Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Türk bilimine avrupa desteği

Dünya genelindeki ’’yüksek riskli-yüksek kazançlı’’ projeleri destekleyen Avrupa Araştırma Konseyi (ERC), Bilkent Üniversitesi’nden Doç. Dr. Mehmet Bayındır ve Koç Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Kerem Pekkan’ın, beş yıl sürecek projelerini destekleme kararı aldı.

Dünya genelindeki ’’yüksek riskli-yüksek kazançlı’’ projeleri destekleyen Avrupa Araştırma Konseyi (ERC), Bilkent Üniversitesi’nden Doç. Dr. Mehmet Bayındır ve Koç Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Kerem Pekkan’ın, beş yıl sürecek projelerini destekleme kararı aldı.

Avrupa Birliği 7. Çerçeve Programı’nın bir parçası olan ERC programından, Nobel ödüllü bilim insanlarının yanı sıra Avrupa’daki en iyi, genç ve kıdemli araştırmacılar yararlanıyor. Doç. Dr. Mehmet Bayındır, ERC projesi kapsamında, nanoteknolojide yeni bir üretim tekniği geliştirerek ’’sonsuz uzunlukta nanotel ve nanotüp dizileri’’ üretecek.

Geliştirilecek nanoyapılar, yapay deri, yeni nesil güneş pillerinde verim arttırıcı ışık yoğunlaştırıcılar, yüksek yoğunlukta nanotel hafıza elemanları, yapısal renklenmeye bağımlı güvenlik birimleri, nanotel tabanlı optik ve elektronik aygıtlar gibi farklı alanlarda kritik uygulama alanları bulacak.

Yrd. Doç. Dr. Kerem Pekkan ise projesinde, ölümcül doğumsal kalp hastalıklarının anne karnında cenin bir aylıkken, damar bozukluklarının önlenmesini ve bir gün tamamen ortadan kaldırılmasını hedefliyor. Dünyada her 100 bebekten birinin doğuştan gelen yapısal kalp ya da damar bozukluğuyla hayata gözlerini açtığı, hastalığın tedavisinde kullanılan, kompleks üç aşamalı çocuk kalp damar cerrahi yöntemlerinin geçici olması nedeniyle Pekkan’ın projesine özel önem veriliyor.

Kerem Pekkan, embriyo damarlarının cenin gelişirken şekil almasının ve büyümesinin bilgisayar ortamında simülasyonlarını yapmayı, embriyonik doku büyümesinin üç boyutlu tahmin edilmesini sağlamayı hedefliyor.

ERC, iki Türk bilim insanının projesine 3,5 milyon avro kaynak sağlayacak.

İKİ SÜPER BEYİN TÜRKİYE’NİN GURURU
Doç. Dr. Mehmet Bayındır, doktorasını 2002’de Bilkent Üniversitesi’nde yaptıktan sonra, Massachusetts Institute of Technology (MIT), Elektronik Araştırma Laboratuvarı ve Askeri Nanoteknoloji Enstitüsü’nde araştırmacı olarak çalıştı.

Bilkent Üniversitesi Fizik Bölümü öğretim üyeliğini sürdüren Bayındır’ın, pek çok uluslararası prestijli bilimsel dergide ve konferans kitapçıklarında, 100’ün üzerinde makalesi yayımlandı.

Uluslararası 3 patenti tescillenen Dr. Bayındır, Optical Society of America New Focus, TÜBİTAK Teşvik ve TÜBA-GEBİP ödüllerinin de sahibi.

Yrd. Doç. Dr. Kerem Pekkan, Koç Üniversitesi’ne katılmadan önce mühendislikte dünyanın en iyi on fakültesinden biri olan ABD’deki Carnegie Mellon Üniversitesi’nde doçent olarak çalıştı.

Ocak 2012’den bu yana Koç Üniversitesi’nde Makine Mühendisliği bölümünde öğretim üyesi olarak görev yapan Pekkan, lisans, yüksek lisans ve doktora derecelerini ODTÜ’de, doktora sonrası araştırmalarını ise Indiana, Purdue ve Georgia Tech Üniversiteleri’nde yaptı.

Araştırmaları Amerika’nın en prestijli NSF-CAREER ve Amerikan Kalp Derneği (AHA) ödülleriyle desteklenen Dr. Pekkan, Helmuth Reul genç biyomedikal mühendisi ödülünün de sahibi.

Kerem Pekkan’ın kalp damar biyomühendisliği, biyolojik akışkanlar mekaniği ve havacılık/uzay itki bilimleri konularında 50’nin üzerinde uluslararası yayını, 120’ye yakın konferans bildirisi ve iki patenti bulunuyor.

Çalışmaları dünyanın en saygın kalp cerrahisi ve kalp-damar bilimi dergilerinde kapak olarak yayımlanan Dr. Pekkan, Koç Üniversitesi’nde yeni kurulan Biyomedikal Fen ve Mühendislik yüksek lisans programının koordinatörlüğünü yapıyor.

TÜRKİYE DAHA ÖNCE DE DESTEK ALMIŞTI
ERC kapsamında, daha önce kıdemli araştırmacılar kategorisinde, Sabancı Üniversitesi’nden Prof. Dr. Halil Mete Soner desteklenmeye hak kazanmıştı.

Avrupa’da yerleşik 11 Türk araştırmacı da ERC programından yaklaşık 16,4 milyon avro destek aldı.

Türkiye’de TÜBİTAK tarafından koordine edilen program, Amerika’dan Türkiye’ye tersine beyin göçünü de destekliyor.

TÜBİTAK, Türkiye’deki araştırmacıların bu önemli ERC desteklerinden yararlanması için ücretsiz proje önerisi hazırlamasında danışmanlık hizmeti veriyor.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Hafızadaki yüzler resme döküldü

Kanada’nın Toronto Scarborough Üniversitesi’ndeki nörologlar, elektroensefalografi (EEG) verilerine otomatik öğrenme (machine learning) tekniği uygulayarak “hafızadaki yüzleri resme dökmeyi” başardı.

Araştırmayı yöneten Prof. Dr. Adrian Nestor, “Bu çalışmadaki yenilik, EEG verileri ve otomatik öğrenme tekniğini kullanarak katılımcının görsel deneyiminin tahmini bir temsilini yeniden yaratmak” dedi.

Nestor, gönüllü katılımcının kafasına yerleştirilen EEG’nin verilerine ışık tutulduğunu belirtirken, “İnsan yüzü gibi zihinsel temsilleri algıladığımız biçimiyle yeniden oluşturmaya çalıştık” diye konuştu.

Scarborough Üniversitesi’nde EEG verileri üzerine araştırmalar yapan Dr. Dan Nemrodov ise ilk başta bu teknikle hafızadaki yüzlerin resme döküleceğine” ihtimal vermediğini anlattı, “Nestor bana geldiğinde ona bunun zor olacağını ama deneyebileceğimizi söyledim. Sonuçta o kazandı, ben kaybettim. Teknik gayet iyi çalışıyor” dedi.

Yapılan araştırmanın videosu aşağıdadır:

Kaynak: bbc türkçe

Okumaya devam et

MAKALE

Çinli Şirket az adım atan çalışana para cezası veriyor

Çalışanlarına eksik attıkları her adım için 0,01 yuan (0,0078 TL) ceza kesen şirket eleştirildi.

Çin’de ayda 180 bin adımdan az atan çalışanlarına para cezası veren şirket eleştirilerin hedefinde. Information Times gazetesine göre Guangzhou’da bir emlakçı, çalışanlarına eksik attıkları her adım için 0,01 yuan (0,0078 TL) ceza kesiyor.

Gazeteye konuşan şirketin çalışanlarından biri, sürekli fazla mesaiye kalmaları gerektiği için çalışma saatleri dışında 6 saat atma imkanlarının olmadığını söylüyor:

“Şirketin daha fazla egzersiz yapmamızı istemesini anlıyorum ama şimdi adım hedefini tutturmak için yürümekten uyumaya yeterli vakit ayıramıyorum.”

Yerel bir hukuk firmasında çalışan Liu Fengmao, şirketin çalışanların attıkları adımı bir performans göstergesi olarak takip etmesinin yasal bir temeli olmadığını ve bu kuralın ilerde işveren için sorun çıkarabileceğini belirtiyor.

Liu’ya göre işçiler mesai saatleri dışında yürümeleri gerektiğinde bunun fazla mesai olduğunu söyleyebilir veya yürüyüş sırasında sakatlık yaşadıklarında bunu çalışma sırasında yaşanan bir iş kazası olarak gösterebilir.

Information Times’a göre Guangzhou’daki emlakçı çalışanlarına bu tip bir kural getiren ilk şirket değil.

Ocak 2017’de teknoloji şirketi Congqing çalışanlarının günde 10 bin adım atmasını talep etmişti. Chongqing Evening Post gazetesi şirketin bu kriteri bir performans ölçütü olarak kullandığını yazmıştı.

“Şirket, maaşlardan kesinti yapmak için bahane arıyor”

Sosyal medya sitesi Sina Weibo’da da kullanıcılar Guangzhou’daki emlakçının bu uygulamasını şaşkınlıkla karşıladı. Bir kullanıcı “Şirket çalışanlarının maaşlarından kesinti yapmak için bahane arıyor” ifadelerini kullandı.

Bazı kullanıcılar ise kararı “Bu uygulama çalışanları sağlıklı kılar” ifadeleriyle destekledi.

Kaynak: BBC Türkçe

Okumaya devam et

MAKALE

Bağlanma korkusu: Neden bazıları “ıssız insan” olmayı seçer?

İnsanın sosyal etkileşimi, temel bir ihtiyaç. Peki neden bazı insanlar, başka insanlardan kaçar? Bağlanma korkusunun mekanizması nasıl çalışır? Bağlanamayanları anlamak için yararlı bir yazı…

Flörtleşme döneminde bir çoğumuzun başına gelmiştir: biriyle görüşüyorsunuz, beraber vakit geçirmeyi seviyorsunuz ve birbiriniz tanımaya çalışıyorsunuz. Aranızdaki ilişki doğru yönde gidiyor gibi duruyor, ancak bu ilişkinin adını koymak istediğinizi belirttiğiniz anda durum birden değişiyor. Görüştüğünüz kişi sorularınıza daha kaçamak cevaplar vermeye başlıyor ve mesajlarınıza daha az geri dönüş yapıyor. Gelecek ile ilgili bir plan yaptığınızda konuyu değiştirmeye çalışıyor.

Karşılıklı oturduğunuzda ve “neler oluyor?” diye sorduğunuzda büyük ihtimalle “bağlanmaktan korkuyorum” veya buna benzer bir cevap alacaksınız.

Bazıları için bu konuşma daha geç de gerçekleşebilir. Artık bir ilişki içindesinizdir, ancak ilişkiniz daha da ciddileşmeye başlayınca partneriniz sizden uzaklaşabilir. Bunun üzerine kendinizi “ne oldu öyle” diye düşünürken bulabilirsiniz.

“Bağlanmaktan korkmak teriminin sık sık kullanıldığını duyarız ama aslında bu ne anlama geliyor? Huffington Post’tan Kelsey Borresan bu sorunun cevabını öğrenmek için uzmanlarla görüştü.

Eğer biri size “bağlanma sorunlarından” bahsediyorsa yakınlık kurmaktan ve ilişkinizin çok hızlı ilerlemesinden rahatsız oluyordur.

“Sizin ihtiyaçlarınızı ve beklentilerinizi karşılayamamaktan korkuyor olabilir”

Psikolog Samantha Rodman bu konu ile ilgili olarak “ Sizi seviyor olabilir, hatta size aşık bile olabilir ancak sizin ihtiyaçlarınızı ve beklentilerinizi karşılayamamaktan korkuyor olabilir” diyor.

“Bağlanma sorununun” kökleri korkulara, inançlara hatta kişinin aile hayatında veya daha önceki ilişkilerinde yaşadığı kötü tecrübelere dayanıyor olabilir. (Örneğin çocukluğunda anne ile babasının kavgalı bir boşanma yaşamasına tanık olmuş olabilir)

Unutmamak gereken bir başka detay ise her insanın nihai amacının uzun bir ilişki olmadığı.

“Bir ilişkinin içinde sıkışıp kalmaktan korkuyor veya büyük kararlar vermekte zorlanıyor olabilirler” diyor psikolog Ryan Howes ve ekliyor; “ Belki de geçmişte kendileri ile uyumlu olmayan insanlarla ilişki yaşamışlardır veya ilişkileri beklemedikleri bir şekilde aniden bitmiş, bu yüzden de kendilerini reddedilmiş hissetmişlerdir”. Howes bu konu hakkındaki düşüncelerini “Tipik olarak bağlanmakta korkan insanlarda geçmişten gelen bir korku vardır ve bu korku genel olarak ilişkilerinin bitmesine sebep olur” diyerek özetliyor.

“Eğer biri bağlanma sorunları olduğunu söylüyorsa ona inanmalısınız”

Bir başka olasılık ise karşınızdaki kişinin size karşı olan ilgisini kaybettiği ve “bağlanma sorunlarını” ilişkinizi sonlandırmak için kullanıyor olması. Bu gerekçe gerçek olsa da olmasa da bunu görüştüğünüz kişinin artık sizinle bir ilişki yaşamak istemediğine dair bir sinyal olarak algılamalısınız.

“Eğer biri bağlanma sorunları olduğunu söylüyorsa ona inanmalısınız. Bazı insanlar bunu ciddiye almıyor ve bir süre sonra karşılarındaki kişinin istediğinin evlilik veya beraber yaşamak olmadığını fark edince hayal kırıklığına uğruyor” diyor Rodman.

Bağlanmaktan korkan insanlar bazen size karışık sinyaller verebilirler. İlişkinizin bir sonraki adımının ne olduğunu konuştuğunuzda farklı cevaplar verdiğini hissedebilirsiniz. Tahminen sizinle bir sene sonrası için tatil planı yapmayacaklardır. Bazen arkadaşları etrafında geçirdiğiniz zamanı bile kısıtlayabilirler ki ilişkiniz biterse arkadaşlarına çok bağlanmış olmayın.

“Bağlanma sorunu olan insanlar bağımsız yaşamayı ve kendi kendine yetmeyi iyi öğrenmiştir

Howes bağlanma sorunu olan insanların kavgadan kaçınmak için sorunların kendi kendisini çözmesini beklediğini, fakat aynı zamanda da bağlanmaktan korktukları için ilişkiyi bitirmeye hazır olduklarını ifade ediyor. “İçlerinde sürekli çatışıyorlar” diyor Howes.

Rodman ise “Bağlanma sorunu olan insanlar bağımsız yaşamayı ve kendi kendine yetmeyi iyi öğrenmiştir. Bu sebepten dolayı partnerlerine açılmaları zor olabilir.” diyor.

Kaynak: t24

Okumaya devam et
Advertisement

TREND