Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Tükenmişlik sendromu tetikte bekliyor

Çalışan kadınları bekleyen en büyük tehlike tükenmişlik sendromu. Önce kariyer basamaklarını bir bir tırmanma telaşı. Otuzlu yaşlarla birlikte evlenip çocuk yapmalıyım telaşı. Ardından hem işte hem de evde mükemmelliği yakalama çabası.
Sonuçta kadınlar tükenmişlik sendromu yaşıyor ve olması gerekenden erken yaşta çalışmayı bırakabiliyor. Uzmanların tavsiyesi ise enerji limitinin bilinmesi ve ona göre davranılması yönünde. Tabii bir de kadınların birazcık kendi ihtiyaçlarına kulak vermesi de var…

Çocuğu olmayan çalışan kadınların çocuk sahibi olmak için biyolojik saat ile kariyer planlaması arasında sıkışıp kalmaları, çocuğun kariyerlerine zarar vermesi endişeleri, iş, eş ve çocuklar arasında dengeyi kuramama korkusu, günümüz dünyasında çalışan kadının en büyük kabusu. Tüm bu rollerin çatışmasından kaynaklanan sorunlar nedeniyle tükenmişlik sendromu yaşayan ve rollerine yetişememekten yakınan, suçluluk duyan kadınlar psikologların ve anne baba koçlarının kapısını çalıyorlar.

Anne, eş, çalışan gibi pek çok rolleri olan kadınlar, bu birbirinden farklı ve bazen çatışan rolleri, bir jonglörün eline aldığı topları çevirdiği gibi, en iyi şekilde çevirmeye çalışıyor. Dengeli ve hiç birini yere düşürmeden…

Eskiden evde oturan, çocuk “yapan” ve bakan kadınların artık iş hayatında da aktif rol oynaması, ama diğer taraftan evin sorumluluğunun da büyük ölçüde kadınların üstünde olması, hepsine yetişebilmek için kendilerini aşırı zorlamalarına ve sonuç olarak “tükenmişlik sendromu” yaşamalarına ve mükemmeliyetçi yapıları nedeniyle her iki cephede de mutsuz olmalarına sebep oluyor.

Cleveland Clinic’in yaptığı bir çalışmaya göre, rol çatışmalarının sonucunda; gergin ilişkiler, fiziksel sağlığın bozulması, öfke ve saldırganlık, memnuniyetsizlik-tatminsizlik, endişe-kaygı hali, depresyon, alkolizm baş gösteriyor. Amerika’da alkolizm, rol çatışmalarının önemli bir sonucu çünkü, kadınlar stresi alkolle tedavi etmeyi seçiyorlar. Kadınlar alkolü erkeklerden daha farklı metabolize ediyorlar, etkileri daha hızlı ve daha kolay oluyor.

Çalışan kadınların en çok zorlandıkları konu “iş-eş-çocuk ve ben” dengesini kurmak. Anne baba koçluğu veren Figen Kırca, “İş ve özel yaşam dengesini kurmak için birinden alıp öbürüne koymak gerekmiyor. Bence bu iki hayatı uzlaştırmak lazım. Bir jonglör gibi hayatımızı oluşturan tüm unsurları kontrol altına alıp ustalıkla yönetmeyi bilmemiz lazım. Şikayet edip stresimizi artırmak değil, plan yapıp aksiyon almak önemli. Diğer taraftan, kadın olmak gerçekten zor. Çünkü kadınlar daha detaycı, daha mükemmeliyetçi. Zaten mevcut zor şartların üstüne bir de bunları ekliyor; olan streslerini daha da artırıyorlar. Hele anne olduktan sonra… O zaman da her şeye yetişebilmek için kendilerini parçalıyorlar. Başkası için – ki bu özellikle eşler ve çocuklar oluyor- düşünmeyi, plan yapmayı abartmak da kadınların hayatını zorlaştırıyor. Kontrolü, yeri geldiğinde, elden bırakmayı bilmek yardımcı olabilir” diyor.

Eğitim kariyer derken evlilik yaşı geçiyor

Artık sadece üniversiteden mezun olmak yetmiyor, master, doktora vs derken hayat geçiyor. Artan rekabet nedeniyle kadınlar kendilerini erkek egemen bir hayatta kanıtlamaya çalışıyorlar. Bu nedenle daha çok çalışmak, kendilerini daha çok eğitim almak zorunda hissediyorlar.

Bu sefer, evlilik yaşı geçiyor, paniğe kapılıyor ve bunun çelişkilerini yaşıyorlar. New York Üniversitesi ve Princeton Üniversitesi’nde kadın psikolojisi üzerine araştırmalar yapan Psikolog Feyza Bayraktar, genelde 29 yaşına geldiğinde, kadınların paniğe kapılmaya başladığını söylüyor: “Özellikle ciddi bir ilişkisi yoksa, acilen birini bulmam, evlenmem ve çocuk yapmam lazım diye düşünüyorlar. Dolayısıyla yanlış evlilikler olabiliyor bu dönemde. Doğru eş mi, diye bakmıyorlar, çocuk sahibi olayım diye bakıyorlar. Bu dünyanın her yerinde böyle, giderek boşanmaların artmasının sebebi de bu. Bana son bir senedir gelen 30’lu yaşlarda, bekar, çocuk sahibi olmayı isteyen bir çok insan var; çünkü aynı zamanda kariyer karmaşası yaşıyorlar, kariyerlerinde belli bir noktaya gelmeye çalışırken ’çocuk doğurmam lazım, biyolojik saatim geçiyor’ diye paniğe kapılıyorlar. Ailelerin de ’ne zaman evleniyorsun, bu kadar okumak yetmedi mi’ şeklindeki baskıları insanları iyice kıstırılmış hissettiriyor.”

İş görüşmelerinde sorulan “Çocuk doğurmayı düşünüyor musunuz?” sorusu da işverenin çocuklu kadınlara pek hoş bakmadığının göstergesi. Tüm bunlar nedeniyle kariyer kadınları çocuk yapmayı son ana kadar erteliyorlar. Bayraktar, “Kişi hayatındaki önceliklerin neler olduğunu bilmeli. Kısa, orta ve uzun vade 5, 10, 15 senelik hedefler koymalı, iş ve aile hayatlarında nerede olmak istediğine bakmalı” diyor.

Evli kariyer kadınlarının sorunları ise belki de daha zor, çünkü kadınlar seyahat etmek zorundaysa bu bile bir problem. Bu noktada kadına daha çok sorumluluk düştüğü bir gerçek. Bayraktar, bunu bir örnekle açıklıyor: “Hep şöyle derler, ’çocuğu evde hasta ama kadın burada çalışıyor’, kimse bunu bir adam için söylemez. Çünkü yemek hazırlamak, evin işleriyle uğraşmak kadının işi gibi görüldüğünden, kadının yaptığı her hareket daha fazla sorgulanıyor, anne çok fazla iş seyahatine gittiğinde kötü anne oluyor, ama baba gittiğinde başarılı oluyor.”

Çocuk ve dadı ile ilgili sorunlar işyerinde kadınların kafasını meşgul ediyor. Tam işinin ortasındayken dadıdan gelen ’çocuk yemek yemiyor’ telefonu kadını altüst ediyor. Akşam fazla mesaiye kaldığında, eve yemeğe yetişemediğinde suçluluk duygusuna yeniliyor.

Eşle iletişim kopuyor

İş, ev ve çocuk arasında sıkışan kadının bir süre sonra eşiyle olan iletişimi de kopuyor. İşten eve yorgun bir şekilde gelen kadının yemek hazırlaması, çocukla oynaması, çocuğu yatırması lazım; zaten yorgun olduğu için cinsel hayatı ve iletişimi de bir süre sonra kopmaya başlıyor. Bakımsızlık ve kilo alma da bu dönemde başlıyor.

Figen Kırca, kadınların en çok şikayet ettikleri konunun çocuklarına zaman ayıramamak olduğunu söylüyor: “Bu yoğunlukta, çocuklarına vakit ayıramamaktan şikayet ediyorlar. Bu nedenle işten arta kalan zamanda her şey çocukla ve çocuk için yapılıyor. Bu sefer de eşe zaman ayırmak, onunla başbaşa olmak, paylaşmak geri planda kalıyor. Ve tabii ki kişinin kendisi için bir şeyler yapması neredeyse hiç mümkün değil. Kendi arkadaşlarıyla buluşmak; kendi sevdiği bir faaliyette bulunmak. Bütün bunları unuttuk artık, diyorlar.” Kırca, çalışan anne babalara bu konuda bir farkındalık yaratıp, hayatlarına sarılmalarını ve kontrolü ele almalarını öğütlüyor: “Toplar sizin elinizde; en iyi şekilde çevirecek olan; bu güce sahip olan sizsiniz. Yeter ki ne yaptığınızı bilin, planlayın. Zorluklar hep olacak, ama kendinize inanıp güvenmezseniz aşamazsınız.”

İşteki davranışlarını eve taşıyorlar

Diğer taraftan bir süre sonra kadın iş hayatındaki değerlerini eve taşıyor. Örneğin tıpkı işyerinde olduğu gibi evde de çocuğunu sanki altında çalışanıymış gibi kontrol etmeye, yönetmeye çalışıyor. İşyerindeki düzeni evde kurmaya çalışıyor, bu da onun hayal kırıklığına uğramasına sebep oluyor. Bayraktar, kariyer kadınlarının çocuklarını ve evliliklerini bir proje olarak gördüklerini söylüyor: “Çocukluktan itibaren yok dans dersi, yok tenis kursu çocukların oynayacak zamanları olmuyor; bu da mesleki deformasyonların etkilerinden birisi. Kadınların da kendi çocuklarını proje gibi görüp onu en iyi şekilde yetiştirmek istemelerinin sonucu. Bu babalar için de geçerli, kendi hırslarını çocuklarının üzerine aktarıyorlar.”

Tüm bu sorunlar iş hayatına da yansıyor. Eğer kadın özel hayatında mutsuzsa iş hayatında daha sinirli, daha depresif oluyor, konsantrasyon güçlüğü çekiyor, uyku sorunu yaşıyor ve dolayısıyla işte daha yorgun olan bir kadın profili çiziyor.

Tükenmişlik sendromu başlıyor

Sonuçta kadınlar tükenmişlik sendromu yaşıyor ve olması gerekenden erken yaşta çalışmayı bırakabiliyor. İnsanın enerji limitini bilmesinin ve ona göre davranmasının çok önemli olduğunu söyleyen Bayraktar, “Hepimiz süpermen olamayız, hem çok başarılı bir çalışan, hem çok iyi bir anne, hem çok iyi bir eş, hem de çok iyi bir evlat… bu imkansız; her şeyde çok iyi ve en iyi olamazsınız. Herkesin bir limiti var, hem psikolojik hem fizyolojik. Ve başkalarının isteklerine göre davranırsanız kendi ihtiyaçlarınızı unutursunuz. Kadınların birazcık kendi ihtiyaçlarına kulak vermesi gerekiyor.”

Bu konuda babalara büyük görev düşüyor, tabii işyerleri de “evlenir, çocuk doğurur, verimli olamaz gibi” önyargılardan arınmalı. Rolleri dengede tutmak için de uzmanlar kadınlara programlar yapmalarını öneriyorlar. Örneğin bu hafta ailece yürüyüş yapalım veya arkadaşlara vakit ayıralım gibi. Tabii insanların tek başına zaman geçirmeye ihtiyaçları olduğu da unutulmamalı.

Ne yapmalı?

Profesyonel ve kişisel hedeflerinizi belirleyin. Periyodik olarak kendi kendinize şunu sorun: “Eğer şu anda başıma çok kötü bir şey gelirse, yaşadığım hayatta pişmanlık duyacağım bir şey var mı?”

-Önceliklerinizi belirleyin. Aileniz için zaman ayırın (okul gösterilerine ve spor aktivitelerine gidin, ailece seyahat edin) ve kendinize de dikkat edin (doğru düzgün beslenin, egzersiz yapın, uyuyun)

Kendinize sürekli eleştirip, yüklenmeyin. “Ben iyi bir anne değilim, iyi bir eş değilim, ben yeterince iyi değilim” duygusundan kurtulup, “ben şunları şunları başardım hayatta ve elimden gelenin en iyisini yapıyorum” gibi bir bakışı açısı insanı rahatlatacaktır. Biraz kendimize kredi verip ödüllendirmek gerek.

-Kendinize zaman ayırın. Bunun içinde haftalık bir program çizelgesi sıralanabilir.

-Çiftlerin hobi sahibi olması önemli. Kişi kendini işyeri ve ev dışında yeni bir sosyal çevrede bulursa tatmin olacaktır.

-Koşturmacalı hayattan sıyrılıp, şöyle döngüden çıkıp ben neyim, ne yapıyorum diye bakmalı. Ve tabii nerelerde zaafa uğradıklarını ve problem yaşayabileceklerini, önlem almazlarsa duvara toslayabileceklerini farketmeliler.

-Zamansızlıktan yakınmak yerine, sahip olduğunumuz bu değerli kaynağı nasıl daha iyi planlayabilir ve kullanabilirim diye bakın. Bir gün içinde nelere vakit harcadığınızı, yeni düzenlemelerle kendiniz ve aileniz için neler yapabileceğinize bakın.

-“İşte iş, evde ev” prensibini uygulamaya çalışın. Çocuklarla geçirdiğiniz zamanda yüzde 100 onlarla olmaya; beynen ve fiziken orada olmaya, işi düşünmemeye gayret edin. Yersiz kaygı ve bunun getirdiği suçluluk duygusu yerine çocuğunuzla ilgili karşılaştığınız zorluklarda kendinize “bu gerçek mi benim yarattığım bir kaygı mı?” diye sorun.

-Biraz da rahat olmayı bilmek lazım. Ne istediğini bilmek, nasıl elde edeceğini planlamak ve bunun dışındaki şeylere biraz kulakları kapatmayı bilmeli. Her zaman, her şey en mükemmel şekilde olmayacak. Bunu kabul etmeli. Olmasa ne olur, yapmasam ne çıkar gibi farklı bakış açılarıyla bakabilmek önemli.

-Mükemmel olmadığınızı ve zaman zaman işinizde ya da evinizde eksiklikler olabileceğini doğal karşılayın.

Organizasyon yeteneği çok önemli
DHL Express Müşteri İlişkilerinden sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Nil Keskin Keleş, aynı zamanda bir anne baba koçu. Bir önceki görevinde 11 ülkeden sorumlu olduğu için sürekli seyahat etmek durumunda kalan ve çocuk planlarını sürekli erteleyen Keleş’in şu anda 2.5 yaşında ikizleri var. İşyerinde de 130 kişiden sorumlu olan Keleş, çalışanlarının gelişimi için önce kariyer koçluğu ardında da ana baba koçluğu eğitimi almış. Şimdi kendi ekibine gruplar halinde haftada 1.5 saat süreyle anne baba koçluğu eğitimleri veren Keleş, “Çalışan anneler evin ve işin organizasyonunu kurmakta zorlanıyor. Bunun içine bir de çocuk girince işler daha da zorlaşıyor. Hem ev, hem aile, hem alışveriş, hem çocuk, hem de eş vs, çalışan annelerin en büyük korkusu organizasyon oluyor. Organizasyon yeteneği ne kadar gelişmişse kişi o kadar rahat ediyor. İşyerinde kişinin aklı evde çocuğunda, dadısında kalınca kişi mutsuz ve başarısız oluyor, depresyona giriyor. Evde bir problem yaşadıklarını çalışanların yüzüne bakarak anlayabiliyorsunuz. Evin içinde organizasyonu iyi olan birisi, işinde de mutlu oluyor, performansı artıyor. Üzerinize fazla yük almak, en iyi anne, en iyi çalışan olacağım demek yanlış.”

Nil Keskin Keleş, doğumdan 3 ay sonra işe başlamış, dadı bulmak için tıpkı işyerine yeni birisini alır gibi mülakatlar yaptığını, dadının referanslarını titizlikle kontrol ettiğini söyleyen Keleş, bir günün nasıl geçtiğini şöyle anlatıyor: “Akşam 6 gibi evde oluyorum, işimle evim 10 dakika -ki bu büyük bir avantaj-, 8.30’a kadar çocuklarla oyun oynuyoruz, dans ediyor, resim yapıyoruz, 8.30’da çocuklar yatıyorlar. Ondan sonra eşimle benim saatim.”

Pek çok kişi ikiz çocuk bakımının zor olduğunu düşünür ama Keleş’in çevresinde ikiz çocuk sahibi olmak isteyen pek çok aile varmış. Keleş, bu durumu “Çünkü aileler iki çocuk istiyorlar, ikiz çocuk sahibi olduklarında ise hamileliği bir kez yaşamış oluyorlar” diyerek açıklıyor.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND