Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

‘Tükenmişlik sendromu’ belirtileri ve çözüm yolları

Tükenmişlik sendromu vücutta aşırı yorgunluk hissi ve mutsuzluk gibi belirtilerle kendini gösteren bir nevi bitkinlik, bıkkınlık halidir. Bu durum kişinin iş ve aile hayatında bir takım sorunları da beraberinde getirebilir. İşte tükenmişlik sendromunun diğer belirtileri ve çözüm önerileri…

tükenmişlik sendromu nasıl aşılır, tükenmişlik sendromu nasıl anlaşılır, sendromlar
Tükenmişlik sendromu vücutta aşırı yorgunluk hissi ve mutsuzluk gibi belirtilerle kendini gösteren bir nevi bitkinlik, bıkkınlık halidir.  Bu durum kişinin iş ve aile hayatında bir takım sorunları da beraberinde getirebilir. İşte tükenmişlik sendromunun diğer belirtileri ve çözüm önerileri…
Tükenmişlik sendromu yaşadığınızın 10 göstergesi ve çözüm önerileri

Tükenmişlik sendromu nedir?

Günümüzün stresli ve yoğun iş ortamlarında çalışan bireylerin bir çoğu, erken yaşlarda tükenmişlik sendromu  problemiyle baş etmeye çalışmak durumunda kalıyor. American Psychological Assosiation (APA) ya da Türkçe adıyla Amerikan Psikoloji Derneği’ne göre tükenmişlik sendromu “Geniş bir zaman diliminde kişinin bitkin düşmesi, etrafındaki olaylara ve gelişmelere olan ilgisinin azalması ve bunlara bağlı olarak performans düşüklüğü yaşaması.” olarak tanımlanıyor.

APA Psychologically Healthy Workplace Programı Başkanı Dr. Ballard bizim için tükenmişlik sendromu  yaşıyor olabileceğimizi gösteren 10 semptomu şu şekilde belirtiyor;

1. Kendinizi aşırı derecede yorgun hissediyorsanız

Tükenmişlik sendromunun en açık işaretlerinden biri, bireyin kendisini devamlı yorgun hissetmesidir. Yorgunluk duygusal, zihinsel ya da fiziksel olabilir. Bahsedilen anlamıyla, aslında sürekli olarak duyumsanan enerji eksikliği ve tükenmiş hissi olarak da tanımlama yapmak mümkün.

2. Motivasyon eksikliğiniz varsa

Artık hiçbir şey için heyecanlı ve hevesli hissetmiyorsanız veya mesleğiniz için hiçbir içsel motivasyonunuz kalmamışsa, büyük ihtimalle tükenmişlik sendromu yaşıyorsunuz.

3. Hüsran, kötümserlik, alaycılık gibi negatif duygular geliştiriyorsanız

Yaptığınız işin kimse için bir anlam ifade etmediğini düşünüyor olabilirsiniz. Ya da işle ilgili her konuda genel bir hayal kırıklığı ve hüsran yaşadığınızı hissediyor olabilirsiniz. Genel olarak daha kötümser olduğunuzu fark etmiş de olabilirsiniz. Her ne kadar bütün insanlar zaman zaman negatif duygular hissediyor olsa da, bunlar sizi alışkın olduğunuz karakterinizden çok başka bir çizgiye taşımaya başladığında işin rengi değişir.

4. Zihinsel süreçlerinizde problemler yaşıyorsanız

Tükenmişlik sendromu  ve kronik stres, konsantrasyon ve algıda seçicilik gibi zihinsel becerilerinizi baltalar. Strese girdiğimizde dikkatimiz odağımızı tehdit olarak algıladığımız negatif unsurlara kilitler ve böylece söz konusu problemle etkili bir şekilde mücadele edebilmemizi sağlar. Ama bu, kısa vade için tasarlanmış bir mekanizmadır ve uzun vadeye yayılırsa istenmeyen sonuçlar ortaya çıkar. Dr. Ballard’a göre “Vücudumuz ve beynimiz bir tehdit algıladığında kısa süreli mücadeleler vermeye ve sorun çözüldüğünde normal fonksiyonuna dönmeye programlanmıştır. Stres uzun vadeye yayıldığında bu sınırlandırılmış odak kronikleşir ve sonuç olarak etrafımızdaki diğer unsurlara dikkatimizi vermemiz zorlaşır.” Unutkanlık yaşamanızın sebebi de bu olabilir.

 5. Kendinizi mesleki performansınız konusunda yetersiz hissediyorsanız

Eğer yaşadığınız şeyin tükenmişlik sendromu olup olmadığı konusunda emin olamıyorsanız, şimdiki performansınızla geçmiş yıllardaki performansınızı kıyaslayın. Tükenmişlik sendromu  uzun bir süreçte gerçekleştiği için performans tablolarınıza uzun vadeli bakmanız gerekebilir. Bu yöntemle geçici bir durgunluk mu yoksa kronik bir yıpranmışlık mı yaşadığınızı anlayabilirsiniz.

6. Sosyal ilişkilerinizde problemler yaşıyorsanız

Çevrenizdeki insanlarla daha fazla çatışma yaşıyorsanız ya da iş arkadaşlarınızla ve ailenizle olan iletişiminizi minimuma indirdiyseniz, bu durumun sebebi tükenmişlik sendromu olabilir. Bazen ailenizle bir aradayken, yani fiziksel olarak oradayken bile aslında orada olmadığınızı, konuşulanları dinleyemediğinizi fark edebilirsiniz.

7. Kötü alışkanlıklar edindiyseniz

Tükenmişlik sendromu  yaşayan insanların çoğu bununla baş etmek için sağlıksız yollara başvurur: Alkolü arttırmak, sigara içmek, hareketsizlik, çok fazla abur cubur yemek, yeterli beslenmemek ya da yeteri kadar uyumamak. Uyuyabilmek için uyku ilaçlarına başvurmak ya da uyanık kalabilmek için çok fazla kahve içmek de listeye eklenebilir.

8. İş yerinde değilken bile işle ilgili düşünceler zihninizi sürekli meşgul ediyorsa

Burada fazla açıklamaya gerek yok. Dr. Ballard, herhangi bir anda -çalışmıyor olsanız bile- zihinsel enerjinizin işinizle ilgili konulara takılıp kalmasından söz ediyor.

9. İş ve hayat tatmininiz genel itibariyle düşmüşse

İş ve hayat tatminde düşüş, genel olarak yaşamınızdan duyduğunuz mutluluğun ve memnuniyetin azalmasını ifade eder. Dr. Ballard evdeki ve bağlı bulunduğunuz sosyal çevrenizdeki olaylarla ilgili memnuniyetsiz ve hatta kapana kısılmış gibi hissedebileceğinizi söylüyor.

10. Belirgin sağlık problemleri yaşıyorsanız

Uzun bir süre boyunca yaşanan kronik stresin ciddi sağlık problemleri yaratması hiç de şaşırtıcı değil. Sindirim problemleri, kalp hastalıkları, depresyon ve obezite bu hastalıkların en yaygınları.

Tükenmişlik sendromuyla nasıl başa çıkılır?

Eğer yukarıdaki semptomları kendinizde görüyorsanız Dr. Ballard’ın aşağıda derlediğimiz önerilerini değerlendirebilirsiniz.

Kendinize rahatlamak için zaman tanıyın

Meditasyon, müzik dinlemek, kitap okumak, yürüyüşe çıkmak ya da dostlarınızla görüşmek… Sizi gerçekten rahatlatıp iyi hissettiren şeyleri bulun ve bunun için kendinize zaman ayırın.

Aktif bir yaşamı benimseyin

İş dışında tutkuyla yapabileceğiniz, sizi dürtüleyecek ve harekete geçirecek bir şeyler bulun. Hobi, spor, fitness hedefi ya da gönüllü aktiviteler… Burada da amaç rahatlamada olduğu gibi zihninizi işle ilgili düşüncelerden uzaklaştırmak. 

Teknolojik cihazlardan uzaklaşın

İletişim teknolojileri verimliliği teşvik eder; ama öte yandan her biri aile hayatını, tatillerinizi ve sosyal hayatınız tehdit eden birer stres unsurudur. Kendinize teknolojik cihaz kullanımıyla ilgili sınırlar koyun ve akşam yemeklerinizde, tatillerde ya da kendinize ayırdığınız diğer zamanlarda cep telefonunuzu kapatın. E-maillerinizi kontrol etmek için zaman dilimleri belirleyin.

Uykunuzu iyi alın

Araştırmalar 6 saatten az uyumanın sağlığımız için ciddi riskler oluşturduğunu doğruluyor. Halsizlik, motivasyon düşüklüğü, hassasiyet artışı ve zihinsel fonksiyonlarda zayıflama en çok gözlenen belirtiler arasında. Kaliteli bir uyku hafızanızı geliştirir ve kronik stres ile mücadelenizi kolaylaştırır.

Tükenmişlik sendromu  yaşayan insanlar sıklıkla bir şeyleri unutmaktan, ciddi hatalar yapmaktan korkup endişelenirler. Bunun sonucu olarak da uykusuzluk çekebilirler. Organize olun, zihninizi olabildiğince ferah tutun ve soğukkanlı olmaya çalışarak önceliklerinizi belirleyin. 

Sağlığınıza dikkat edin

Çok fazla stres altında olma baş ağrısı, gergin omuzlar, tutulmuş bir boyun veya sindirim sistemi rahatsızlıklarına sebep olabilir. Zihin sağlığı açısından ise yıpranmışlık depresyonu tetikleyen bir unsur. Eğer yaşadığınız durumun ciddi olduğunu ve kötüye gittiğini düşünüyorsanız, profesyonel yardım almanızda fayda olabilir. Bir psikologla bu durum hakkında konuşmak, aile bireylerinden veya arkadaşlardan alınan tavsiyelerden daha verimli olacaktır.

Sorumluluklarınızın bilincinde olun

Dr. Ballard’a göre yıpranmışlık bazen içsel bazense harici faktörlerle tetiklenir. Canınızı sıkıp sizi yoran unsurları net olarak belirleyebilirseniz içsel kaynaklarınızı koruyabilir, motivasyonunuzu yüksek tutabilir ve iş yerinde performansınızı arttırabilirsiniz.

Kaynak: www.uplifers.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Daha az çalış, daha çok kazan!

verimlilik, verimli çalışma, üretkenlik, maaş, john maynard keynes, iş hayatı, çalışma saatleri

Verimlilik denince kimilerinin aklına çok çalışmak geliyor. Kimileri ise az çalışmanın verimi artırdığını düşünüyor. Peki, sizce hangisi doğru?

Haftada 15 Saatlik Çalışmaya Ne Oldu?

1930’da, ekonomist John Maynard Keynes teknolojik değişimin ve verimlilik artışının, en sonunda bizi haftada 15 saatlik bir çalışma tablosuna ulaştıracağını öngördü. Fakat son birkaç on yıldaki önemli verimlilik kazancına rağmen, haftada hala ortalama 40 saat çalışıyoruz.

Keynes’in mantığına göre ‘az iş, çok üretim’ ile (daha verimli olmak olarak da bilinir), tüm ihtiyaçlarımız daha az çalışma ile karşılanabilir ve bize daha fazla boş zaman kalabilirdi. Fakat Keynes’in zamanından bu yana araştırma ve veriler ortaya koyuyor ki şirketler verimliliğin yararlarını kendileri için sakladılar.

Yaşadığı zaman zarfında Keynes, otomatik fabrikaların, seri üretimin ve daha büyük ölçüde elektriğin, buharın ve kömürün kullanımının artışına şahitlik etti ve 1919’dan 1925’e kadar Amerika Birleşik Devletleri’nde fabrika üretimlerinin %40 oranında arttığını yazdı. Bu üretkenlik artışı, yüksek yaşam standartlarına imkân sağladı ve iş dünyasını kökten değiştirdi. Gelecek teknolojilerin bir kez daha aynı şeyi yapabileceğini tahmin etmek, Keynes için pek de zor değildi.   

Bir Verimlilik Patlaması   

Bir çalışmaya göre, 1970’den bu yana, ‘ofis tabanlı sektörlerde’ verimlilik, neredeyse sadece bilgi işlem gücü sayesinde %84 oranında arttı. Diğer bir değişle, 1970’de bir ofis çalışanın 5 saatini aldığı bir işi, bugün bir ofis çalışanı 1 saatte yapabilmekte. 1970’de bir günlük tam mesai, şu an 1,5 saatte tamamlanabiliyor.

Şu an, Keynes’in hayal ettiğinin iki katı üretkeniz. Dijital devrim, her bir işçinin yapabileceği iş miktarını önemli ölçüde arttırdı.

Tarım dâhil yeni teknolojiden en çok yararlanan endüstriler, sadece 1993’ten 2004’e kadarki teknoloji patlamasının en yüksek olduğu dönemde, verimlilikte %46 artış kaydetti. Tarım teknolojisindeki devrim bu ‘verimlilik patlamasının’ temel nedeniydi.

Hukuk endüstrisinde, ‘kâğıtsız’ bir ofis fikri en büyük hukuk firmalarında internetin hayatımıza girdiği 1990’ların sonundan itibaren verimliliği önemli ölçüde arttırdı. Günümüzde büyük hukuk firmaları, bulut bilgi işlem, belge yönetim sistemleri ve hatta ilkel yapay zekâ gibi yeni teknolojilere yatırım yapmaktalar. İlkel yapay zekâlar, firmaların büyük belgeleri ve veri setlerini hızlı analiz etmesine imkân sunarak tamamen değişim sağlayabilir.

Hatta bir rapor, tüm bu teknoloji sayesinde, yeni mezun bir hukuk öğrencisinin, hukuk firmasında on yıllık tecrübesi olan birinden daha üretken olduğunu ve bu oranın yeni mezunların %80’ini kapsadığını ortaya çıkardı. Diğer bir deyişle teknoloji, üretkenliği o kadar hızlı arttırıyor ki bu gerçek iş tecrübesinin getirdiği verimliliği geride bırakıyor.

Durağan Çalışma Saatleri

Fakat bu önemli verimlilik kazanımları çalışma saatlerini daha aza indirmiyor. Bunun nedeni ise kısmen politik kısmen de ekonomiktir.

Verimlilik kazanımları, çalışma saatlerini azaltmak yerine, daha büyük verimlilik kazanımına dair talepleri doğurdu. Mesela; Malcolm Turnbull ve Bill Shorten ‘Çok verimlilik, daha fazla işe ve daha fazla maaşa öncüdür’ konusunda hemfikirdi. Diğer taraftan Keynes, daha az işin, daha az çalışma saatinin ama tam tersine daha yüksek maaşın olduğu bir ekonomi öngördü.

Ekonomik boyutta, verimlilik kazanımları çoğu şirketin üst düzeyleri tarafından ele geçirildi. İşçi maaşlarındaki ücret artışı yatay seyrederken, CEO maaşları yıllar içerisinde müthiş artmış; ancak son dönemde duraksamıştır. Ekonomik Politika Enstitüsü’nün bir raporu, 1978’den bu yana CEO maaşlarının, normal maaşların yalnızca %10.2 artışı ile karşılaştırıldığında %937 arttığını ortaya çıkardı. Diğer bir deyişle, üretkenliğin yararları direkt şirketin üst tabakasına hizmet etmiştir.

Birçok endüstri şirketi verimlilikteki iyileşmeleri, yaptıkları iş miktarını arttırarak daha çok büyümek için kullandılar. Örneğin, 1990’ların teknoloji patlamasının sonuna kadar, Avustralya dünyanın en büyük 40 hukuk firmasından 6’sına sahipti. Muhasebe alanında, dört büyük muhasebe firması, çalışanlarının ölesiye çalıştırıldıkları söylendiği halde, 2010’larda gelirlerinde rekor kıran artışlar elde ettiler.

Artan verimliliğin yararlarını daha da arttırmaya yönelik müzakerede bulunacaklarına, politikacı ve iş adamlarımız verimliliğimizdeki hızlı artışın getirdiği kayıp fırsatları tartışmaya başlamalılar. Avusturya, madencilik sektöründeki  artışı vergiye tabi tutma fırsatını kaçırdığı gibi, 1990’lar ve 2000’lerin başındaki verimlilik patlamasından kaynaklanan çalışma saatlerindeki düşüş fırsatını da kaçırıyor. Önümüzde, yapay zeka ve robotlar gibi gerçekliklerin belirmesinden ve insanların geleceğin teknolojisine dair çizilen ütopyaları yeniden dillendirmeye başlamasından dolayı bizler, geçmişteki ekonomi gerçekleriyle başa çıkmalıyız. Teknoloji, bizi özgürleşmenin çok ötesinde, aynı çalışma saatlerine mahkûm etmek ve sadece toplumun üst kesimine hizmet için kullanılıyor.

Düzgün bir şekilde tasarlanması gereken yeni teknoloji, bize bugüne kadar sunduğundan daha fazla boş vakit sunmalı. Fakat bunu yapmak için, verimlilikteki artış direkt olarak maaş zammına ve çalışma saatlerine bağlanmalı. Verimlilikteki artış ya artan maaşlarla ya da aynı maaş seviyesinde çalışma saatlerinin azalmasıyla karşılanmalı. Bunda başarısız olunursa, bir avuç kişi, giderek daha zor şartlar altında çalışan diğer pek çok kişinin sırtından geçinmeye devam edecektir.

Yazar: Tolga Can
Kaynak:  www.evrimagaci.org

Okumaya devam et

MAKALE

En sıradışı mülakat sorularını duymaya hazır mısınız?

sıradışı mülakat soruları, mülakat, Manşet, işe alım süreçleri, iş hayatı, iş başvurusu

Mülakatlar başlı başına heyecan ve stres kaynağıdır. En iyi bildiğimiz konular hakkında bile çuvalladığımız anlar olmuştur. Peki, bir de buna sıradışı mülakat soruları eklenirse? İşte iş mülakatında sorulan en ilginç sorular…

İş mülakatında sorulan en ilginç sorular

Herkes hayatında ilginç sorularla karşılaşmıştır. Ama bunlara iş mülakatları sırasında maruz kalırsanız ne olur?

İş mülakatları uygun adayı bulmak için olduğu kadar uygun olmayanları elemek içindir de. İstediğiniz kadar hazırlanın, mülakatta hiç beklemediğiniz, sorularla karşılaşabilirsiniz.

Bunlara iyi örnekler bulmak için tecrübe paylaşım sitesi Quora’ya başvurduk.

Hangi dizi?

Adam Newman’a mülakatta “Bir cesedi nasıl saklarsınız?”, “Görme engelli bir insan için nasıl baharat rafı yaparsınız?” ve “South Park dizisinin en sevdiğiniz bölümü hangisi?” gibi sorular sorulmuş. Hepsi de aynı mülakat sırasında.

Hangi sebze?

Bilgisayar oyunları sektöründe yöneticilik yapan Keith Boesky, yazın çalışmak için bir avukatlık firmasına başvuru yapmış. Mülakatta kendisine sorulan sorular arasında “Dünyaya sebze olarak gelseydiniz hangi sebzeyi seçerdiniz?” sorusu da varmış.

Moda sorunu

Somya Tiwari ise “Moda hakkında ne düşünüyorsunuz?” sorusuyla karşılaşmış. Tiwari, “Tekstil alanındaki bir iş başvurusu için yerinde bir soru; ama benim mesleğim bilgisayar programcılığı ve o alanda bir iş için başvuru yapmıştım” diye anlatıyor şaşkınlığını.

Bekleme odası

Bazıları açısından ise mülakat bekleme odasında başlıyor. İşletme sahibi Fernando Guiterrez, yaptığı bir iş başvurusunun mülakatı için bir saat bekletildikten sonra sekreter yanına yaklaşıp “15 dakika daha bekler misiniz?” diye soruyor.

Guiterrez, uçağa yetişmesi gerektiğini söyleyerek odadan çıkmak üzere harekete geçtiğinde sekreter çok şaşırıyor. “Patronu çabuk kızmasıyla tanınıyormuş ve insanlar bu yüzden ona pek karşı çıkamıyormuş. Sanırım kendisinden korkmayan birini işe alma fikri hoşuna gitti. Beni geri çağırıp işe aldığını söyledi” diye anlatıyor Guiterrez.

Doğum kontrol yöntemi

Uzun zaman önce üniversiteyi yeni bitirip ilk işi için mülakata giden Dianne Felder’a sorulan soru daha da şaşırtıcı olmuş. Hangi doğum kontrol yöntemini kullandığı sorulmuş. Mülakatçı, şirketin hemen hamile kalacak birinin eğitimi için para ve zaman kaybetmek istemediğini söylemiş. “Çok utanmıştım. Böyle bir sorunun bugün sorulabileceğini düşünebiliyor musunuz?” diyor Felder.

Adolf Hitler portresi

Bir zamanlar reklam metni yazarlığı yapan avukat Philip Rosmarin, işe yeni başlayan reklam yazarlarına mülakat yaparken masasının arkasına Adolf Hitler’in portresini asmış. “O resmin orada ne işi olduğunu sorma cesareti gösteren bir kadın vardı sadece, onu işe aldık” diye yazıyor Rosmarin.

İş mi, eş mi?

Bazıları açısından ise mülakatlar tümüyle farklı bir yol izliyor.

“Sizi bu işe almazsam benimle çıkar mısınız?” sorusunu soruyor firma sahibi kadın, bilim adamı Nitin Gupta’ya.

Şirket kuralları gereğince aynı işyerinde çalışan kişiler çıkamıyormuş. Gupta işi değil, kadını seçtiğini söylüyor.

Yazar: Angela Henshall 
Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

Her organik ürün doğal, her doğal ürün organik midir?

sağlıklı beslenme, sağlık, organik ürün ve doğal ürün farkları, organik ürün, organik beslenme, doğal ürün, doğal beslenme, besinler

Bir ürünün üzerinde organik, diğerinde doğal yazıyor. Hangisini seçerdiniz? İkisinin de aynı olduğunu düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Her doğal ürün organik değildir! İşte organik ürün ve doğal ürün arasındaki farklar…

Organik ürün başka, doğal ürün başka!

Organik Ürün Üreticileri ve Sanayicileri Derneği (ORGÜDER) Başkanı Şerif Ayhan Sürmeli “Pazarlarda önüne gelen organik olmadığı halde ürünlerini organikmiş gibi piyasaya sürüyor. Köy ürünü ve köyden getirilen doğal ürün diye piyasada satılan ürünlerin organiklikle ilgisi yok” dedi

Organik Ürün Üreticileri ve Sanayicileri Derneği (ORGÜDER) Başkanı Şerif Ayhan Sürmeli, Türkiye’deki semt pazarlarında ’köy ürünü’, ’doğal ürün’ şeklinde adlandırılarak satışa sunulan ürünlerin, vatandaşlar tarafından organik ürünlerle karıştırıldığını söyledi.

Organik ürünün hiçbir aşamasında kimyasal ve sentetik madde kullanılmadan üretildiğini, her aşamasının kontrol edildiğini ve üzerinde iki logo bulunduğunu anlatan Sürmeli, bunların doğal ürünlerle karıştırılmaması gerektiğini vurguladı.

Türkiye’nin ihracatta organik üzüm, kayısı, kuru incir ve fındık gibi ürünlerde dünya birincisi olduğuna dikkati çeken Sürmeli, şöyle konuştu: “Pazarlarda önüne gelen organik olmadığı halde ürünlerini organikmiş gibi piyasaya sürüyor. Bu da haksız rekabete neden oluyor. Organik ürün dediğimiz, üzerinde logosu bulunan, ambalajlı satılan ve 5262 sayılı tarım yasasına uygun üretilen ürünleri kapsar. Dolayısıyla buna riayet edilmiyor, tüketicinin kafası karıştırılıyor ve haksız rekabet oluşturuluyor. Yok ’köy ürünü’, yok ’köyden getirilen doğal ürün’ diye piyasada satılan ürünlerin organiklikle ilgisi yok. Bu manada bilincin artırılması lazım. Türkiye’de organik ürünle doğal ürün birbiriyle karıştırılıyor.”

Organik ürün almak isteyen vatandaşlara bazı tavsiyelerde bulunan Sürmeli, “Organik ürünlerin üzerindeki logonun bir tanesi Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının, diğeri yetkili sertifika kuruluşunun logosudur. Zaten bu kuruluşlar da bakanlık tarafından denetleniyor. Organik ürüne talep göstererek madem bir fiyat farkı veriyor vatandaşlarımız, organik ürün almak için bilinçlerini arttırarak bu alışverişi yapsınlar” ifadelerini kullandı.

Kaynak: www.posta.com.tr

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

TREND