Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Türkiye’nın ruh sağlığı ne durumda?

Sonbaharın aksine ilkbahar dadepresyon daha çok artar

Siz her sonbahar hüzne kapılanlardan mısınız? Yoksa sabah depresyona girip akşama doğru çıkanlardan mı? ‘Genç Werther’in Acıları’ bu sene yazılabilir miydi? Bu soruları Türkiye Psikiyatri Derneği İstanbul Şubesi Başkanı
Prof. Dr. Doğan Şahin’e sorduk. İşte cevapları…

Normal kimdir?
Herhangi bir psikiyatrik problemi olmayacak demek. iki husus da problemi olmayacak: bir; sevmek. Yani en azından bir insanı sevebilecek, aşık olabilecek ve o sevgiyi sürdürebilecek. Yani sağlıklı bir aşk ilişkisi kurma potansiyeli olacak. Ruhsal problemler önce sevmekle ilgili problemler yaratır. Sevemez, bağlanamaz, sürdüremez. Gerçekten başka bir insana kendisini verebilme yeteneğinidir normal olmak demek… İkincisi de üretebilmektir. Yani çalışabilecek, bir şey ortaya koyabilecek. Zaten bir insanda ruhsal problemler başladığı zaman önce bunlar arızalanır. Sevme yeteneği azalır, kişi kendi içine kapanır, başkalarıyla ilişkisi azalır ya da çok bencil biri olur, çok kendini düşünen biri olur ya da insanlardan korkar ya da nefret eder. Hep bunlarla başlar.

Kişi bunu anlayabilir mi?
Anladığı durumlar vardır, anlayamadığı durumlar vardır. Günde 50 defa elini yıkayan biri “Ben bir doktora gideyim” diyorsa ne ala ama “Siz niye yıkamıyorsunuz, etraf pislik dolu” diyorsa o zaman yeti bozulmuş demektir.
Her sonbaharda hüzünleniyoruz sanki. Neden?
Aslında her bahar geldiğinde 70 milyon birden daha depresif oluyoruz diye bir şey yok. Depresyonu olan hastalar bu mevsim dönüşlerinde daha fazla etkilenirler. Hatta ilkbaharda bu oran daha artar. Ama şöyle bir şey de var; biten şeyler. Bir şeyin bitecek olması insanlara hüzün verir. Sonbahar bize yazın bittiğini gösterir… Bir sonraki yazı daha yaşlanmış olarak göreceğiz. “Ömrüm bitiyor.” Gün içerisinde ölümlü olduğu çok fark etmeyiz. Zamanın akmakta olduğu, mevsimlerin bittiği bize bir ölümlü olduğumuzu hatırlattığı için hüzün verir.

Aşk ilişkilerinde sorun yaşayanların çoğu üniversite mezunu

Kadın-erkek ilişkilerinde ayarımız bozuldu. Sağlıklı ilişkiler kuramaz haldeyiz. Niçin?
Günümüzde ilişkiler kötüye gidiyor. Biz hep göz önünde olan insanlara bakıyoruz. Halbuki Bağcılar’a, Sultanbeyli’ye gidin oralarda değişen bir şey yok, 30 yıl öncesi gibi. Kızlar hâlâ 16 yaşında nişanlanıyor, 18’inde evleniyor. Oğlanlar askerden gelip evleniyor ve esnaflık hayatına devam ediyorlar. Sağlıklı ya da sağlıksız daha statik, daha stabil.

Problemi kimler yaşıyor peki?
Problem dediğimiz şey okuyup üniversite eğitimi almış, modern yaşamın içinde olan, yani üretim hayatındaki değişiklikten doğrudan etkilenen insanlarda. Yani İstanbul’da bir yüzde 30’dan bahsediyoruz. Nişantaşı, Etiler, Bebek. Çok fazla faktör var, bir kısmı toplumsal değişikliklerden kaynaklanıyor. Kadın ve erkeğin düzenli bir hayat sürdürmesini işlevsel kılan bir şey yok. Çalışan, para kazanan, gezen, dünyayı merak eden bir insanın evlenmesi makul görülmüyor. Eğer kişi o insanla yaşamak için büyük bir arzu duymuyorsa, onu çok sevmiyorsa, onsuz da yapabiliyorsa evlenmiyor. Kadınlar eskiden baba evinden ‘kurtulmak’ için evlenirdi. Şimdi işi var, parası var, arabası var, niye bir erkeğin kahrını çeksin ki… Oraya gitme, buna bakma, onu giyme… Dolayısıyla büyük bir aşkın, sevdanın olmadığı birliktelikleri uzun süre sürdürmenin bir manası olmuyor. Ortada gerçek anlamda bir aşk olmayınca ilgi de kısa sürüyor zaten. Bağlar güçlü değil, ayrılıklar da kolay oluyor. Büyük sevda varsa ayrılıklar dramatik olur, ızdıraplı olur, ruhsal zorluklara yol açar.

Sonradan arkadaş olunuyor zaten…
Pek çok insan arkadaş kalmayı marifet sayıyor. Hayır. Aradaki bağ zayıf. Gönül koymuyor ki bu işe. Gücenmiyor ki… “Olur, ne olacak ki ayrılalım” bakıyorsun ki bir grup var, 10 kişi. Herkes herkesle çıkmış, arkadaşlıklar devam ediyor. Ciddi sevmelerin olmamasıyla ilintili.

Eskiden daha dertliydik şimdi her şeye gülüp geçiyoruz

Ülke şartları mı coğrafi sıkışıklık mı, çok dertli bir toplum gibiyiz. Katılır mısınız?
Eskiden daha dertli bir toplumduk şimdi biraz değişti bu. 30 yıl önce Taksim’de sokağa çıktığında bir ağırlık vardı, şimdi herkes oynuyor, zıplıyor. Kültürel değişiklikler psikolojimizi de değiştiriyor. Yeni nesilde bu daha çok oluyor tabii. O yüzden eskisine göre yüzeyde daha canlı daha coşkulu bir toplum var, bütün dünyada da böyle.

Kişilik bozuklukları kadınlarda daha çok

Bir gerçek depresyon hastaları var bir de kendini depresyonda zannedenler. Oranı nedir hocam?

Depresyon ciddi bir hastalık. Gün içinde insanların kullandığı “depresyondayım” lafının çoğu aslında “canım sıkılıyor” anlamında. Bir şeye canı sıkılıyor, biraz keyifsiz onu depresyon sanıyor.

Gidişatı nasıl görüyorsunuz?
Durum kötüye gidiyor. Bütün dünyada kişilik bozuklukları büyük oranda artıyor. Bir insanın kendini algılaması dışarıdan gelen etkilerden ne kadar bağımsızsa insan o kadar normal ve sağlıklıdır. Artan kişilik bozukluklarında insanların kendilerine ait bilgileri zayıf. Etraftan gelen etkiye açık. Diyelim kişiyi o gün arkadaşları 3 kere aradılar, kendisini değerli ve özel hissediyor. Öğleden sonra kimse aramadı, kendisini son derece değersiz hissediyor. Bu “borderline kişilik özellikleri” dediğimiz bir şemsiye. Uçlarda dolaşmak. Bunun tüm dünyada oranı yüzde 2’dir. Yeni araştırmalara göre bu oran yüzde 30’a vardı. Kadınlarda erkeklere göre daha fazladır.

Mevcut düzen insanları mutlu etmiyor

Aldatmalar travma yaratıyor mu?
Aldatma oranları çok fazlalaştı. Artık kaybetmek riski dert değil. Bir ilişkiye ne kadar yatırım yaparsanız o kadar etkilenirsiniz.
Sizi seven sizin de sevdiğiniz bir insanın onayıyla mutlu olamıyorsanız o zaman aç hale gelirsiniz. İstersiniz ki mümkün olduğu kadar çok insan sizi sevsin.

Bu düzen böyle mi gidecek peki?
Hayır, bu mevcut düzen aslında insanları mutlu etmiyor. Gerçek anlamda doyuma ulaşmıyorlar. Bir süre sonra insanlar gerçek ilişkiler, hayatla daha gerçek bağlar arzu edecektir.
Türkiye bir insan olsaydı nasıl biri olurdu?
Ruhsal sağlığımız pek iyi değil. Yeterince olgun değiliz, çocuksuyuz. Kırılganız, engellenmeye toleransımız yok. Özür dilemesini
bilmeyen, hatalarını görmek istemeyen biraz şımarık bir çocuk gibiyiz. Maalesef dünyadaki imajımız da bu..

İnsanlar artık aşık olup acı çekmek istemiyor

Genç Werther’in Acıları’ bu sene de yazılabilir miydi? Yoksa öyle bir aşk kalmadı mı?
Yazılır tabii. İnsan özü itibariyle ancak aşık olarak mutlu olabilir. Bence insan aşık olmazsa mutlu olmaz. Gerçek anlamda aşk süreklilik arzeden bir şeydir. Diğerleri heves, tutkudur. Günümüzde de aşık olan insan az. Aşk ciddi bir yatırım yapmak demek. Kimse kimsenin kaprisini çekmiyor artık. Aşkta bunlara katlanmak vardır.
Herkes birbirini suçlarken herkes neden yalnız?
İnsanlar aşık olup da acı çekmektense, mutsuz olma riskini göze almaktansa, kolay olduğu için, derin bir ilişki kurmadan da ilişki yaşıyorlar. Sabah tanışıp akşam beraber oluyorlar. Kimse kimsenin yakasına da yapışmıyor. O zaman da aşık olmak neredeyse aptallık oluyor.

Bu duruma alışmalı mıyız?
Artık yatırımlarda bile likidite esası var. Hemen değiştirilebilsin, hemen likide çevrilsin. İnsanlar bakıyor “Burada biri var, hoş biri. Aa burada da başkası…” Hop oraya geçiyor. Toplumsal ilişkilerdeki değişiklikler bizim diğer ilişkilerimizi de etkiler. Kazandığımız alışkanlıklar buna sebep oluyor.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND