Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Trene binecek parası bile yoktu…

Elinde bir valizle İstanbul’da hayallerinin peşine düştü. Ne beş parası, ne kalacak yeri vardı. İşçi olarak çalışmaya başladığında bir gün kendi alanında dünya devleri arasına gireceğini kim bilebilirdiki… İşte bir azmin zaferi öyküsü…

Naci Sönmez, Türk insanının çalışma ve başarma azmine en iyi örneklerden birisi. Muş Sanat Okulu’ndan mezun olduktan sonra beş parasız İstanbul’a gelmiş ve yatacak yeri bile yok. Hatta o dönem kaçak trene bindiği zamanları ’sırtımdan boşanan teri bir ben bilirim’ diyerek anlatıyor.

Sönmez’in kaderini Pimaş’ta işçi olarak işe başlaması değiştiriyor. Her zaman orada kullanılan makinaları yapmayı hayal eden Sönmez, aradan geçen yılarda tüm hayallerini gerçekleştirmiş. Hatta 1978’de kurduğu Mikrosan şu anda kendi alanında dünyanın en büyük beşinci fabrikası. Yaklaşık 50 ülkeye makina ihracatı olan şirket geçtiğimiz günlerde fındık fıstık kabuğu gibi atıklardan ahşap profil üreten bir makina da yaptı. Bu makina çoktan Almanya’ya satıldı, ama arkası da gelecek.

İşte kendisine ’biz vatan hizmetkarıyız’ diyen Naci Sönmez’in ve dünya devleri arasına giren Mikrosan’ın hikayesi…

– Mikrosan’da ne üretiyorsunuz?

Biz plastik boru ve profil üreten makinalar imal ediyoruz. Üç fabrikada toplam 26 bin metrekare alanda faaliyet gösteriyoruz.

Aslında Avrupa’da ana fabrika dışındaki kesim konstrüksiyon işleri dışarıda yaptırılır ama biz mecburen kendimiz yapmak zorunda kaldık ve iki ayrı tesis kurduk.

– Neden?

Çünkü istediğimiz kaliteyi dışarıdan alamadık. Üç kat büyük bir yatırım yapmak zorunda kaldık ki kaliteyi tuturalım.

Makinacılık enteresan bir iş, pardon deme lüksünüz yok. Maalesef Türkiye’de her yer iş anlayışına çok bağlı kalmıyor. ’Bu hafta bitsin haftaya başlarız’ diyorlar, haftaya gidiyorsun yine yok… E o zaman ne yapacaksın? Dünyaya açılmak kolay değil. Kötü reklamın olduğunda iş yapamazsın, batarsın. Bir de taahhütlü işler var, sen makinayı teslim edemezsen müşteri ne yapacak? Ondan sonra tazminat davaları ile uğraşırsın. Bu nedenle biz genelde kendi işimizi kendimiz yaparız.

– Yaşanan kriz sizin işlerinizi etkiledi mi?

Kriz öyle veya böyle devam ediyor. Üç sene evvelki fiyatlar yok artık. Bir de Çinlisi, Hintlisi, Korelisi, Pakistanlısı hepsi sizin karşınızda.

Ucuz diyorsun, bakıyorsun maliyetler kurtarmıyor. Bakıyosunuz çok makina yapmışsınız ama bu çok para kazanmak demek değil ki… Üç sene evvel 10 makina ile kazandığınızı şimdi 30 makina ile kazanamıyorsunuz.

“İNSANLAR ÇALIŞMADAN DEĞİL ÇALIŞARAK BATAR”

– Ne değişti?

İşletmecilik ve üretimler artık çok hızlı. Ürünler bollaşınca O zaman da satma derdi arttı ve müşteriye tavizler başladı.

Eren GÜLER yazıyor hurriyet.com.trEvet, adet bazında çok iyiyiz, geçen seneyi daha şimdiden aştık. Ama ne oldu ki? Unutmayın, insanlar çalışmadan batmaz, insanlar çalışarak batar. Hesabınızı yapamaz, çok ürettim diye yanlış yaparsanız batar gidersiniz. Bu çok önemli. Yoksa çok iş yaparsın ne olacak ki? 10 liraya aldın 15 liraya mal ettin, ama 14 liraya sattın…

– Ne yapmak lazım?

Akıllı çalışacağız, yapılmayanı yapacağız, Ar-ge yapacağız, müşterinin isteklerini önceden sezinleyeceğiz. Kim ne derse desin dünyada Türkiye’nin alternatifi yok. Burası bir üretim üssü oldu. Yabancı da bunu kabul etti artık. Bu dairenin içinde yapabileceğimiz herşeyi yapacağız, ama çok dikkatli olacağız.

Makinacılık ayrı bir felsefe. Şu anda biz üretimi iki katına çıkaralım belki batarız. Yatırımını da dikkatli yapacaksınız.

– Siz fazla macerayı sevmiyorsunuz galiba…

“Bunları adı burgu silindir. Ama bence bir sanat eseridir, sanat şahaseridir. Ben bir tanesini yapabilmek için gece-gündüz 1 sene uğraştım. Bana deli dediler, yapamaz dediler ama yaptım. Bir sonraki sene 25 tane yaptım. Şimdi günde 3 takım üretiyoruz…”

Ben asla macera peşinde koşmam. Ben nasıl bu kadar insanı maceraya atarım, hangi kuzuyu kurda yediririm? Biz dikkatli ve yavaş yavaş gideriz.

Makinacılıkta teknoloji hızlı gelişir ama nihai üründeki gibi değil. Bir makinada 6 bin 500 parça vardır. Mesela bir ahşap profil hattını 12 yılda bitirdik. Bir ürün daha yapıyoruz, 5 yıldır çalışması sürüyor. Makinacılıkta af yoktur. Bir hata müşterini ve sonrasındaki zinciri bir anda batırabilir. O nedenle çok dikkatli olmak zorundayız.

– Yurtdışında Türk malı makinaya bakış nasıl?

Yabancılar son senelerde Türk malı makinaların kaliteli olduğunu ifade ediyorlar. Halen eksiklerimiz var ama herşeye rağmen kalite yükseliyor.

Ama bizim sektörün en önemli sorunlarından birisi, ara malzememiz yok. Makinada kullanılan ara malzemeyi ithal etmek durumundayız. Krom sac, krom çelik, elektronik parça, basınç sensoru… Bunların üretiminin yolunu açmak lazım, teşvik lazım. Eğer yerli üretim olursa bu işler daha karlı hale gelecek. Öbür türlü aldığınızı ya Almanya’ya ya İngiltere’ye gönderiyorsunuz. Onlar da sizin ortağınız oluyor.

– İhracatınız ne kadar?

Cironuzun yüzde 74’ü ihracat. Yıllardan beri hep bu seviyelerde ihracat yaparız. Avrupa, Afrika, Arap Yarımadası, Hindistan, İran, eski Sovyet ülkeleri…

Yaklaşık 50 ülkede 2 bin 700 müşterimiz var.

“DÜNYADA BEŞİNCİ SIRAYA YÜKSELDİK”

– Kendi markanızla mı ihracat yapıyorsunuz?

Evet kendi markamızı kullanıyoruz. Rusya’da birinci veya ikinci durumdayız. İran’da çok aranan bir firma haline geldik. Finlandiya ve İsveç’te çok kuvvetliyiz, İtalya ve Almanya’da büyüyoruz.

– Toplamda dünyadaki yeriniz nedir?

Plastik boru ve profil makinaları alanında dünya beşincisiyiz. Türkiye’de lideriz.

Biz iddialı bir firmayız. Bu memlekete hizmet ediyoruz. Zamanında bizim dedelerimiz savaşlara gittiler gelmediler, bir sürü yetim kaldı. Onlar canlarını veridler, biz de hiç olmazsa elimizle birşeyler yapalım. İddialı olmak lazım, azimli olmak lazım, yılmadan çalışmak lazım. Bu işin gecesi gündüzü yok, rahatlık yok. Ağınız arttıkça rahat olamazsınız. Bir tane makina Rusya’da, bir tanesi Afrika’da bir tanesi Avrupa’da, bir tanesi Asya’da…

O nedenle kaliteli olacak ürünleriniz. Eğer ben çok yapıyorum ama kalitesiz derseniz başınıza büyük bela alırsınız. Makina buradan çıktıktan sonra herşey çok pahalı. En ucuzu buradaki imalattır, pahalı olsa bile. Çünkü arıza durumunda oralara yetişemek kolay değil, hem para hem zaman. İkinci aşamaya bırakmamak gerekiyor.

– Arıza olunca ne yapıyorsunuz?

Sattığınız her ülkeye hizmet vermek zorundasınız, başka ne yapacaksınız? Atlayıp uçağa gidiyoruz. Ama çok zor. O nedenle biz diyoruz ki, ’burada kullanılan malzemeye dikkat edin, hatalı bir şey yapmayalım, bu makinaya 10 sene anahtar vurulmasın.’ Bizim teorimiz bu.

“AVRUPA’YI GÖZARDI EDERİZ AMA ÇİN’İ EDEMEYİZ”

– Sizin rakipleriniz kim?

Çinliler çok büyük rakip. Kalitesi bizimle aynı değil ama adamlar düzeni bozuyor. Mesele normalde makina 10 lira, Çin’de 4 lira. Müşteri diyor ki, “En kötü halde ben denerim…” İşte o denerim dediği an siz artık mal satamazsınız. O deneme size bir makina kaybettiririyor.

Gerçi dener dener sonra döner, ’Naci Abi aldım ama gel kurtar bizi’ derler. Her zaman yaşıyoruz bunları. Ama iş işten geçti. Atsa atamıyor hurdacı da üste para istiyor. Bu makinalar hem sanayiciyi yoruyor hem de biz sipariş kaybediyoruz.

Sonuçta kalite farkı olsa da Çin sanayide bir rakip, göz ardı edemeyiz. Avrupa’yı göz ardı ederiz ama Çin’i edemeyiz.

– Ama siz Çinlilerden farklı bir noktadasınız…

Evet öyle, marka olarak Avrupa düzeyindeyz. Artık müşteri verdiğiniz fiyatı Çin ile kıyaslamıyor. Ama 5-6 sene önce kıyaslıyordu. Biz orta üste hitap ediyoruz. Bu kategoride Alman ve Avusturya firmaları ile sıkı rekabetimiz var.

Bizim teknoloji kontinye üretimdir, devamlı üretim. Siz her saniye mal üretirsiniz. Eğer o ürün sağlıklı çıkmazsa 1 milyon adet zarar olarak döner size. Adam ucuza makina alabilir ama karşılığında bir sezonu kaçırabilir… Geri dönüşü çok ağır bir fatura olabilir.

FINDIK FISTIKTAN AHŞAP ÜRETEN MAKİNA

– Siz atıklardan ahşap profil üreten bir makina yapmışsınız…

Türkiye bu işte çok önemli bir ülke. Meyvedir, fıstıktır, fındıktır, çeltiktir, zeytin çekirdeğidir, bunların hepsi çürüyor.. Halbuki öğütüp un haline getirerek odanızda gördüğünüz herhangi bir profili yapabilirsiniz. Katkı maddeleri ekleyerek istediğiniz profili üretirsiniz. Son dönemlerde bu işe biraz ağırlık verdik. Çünkü potansiyel var ve değerlendirmek lazım.

Ben aslında bu işi 1970’lerde tahmin etmiş o günlerde çalışmalara başlamış bir insanım. Ama gözü kör olsun ki, sermaye yok, para yok. Birşey yapacaksın korkuyla yapıyorsun.

– Bu işin çıkış noktası neydi?

Bunun başlangıcı neydi biliyor musunuz? Bizim köylerde kasabalarda adamın evine kışın gir, yer toprak, üzerinde bir kilim var, evde dört çocuk. Bu çocuklar doktor doktor geziyor, garibimin cebinde 5 lira da yok ki. Böyle bir üretim kurulacaksa bu firmanın üretTiğinin yüzde 20’sini bu insanlara vereceksin dedim. Ama olmadı, olamadı.

– Neden?

Halen arzu ediyorum ama üretim mi yapalım makina tarafında mı kalalım ona tam karar veremedik. Çünkü üretimi yapsan diğer müşteriler alınır mı alınmaz mı?

Şu anda herşey hazır, üretim olabilir, makina da bitti. Ama açıkçası bilemiyoruz, iyi tahlil etmek lazım. Sadece makina değil ürün de yaparsak müşterilerimizi kaybedebiliriz. Profil işini yapan müşteriler sizin bu işi yapmanızı istemeyebilir.

– Ama makinayı üreteceksiniz…

Evet makinayı üreteceğiz, orası kesin ama ürün noktasında karar vermiş değiliz. Zaten ilk makinayı Almanya’ya verdik bile. Bundan sonra arkası gelir.

– Atık maddelerden profil üretme işi ne kadar yaygın?

Bu sistem ABD’de 20 seneden beri kullanılıyor. İskelelerde, ahşapta, parkede, çürümeyen ve yağmurdan etkilenmeyen bir malzeme. Bu tip malzemelerin içine plasik ve bağlayıcılar koyuyorlar ve özelliği bozulmuyor.

Türkiye’de de yurtdışından getirilip PVC’lerde, yer döşemelerinde ve iskelelerde kullanılıyor.

Mikrosan’ın patronu Naci Sönmez ve Genel Müdür Rauf Rustamov (sağda)
NE PARASI NE PULU, EVE GİDECEK PARAMIZ YOKTU…

– Sizin iş hayatınız nasıl başladı?

Ben Muş Erkek Sanat Enstitüsü mezunuyum, esas olarak metal mesleğinden geliyorum. O günlerde bu okullara gitmek çok revaçta değildi aslında. Ama şu anda sanayiyi yürüten birçok firmanın kurucuları ve ortakları bizim arkadaşlarımızdır. O ayrı bir olaydı.

Beni plastikle buluşturan ise Pimaş oldu. 1964 yılında Pimaş’ta işbaşı yaptım. İşçi olarak başladım, sonra usta olduk, ondan sonra da ustabaşı.

– Mikrosan’a giden yol nasıl oldu?

Ben Pimaş’a girdiğimden beri ’bu makinaları yapabilir miyim?’ diye düşünürdüm, hedefim buydu. Bir gün makinaları yapacaktım.

– Sermaye var mıydı?

Ne parası… Ben fakir bir ailenin çocuğuyum, 1962’de İstanbul’a geldiğimde cebimde 5 kuruş yoktu. O zaman kayıt olmak için Yıldız Teknik Üniversitesi’ne gittim ama para yok, yatacak yer yok, destek yok. Ne yapacaksın? Ya serseri olacaksın ya da gidip çalışacaksın.

Bak şöyle anlatayım, Çayırova’dan trene binip Maltepe’ye gideceğim ama bilet 25 kuruş bende var 15 kuruş. Bilet almadan utana utana vagona bindim. E bindin de ya biletçi gelirse? Cevizli’de inene kadar benden boşanan teri bir ben bilirim… Biz bu işe başlarken ne paramız ne pulumuz var, ekmeğimizi zor kazanan insanlarız. Aldığımız ancak evimize yetti, evden yırtık kilim eksik olmazdı.

Birşey yapmak istiyorsun ama ’bu yeri tutacaksın da kefil var mı?’ diyorlar… Kim sana kefil olur ki?

– Nasıl aştınız?

Ben iyi bir voleybolcuyum, iyi de oynarım. Ama kaptan olmadığım zaman sahaya çıkmazdım. Bu Allah’ın bir hikmetidir, özür liderim ama bir liderlik vasfım var. O vasıfla bazı insanları da peşimde koştururum ve bu hedefe ulaşırım…

Pimaş’tan sonra bir firmada daha çalıştım ve arkasından adi bir ortaklık olarak Mikrosan’ı kurduk. 5 ortak gittik bir tane torna tezgahı aldık ve işe başladık. Tezgahı aldık almasına da cepte eve gidecek para yok para… O gün yürüyerek gittim eve.

İkinci gün bir arkadaş hayırlı olsuna geldi, ’benim makina parçalarına ihtiyacım var yapar mısınız?’ dedi, biz de yaparız dedik, 100 tane…

Gece gündüz çalışıyoruz ama kazandığımız para elektrik parasını çıkarmıyor. Adama ’bunun fiyatını artır’ dedik ama o da diğer tarafla anlaşmasını yapmış artırmıyor. Biz de parçaları bitirmeden iade ettik mecburen.

– Sonra?

O gün enteresan bir olay oldu, Pilsa’dan bir sipariş aldık. Boruların bağlantı yerini yapmak ayrı bir olay ayrı bir meziyettir. O zaman bir tek Almanya’da yapıyorlar. Bize ’yapar mısınız?’ dediler, biz yine yaparız dedik ve işe giriştik. 200 bin liralık da sipariş aldık. 10 tane muf makinası yaptık. 200 bin lira çok büyük para ama. Bir daire 35 bin lira o zaman.

Sonradan Doğu Galvaniz var, oradan sipariş aldık, başka bir arkadaş ’eksuder yapar mısınız?’ dedi, 3 tanesini 1.5 milyona yaptık ve böylece büyümeye başladık.

Ama bir olay daha var, resim ve dizayn… Ben iyi bir makina ressamıyım. Bu konuda iyi düşünür olduğuma inanırım, halen de arkadaşlara yardım ederim. Bu işi özünde düşünce olması lazım. O resimle olan haşır neşirliğim firmayı yükseltmeme çok yardımcı oldu.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND