Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Türkiye’ye felsefeyi sevdiren genç: Özgür Bacaksız nasıl başardı?

Üniversite öğrencisi olduğu günlerde, ev arkadaşları batak oynarken o kitap karıştırıyordu. En sevdiği paragrafların altını çizmekle yetinmedi, paylaşmak istedi. “Bilgisayar başında bu kadar boşa zaman geçirme” eleştirileri altında, Felsefe Kulübü adında bir Facebook grubu kurdu. 50 arkadaşıyla başlayan kulüp, 4 yılda 1.700.000 üyeye ulaştı. Üye sayısıyla, Türkiye’nin en büyük felsefe kulübü oldu. 25 yaşında ilk kitabı yayınladı. En beğenilen felsefi sözleri, Bilgelikle Yaşama Sanatı adıyla kitaplaştırdı. “Bilgelik sevgisi” anlamına gelen felsefeyi Türkiye’de yaygınlaştıran, başarısıyla Facebook fenomenlerinden biri olan Özgür Bacaksız, başarı hikayesini kigem.com’a anlattı…

özgür bacaksız, her şey seninle başlar )+, genç başarı, felsefe kulübü

Üniversite öğrencisi olduğu günlerde, ev arkadaşları batak oynarken o kitap karıştırıyordu. En sevdiği paragrafların altını çizmekle yetinmedi, paylaşmak istedi. “Bilgisayar başında bu kadar boşa zaman geçirme” eleştirileri altında, Felsefe Kulübü adında bir Facebook grubu kurdu.

50 arkadaşıyla başlayan kulüp, 4 yılda 1.700.000 üyeye ulaştı. Üye sayısıyla, Türkiye’nin en büyük felsefe kulübü oldu. Facebook’ta açılan tüm beğen sayfaları içinde ilk 10 a girdi. 25 yaşında ilk kitabı yayınladı. En beğenilen felsefi sözleri, Bilgelikle Yaşama Sanatı adıyla kitaplaştırdı.

“Bilgelik sevgisi” anlamına gelen felsefeyi Türkiye’de yaygınlaştıran, başarısıyla Facebook fenomenlerinden biri olan Özgür Bacaksız, başarı hikayesini kigem.com’a anlattı…

1-Bize biraz kendinizi tanıtır mısınız? Özgür Bacaksız kimdir?

Diyarbakır’da doğdum. 25 yaşındayım. Hatay/İskenderun’da yaşadım, ailem hâla orada. İskenderun bizim için ikinci memlekettir. 25 senedir oradayız. Babam emekli öğretmen, annem ev hanımı. Bir abim var uzman doktor , bir de kardeşim var o da liseye gidiyor. Annem hep subay olmamı isterdi.

Adıyaman Üniversitesi’nde muhasebe okudum, şu an açıköğretim felsefe bölümünden devam ediyorum. Yazı yazmaktan, kitap okumaktan, sorgulamaktan son derece memnunum. Şu an tek bir amacım var sosyal anlamda, bilgi ve yazı anlamında bu ülkeye, insanlara bir şeyler verebilmek.

2-Felsefeye olan ilginiz nasıl başladı?

Felsefeye ilgim üniversite yıllarımda başladı, o yıllarda kişiliğimde sorgulamacı bir eğilim doğmuştu. Sanırım geçmişten gelen bir eksiklik vardı bilgi anlamında, bu eksikliği felsefi bilgi ve değerlerle kapatmaya çalışıyordum.

3- Felsefe Kulübü’nün kurma fikri nasıl doğdu? Kulüp nasıl büyüdü?

Yine aynı dönemde, yani üniversite yıllarımda kurdum Felsefe Kulübü’nü. Genelde odamdaydım, yalnız kalırdım. Ev arkadaşlarım sürekli batak oynarlardı, ben ise araştırmayı ve karıştırmayı, bilgisayar işlerini severdim. O ara en sevdiğim sığınaktı kitaplar. Kulübü açmamda kitaplara olan ilgim en etkili faktördü.

Sayfayı açtığımda içinde fazla üye yoktu, dostlarım, yakın arkadaşlarım. Yani toplasanız 50 kişi anca vardı. Ama sayfa 50 kişi de olsa ben sürekli özgün alıntılar, paylaşımlar, felsefi fragmanlar atardım. En başından işinizi iyi yapmanın önemli olduğunu düşünüyorum. Bu 50 kişinin de o paylaşımları beğenmesi, paylaşması kısa zamanda sayfanın 1000 kişi olmasına vesile oldu…

Tabi 1000’li rakamlara geçince sayfa ve yaptığınız iş daha özveri daha çok özgünlük istiyor. Beni tanımayanlar da vardı, belki farklı görüşten insanlar da. O gün bugün yani 4 yıldır her zaman özgün oldum, hiçbir zaman seçkin ve kaliteli sayfa yapısını bozmadım. Bugün 2 milyona geldiyse üye sayısı en etkili nedeni budur. Farklı bilgileri, değerleri, cümleleri, paragrafları arayan insanlar kulübe üye oldular ve geneli memnun. Bu sevindirici tabi.

4. Projenizin fikirsel hazırlık süreci ve hayata geçirilmesi aşamasında “yapamazsın” ya da “başarılı olamazsın” diyenler oldu mu? Şayet oldu ise bu tutumlar sizi nasıl etkiledi?

Aslında bu proje miydi, hobi miydi bunu tam olarak bilmiyorum, ilk yıllarda hedefim yoktu. İlk sayfayı kurduğu zamanlarda ailem, çevrem, yakın dostlarım bilgisayar başında fazla durmama üzülürlerdi! Benim için ise bu boş zaman kaybı değil, orada işin aslı eğitimdi, bilgi dünyasında olmaktı.
Eğitim üzerine işler yapmak sanal bile olsa insana ilham veriyor. Yani kendimi, düşüncelerimi değiştirmeme internet önayak oldu. Felsefeyi tanımlayan bir özdeyiş vardır, “önemli olan varmak değil yolda olmaktır’’ Ben de seviyordum yolda olmayı. Kimseyi dinlemeden bir ağaca sürekli gübre ve su verdim. İnsanlara 4 yıldır taze, özgün, bilgi dolu paragrafları sunuyorum. Ben sadece işimi yaptım, aynı hassasiyeti sürdürdüm, sürdürüyorum.

5. – “Başardım” duygusunu hangi eşiği geçtikten sonra hissettiniz? Felsefe Kulübü’nün yakaladığı başarıyı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sayfanın üye sayısı bir milyonu geçtikten sonra bir şeyleri başardığımı düşündüm. Bu ülkede her kesimden insanın felsefeye ilgi gösterdiğini, bazı şeylere karşı merakla yaklaşıldığını gördüm. Belki uyuyan devi uyandıramadık ama uyanması için dürttük! Benim için en büyük mutluluk bu. Düşünsenize yüzbinlerce sayfa var, şirket sayfaları var, sanatçı sayfaları var, futbol sayfaları var ama biz “eğitim ve felsefe”den gidiyoruz, üye sayımız iki milyona yaklaştı. Bundan daha çok ne gurur verebilir?

6. Gönderilerinizi seçmekte başarılısınız k, bu kadar büyüdünüz. Sözleri neye göre seçiyorsunuz? Kulübü yönetirken ilkeleriniz/prensipleriniz neler?

Sözleri ve paragrafları evrensel bir bakış açısıyla seçiyorum. Her ideolojiden, her düşünceden, ayrı dünyalardan insanlar mevcut. Bazen tüm kitleye hitap etmek zor oluyor. Bazen mahalle baskısına da maruz kalıyoruz tabii! O yüzden ince eleyip sık dokuyorum. Bana göre her bilgi değerlidir, her filozof, her yazar, her düşünce adamı değerlidir. Felsefenin güzelliği de burada yatıyor aslında, evrenselliğinde ve çeşitliliğinde.

7. Felsefe Kulübü’nün geleceğine dair planlarınız neler?

Bugüne kadar sayfayı ne ticari ne de ideolojik kullandım. Sadece sanal bir kütüphane havasında, insanları bilgilendirerek mutlu etmek istedim. Gelecekte gerçekten böyle bir kulübün reel anlamda da var olmasını istiyorum.Bazı şeyler artık sanaldan reele taşınmalı. İnsanlara sosyal anlamda bir şeyler vermeliyim diye düşünüyorum. Bilgelikle Yaşama Sanatı kitabı reele doğru adımımızın ilk aşaması. Okunmamış paragrafları, görülmemiş bilgileri insanlara aktarmalıyız.

8. “Bilgelikle Yaşama Sanatı” adlı bir kitap hazırladınız. “Bilgelikle Yaşama Sanatı” konusunda neler tavsiye edebilirsiniz?

Bilgelikle Yaşama Sanatı kitabını 7 ayda derledim. Derlerken kulübün verdiği istatistikleri kullandım, yani sosyal medyada insanların en çok ilgi gösterdiği paragrafları, filozoflardan fragmanları , bilgelik hikayelerini bir araya getirdim. Bu alanda böyle bir çalışma ilk. Özdeyiş derlemesi şeklinde antoloji kitapları var, ama filozoflardan ve yazarlardan paragrafları bir arada görmek daha yararlı diye düşünüyorum. Bence başucu kitabı olabilir, değerli paragraflar var. Felsefeye gönül veren tüm dostların kitapçıda bir göz atıp karar vermesini isterim.

9. Kitabınızın arka kapak yazısını Mümin Sekman yazmış. Sekman’ın kitaplarının hayatınızda bir rolü var mı?

Evet, arka kapak yazısını değerli Mümin Sekman yazdı. Ona içten teşekkürlerimi iletiyorum. Ben kendimi onun öğrencisi gibi gördüğüm için ona “hocam” derim. Hocamla İstanbul’da tanıştık, sayfa 1.000.000 olduktan sonra İstanbul’a gelmiştim. Hayatım yayın ve yazar dünyasına kaydı. Yaptığım iş, kitlem, çevrem hep bu dünyadaydı.

Yine Üniversite yıllarımda Her Şey Seninle Başlar kitabını okumuştum, bizim dönemimizde o yılların gerçekten en değerli kitapları arasındaydı. Özellikle üniversitede başarı üzerine kitaplar bizim için çok önemliydi. Benimde bir çırpıda okuyup bitirdiğim kitaplardandı. Kitap içinde felsefi, bilimsel örnekler, cümleler, bilgece paragraflar çoktu. Bence temel başarı kitapları arasındaki en nadir eserlerdendi… Her yaştan insan okumalı, okutulmalı.

Bir gün hocam’a mail atmıştım, birkaç konuda onun düşüncelerini almak, bilgi anlamında onunla çalışmak, beraber sosyal alanda iş yapmak istemiştim. Sonra onunla tanıştık ve beraber iyi işler yaptık diye düşünüyorum. İnsan bazen klavuza ihtiyaç duyar. Benim bu şehirdeki ve bu hayatımdaki kılavuzum Mümin Sekman. Kendisinden daha öğrenecek çok şeyim var, bunun bir listesini yapmadım. Listeyi doldurmak önemli değil, önemli olan listeye eklediklerini iyi uygulamak. Ben de hocamın öğütlerini, eğitim alanında bana verdiği tüm bilgeliği kendi hayatıma yansıtmaya çalışıyorum.

10. Attığınız bir mesajın milyonlarca insana ulaşması nasıl bir duygu?

Paylaşımların milyonlara ulaşması tarifsiz bir duygu. Öğrenmekten mutlu olan milyonlarca insana, onları mutlu eden bir bilgi parçası veriyorsunuz. Farklı insanlar, duygular, düşünceler, yorumlar. Bu kadar farklı insan çeşidi olduğunu görmek de güzel bir duygu. Her insan gerçekten mücevherdir. Biliyorum buna inanmıyoruz, klişe olduğunu düşünüyoruz. Ama inanın bana her insan bir mücevher. Ve herkesin içinde yatan o merak duygusu, insanların kendilerini bulmalarının anahtarıdır bence. Sayfayı takip eden milyonlarca insan bunun farkında. Hayatın anlamını arayanların platformudur Felsefe Kulübü.

11. Alanınızda en çok üyesi olan sayfayı 4 yılda oluşturmayı başardınız. Farklı konularda sayfa açıp da sizin başardığınızı başarmak isteyen gençlere önerileriniz nelerdir?:)

:))Önerim şu ki; gerçekten insanlara faydalı olan işi yapsınlar, o özgünlüğü yakalasınlar. Kopya bir yaşam, zincirlere takılı kalmak insanı özgür kılmaz. Farklı olanı, insanlara lazım olan tüm bilgileri ortaya çıkarmamız lazım.

12. Kitabınız yeni çıktı; çiçeği burnunda bir yazar olarak, ilk kitabınızın çıktığını görmek nasıl bir duygu? Kitabınızla ilgili gelişmeler neler?

Evet. Felsefe Kulübü / Bilgelikle Yaşama Sanatı kitabı bir hafta önce Destek yayınlarından çıktı. Kitabı kendi üyelerim için derledim aslında, Felsefe Kulübü’nün kitap hali de diyebiliriz. Tabi sayfaya üye olmayan insanların da okuması gurur verici. Şu an ilk hafta olmasına rağmen çok heyecanlıyım  Çünkü sanaldan reele adım attık. Bu heyecan başka! İlk haftada çok satan kitaplara girmiş durumda. Raflarda, özellikle felsefe raflarında insanlar çok ilgi gösteriyor. 2. Baskıya da geçti. Çok yakında 3. Baskıya da geçer gibi gözüküyor.

Çok satması değil de çok okunması taraftarıyım. Yani aynı kitabın birden fazla okunmasını isterim. Çünkü oradaki paragraflar hayatın her evresinde gerekli. Siz yenilendikçe okuduğunuz o metinler de yeni anlamlar kazanır. Kütüphanelerimizde olması gereken bir kitap. Gerçeği söylemek gerekirse kendime yazar demiyorum , ama yazarlık yolunda bir adım attığımı biliyorum. İlerde kendi kitaplarımı oluşturduğumda bu bana tecrübe olacak. İnsanlar için yararlı bir işe imza attığımı düşünüyorum ve devamının geleceğini umuyorum.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Paranın ne kadarından sonrası mutluluk getirmiyor?

para mutluluk getirir mi, para ile mutluluk arasındaki bağ, istanbul'da yaşam

Para ile mutluluğun pozitif bir ilişkisi var. Fakat mutluluğun ilişkide olduğu toplumsal değerler de var. Sizce uzun vadede hangisi daha çok mutluluk getiriyor?

Prof. Murat Şeker: İstanbul’da mutluluk sınırı 8 bin lira

“Ancak bu noktadan sonra gelir artsa da mutluluk düzeyi değişmiyor”

İstanbul Üniversitesi (İÜ) İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Şeker, ‘Mutluluk Ekonomisi’ üzerine yaptığı son araştırmasında, İstanbul’da 7 bin 500 kişiyle yüz yüze görüşüldüğünü, mutluluk ile gelir arasındaki ilişkinin araştırıldığını açıkladı. Şeker, “İstanbul’da aylık 7 bin 500-8 bin TL bandına kadar artan gelir mutluluğu artırıyor. Ancak bu noktadan sonra gelir artsa da mutluluk düzeyi değişmiyor. Hatta daha yüksek gelire sahip olanlarda gelir artmasına karşılık mutluluk düzeyi değişmezken, stres faktörünün de yükseldiği gözleniyor” ifadesini kullandı.

Araştırmaya katılanlara genel olarak mutluluk düzeylerini belirtmeleri istendiğinde yüzde 15’inin mutsuz olduğunu, yüzde 48’inin ne mutlu ne mutsuz olduğunu, kendini mutlu hissedenlerin oranının ise yüzde 37 olduğunu aktaran Şeker, “İstanbul’da mutluluk düzeyi 10 üzerinden yapılan değerlendirmede ortalama değer 5.8 olarak saptandı” diye konuştu.

Prof. Dr. Şeker, uluslararası çalışmalarda sorgulanan günlük deneyimlerin, bu çalışmada da sorgulanarak analiz edildiğini ifade ederek şunları aktardı:

“Buna göre İstanbullular arasında ‘dün kahkaha attım’ diyenler yüzde 43, eğlenenler yüzde 48, kendini mutlu hissedenler ise yüzde 52 oranında temsil edildi. Buna karşılık üzgün olanlar yüzde 41, endişeliler yüzde 40, stresli olanlar ise yüzde 44’te kaldı. Mutluluk ile yaş arasındaki ilişkiye bakıldığında ise yaş azaldıkça mutluluk düzeyinin yükseldiği ortaya çıktı. Özellikle 15-24 yaş arası gençler, 40’lı yaşlardakilerle kıyaslandığında göreceli olarak kendini daha mutlu hissediyor.”

Evli – bekar farkı var

Kadınlarla erkekler arasında mutluluk düzeyi açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılığın olmadığına dikkati çeken Prof. Dr. Şeker, ancak evli olanların bekarlara göre kendilerini daha mutlu algıladığını söyledi.

Prof. Dr. Şeker, araştırmaya katılanların gelirleri ile mutluluk algısına ve günlük deneyimine ilişkin sorulara verilen yanıtlar birlikte incelendiğinde, gelir artışının bir noktaya kadar mutluluğu artırmada etkili olduğu, ancak devamında gelen gelir artışının mutluluğu artırmakta yeterli olmadığının görüldüğünü söyledi.

Uluslararası literatüre uygun bir şekilde sonuç aldıklarını belirten Prof. Şeker, sözlerine şöyle devam etti:

“İstanbul’da yaşamanın maliyetinden kaynaklanıyor”

“İstanbul’da aylık 7 bin 500-8 bin TL bandına kadar artan gelir mutluluğu artırıyor, ancak bu noktadan sonra gelir artsa da mutluluk düzeyi değişmiyor. Hatta daha yüksek gelire sahip olanlarda gelir artmasına karşılık mutluluk düzeyi değişmezken, stres faktörünün de yükseldiği gözlendi. Bu durum İstanbul’da yaşamanın maliyetinden kaynaklanıyor.

İstanbul’da aylık 7 bin 500-8 bin TL bandı, yaşanabilirlik düzeyini gösteriyor.

Başka bir deyişle aylık gelir 2 bin TL’den 3 bin TL, oradan 5 bin TL’ye ve devamında 7 bin 500-8 bin TL’ye yükseldiğinde bireyin yaşam standardı belli bir seviyeye ulaşıyor. Bu seviyeye ulaşana kadar artan gelir, mutluluğunun da artmasını sağlıyor. Ancak kabul gören belli bir yaşam standardına ulaşıldığında, artan gelir mutluluğu artırmakta yeterli olmuyor. Aile, sağlık gibi diğer faktörlerin önemi daha fazla artıyor. İstanbul’da bu sınır 7 bin 500-8 bin TL bandında gerçekleşiyor.”

Prof. Dr. Şeker, araştırmada bir senaryo sorusu ile göreli zenginlik ile mutlak zenginlik arasındaki ilişkiyi de incelediklerini belirterek, göreli zenginliğin toplum tarafından daha fazla önemsendiğini söyledi.

Bu bağlamda deneklere, iki iş teklifi aldıklarında hangisini seçeceklerinin sorulduğunu belirten Şeker, şunları aktardı: “Bu tekliflerden ilkinde iş yerinde ortalama maaş 10 bin TL iken 8 bin TL teklif ediliyorken, ikinci teklifte ise iş yerinde ortalama maaş 5 bin TL iken 7 bin TL teklifi sunuluyor. Deneklerin yüzde 73’ünün ikinci teklifi, yani mutlak olarak daha az ama göreli olarak yüksek olan teklifi tercih ettiği görülüyor. Dolayısıyla toplumda bireylerin böyle bir iktisadi kararda rasyonel davranmadığı, etrafındaki ortalama gelire göre kendini konumlandırmak istediği ortaya çıkıyor.”

Kaynak: www.t24.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Robotlarla mülakata girmeye hazır mısınız?

yapay zeka ve insan kaynakları, yapay zeka, işe alımda yapay zeka, aı

Yapay zeka artık şirketlerin işe alım süreçlerinde de rol almaya başladı. İnsan kaynakları departmanının yeni çalışanı yapay zeka başvurularınızı değerlendirmek üzere sizleri bekliyor. Peki ya siz robotlarla mülakata girmeye hazır mısınız?

Yapay zeka işe alımı nasıl etkileyecek?

Her alanda yapay zeka kavramı tartışılırken elbette işe alım süreçleri içinde en çok konuşulan konuların arasında bu kavramın etkileri var. Peki yapay zeka işe alım için neden önemli? Gelecekte neleri değiştirecek?

Yapay zeka kavramı artık her yerde ve neredeyse her alanda karşımıza çıkıyor. Yapay zeka teknolojisi her geçen gün gelişiyor ve yeni kullanım alanları buluyor. Bilim insanları ve mühendisler insanların hastalıklarına tanı koyabilen yapay zeka doktorlar geliştiriyor. Facebook terörle ilgili olabileceğini düşündüğü içerikleri yapay zeka sayesinde tespit ediyor. Yapay zeka en karmaşık zeka oyunlarını mükemmel şekilde oynayabilmeyi kendi kendine öğrenebiliyor. Hatta resim ve müzik bile yapabiliyor.

İşe alımda yapay zeka çok uzak değil

Yapay zekanın işe alımlarda aktif olarak kullanılmaya başlanması da artık çok uzakta değil. Yapay zeka tabanlı pek çok yazılım bugün bile dev firmalarda işe yapılırken kullanılıyor. Örneğin Avrupa’da büyük bir iletişim merkezi, yedi farklı dilin akıcılığının test edilmesi gereken bir işe alım sürecinde dil uzmanları kullanmak yerine yapay zeka algoritmalarını kullandı. Her aday ile AI uygulaması kullanılarak bir telefon görüşmesi yapıldı. Konuşma sırasında adayların dil akıcılığı ve iletişim becerileri yapay zeka tarafından değerlendirildi. Sonuçlar son derece verimliydi

Hızlı ve isabetli

Firmaların işe alım yaparken beklentileri hemen hemen aynı. Bütün firmalar uzmanları sayesinde açık olan pozisyonlara yetenek, tecrübe ve karakter özellikleri bakımından en uygun adayları yerleştirmek istiyor. Ancak sorun şu ki uzmanlar ne kadar tecrübeli ve yetenekli olurlarsa olsunlar hiçbir zaman mükemmel değiller. Çok fazla veriyi akıllarında tutmak ve bunları kısa sürede işleyerek adayın uygunluğunu değerlendirmek insan işe alımcılar için gerçekten çok zor. Bu da verimsiz sonuçlara neden olabiliyor.

Önyargısı yok

Öte yandan yapay zeka insanların sahip olduğu dezavantajlara sahip değil. Milyonlarca kişilik bir veri bankasına erişimleri olabilir. Bu veriyi kullanarak gelecek vadetmeyen adayları anında eleyebilir ve milyonlarca kişi içinden işe en uygun adayı saniyeler içinde belirleyebilir.

Üstelik hepsi bu da değil. Doğru kriterlerle programlanmış bir yapay zeka insan işe alım uzmanının sahip olduğu önyargılara da sahip olmayacağından birini işe alırken ona sıfır önyargı ile yaklaşabilir. Elbette bu durum suistimale de açık. Eğer yapay zeka belirli bir gruba karşı negatif yaklaşacak şekilde programlanırsa işler değişir. Söz konusu gruptan kimseler daha eleme sürecinin en başında değerlendirme dışı tutulabilir ve yeni tür bir ayrımcılığa maruz kalabilir. Bu nedenle işe alım yazılımlarının suistimal edilmeyecek şekilde kullanılmamalarına ilişkin etik kurallar koyulması da gerekebilir.

Dil ve kültür bariyerlerinden etkilenmiyor

Günümüzde global şirketler pek çok farklı ülke ve kültürden çalışanı bünyesinde barındırıyor. Global şirketlerde işe alım süreçleri bu yüzden çok daha karmaşık hale gelebiliyor. İnsan kaynakları uzmanları da bu karmaşadan ciddi şekilde etkilenebiliyor. Diller farklı kültürler farklı algılar farklı olunca hangi insanın doğru aday olduğunu bulabilecek gerçek bir çıkmaza dönüşüyor. Yapay zeka ise dil, kültür ve algı açmazlarından muaf. Üstelik yeni geliştirilen işe alım yazılımları yani yapay zekalar pek çok farklı dilde üstelik telefonda bile iş görüşmesi yapabiliyor ve son derece isabetli yerleştirmeler yapabiliyor.

Peki AI insan işe alım uzmanlarını tamamen devre dışı mı bırakacak?

Bu sorunun yanıtı elbette hayır. İşe alım kriterleri belirleyecek olanlar, insanlarda neler aradıklarını bildirenler yine insan uzmanlar olacak.

Kaynak: www.kariyer.net

Okumaya devam et

MAKALE

Tarihin ilk hackerıyla tanışmak ister misiniz?

mıt, bilgisayar şifresi kıran ilk hacker, allan scherr

Bilgisayar çağı boyunca birçok şifreleme yöntemi geliştirildi ve kırıldı. Peki bu şifreler hayatımıza ne zaman girdi? İşte bir bilgisayarın şifresini kıran ilk insan Allan Scherr ve hikayesi…

Allan Scherr: Bilgisayar şifresi kıran ilk hacker

1962 yılında ABD’nin en prestijli üniversitelerinden Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’ndeki (MIT) bilim insanları bilgisayarların güvenliği için yeni bir sistem geliştirdi: Şifre.

Zaman paylaşımlı işletim sistemini (CTSS) kullanan MIT’li araştırmacılar, o dönem bilgisayarları paylaşmak zorundaydı ve kullanım süreleri kısıtlıydı.

Farklı kullanıcıların dünyanın farklı yerlerinden ve bir telefon ağı aracılığıyla girdiği sistemi sömürenler de yok değildi.

Nihayetinde her çalışana sisteme erişmesi için kişisel bir şifre verilmesine karar verildi.

Günümüzde bilgisayar ve internet teknolojileri için güvenlik olmazsa olmaz. 1960’lı yıllarda ise şifre kavramı bilgisayar dünyası için çok yeniydi.

Tüm şifrelere giden dosya

Bilgisayar bilimci Fernando Corbató’nun geliştirdiği bu sistemle bilgisayara girenler, kendilerine ayrılan süre bittiğinde sisteme yeniden giriş yapamıyordu.

Ancak her güvenlik sistemi gibi bunu da istismar edecek biri çıktı: MIT’de yüksek lisans eğitimini sürdüren genç bilgisayar bilimci Allan Scherr.

Scherr, yüksek lisans tezi için bu sistemin performansını ölçmeliydi. Ancak toplamda sadece 10 saati vardı:

“Bu sistemdeki farklı değişkenleri ölçebilmem için özel erişim iznim vardı. Yaklaşık 30 simulasyon hazırlamalıydım ama bana ayrılan süre çok azdı. Daha çok süre istedim ve reddettiler. Ben de bana ayrılan süreyi sıfıra indirmenin yolunu buldum.”

Scherr önce tüm şifrelerin toplandığı ‘Gizli kullanıcı şifreleri’ isimli dosyayı buldu. Dosya isminde ‘gizli’ kelimesi özellikle tersten yazılmıştı.

Kimsenin haberi bile olmadan bu dosyayı yazdırmanın bir yolunu bulan Scherr, sistemde kullanılan tüm kişisel şifrelerin bir kopyasına sahip oldu.

“Artık sisteme istediğim zaman ve sürede girebiliyordum” diyen Scherr, arkasını kollaması için bir de suç arkadaşı buldu.

Programın finansal yöneticisine sus payı olarak şifrelerin listesini el altından vermeyi teklif etti, o da kabul etti.

Scherr patronlarından bazılarının sistemlerini hacklemekle kalmayıp, arkasında onlarla dalga geçen mesajlar bırakıyordu.

‘Kafamı bir sürü şifreyle doldurmaktan hoşlanmıyorum’

1960’lu yıllardan sonra şifre kullanımı günlük hayatın bir parçası olmaya başladı.

Hava limanlarında da yolcu bilgilerine erişim için şifreler kullanılmaya başlandı. 1970’li yıllarda artık banka müşterileri hesap bilgilerine bu sistemle ulaşıyordu.

1980’lere gelindiğinde şifre gerektiren paylaşımlı bilgisayarların kullanımı yaygınlaştı.

Şifre, ekmek ve su gibi en temel ihtiyaçlarımızdan biri haline geldi.

Scherr’e göre, bir gün uyanıp da kendi yaşamımıza erişimimizin engellendiğini öğreneceğimiz yakın:

“Bence şimdiden bunu yaşıyoruz. Telefona pin kodunu birkaç kez yanlış giriyoruz, telefon devre dışı kalıyor.”

MIT’yi bitirdikten sonra 30 yıla yakın IBM teknoloji şirketinde çalışan Scherr, IBM’in yazılım sistemi ve uygulama ve mini bilgisayarlarla iletişim ağını geliştiren kişiydi.

Peki bilgisayar endüstrisinin ilk hackerlarından Scherr, başkalarının onun şifresini kırmasını nasıl engelliyor?

‘Kırılamaz şifre’nin formülü ne olabilir?

Sherr’in yanıtı şaşırtıcı:

“Kafamı bir sürü şifreyle doldurmaktan hoşlanmıyorum.

“Ezberlediğim uzun ve karmaşık tek bir şifre var, tüm şifrelerimi yöneten bir uygulamaya girmemi sağlıyor.”

Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

TREND