Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Tükenmişlik sendromu tetikte bekliyor

Çalışan kadınları bekleyen en büyük tehlike tükenmişlik sendromu. Önce kariyer basamaklarını bir bir tırmanma telaşı. Otuzlu yaşlarla birlikte evlenip çocuk yapmalıyım telaşı. Ardından hem işte hem de evde mükemmelliği yakalama çabası.
Sonuçta kadınlar tükenmişlik sendromu yaşıyor ve olması gerekenden erken yaşta çalışmayı bırakabiliyor. Uzmanların tavsiyesi ise enerji limitinin bilinmesi ve ona göre davranılması yönünde. Tabii bir de kadınların birazcık kendi ihtiyaçlarına kulak vermesi de var…

Çocuğu olmayan çalışan kadınların çocuk sahibi olmak için biyolojik saat ile kariyer planlaması arasında sıkışıp kalmaları, çocuğun kariyerlerine zarar vermesi endişeleri, iş, eş ve çocuklar arasında dengeyi kuramama korkusu, günümüz dünyasında çalışan kadının en büyük kabusu. Tüm bu rollerin çatışmasından kaynaklanan sorunlar nedeniyle tükenmişlik sendromu yaşayan ve rollerine yetişememekten yakınan, suçluluk duyan kadınlar psikologların ve anne baba koçlarının kapısını çalıyorlar.

Anne, eş, çalışan gibi pek çok rolleri olan kadınlar, bu birbirinden farklı ve bazen çatışan rolleri, bir jonglörün eline aldığı topları çevirdiği gibi, en iyi şekilde çevirmeye çalışıyor. Dengeli ve hiç birini yere düşürmeden…

Eskiden evde oturan, çocuk “yapan” ve bakan kadınların artık iş hayatında da aktif rol oynaması, ama diğer taraftan evin sorumluluğunun da büyük ölçüde kadınların üstünde olması, hepsine yetişebilmek için kendilerini aşırı zorlamalarına ve sonuç olarak “tükenmişlik sendromu” yaşamalarına ve mükemmeliyetçi yapıları nedeniyle her iki cephede de mutsuz olmalarına sebep oluyor.

Cleveland Clinic’in yaptığı bir çalışmaya göre, rol çatışmalarının sonucunda; gergin ilişkiler, fiziksel sağlığın bozulması, öfke ve saldırganlık, memnuniyetsizlik-tatminsizlik, endişe-kaygı hali, depresyon, alkolizm baş gösteriyor. Amerika’da alkolizm, rol çatışmalarının önemli bir sonucu çünkü, kadınlar stresi alkolle tedavi etmeyi seçiyorlar. Kadınlar alkolü erkeklerden daha farklı metabolize ediyorlar, etkileri daha hızlı ve daha kolay oluyor.

Çalışan kadınların en çok zorlandıkları konu “iş-eş-çocuk ve ben” dengesini kurmak. Anne baba koçluğu veren Figen Kırca, “İş ve özel yaşam dengesini kurmak için birinden alıp öbürüne koymak gerekmiyor. Bence bu iki hayatı uzlaştırmak lazım. Bir jonglör gibi hayatımızı oluşturan tüm unsurları kontrol altına alıp ustalıkla yönetmeyi bilmemiz lazım. Şikayet edip stresimizi artırmak değil, plan yapıp aksiyon almak önemli. Diğer taraftan, kadın olmak gerçekten zor. Çünkü kadınlar daha detaycı, daha mükemmeliyetçi. Zaten mevcut zor şartların üstüne bir de bunları ekliyor; olan streslerini daha da artırıyorlar. Hele anne olduktan sonra… O zaman da her şeye yetişebilmek için kendilerini parçalıyorlar. Başkası için – ki bu özellikle eşler ve çocuklar oluyor- düşünmeyi, plan yapmayı abartmak da kadınların hayatını zorlaştırıyor. Kontrolü, yeri geldiğinde, elden bırakmayı bilmek yardımcı olabilir” diyor.

Eğitim kariyer derken evlilik yaşı geçiyor

Artık sadece üniversiteden mezun olmak yetmiyor, master, doktora vs derken hayat geçiyor. Artan rekabet nedeniyle kadınlar kendilerini erkek egemen bir hayatta kanıtlamaya çalışıyorlar. Bu nedenle daha çok çalışmak, kendilerini daha çok eğitim almak zorunda hissediyorlar.

Bu sefer, evlilik yaşı geçiyor, paniğe kapılıyor ve bunun çelişkilerini yaşıyorlar. New York Üniversitesi ve Princeton Üniversitesi’nde kadın psikolojisi üzerine araştırmalar yapan Psikolog Feyza Bayraktar, genelde 29 yaşına geldiğinde, kadınların paniğe kapılmaya başladığını söylüyor: “Özellikle ciddi bir ilişkisi yoksa, acilen birini bulmam, evlenmem ve çocuk yapmam lazım diye düşünüyorlar. Dolayısıyla yanlış evlilikler olabiliyor bu dönemde. Doğru eş mi, diye bakmıyorlar, çocuk sahibi olayım diye bakıyorlar. Bu dünyanın her yerinde böyle, giderek boşanmaların artmasının sebebi de bu. Bana son bir senedir gelen 30’lu yaşlarda, bekar, çocuk sahibi olmayı isteyen bir çok insan var; çünkü aynı zamanda kariyer karmaşası yaşıyorlar, kariyerlerinde belli bir noktaya gelmeye çalışırken ’çocuk doğurmam lazım, biyolojik saatim geçiyor’ diye paniğe kapılıyorlar. Ailelerin de ’ne zaman evleniyorsun, bu kadar okumak yetmedi mi’ şeklindeki baskıları insanları iyice kıstırılmış hissettiriyor.”

İş görüşmelerinde sorulan “Çocuk doğurmayı düşünüyor musunuz?” sorusu da işverenin çocuklu kadınlara pek hoş bakmadığının göstergesi. Tüm bunlar nedeniyle kariyer kadınları çocuk yapmayı son ana kadar erteliyorlar. Bayraktar, “Kişi hayatındaki önceliklerin neler olduğunu bilmeli. Kısa, orta ve uzun vade 5, 10, 15 senelik hedefler koymalı, iş ve aile hayatlarında nerede olmak istediğine bakmalı” diyor.

Evli kariyer kadınlarının sorunları ise belki de daha zor, çünkü kadınlar seyahat etmek zorundaysa bu bile bir problem. Bu noktada kadına daha çok sorumluluk düştüğü bir gerçek. Bayraktar, bunu bir örnekle açıklıyor: “Hep şöyle derler, ’çocuğu evde hasta ama kadın burada çalışıyor’, kimse bunu bir adam için söylemez. Çünkü yemek hazırlamak, evin işleriyle uğraşmak kadının işi gibi görüldüğünden, kadının yaptığı her hareket daha fazla sorgulanıyor, anne çok fazla iş seyahatine gittiğinde kötü anne oluyor, ama baba gittiğinde başarılı oluyor.”

Çocuk ve dadı ile ilgili sorunlar işyerinde kadınların kafasını meşgul ediyor. Tam işinin ortasındayken dadıdan gelen ’çocuk yemek yemiyor’ telefonu kadını altüst ediyor. Akşam fazla mesaiye kaldığında, eve yemeğe yetişemediğinde suçluluk duygusuna yeniliyor.

Eşle iletişim kopuyor

İş, ev ve çocuk arasında sıkışan kadının bir süre sonra eşiyle olan iletişimi de kopuyor. İşten eve yorgun bir şekilde gelen kadının yemek hazırlaması, çocukla oynaması, çocuğu yatırması lazım; zaten yorgun olduğu için cinsel hayatı ve iletişimi de bir süre sonra kopmaya başlıyor. Bakımsızlık ve kilo alma da bu dönemde başlıyor.

Figen Kırca, kadınların en çok şikayet ettikleri konunun çocuklarına zaman ayıramamak olduğunu söylüyor: “Bu yoğunlukta, çocuklarına vakit ayıramamaktan şikayet ediyorlar. Bu nedenle işten arta kalan zamanda her şey çocukla ve çocuk için yapılıyor. Bu sefer de eşe zaman ayırmak, onunla başbaşa olmak, paylaşmak geri planda kalıyor. Ve tabii ki kişinin kendisi için bir şeyler yapması neredeyse hiç mümkün değil. Kendi arkadaşlarıyla buluşmak; kendi sevdiği bir faaliyette bulunmak. Bütün bunları unuttuk artık, diyorlar.” Kırca, çalışan anne babalara bu konuda bir farkındalık yaratıp, hayatlarına sarılmalarını ve kontrolü ele almalarını öğütlüyor: “Toplar sizin elinizde; en iyi şekilde çevirecek olan; bu güce sahip olan sizsiniz. Yeter ki ne yaptığınızı bilin, planlayın. Zorluklar hep olacak, ama kendinize inanıp güvenmezseniz aşamazsınız.”

İşteki davranışlarını eve taşıyorlar

Diğer taraftan bir süre sonra kadın iş hayatındaki değerlerini eve taşıyor. Örneğin tıpkı işyerinde olduğu gibi evde de çocuğunu sanki altında çalışanıymış gibi kontrol etmeye, yönetmeye çalışıyor. İşyerindeki düzeni evde kurmaya çalışıyor, bu da onun hayal kırıklığına uğramasına sebep oluyor. Bayraktar, kariyer kadınlarının çocuklarını ve evliliklerini bir proje olarak gördüklerini söylüyor: “Çocukluktan itibaren yok dans dersi, yok tenis kursu çocukların oynayacak zamanları olmuyor; bu da mesleki deformasyonların etkilerinden birisi. Kadınların da kendi çocuklarını proje gibi görüp onu en iyi şekilde yetiştirmek istemelerinin sonucu. Bu babalar için de geçerli, kendi hırslarını çocuklarının üzerine aktarıyorlar.”

Tüm bu sorunlar iş hayatına da yansıyor. Eğer kadın özel hayatında mutsuzsa iş hayatında daha sinirli, daha depresif oluyor, konsantrasyon güçlüğü çekiyor, uyku sorunu yaşıyor ve dolayısıyla işte daha yorgun olan bir kadın profili çiziyor.

Tükenmişlik sendromu başlıyor

Sonuçta kadınlar tükenmişlik sendromu yaşıyor ve olması gerekenden erken yaşta çalışmayı bırakabiliyor. İnsanın enerji limitini bilmesinin ve ona göre davranmasının çok önemli olduğunu söyleyen Bayraktar, “Hepimiz süpermen olamayız, hem çok başarılı bir çalışan, hem çok iyi bir anne, hem çok iyi bir eş, hem de çok iyi bir evlat… bu imkansız; her şeyde çok iyi ve en iyi olamazsınız. Herkesin bir limiti var, hem psikolojik hem fizyolojik. Ve başkalarının isteklerine göre davranırsanız kendi ihtiyaçlarınızı unutursunuz. Kadınların birazcık kendi ihtiyaçlarına kulak vermesi gerekiyor.”

Bu konuda babalara büyük görev düşüyor, tabii işyerleri de “evlenir, çocuk doğurur, verimli olamaz gibi” önyargılardan arınmalı. Rolleri dengede tutmak için de uzmanlar kadınlara programlar yapmalarını öneriyorlar. Örneğin bu hafta ailece yürüyüş yapalım veya arkadaşlara vakit ayıralım gibi. Tabii insanların tek başına zaman geçirmeye ihtiyaçları olduğu da unutulmamalı.

Ne yapmalı?

Profesyonel ve kişisel hedeflerinizi belirleyin. Periyodik olarak kendi kendinize şunu sorun: “Eğer şu anda başıma çok kötü bir şey gelirse, yaşadığım hayatta pişmanlık duyacağım bir şey var mı?”

-Önceliklerinizi belirleyin. Aileniz için zaman ayırın (okul gösterilerine ve spor aktivitelerine gidin, ailece seyahat edin) ve kendinize de dikkat edin (doğru düzgün beslenin, egzersiz yapın, uyuyun)

Kendinize sürekli eleştirip, yüklenmeyin. “Ben iyi bir anne değilim, iyi bir eş değilim, ben yeterince iyi değilim” duygusundan kurtulup, “ben şunları şunları başardım hayatta ve elimden gelenin en iyisini yapıyorum” gibi bir bakışı açısı insanı rahatlatacaktır. Biraz kendimize kredi verip ödüllendirmek gerek.

-Kendinize zaman ayırın. Bunun içinde haftalık bir program çizelgesi sıralanabilir.

-Çiftlerin hobi sahibi olması önemli. Kişi kendini işyeri ve ev dışında yeni bir sosyal çevrede bulursa tatmin olacaktır.

-Koşturmacalı hayattan sıyrılıp, şöyle döngüden çıkıp ben neyim, ne yapıyorum diye bakmalı. Ve tabii nerelerde zaafa uğradıklarını ve problem yaşayabileceklerini, önlem almazlarsa duvara toslayabileceklerini farketmeliler.

-Zamansızlıktan yakınmak yerine, sahip olduğunumuz bu değerli kaynağı nasıl daha iyi planlayabilir ve kullanabilirim diye bakın. Bir gün içinde nelere vakit harcadığınızı, yeni düzenlemelerle kendiniz ve aileniz için neler yapabileceğinize bakın.

-“İşte iş, evde ev” prensibini uygulamaya çalışın. Çocuklarla geçirdiğiniz zamanda yüzde 100 onlarla olmaya; beynen ve fiziken orada olmaya, işi düşünmemeye gayret edin. Yersiz kaygı ve bunun getirdiği suçluluk duygusu yerine çocuğunuzla ilgili karşılaştığınız zorluklarda kendinize “bu gerçek mi benim yarattığım bir kaygı mı?” diye sorun.

-Biraz da rahat olmayı bilmek lazım. Ne istediğini bilmek, nasıl elde edeceğini planlamak ve bunun dışındaki şeylere biraz kulakları kapatmayı bilmeli. Her zaman, her şey en mükemmel şekilde olmayacak. Bunu kabul etmeli. Olmasa ne olur, yapmasam ne çıkar gibi farklı bakış açılarıyla bakabilmek önemli.

-Mükemmel olmadığınızı ve zaman zaman işinizde ya da evinizde eksiklikler olabileceğini doğal karşılayın.

Organizasyon yeteneği çok önemli
DHL Express Müşteri İlişkilerinden sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Nil Keskin Keleş, aynı zamanda bir anne baba koçu. Bir önceki görevinde 11 ülkeden sorumlu olduğu için sürekli seyahat etmek durumunda kalan ve çocuk planlarını sürekli erteleyen Keleş’in şu anda 2.5 yaşında ikizleri var. İşyerinde de 130 kişiden sorumlu olan Keleş, çalışanlarının gelişimi için önce kariyer koçluğu ardında da ana baba koçluğu eğitimi almış. Şimdi kendi ekibine gruplar halinde haftada 1.5 saat süreyle anne baba koçluğu eğitimleri veren Keleş, “Çalışan anneler evin ve işin organizasyonunu kurmakta zorlanıyor. Bunun içine bir de çocuk girince işler daha da zorlaşıyor. Hem ev, hem aile, hem alışveriş, hem çocuk, hem de eş vs, çalışan annelerin en büyük korkusu organizasyon oluyor. Organizasyon yeteneği ne kadar gelişmişse kişi o kadar rahat ediyor. İşyerinde kişinin aklı evde çocuğunda, dadısında kalınca kişi mutsuz ve başarısız oluyor, depresyona giriyor. Evde bir problem yaşadıklarını çalışanların yüzüne bakarak anlayabiliyorsunuz. Evin içinde organizasyonu iyi olan birisi, işinde de mutlu oluyor, performansı artıyor. Üzerinize fazla yük almak, en iyi anne, en iyi çalışan olacağım demek yanlış.”

Nil Keskin Keleş, doğumdan 3 ay sonra işe başlamış, dadı bulmak için tıpkı işyerine yeni birisini alır gibi mülakatlar yaptığını, dadının referanslarını titizlikle kontrol ettiğini söyleyen Keleş, bir günün nasıl geçtiğini şöyle anlatıyor: “Akşam 6 gibi evde oluyorum, işimle evim 10 dakika -ki bu büyük bir avantaj-, 8.30’a kadar çocuklarla oyun oynuyoruz, dans ediyor, resim yapıyoruz, 8.30’da çocuklar yatıyorlar. Ondan sonra eşimle benim saatim.”

Pek çok kişi ikiz çocuk bakımının zor olduğunu düşünür ama Keleş’in çevresinde ikiz çocuk sahibi olmak isteyen pek çok aile varmış. Keleş, bu durumu “Çünkü aileler iki çocuk istiyorlar, ikiz çocuk sahibi olduklarında ise hamileliği bir kez yaşamış oluyorlar” diyerek açıklıyor.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND