Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Türkiye’nin gönlü en zengin iş insanları

Türk iş dünyasının hayırseverlik haritası oluşturuldu. Geniş kapsamlı çalışma ile Türk iş insanlarının toplumsal sosyal sorumluluk projelerine ilgisi ve tercihleri ortaya çıkartılmış oldu. En hayırsever iş insanları listesini de kapsayan araştırmadan çarpıcı tespitler bu yazıda…

kişisel gelişim

Türkiye’nin gönlü zengin 50 iş insanı

 

Türkiye’de bağışlar uzun dönem el yordamıyla yapıldı. Hayırsever iş insanları okul, hastane, cami, yurt yaptırarak ya da para dağıtarak sosyal sorumluluklarını yerine getirdiler. Vehbi Koç, İzzet Baysal, Sakıp Sabancı, Ayhan Şahenk ve Kadir Has gibi isimler, Türk iş dünyasının ilk gönüllü  zengin liderleriydi “Ülkem varsa ben de varım” ve “Vatan borcumu ödüyorum” sözlerinin ışığında ihtiyaç olan her alana destek verdiler. Bu isimler yaşamasa da aileleri ve onların kurdukları şirketler, vakıflar Türkiye’de bağış konusunda çalışmalarına devam ediyor. Capital olarak yine Türkiye’de bir ilki gerçekleştirerek bu isimlerden oluşan “Türkiye’nin Gönüllü Zengin 50 İş İnsanı’nı ortaya koyduk. Çünkü zenginler listesinden ilk 3 sırada Koç, Fiba, Doğuş gibi bağış geleneği uzun yıllara dayanan şirketlerin  temsilcileri yer aldı İşe başlayıp biraz para kazandıktan sonra mahallemde, çarşımda, halk arasında muhtaçlara yardım etmekten büyük zevk almaya başladım. Aradan yıllar geçti. İş adamlarının hayır işlerine, sosyal bir hizmet olarak, sistemli bir şekilde başlamalarının zamanı geldiğine inandım ve öncülük yapmak istedim. 1946’da Amerika’ya ilk gidişimde Columbia Üniversitesi’nin yurtlarından ve Baltimore’daki John Hopkins Üniversitesi Hastanesi’nden çok etkilenmiştim. Hastanenin John Hopkins adlı iş adamının vakfına ait olduğunu öğrendim. Türkiye’ye dönünce de ilk olarak bir öğrenci yurdu yaptırdım ve Ankara Üniversitesi’ne bağışladım.”

“Ülkem varsa ben de varım” sözüyle dikkat çeken ve Türk iş dünyasına hayır işlerinde liderlik eden merhum Vehbi Koç, “Hayat Hikayem” adlı kitabında bağış yapmaya nasıl başladığını işte bu sözlerle anlatıyor. Koç, yıllar içinde eğitimden sağlığa her alanda yaptığı yardımları Vehbi Koç Vakfı çatısı altında topladı.

Sadece Koç değil, Türk iş dünyasının gelişiminde öncü rol üstlenen İzzet Baysal, Sakıp Sabancı, Ayhan Şahenk, Kadir Has gibi isimler de Türkiye’nin en önemli bağışçıları arasında yer aldı. Merhum Kadir Has, yaptığı bağışlar için “Vatan borcumu ödüyorum” diyerek unutulmazlar arasına girmişti.

Gönüllü yapılan bu işler, 1980’lerde kurumsallaşmaya başladı. Pek çok hayırsever iş insanı vakıf kurdu ya da bağışlarını kendi şirketlerinin sorumluluk çerçevesinde değerlendirmeye başladı. Ama bugüne kadar gönlü zengin iş insanlarını bir arada hiç göremedik. Türkiye’de ilk kez Capital Dergisi, iş insanlarını yaptıkları bağışları baz alarak değerlendirdi ve dev bir araştırmaya imza attı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in desteğiyle gerçekleştirilen alanında bir ilk olan araştırmayla Türkiye’nin Gönlü Zengin 50 İş İnsanını ortaya koyduk.

HAYIRSEVERLİKTE DÜNYA
Dünyada da iş insanları büyük bağışlar yapıyor, ülkelerine ve yaşadıkları coğrafyaya önemli katkı sağlıyorlar. Son dönemde Bill Gates ve Warren Buf-fett’ın servetlerinin yarısını hayırseverlik için bağışlama sözü vererek başlattıkları kampanyaya destek büyüyor. Söz konusu The Giving Pledges (Verme Taahhüdü) Vakfı’na üye olabilmek için milyarder patronların servetlerinin en az yarısını bağışlamaları gerekiyor. 105 milyarder üye arasında SAP’nin kurucularından Hasso Plattner, Virgin Şirketler Grubu CEO’su Richard Branson, CNN kurucusu Ted Turner, Star Wars filmlerinin yapımcısı George Lucas ve Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg de bulunuyor.

Bu kişileri de kapsayan gönlü zengin iş insanları araştırması ise dünyanın çeşitli yayınları tarafından uzun zamandır gerçekleştiriliyor. Bu hayırsever listeleri, tüm iş insanlarını bağış ve sosyal sorumluluk konularına daha duyarlı olmaya davet ediyor. Sonuçta ne kadar bağış yaptıklarını açık bir yüreklilikle dile getiren Bill Gates ve Warren Buffett gibi iş insanları sayesinde hayırsever sayısı da artıyor.

Capital’in gerçekleştirdiği “Türkiye’nin Gönlü Zengin 50 İş İnsanı” araştırmasının da aynı etkiyi yapmasını dileyen Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, “Köklü bir medeniyetin, ‘Komşusu açken tok yatan bizden değildir’ inancının varisleri olarak gönlü zenginler projesinin toplumda önemli bir karşılığı olacağına inanıyorum. Yola çıkarken ‘Kimse mutlu olmadıkça biz mutlu olamayız’ demiştik. Bunu başarmak için işte bu gönül ehli insanlara ihtiyacımız var. Çünkü gönlü zenginlerden uzanan eller umut olacak, gelecek olacak. Yarınlar için bu yükü hep birlikte taşıyalım diyorum ve Gönlü Zenginler’le bu kutlu yürüyüşü yapmak istiyoruz” diyor.

KOÇ’UN GÖNLÜ DE EN ZENGİN
Capital’in Türkiye’deki bütün büyük grup ve şirketlere ulaşmaya çalışarak hazırladığı “Türkiye’nin Gönlü Zengin 50 İş İnsanı” araştırmasının temelini bir anket çalışması oluşturdu. Anket çalışmasına şirketleri ya da grupları adına yönetim kurulu başkanları katıldı. Sıralama ise ankette yer alan “Son 10 yıldaki toplam bağış tutarınız” ve “2012 yılındaki toplam bağış tutarınız” sorularının yanıtlarına göre yapıldı.

Buna göre hem son 10 yıldaki bağışlarıyla, hem 2012 yılı bağış rakamına göre Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç, Türkiye’nin gönlü en zengin iş insanı oldu. Bağışlarını hem Vehbi Koç Vakfı (VKV) hem şirketlerinin KSS projeleri aracılığıyla hem ayni hem de nakdi gerçekleştiren grup, son 10 yılda 1,1 milyar TL bağış gerçekleştirdi.

2012 yılındaysa 185,6 milyon TL bağış yaptı. Bu bağışları ise eğitim, sağlık ve kültür-sanat başlıklarında odakladı. Geçtiğimiz günlerde Vehbi Koç’un 1969 yılında kurduğu ve mal varlıklarının piyasa değeri 2,8 milyar TL olan VKV’nin faaliyet raporu yayınlandı. Faaliyet raporunu açıklayan VKV Yönetim Kurulu Başkanı Semahat Arsel, şu sözleriyle hayırseverliğin önemine dikkat çekti: “Hayırseverlik geleneği, diğer top-lumlarda olduğu gibi ülkemizde de öteden beri ‘Sağ elin verdiğini sol el bilmeyecek’ ilkesiyle şekillenmiştir. Türkiye’nin ilk özel vakfı olan VKV de aynı ilkeye büyük bir titizlikle bağlı kalmıştır. Bizim için bu sürecin en keyifli yanı bu faaliyetler kapsamında yaşamlarına dokunduğumuz insanları anımsamak.”

İLK 5TE KÖKLÜ BAĞIŞ GELENEĞİ
Türkiye’nin Gönlü Zengin 50 İş İnsanı listesinde son 10 yıllık bağışlara göre yapılan sıralamada Mustafa Koç’u, Bilkent Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ali Doğramacı, 762 milyon TL’lik bağış tutarıyla izledi. Fiba Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hüsnü Özyeğin ise 675 milyon TL’lik bağış miktarıyla 3’üncü sırada yer aldı.

Doğramacı, 2012 yılındaki 63 milyon 500 bin liralık bağış rakamıyla 2012 listesinde 4’üncü sırada yer aldı. Özyeğin ise 137 milyon TL’lik bağış tutarıyla 2012’nin gönlü en zengin 2’nci ismi oldu. Hem Doğramacı hem Özyeğin, üniversitelerine ve diğer KSS projelerinde eğitime özel önem veriyor. Bağışlarının büyük kısmını eğitime ayırıyorlar. İlk 3’ün hemen ardından gelen isimse Doğuş Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ferit Şahenk oldu. Türkiye’nin gelmiş geçmiş en hayırsever isimlerinden biri olan merhum Ayhan Şahenk’in kurduğu Doğuş Holding, gönül zenginliği mirasına sahip çıktı. Son 10 yılda 302,16 milyon TL bağış gerçekleştiren Şahenk, 2012’de ise 80 milyon 581 bin TL’yi hayır işlerine ayırdı ve 2012’nin gönlü en zengin 3’üncü iş insanı oldu.

Doğuş Holding, Capital’e yaptığı açıklamada KSS stratejisini şöyle özetliyor: “Amacımız faaliyet gösterilen tüm bölgelerde ve sektörlerde, yenilikçi ve sürdürülebilir iş modelleri yaratarak ekonomik, sosyal ve çevresel kalkınmayı desteklemek ve refah düzeyini artırmak.”

BAĞIŞ KÜLTÜRÜ 30 YILLIK
Gönlü Zengin 50 İş İnsanı Araştırması, Türkiye’de bağış kültürünü ve bağış profilini de ortaya koyuyor. Araştırma, gönlü zengin iş insanlarının kaç yıldır bağış yaptıklarından, bu bağışları hangi alanlara odakladıklarına ve gelecek yıllara ilişkin bağış planlarına kadar pek çok konuya açıklık getiriyor. Buna göre araştırmaya katılan gönlü zenginlerin yüzde 57,1’i 30 yıldan uzun süredir bağış yapıyor. Yüzde 24,5’i bağış yapmaya çocuk okutarak, yüzde 21,3’ü okul yaptırarak, yüzde 17,4’ü yoksullara yardım ederek başlamış durumda.

Bağışlarını nakit vererek gerçekleştirenler ise hala çoğunlukta. Yüzde 30,6 oranında iş insanı sadece nakit vererek bağış yapıyor. Bağışlarını ayni şekilde gerçekleştirenlerin oranı yüzde 28,6. Katılımcıların yüzde 26,5’i ise vakıflar aracılığıyla bağışta bulunuyor. Yüzde 4,1’i de KSS projelerine kaynak ayırarak bağış yaptığını açıklıyor. KSS Derneği Başkanı Serdar Dinler, son yıllarda giderek artan sayıda iş insanının sosyal problemlerin giderilmesine ilişkin çabalara müdahil olduğunu söylüyor. Bunu yaparkense klasik bağış yöntemlerini daha kurumsal yapılarda ve daha şeffaf biçimde sağladıklarını belirtiyor ve bunun örneklerini şöyle veriyor: “TEMA, Hayrettin Karaca ve Nihat Gökyiğit gibi iki ünlü işadamı tarafından kuruldu. TEGV, Suna Kıraç tarafından eğitim hayaliyle hayata geçirildi. TOG ise emekli bir banka CEO’su olan İbrahim Betil tarafından kuruldu. Koç Grubu’ndan Ali Koç ise halihazırda Küresel İlkeler Sözleşmesi’nin tanınırlığını artırmak için medya kampanyaları yapıyor. Türk toplumu, klasik hayırseverlik yaklaşımından daha katılımcı ve kurumsal bir yapıya doğru dönüşüyor.”

KAYNAKLAR EĞİTİM VE SAĞLIĞA
Gönlü zenginlerin bağışlarının önemli bir kısmı eğitim ve sağlığa odaklı. Araştırmaya katılanların yüzde 29,1’i bağışlarını eğitime, yüzde 19,4’ü sağlık ve sosyal hizmetlere, yüzde 13,8’i afet bölgelerine, yüzde 12,2’si bölgesel/insani gelişim projelerine, yüzde 10,2’si çevreye, yüzde 2,6’sı spora ve yüzde 2’si ise her alana odakladığını söylüyor.

Araştırmaya katılanlar, bağışlarını artırma konusunda da oldukça istekli. Gönlü zenginlerin yüzde 81,4’ü bağışlarını 5 yıl içinde artırma vaadinde bulunuyor. Bağışlarını 5 yılda yüzde 50 ve üzerinde artırmayı vaat edenlerin oranı ise yüzde 18,6. Katılımcıların büyük çoğunluğu yani yüzde 32,8’i, bağışlarını gelecek 5 yılda yüzde 10-20 arasında bir oranda artırmayı planlıyor. Strateji ve pazarlama danışmanı Hakan Senbir, Türkiye’nin gönlü zengin iş insanlarının eğitim, sağlık, kültür-sanat ve spora büyük destek verdiğini söylüyor ve “Örneğin bugün Türkiye’de dünya sahalarında boy gösteren, şampiyonluklar kazanan voleybol takımımız varsa bunda Eczacıbaşı’nın rolü büyüktür” diyor.

Kaynak: www.capital.com.tr

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Her organik ürün doğal, her doğal ürün organik midir?

sağlıklı beslenme, sağlık, organik ürün ve doğal ürün farkları, organik ürün, organik beslenme, doğal ürün, doğal beslenme, besinler

Bir ürünün üzerinde organik, diğerinde doğal yazıyor. Hangisini seçerdiniz? İkisinin de aynı olduğunu düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Her doğal ürün organik değildir! İşte organik ürün ve doğal ürün arasındaki farklar…

Organik ürün başka, doğal ürün başka!

Organik Ürün Üreticileri ve Sanayicileri Derneği (ORGÜDER) Başkanı Şerif Ayhan Sürmeli “Pazarlarda önüne gelen organik olmadığı halde ürünlerini organikmiş gibi piyasaya sürüyor. Köy ürünü ve köyden getirilen doğal ürün diye piyasada satılan ürünlerin organiklikle ilgisi yok” dedi

Organik Ürün Üreticileri ve Sanayicileri Derneği (ORGÜDER) Başkanı Şerif Ayhan Sürmeli, Türkiye’deki semt pazarlarında ’köy ürünü’, ’doğal ürün’ şeklinde adlandırılarak satışa sunulan ürünlerin, vatandaşlar tarafından organik ürünlerle karıştırıldığını söyledi.

Organik ürünün hiçbir aşamasında kimyasal ve sentetik madde kullanılmadan üretildiğini, her aşamasının kontrol edildiğini ve üzerinde iki logo bulunduğunu anlatan Sürmeli, bunların doğal ürünlerle karıştırılmaması gerektiğini vurguladı.

Türkiye’nin ihracatta organik üzüm, kayısı, kuru incir ve fındık gibi ürünlerde dünya birincisi olduğuna dikkati çeken Sürmeli, şöyle konuştu: “Pazarlarda önüne gelen organik olmadığı halde ürünlerini organikmiş gibi piyasaya sürüyor. Bu da haksız rekabete neden oluyor. Organik ürün dediğimiz, üzerinde logosu bulunan, ambalajlı satılan ve 5262 sayılı tarım yasasına uygun üretilen ürünleri kapsar. Dolayısıyla buna riayet edilmiyor, tüketicinin kafası karıştırılıyor ve haksız rekabet oluşturuluyor. Yok ’köy ürünü’, yok ’köyden getirilen doğal ürün’ diye piyasada satılan ürünlerin organiklikle ilgisi yok. Bu manada bilincin artırılması lazım. Türkiye’de organik ürünle doğal ürün birbiriyle karıştırılıyor.”

Organik ürün almak isteyen vatandaşlara bazı tavsiyelerde bulunan Sürmeli, “Organik ürünlerin üzerindeki logonun bir tanesi Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının, diğeri yetkili sertifika kuruluşunun logosudur. Zaten bu kuruluşlar da bakanlık tarafından denetleniyor. Organik ürüne talep göstererek madem bir fiyat farkı veriyor vatandaşlarımız, organik ürün almak için bilinçlerini arttırarak bu alışverişi yapsınlar” ifadelerini kullandı.

Kaynak: www.posta.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Kahvaltılı sabahlar, başarılı yarınlar!

sağlıklı çocuk kahvaltıları, okula giden çocuğun kahvaltısı, okul başarısı, Manşet, kahvaltı tabağı

Çocukların okul başarısını önemli ölçüde etkileyen kahvaltı nasıl olmalı? Hangi besinleri kahvaltıda mutlaka tüketmeliyiz? İşte Diyetisyen İzan Işık’tan dengeli ve sağlıklı kahvaltı önerileri…

Kahvaltı, okul başarısını olumlu etkiliyor

Diyetisyen İzan Işık, sağlıklı ve dengeli bir kahvaltının, eğitim başarısını etkilediğini, matematik problemleri çözme becerisini, okuma ve dinleme esnasında daha iyi anlamayı söyledi.

Diyetisyen İzan Işık, kahvaltının gece boyu süren açlığın sonunda vücut için gerekli ilk enerji kaynağı olduğunu belirterek, “Gece açlığında düşen kan glikozunun dengelenmesini sağlayan kahvaltı, bilişsel ve fiziksel performansın devamı için son derece önemli. Kahvaltı, glikojen (enerji) depolarını doldurur ve metabolizmayı çalışmaya başlatır” dedi. İzan Işık, MAT-FEN Eğitim Kurumu lise seviyesindeki öğrencilerine yönelik kahvaltı konulu beslenme eğitiminde konuştu. Eğitimde, gençlere örnek kahvaltı da sunuldu.

Kahvaltı okul başarısını etkiler

Sağlıklı ve dengeli bir kahvaltının, eğitim başarısını etkilediğini, matematik problemleri çözme becerisini, okuma ve dinleme esnasında daha iyi anlamayı sağladığını, hafızayı geliştirdiğini, derslerde konsantrasyonu sağladığını vurgulayan İzan Işık, bunun yanında derslere geç kalmayı önleme ve devamsızlığı azaltmaya da yaradığını anlattı. İzan Işık kahvaltının duygu durumuna etkisinin de bilindiğini belirterek, “Kahvaltı ile duygu durumları arasında da bir ilişki bulunmaktadır. Düzenli kahvaltı yapan çocuk ve adölesanlar yaşama daha pozitif bakmakta, daha az negatif duyguya sahip olmaktadırlar” diye konuştu.

6-12 ve 12-18 yaş dönemi bireylerin kahvaltı ve genel olarak sağlıklı beslenme konusunda alışkanlığı kazanmasının, gelecekte hastalıklardan korunmasına katkı verdiğine işaret eden İzan Işık, “Bu dönemler fizyolojik, psikolojik ve sosyal gelişimin hızlı olduğu, yaşam boyu devam edebilecek davranışların büyük ölçüde oluştuğu, bilgi almaya ve alışkanlık kazanmaya en uygun oldukları ve yetişkinlik hastalıklarının gelişimi açısından ise en riskli dönemlerdir. Çocuklarda ve adölesanlarda (12-18 yaş) kahvaltı öğününün atlanması oldukça yaygın görülüyor. Kahvaltı öğününü atlayan adölesanlar arasında, bu oranın kızlarda erkeklere göre daha fazla olduğu biliniyor. Kahvaltı öğününün atlanmasının temel nedenleri zaman yetersizliği, sabah iştahın olmaması ve adölesanların vücut ağırlıkları hakkında duydukları endişe nedeniyle besin alımını sınırlamak istemeleridir” bilgisini verdi.

Kahvaltı yapmak yetişkinlikte obezite riskini azaltıyor

Diyetisyen İzan Işık, bazı gençlerin kahvaltıyı kilo alma endişesiyle atlamasına karşılık, kahvaltı yapmanın yetişkinlikteki obezite riskini azalttığını da vurgulayarak, “Kahvaltıyı atlayan veya yeterli ve dengeli bir kahvaltı öğünü tüketmeyen çocuk ve 12-18 yaş arasındaki bireylerde ilerleyen yıllarda obezite görülme oranın daha fazla. Total kolesterol, LDL kolesterol ve insülin düzeylerinin yüksekliği ile ilişkili olduğunu, bireylerin yetişkinlik döneminde tip 2 diyabet, kalp damar hastalıkları, hipertansiyon, metabolik sendrom ve osteoporoz risklerinin daha yüksek” bilgisini verdi.

Ailelere uyarı

Ailelerin kahvaltıya yönelik tutumlarının çocukların ve adölesan çağdaki (12-18 yaş) gençlerin davranışlarını etkilediğine işaret eden İzan Işık, evde kahvaltı hazırlanmaması ve kahvaltıda gerekli olan besinlere yer verilmemesinin çocuk ve gençleri kahvaltıdan uzaklaştırabildiğini anlattı. İzan Işık, “Adölesan bireylere aileleri tarafından sağlıklı beslenme konusunda yol gösterilmeli, kendi besin alımlarını düzenleyerek yeterli ve dengeli beslenme alışkanlıklarının gelişimi desteklenmelidir”  diye konuştu.

İyi bir kahvaltı nasıl olmalı?

Öğrencilere kahvaltı tavsiyelerinde de bulunan Diyetisyen İzan Işık, iyi bir kahvaltının günlük enerji ihtiyacının yüzde 20-25’ini karşılaması gerektiğini belirtti. Dört temel besin grubu olan süt ve süt ürünleri, et ve et ürünleri, tahıl grubu ve sebze meyve grubunu içermesi gerektiğini belirten Diyetisyen Işık, mevsiminde taze meyve ve sebzeleri de önerdi. İzan Işık, örnek bir kahvaltıyı şöyle sıraladı:

“1 bardak süt, 1 yumurta, 1 dilim beyaz peynir, 2 ceviz veya 5 adet zeytin, 1 avuç yeşillik, söğüş doğranmış mevsim sebzeleri, 1 tatlı kaşığı ölçü ile bal veya ev yapımı reçel, 2-3 dilim tam tahıllı ekmek şeklinde hazırlanmış bir kahvaltı yaklaşık 500 kilokalori (kcal) enerji içerir ve aynı zamanda bireye tüm besin gruplarını sağlamış olur”

Öğrencilerin kahvaltıya bakışında olumlu değişiklik oldu

Bilgilendirme öncesi ve sonrasında tutum ve düşünceye yönelik yapılan kısa ankette de, MAT-FEN öğrencilerinin kahvaltıya yönelik tutumlarında olumlu değişiklik gözlendi.  Kahvaltısını artık atlamayacağını söyleyenler yüzde 43,4’ten yüzde 60,8’e yükseldi.

Kaynak: www.dunya.com

Okumaya devam et

MAKALE

Dikkatimizi artırmak için neler yapmalıyız?

psikoloji, odaklanma, dikkati artırma yöntemleri, dikkat problemi, dikkat

Etkili ve verimli çalışabilmek için iyi odaklanmamız gerekir. Fakat zor ve sıkıcı işlerle uğraşırken bu pek kolay olmuyor. Neyse ki bilim dikkati geliştiren kolay ve etkili yollar keşfetti. İşte o 5 bilimsel çözüm…

Dikkati geliştirecek 5 yöntem

Zor veya sıkıcı bir işe yoğunlaşmaya çalışanlar bunun ne kadar zor olduğunu bilir. Ama dikkati artırmayı sağlayan bazı bilimsel çözümler de var.

Yaptığımız işe daha iyi konsantre olmak için yapmamız gerektiğini sandığımız şeylerin çoğu beynimizin doğal işleyişine aykırıdır. Peki, daha fazla verim almak için, dikkat konusundaki araştırmalardan neler öğrenebiliriz?

1. Zihni dağıtmak

Yaptığınız iş üzerinde yoğunlaşmakta güçlük çekiyorsanız kısa süreliğine zihninizi dağıtacak başka bir şeye yönelmek en iyi yöntemlerden biridir.

Psikologlar zamanımızın yaklaşık yüzde 50’sini uğraştığımız işten farklı şeyler düşünerek geçirdiğimizi söylüyor. O halde zihni dağıtmak beynin daha iyi çalışmasına yardımcı olabilir.

Beyne baktığımızda, konsantrasyonun neden bozulduğunu anlayabiliriz. Konsantre olmak için beynin bazı bölgeleri arasında iyi bağlantılar kurulması gerekir.

Zamanımızın yarısını hayal kurarak geçiriyorsak bunun vaktini kendimizin belirlemesi daha yararlı olabilir.

Beynin ön kısmındaki kıvrımlardan oluşan frontal korteks, dikkat dağıtan şeylere karşı direnmeyi ve daha eğlenceli şeylerle uğraşmaya yönelten doğal içgüdümüzü kontrol etmeyi sağlar.

Bu bağlantıları çalışır halde tutmak için, özel bir şeyle uğraşmadığımızda beynin aktif olan kısımlarından daha fazla enerji gerekir. Ama kaçınılmaz olarak gün içinde bu enerji tükenip yorulduğumuzda, dikkatimiz dağılır, aklımız başka şeylere kaymaya başlar.

Eğer bu durum zaten yaşanacaksa bunun vaktini en uygun ana ayarlamak neden mümkün olmasın?

Harvard Üniversitesi’nde psikolog Paul Seli, zihnin dağılması konusunda kasıtlı ve kazara dağılma ayrımı yapıyor. Yapılan işi olumsuz etkileyen işte bu kazara zihin dağılmasıdır.

Oysa bu zamanı kendisi belirleyenler daha az zarar görür. Bilerek ve planlayarak zihni dağıtacak bir şeylere yönelmenin yararı olabilir.

“Uğraştığınız işle ilgisi olmayan başka bir konuyu düşünün, örneğin kafanıza takılan başka bir sorunu çözmeye çalışın, sonra da asıl işinize dönün” tavsiyesinde bulunuyor Seli.

İş dışındaki başka bir konuyu düşünmesi için zihninize izin vermek, hem aklın başka şeylere kayması sırasındaki suçluluk duygusunu hem de bu kaymaya neden olan ve zihni meşgul eden konuları gidermiş olacaktır.

İşyerinde şaka ortamına izin vermek verimliliği artırabilir. Bunun bir yolu da kedi videoları izlemek olabilir mi?

2. Boş boş dolanmak

Komik kedi videolarının dikkat dağıttığı düşünülür, ama bazı psikologlar bunların bizi işimize devam etmemizi sağlayacak kıvama getirebileceğine inanıyor.

İşinizi ne kadar seviyor olsanız da zor bir işe yoğunlaşmak irade ister. İrade gücünü artırmanın bir yolu da gülmekten geçer. Yapılan araştırmalar, zor bir bilmece üzerinde kafa yorma konusunda, komik bir video izleyen kişilerin, rahatlatıcı ama komik olmayan video izleyenlerden daha uzun süre çaba gösterdiklerini ortaya koydu. Bu nedenle işyerlerinde daha şakacı bir ortamın teşvik edilmesini savunanlar var.

Avustralya Üniversitesi’nde liderlik araştırmaları uzmanı David Cheng’e göre, “Ekibiniz için eğlenme kültürü yaratmak, onları güldürecek komik bir video bulup izletmek iş verimliliğini artırır. Bu elbette gün boyunca kedi videoları izlemek anlamına gelmiyor, ama özellikle yorgun hissedilen anlarda, arada bir fırsat yaratarak şakalaşıp gülmek gerekir.”

3. Düzen değil karmaşa mı?

Daha iyi konsantre olmak için, dikkat dağıtacak tüm dış etkenlerden arınmak gerektiği düşünülür. Oysa başka bir teoriye göre tersini yapmak gerekir.

Belli düzeyde karmaşanın yoğunlaşmaya yararı olabileceği söyleniyor.

Londra’daki UCL Üniversitesi’nden psikolog Nilli Lavie 1995’te ‘Yükleme Teorisi’ni gündeme getirdi. Buna göre, beynimizin dış dünyadan alıp işleme koyabileceği bilgi sınırlıdır. Bu kapasite dolduğunda, beynin dikkat sistemi devreye girerek neye konsantre olacağına karar verir.

Lavie’nin deneyleri, temiz, düzenli ve sessiz ortamlardan ziyade dağınık ve karmaşık ortamlarda çalışmak daha verimli olabilir. Algı bölgeleri tümüyle dolduğunda beynimiz tüm enerjisini en önemli işe yoğunlaştırır. Dikkat dağıtıcı etkenleri devre dışı bırakır.

Ancak bunu uygularken dikkat dağıtıcı doğru faktörleri bulmak ve enerjimizi tüketecek seviyeye çıkmasına izin vermemek önemlidir. Düzenli görsel ve müzikli araçları devreye sokup bu işi kolaylaştırmak için ommwriter veya focus@will gibi bazı uygulama programları geliştirilmiş olsa da bunlar bilimsel araştırmalarda sınanmış olmadığından bir radyo da aynı işi görebilir.

Burada önemli olan, beynin başka yerde stimülasyon aramasına fırsat vermeyecek doğru dengeyi bulmaktır. Çoğu insan neyin daha iyi işe yarayacağını deneme yanılma yoluyla bulabilir. Ama dikkat dağıtıcı etkenleri ortadan kaldırmak yorucu olabileceğinden, hafiften başlayarak bu yönteme başvurulabilir.

Öğle arasında dışarı çıkıp parkta egzersiz yapmak dikkati yenilemeyi sağlar.

4. İşe ara vermek

İşiniz başınızdan aşkın olduğunda işe ara vermek aklınıza bile gelmeyebilir. Fakat bu şekilde daha fazla iş yapmanın mümkün olduğunu gösteren çok sayıda veri bulunuyor.

Önemli olan, ne zaman, ne kadar süreyle işe ara verileceği ve bu sırada ne yapılacağıdır.

Araştırmalar, konsantrasyon sınırının 90 dakika olduğunu gösteriyor. Bundan sonra 15 dakikalık ara almak gerekiyor.

Birkaç saniyelik mini araların bile işe yaradığını gösteren çalışmalar var. Ama bu sırada pencereden dışarı bakmak yerine, zihin aritmetiği gibi daha yoğun bir egzersize başvurmak yararlı olacaktır.

İşe ara verdiğinizde fiziksel egzersiz yapmanın, ardından kafein içeren kahve gibi bir içecek içmenin de beyni güçlendirdiği görülmüştür. Bunları dışarıda bir parkta yapmak daha etkili olacaktır.

Başka bir seçenek de meditasyon olabilir. Meditasyon konusunda tecrübeli olanlar dikkatleri üzerinde daha iyi kontrol sahibi olduğu gibi, ne zaman ara vermeleri gerektiğini de daha iyi bilir.

Bütün bunları zaman kaybı olarak görüyorsanız bir fincan kahve ile kafein yüklemesi yapmak da kısa vadeli olarak hafızayı, reaksiyon ve dikkat süresini artırır.

Egzersiz yapamayanlar için kafein de kısa süreli bir çözüm olarak dikkati yenileyebilir.

5. Fazla zorlamayın

Uzun süreli konsantre olmak gerektiğinde, kısa süreli bir yoğunlaşma dönemlerinin ardından kısa araların alınmasının daha verimli olduğu gözlendi.

Boston Dikkat ve Öğrenim Laboratuvarı’nda yapılan beyin taramalarında, uzun süre konsantre olmaya çalışanların, kısa süreli yoğunlaşma ve kısa ara, ardından yeniden yoğunlaşma şeklinde bir yöntem izleyenlerden daha fazla hata yaptığı görüldü.

Aynı şekilde Amsterdam Vrije Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada da, sürekli konsantre olmaktansa kısa süreli ara verip başka bir konuda düşünmenin dikkati daha artırdığı görüldü.

Beyin hakkındaki bilgimiz arttıkça stresin konsantrasyona zarar verdiğini daha net görüyoruz. Bu nedenle sakinleşmek için ara almak, kontrolü yeniden ele geçirmek ve daha verimli çalışmak için de önemlidir.

Yazar:  Caroline Williams 
Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

TREND