin kurduğu bir şirket faaliyet gösteriyordu. Özellikle DSİ”nin ihalelerine giriyorlardı. Küçük ama dürüst, aldığı işi hakkıyla yapan firmaydı. İki ortak son olarak Nazilli içme suyu tesisatı ihalesini kazanmışlardı, ancak DSİ bir şart koşmuştu: ”500 bin liralık teminat mektubu getireceksiniz.” Az-buz para değildi. İki ortak tüm bankaların kapısını çalmışlar ama hepsinden elleri boş dönmüşlerdi. Son olarak ve zerrece umut beslemeden bize başvurdular. Birkaç gün sonra ummadıkları bir yanıt verdik: ”Gelin, işi bitirelim.”

Görüşme sırasında akla gelmeyen bir pürüz çıktı: Teminat mektubu tutarı, bankanın limitlerini aşıyordu. Çözüm? Bakanlar Kurulu kanalıyla Merkez Bankası”nın özel izini. Samet Ağaoğlu ve Fevzi Lütfü Karaosmanoğlu gibi Demokrat Parti”nin ağır toplarının başını çektiği heyet başkente koştu, hemen o akşam Bakanlar Kurulu”nun olağanüstü toplanmasını sağlayıp özel izin çıkarttılar. Ankara”dan müjdenin telefonla iletilmesinin ertesi günü Latif Sepil ve Servet Şatır”ı çağırıp teminat mektubunu verdik. İki ortağın gözleri yaşardı: ”Bize hiçbir bankanın yanaşmadığı bir imkan tanıdınız. İşimizi, şirketimizi, geleceğimizi kurtardınız. Ama bu kadar güvendiğiniz bizlerin daha işyerimizi bile görmediniz. Nazilli”deki şantiyemizi ziyaret ederseniz, bize şeref verirsiniz.”

“Nazilli”ye gittik. Şantiyeye vardık. Kapıda bizi bir görevli karşıladı. Tek tek hepimizin elini sıktı. Sonra da kendini tanıttı: Ben şantiye sorumlusu Ayhan Şahenk.”

Gerisini de yazdığım kitaptan aktarayım: “Bu araştırmayı hazırlarken Ayhan Şahenk”le temasa geçtim. Olayı anlattım, ”Doğru mu” dedim. ”Harfi harfine” dedi ve şaşkınlığını gizleyemeden sordu: ”Hayatımın o dönemini çok az insan bilir. Nasıl öğrendiniz?” Ve bana o dönemden kalma bir fotoğrafını gönderdi.” Fotoğrafta genç Ayhan Bey, İzmir”den Nazilli”ye yaptığı yolculukların birinde tren penceresinde gülerek el sallıyordu. Ayhan Şahenk”in 17 Haziran 1966”da, işte o şantiyelerdeki alınterinin birikimi 9 bin liraylakurduğu Doğuş İnşaat”tan bugün Türkiye”nin 3 büyük grubundan biri doğdu. “Hepimiz bir ağacın parçalarıyız. Bazıları ağacın gölgesini kendi gölgeleri sanıyorlar” diyen Ferit Şahenk”in yaptıkları yapacaklarının yanında hiç kalacak. Göreceksiniz. Yeter ki baba mirası “Bonzai”ye sevgisinde, şefkatinde eksilme olmasın. Bir Niğdeli için mümkün mü? Asla! Asla!

Yazar: Erdal Şafak
Kaynak: www.sabah.com.tr

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND