Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Türk dizileri homofobik mi?

Türk dizilerinde neden hiç sıradan, gerçek hayatın içinden LGBT (Lezbiyen, gey, biseksüel, trans) karakter görmeyiz? Seks işçiliği yapmayan bir trans, gey bir gazeteci, lezbiyen bir iş kadını diyelim ya da biseksüel bir mühendis… Sorunun yanıtını biliyorum elbette. Ama bu da cevabını bildiğimiz soruların peşine düşmeye mani değil elbette… Memleketin ‘ahlakını’ nizama sokmakla görevli ‘gizli el’ üzerimizde olduğu sürece pek bir şeyin değişmeyeceğini bile bile sorayım istedim.
Öyle bir hal ki; uyarlama dizilerde bile eşcinsel karakterler itinayla yok ediliyor. Bu sezon bir trans karaktere layıkıyla yer veren ‘Kayıp Şehir’ dizisinin senaryo danışmanı Tuğrul Eryılmaz’ın deyişiyle, “Uyarladığımız dizilerdeki karakterleri bile balık kılçığı temizler gibi temizliyoruz!”
Akla ilk gelen örneklerden biri; ‘Umutsuz Ev Kadınları.’ Dizinin orijinali ‘Desperate Housewives’ta Bree’nin genç oğlunun eşcinsel olduğunu görürüz. Lakin dizi bize uyarlanırken Berrin’in (Bree) oğlu heteroseksüel oluverdi. Kanal D’de yayımlanmaya başlayan, ‘Revenge’ uyarlaması ‘İntikam’ın orijinalinde biseksüel olan –ki bu durum birkaç bölüm boyunca kilit öneme sahip- Hakan Eren (Nolan Ross) karakteri, bizde heteroseksüel bir erkek olarak karşımızda.
TV dizisi tarihimizden elimizdeki neredeyse tek düzgün örnek, ‘Bir İstanbul Masalı’nın Zekeriya’sı. Emre Karayel’in canlandırdığı karakter bir işadamıydı ve biz ilerleyen bölümlerde Zekeriya’nın gey olduğunu öğrenecektik. Daha yakın bir vakitte ‘Kılıç Günü’ adlı dizide aynı yatakta iki erkeği gördükten sonra kopartılan fırtına ise unutulmazlar arasında. En fenası da yapımcı Osman Sınav’ın ‘savunmasıydı’: “Kimsenin cesaret edemediği şeyleri göstermeye çalışıyoruz. Ahlaksızlık propagandası yapmıyor, aksine o tip insanların profilini sergiliyoruz. Bu kişiler ve ahlaksızlıklarını gösterebilmek için ahlak sınırları dışına çıkmadan bir şeyler yapmak zorundayız.”

ABD’de Hakarete Karşı Gey ve Lezbiyen Birliği’nin (GLAAD) televizyondaki cinsiyet ve etnik çeşitliliği inceleyen raporu, ülkedeki dizilerdeki LGBT karakter sayısının bu sezon 111 ile rekor kırdığını söylüyordu. GLAAD Başkanı Herndon Graddick, artan sayının toplumun gey ve lezbiyenleri algılayışındaki kültürel değişimi yansıttığı yorumunu yapıyordu.
Genel ahlakı gözeten ‘gizli el’i, başı RTÜK olmak üzere TV kanalları, yapmcılar, senaristler, oyuncular ve tabii basından oluşan bir gövdeye bağlasak, kimse itiraz etmez sanırım. Sektörün taraflarına, yazının başındaki soruyu sordum…
Türk dizilerinde eşcinseller seyirlik’
Yelda Eroğlu, senarİst: Türk dizilerinde neredeyse hiç eşcinsel ‘karakter’in olmadığı doğru ama eşcinsel ‘tip’ o kadar da nadir değil. Komedi dizilerinde varoluşu itibariyle bir gülmece öğesine indirgenmiş eşcinsel ‘tip’leri hatırlayalım. Sonra da dramalarda dejenerasyonun pik seviyesini temsilen arz-ı endam ettirilen eşcinsel ‘tip’leri. Jean-Pierre Jeunet, ‘Amelie’yi kitlelerin sevgi ve mutluluk masalı haline getirmek için nasıl siyahları Paris’ten yok ettiyse, Türk dizileri de eşcinselleri yok ederek seyirlik hale geliyor. Şimdilerde sadece izlenmeyerek de cezalandırılmıyor ‘aykırı’ karakterlerin cirit attığı diziler. Islah ve terbiye edilsinler de isteniyor ki… Bir senarist olarak en büyük kâbusum; yazacağım eşcinsel bir karakteri ‘ıslah ve tedavi’ etmek zorunda kalmak.
Muhafazakârlık sansürü arttırdı
Gaye Boralıoğlu, senarİst: Muhafazakârlık; ister istemez riyakârlıktır, insan doğası muhafazakâr değil. Toplumumuzda eşcinselleri madara olmuş halde göstermeye bayılırlar. Böylelikle kendi korkularını maskelemiş olurlar, bu bir nevi onaydır. Hiç, travesti bara gittiniz mi bilmiyorum, giderseniz görürsünüz, müşterilerin büyük çoğunluğu, namazında niyazında, mazbut aile babalarıdır. “Sen eşcinselsin” diyecek olsan asla kabul etmez…
AKP ile birlikte muhafazakârlık toplumun genelinde arttıkça eşcinsellik de daha fazla baskılanmaya başladı. ‘Bir İstanbul Masalı’nı yazdığımızda ortam biraz daha rahattı. Eşcinsel karaktere yapımcı ya da kanal itiraz etmedi, sadece bu karakteri ele aldığımız sırada reytinglerin belli bir noktayı garantilemiş olmasını tercih edeceklerini söylediler. Zekeriya ile ilgili gerçeği yedinci, sekizinci bölümden itibaren ortaya çıkardık. Seyirciden kayda değer bir olumsuz tepki almadık. Tam tersi gey-lezbiyen çevreleri ilk defa sahici bir eşcinsel karakter izlettiğimiz için bizi kutladılar. Ne var ki muhafazakârlık arttıkça bu konudaki kaygılar, sansürler, otosansürler çoğaldı. Sansür ve otosansür senaryo yazarı için ölüm demek; senaryonun gücü çatışmalardan, uçları ele almaktan gelir. Şimdi bütün hikâyeler birbirine benzer hale geldi. Seyirci de bildiği hikâyeleri izlemekten bıktı. Sonuçta sektör krize girdi.
Transsan, seks işçisi rolü geliyor

Seyhan Arman, oyuncu: Konu Türk dizileri olunca trans oyuncuya trans rolü geliyor ve o karakter mutlaka seks işçisi oluyor. Buna rağmen genelde o role beni almıyorlar. Kast direktörlerinin ya da yönetmenlerin aklında klişe bir trans karakter var ve ben onların akıllarındaki tipe uymuyorum. Sakallarım ve beyaza dönük bir sarı peruğum/saçım yok! Türk dizilerinde bir LGBT temsili yok var olan ise LGBT’leri temsil etmiyor, karikatür LGBT karakterleri gösteriyor.
Örneğin ‘Akasya Durağı’ dizisinde o kadar çok homofobik/transfobik yayınlanmış sahne var ki… Bir rol için cast direktörüne “Varoluşuma ters düşecek bir senaryo ise oynamam” dediğimde “A olur mu öyle şey, dur seni senaristle tanıştırayım” dedi. Senarist de “Öyle bir şey olmaz, bizde hep gey ve travesti karakterler oynuyor” dedi. Anladım ki yazdığı karakterlerin homofobi ve transfobiyi beslediğinin farkında değil ve o fobinin sokağa trans kadınların öldürülmesi olarak yansıdığını anlamayacak bile!

Bu gerçek dışı karakterlerde oynayan LGBT bireyler de suçlu. “İki dakika TV’de görüneyim” diyen LGBT bireyler nasıl aşağılandıklarını fark etmeden ya da umursamadan oynuyorlar. İtiraz etmiyorlar.
‘Ahlaka’ RTÜK karar veriyor…
Tuğrul Eryılmaz, ‘Kayıp Şehİr’ dİzİsİnİn senaryo danışmanı: Yapımcıların derdi şu: Seyirciye çok ters gelecek karakterleri öne çıkarmayın ve sempatik göstermeyin. Türkiye’de de bu; cinsel, dinsel ve hatta etnik azınlıklardır. Türkiye’de yerleşmiş, toplumun ahlakıyla ilgili kanal yöneticilerinin, yapımcıların ve RTÜK’ün verdikleri kararlar bunlar: “Halk bunu sevmez.” Ama araştırmayı kim yaptı diye sorsan; cevabı yok. Bu durum facia tabii; kanalıyla, yapımcısıyla, yazanıyla, çizeniyle… Televizyon patronları ya da RTÜK karar veriyor; kim kimin ahlakını bozar. Adamı, kadını bırakın sempatik göstermek, günlük hayatı içinde bile göstermek bir zorluk. Baktığında bir öğretmen, bir mühendis, bir işportacı olarak göremezsin eşcinselleri. Ama herkes bilir ki dünyada yüzde 5-10 arası bir gey nüfus yaşıyor. ‘Kayıp Şehir’de bir trans oyuncu (Ayta Sözeri) bir transseksüeli oynuyor. Bir lezbiyen ya da gey aşk hikâyesi görmüyorsun. Ama bunun bile başarı olduğunu düşünüyorum. ‘Kayıp Şehir’de yazar arkadaşlar o insanları günlük hengâmeleri içinde göstermeyi başardı.
Önce LGBT’leri görsünler…

Kaos GL Derneğİ’nden Alİ Erol: ‘Kayıp Şehir’ öncesinde TV’de ilk kez, ‘Bir İstanbul Masalı’nda bir eşcinsel bireye, dizinin adının tersine gerçekçi bir yaklaşım izlemiştik. Dizinin altı yıl sonraki tekrarında gey karakter sansürlenmişti! Aktüel etmenleri de kapsayan çok katmanlı bir kıskacın işlediğini akılda tutup sürece öyle bakmalı. Medyanın mutfağındaki ortalamayı, vur abalıya diye eleştirip yüklenmek yerine yayıncıları da bezdiren RTÜK’ü de unutmamak lazım. Örneğin Cnbc-e’nin yabancı dizilerdeki ‘gey’ ifadesini bile Türkiyeli LGBT örgütlerin kullandığı gibi ‘gey’ diye vermesi, LGBT toplumunun Batı’da günlük hayatın her kanalına ve ilişki ağına dahil olmasından ötürü sergilediği çeşitliliği diziler üzerinden göstermesi çok anlamlıydı. RTÜK bu kanala “İllallah” dedirtti. Cinsiyetçi ve homofobik esprilerle eşcinselliğin damgalanmasına, hedef gösterilmesine RTÜK’ün seyirci kalması ve yayılmasına katkıda bulunması anlaşılır. RTÜK’

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND