Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Türk övün çalış güven ama abartma..

ÖSS, ÖSYS, KPSS, TUS, YDS, DGS, ALES, YGS, LYS, SBS ve daha niceleri… Aldırmadık. Hırs edinip 11 saat ders çalıştık ve öldük! Sağlıklı ve kaliteli ders çalışabilmenin metotları…

Birçoğumuz henüz ilkokul sıralarındayken tanıştık, çoktan seçmeli sorularla. O günlerden beri ders çalışmayı seven de oldu, sevmeyen de… Deli gibi ders çalışanların sınavlardaki başarısızlıklarını gözlemledik yıllarca; hakeza günde 1-2 saat çalışanların başarılarını…

Bir türlü anlam veremedik bu duruma. Çok çalışanlar aptaldı da, az çalışanlar zeki miydi yoksa? Düzenli ders çalışmanın ne olduğunu bilmiyorduk. Uykusuz geceler geçirdik. Çay, kahve içtik; bunlar da kesmeyince hap attık. Ebeveynlerimiz, ders çalışmak için odasına hapsolan komşu çocuklarını anlatınca sinirden kudurduk. Aldırmadık. Hırs edinip 11 saat çalıştık. Ve öldük! Evet, öldük!

Geçen hafta, gazetelerin üçüncü sayfalarında yayımlanan bir haber, bütün öğrencileri yakından ilgilendiriyor. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden dereceyle mezun olan Merve Şengil, Tıpta Uzmanlık Sınavı’na ’bilinçsiz bir şekilde’ hazırlandığı için yaşamını yitirdi. 24 yaşındaki genç doktorun ölüm nedeni, ders çalışırken 11 saat boyunca hiç hareket etmemesi ve buna bağlı olarak ’akciğer ambolisi’ne yakalanması olarak açıklandı.

Konunun uzmanlarına, öğrencilerin sınava hazırlanma sürecinde neler yapması gerektiğini ve bu süreçte ailelere düşen sorumlulukları sorduk.

Ders çalışırken hayatınızı riske atmayın

ÖSS, ÖSYS, KPSS, TUS, YDS, DGS, ALES, YGS, LYS, SBS, DPY, ÖOS, PYBS, ALS, PMYOS ve daha niceleri… Üç nokta öncesine kadar yazdıklarımız karmakarışık görünse de, aslında bu kısaltmalar, herkesin hayatında özel bir yere sahip. Kimileri için başarıyı, kimileri içinse başarısızlığı ifade ediyor. Ama illaki herkes için siniri ve stresi…

Birçoğumuz henüz ilkokul sıralarındayken tanıştık, çoktan seçmeli sorularla. O günlerden beri ders çalışmayı seven de oldu, sevmeyen de… Deli gibi ders çalışanların sınavlardaki başarısızlıklarını gözlemledik yıllarca; ha keza günde 1-2 saat çalışanların başarılarını… Bir türlü anlam veremedik bu duruma. Çok çalışanlar aptaldı da, az çalışanlar zeki miydi yoksa? Hocalarımıza sorduk. Yarım yamalak cevaplayanlar da oldu, kapısından boş çevirenler de… Ailelerimizse ’ders çalış’ diyerek destek oldular güya! Yanlış giden bir şeyler vardı ve bunun ne olduğunu bir türlü bulamıyorduk.

Lisede ÖSS’den, üniversitede KPSS ve TUS’tan söz etmeye başladık. Hayatımız o sınavlardan alacağımız sonuçlara göre şekillenecekti nitekim. Düzenli ders çalışmanın ne olduğunu bilmiyorduk. Saldırdık! Evet, resmen saldırdık. Çünkü bizim, eğitim sisteminden edindiğimiz izlenim, başarının gece gündüz ders çalışmayla sağlanabileceğiydi. Uykusuz geceler geçirdik. Çay, kahve içtik; bunlar da kesmeyince hap attık. Ebeveynlerimiz, ders çalışmak için odasına hapsolan komşu çocuklarını anlatınca sinirden kudurduk. Aldırmadık. Hırs edinip 11 saat çalıştık. Ve öldük! Evet, öldük! Geçen hafta, gazetelerin üçüncü sayfalarında yayımlanan bir haber, tüm öğrencileri yakından ilgilendiriyor. Cerrahpaşa Tıp Fakültesinden dereceyle mezun olan Merve Şengil, Tıpta Uzmanlık Sınavı’na ’bilinçsiz bir şekilde’ hazırlandığı için yaşamını yitirdi. 24 yaşındaki genç doktorun ölüm nedeni, ders çalışırken 11 saat boyunca hiç hareket etmemesi ve buna bağlı olarak ’akciğer ambolisi’ne yakalanması olarak açıklandı.

Konuyu, Sabah gazetesindeki köşesine taşıyan Engin Ardıç, ’Gençlerimiz ders çalışmayı bilmezler’ isimli bir makale yayımladı: “Yok efendim, moruk ağzı yapıyor değilim, ’okumuyor haytalar’ gibilerden… Ders çalışmanın ’tekniğini’ bilmezler demek istedim. Çünkü öğretilmez. Çünkü anası babası da bilmez, hocası da. Bizim memlekette, derse girilir, not tutulur, bir kenara atılır, ya da derse girilmez, bir arkadaştan not çekilir, nice sonra, sınav günü gelip çatınca oturup ’hafızlama’ ya da ’inekleme’ süreci başlar. Yani, ’yumurta kapıya gelince’ yöntemi geçerlidir. Uykusuz geceler geçirilir, uykuyu geciktirmek için çok tehlikeli ilaçlar bile kullanılır… Sınav sabahı da şiş gözler ve kazan gibi kafayla okula gidilir… Sonra da ya çakılır ya geçilir. Yıllardır gençlerimize, ders çalışmada ’Amerikan yöntemini’ salık veririm. Amerikan yönteminin bütün püf noktası, o gün öğrenilen dersi hemen o günün akşamında, sıcağı sıcağına gözden geçirmektir! Taze taze… Sonra bırakın, bilinçaltınızda yatsın. Bir daha açıp bakmasanız da olur. Yani, ertesi günün sınavına değil, sınavına daha üç ay gibi uzun bir süre bile olsa o gün aldığınız derse çalışacaksınız, bu kadar basit.”

Uzmanlar, ders çalışma ve öğrenme sürecinin Engin Ardıç’ın bahsettiği kadar basit ve tek bir yöntemle olamayacağı görüşünde birleşiyor. TRT 2’deki Hayatımız Sınav programını hazırlayıp sunan Cihat Şener, “Öğrenme kişisel bir olgudur ve her birey için farklılıklar gösterir. Kimi gece daha iyi çalışır, kimi gündüz. Kimi masa başında, kimi yatarak. Kimi müzik eşliğinde kimi sessizlikte. Amaç çalışmaktır. Bunun biçimini ise birey kendi belirlemelidir. Önemli olan verimliliktir. Yani bence çalışın da nasıl çalışırsanız çalışın.” diyor. Buna karşın FEM Dershanesi Rehberlik Uzmanı Faruk Ardıç, müziğin ders çalışırken dinlenmemesi gerektiğini söylüyor. Konunun uzmanlarına, öğrencilerin sınava hazırlanma sürecinde neler yapması gerektiğini ve bu süreçte ailelere düşen sorumlulukları sorduk.

Sigara ve alkole dikkat!
Belkıs Ertürk (Psikolog): Gün içinde kendinizle gurur duyacağınız aktiviteleri kaydedin. Hayata daha sıkı sarılmak için dostlarınızla birlikte olmaya çalışın. Dostların oluşturduğu sevgi çemberi sizi anlamaya çalışacak, yanlış yollara başvurmanızı engelleyecektir. Başarısız geçen sınavların ardından sigara ya da alkol bağımlılığı artabiliyor. Bu süreçte ailelerin vereceği destek öğrencinin kişiliğini güçlendirecektir. Aileler için bütün bu sınavlar bir amaç değil araç olmalıdır. Çocuklarınızı sınavı kazanması yönünde eğitirken onları duygusal olarak kaybetmeyin. Çocuğunuzun sınavı kazanması önemlidir; ama hayat sadece derslerde öğrenilecek ezber kalıplarından ibaret değildir.

***

Sistem öğrenciyi strese sokuyor
Adem Güneş (Uzman Pedagog): Türkiyenin uyguladığı klasik eğitim sistemi öğrencilerin stresini artırıyor. “Müfredat” odaklı bu metotta başarısızlık “öğrenciye ait”tir. Klasik eğitim sisteminin hedef olarak koyduğu başarıyı yakalayabilmek için öğrenci var gücü ile çalışmak zorunda olduğunu hisseder. Merve de bu başarıyı yakalamak için insan bünyesinin de üstünde bir çalışma sergilemek zorunda kalmıştır. Hâlbuki modern dünya artık “öğrenci” odaklı. Modern eğitim metodunda öğrenci tanınmadan program hazırlanmaz. Öğrenci odaklı eğitimde tek bir müfredat yoktur. Öğrenciler kendi kabiliyetlerine göre ayrı ayrı müfredat takip ederler. Buna göre bazı öğrenciler için iki saat matematik yeterli olurken, bazısı için on saat matematik dersi konulabilir. Modern eğitim sistemindeki başarısızlık ya eğiticiye ya da kullanılan metoda aittir. Kesinlikle öğrenciye mal edilmez.

***

Duygusal patlamalara dikkat
Faruk Ardıç (FEM Dershaneleri Rehberlik Uzmanı): Sınava hazırlık sürecinde kişinin beden ve ruh sağlığı çok önemli. Özellikle bu dönemde uyku düzenine dikkat edilmeli. Çok uykusuz kalındığında duygusal patlamalar yaşanabilir. Hatta aşırı uykusuzluk, daha ciddi psikolojik sorunlar da ortaya çıkarabilir. Ara vermeden yapılan bütün çalışmalar verimsizdir. Bir ders süresince (50 dakika) çalışanlar 10 dakika, 3-4 saat ders çalışanlar ise mutlaka 1-2 saat ara vermeli. Aksi takdirde hayatları Merve gibi riske girer. Öğrenilenlerin belli aralıklarla tekrar edilmesi gerekir. Ancak bir bilgiyi ilişkilendirme yapmadan papağan gibi tekrar etmek de etkisiz bir öğrenmedir. Ders, telefon olmayan bir odada çalışılmalı ve cep telefonları mutlaka kapatılmalıdır. Öğrencilerin ebeveynlerine karşı davranışları, sınavın oluşturduğu stresten dolayı kaba ve serttir. Bu nedenden ötürü anne-babalar çocuklarına karşı daha hoşgörülü olmalılar.

***

Bilgi değil, bilgiyi kullanma becerisi ölçülüyor
Cihat Şener (Hayatımız Sınav Programı): Günde kaç saat çalışıldığı yerine hangi düzeyde ve içerikte çalışıldığıdır önemli olan. Masa başında boşa geçen işlevsiz saatler yerine planlı ve nitelikli çalışma çok daha işlevli olacaktır. Vicdanı rahatlatmak için masa başında saatlerce oturmak bir çalışma yöntemi değildir. Bunu yapan öğrencinin ya da yetişkinin ruh sağlığı sorunları olması da kaçınılmazdır. Bir bilginin belleğimize yerleştirilmesi ve onun uzun süreler orada kalması amaçlanmamalıdır. Gerektiğinde kullanılır olması çok önemlidir. Yani bilmek yetmez. Onu kullanma becerisini de göstermek gerekir. Bu nedenle gerçekleştirilmesi gereken, “öğrenme”dir. “Akşam sıcağı sıcağına tekrar edin” ezberlemek ya da hatırda tutmak için önerilebilir ama “kullanılır aktif bilgi” için bu pek de geçerli değildir. Özellikle çoktan seçmeli test sınavları bilgi ölçme sınavları değildir. Bu tür sınavlarda “bilgiyi kullanma becerisi” ölçülür. Yani bilgi şarttır ama yeterli değildir. Onu kullanmayı da bilmek gerekir. Bunun için olabildiğince birbirinden farklı örnekler çözülmelidir. Birbirini tekrar eden sorular öğrenmeyi geliştirmez, aksine engeller.

Sağlıklı ve kaliteli ders çalışabilmenin metotları

Ders çalışma metodu olmalı: En kolay öğrenme yolu, beyinde şekiller oluşturarak ve bilgileri birbirine bağlayarak öğrenmedir. Böylece aynı bilgiler gruplar halinde toparlanır, kategorize edilirse, öğrenme kolaylaşır.

Öğrenilenler aktif hafızaya kaydedilmeli: İlk öğrenilen şeyler, pasif hafızadadır. Kişi öğrendiği şeyi, bir başkasına öğrettikçe kendisi de daha iyi öğrenir.

Ders çalışma süresi iyi ayarlanmalı: İnsan beyni bir konu ile verimli olarak en çok 40 dakika civarında ilgilenebilir. Bu süreden sonra öğrenme kapasitesi yavaşlar. Dışarıdan takviye edilen ilaçlar ve dikkat artırıcı içecekler her ne kadar kişiyi zinde tutsa da, zihnin çökmesine neden olacağı için asla tavsiye edilmez!

Zihninizi dinlendirin: Zihin belli aralıklarla dinlendirilmezse öğrenme bir eziyete dönüşür. Zihnin dinlenmesi yatarak ya da uyuyarak olmaz! Zihin dinlenmesi yoğunlaşılan bir konudan zihni uzak tutarak, yani bir başka konuya yoğunlaşarak olur. Bu nedenle aynı tür dersler art arda çalışılmamalı.

Ders çalışma zemini iyi ayarlanmalı: Öğrenci ders çalışırken, fiziksel rahatlık içinde olmalı. Eğri oturmalar, rahatsız edici koltuklar, çevredeki gürültü, ışıkların yanlış ayarlanmış olması, telefonun açık olması gibi dikkat dağıtıcı faktörler öğrenmeyi güçleştirir.

Yazarak öğrenmek öğrenmeyi kolaylaştırır: Öğrencinin çalıştığı şeyleri el yazısı ile bir yerlere yazıyor olması, notlar alması ve yazdıklarını da seslice okuması öğrenme sürecini hızlandırır.

Kendini doğru motive edebilmek: Öğrenciler başarısızlığı, kendi kişiliği ve seviyesizliği ile bütünleştirmemeli. Öğrenciyi etraftan destekleyen kişiler “sana güveniyoruz” cümlesini kullanmamalı. Öğrenci, başarısızlığı halinde mutlaka B planının olduğunu bilmelidir. Bu, ona sunulmalıdır.

İnsan zihni hangi saatlerde daha kolay öğrenir: İnsan zihninin öğrenmeye en açık olduğu zaman dilimi sabahın ilk saatleri ve akşam güneş batmadan önceki birkaç saattir. Öğle saatlerinde bir şey öğrenmeye çalışmak beyne eziyettir. Gece yatmadan önce ders çalışmak da öğrenmeyi kolaylaştırır. Bu saatler haricinde ders çalışmak konunun öğrenilmesine değil zorlaşmasına neden olur.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND