Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Trene binecek parası bile yoktu…

Elinde bir valizle İstanbul’da hayallerinin peşine düştü. Ne beş parası, ne kalacak yeri vardı. İşçi olarak çalışmaya başladığında bir gün kendi alanında dünya devleri arasına gireceğini kim bilebilirdiki… İşte bir azmin zaferi öyküsü…

Naci Sönmez, Türk insanının çalışma ve başarma azmine en iyi örneklerden birisi. Muş Sanat Okulu’ndan mezun olduktan sonra beş parasız İstanbul’a gelmiş ve yatacak yeri bile yok. Hatta o dönem kaçak trene bindiği zamanları ’sırtımdan boşanan teri bir ben bilirim’ diyerek anlatıyor.

Sönmez’in kaderini Pimaş’ta işçi olarak işe başlaması değiştiriyor. Her zaman orada kullanılan makinaları yapmayı hayal eden Sönmez, aradan geçen yılarda tüm hayallerini gerçekleştirmiş. Hatta 1978’de kurduğu Mikrosan şu anda kendi alanında dünyanın en büyük beşinci fabrikası. Yaklaşık 50 ülkeye makina ihracatı olan şirket geçtiğimiz günlerde fındık fıstık kabuğu gibi atıklardan ahşap profil üreten bir makina da yaptı. Bu makina çoktan Almanya’ya satıldı, ama arkası da gelecek.

İşte kendisine ’biz vatan hizmetkarıyız’ diyen Naci Sönmez’in ve dünya devleri arasına giren Mikrosan’ın hikayesi…

– Mikrosan’da ne üretiyorsunuz?

Biz plastik boru ve profil üreten makinalar imal ediyoruz. Üç fabrikada toplam 26 bin metrekare alanda faaliyet gösteriyoruz.

Aslında Avrupa’da ana fabrika dışındaki kesim konstrüksiyon işleri dışarıda yaptırılır ama biz mecburen kendimiz yapmak zorunda kaldık ve iki ayrı tesis kurduk.

– Neden?

Çünkü istediğimiz kaliteyi dışarıdan alamadık. Üç kat büyük bir yatırım yapmak zorunda kaldık ki kaliteyi tuturalım.

Makinacılık enteresan bir iş, pardon deme lüksünüz yok. Maalesef Türkiye’de her yer iş anlayışına çok bağlı kalmıyor. ’Bu hafta bitsin haftaya başlarız’ diyorlar, haftaya gidiyorsun yine yok… E o zaman ne yapacaksın? Dünyaya açılmak kolay değil. Kötü reklamın olduğunda iş yapamazsın, batarsın. Bir de taahhütlü işler var, sen makinayı teslim edemezsen müşteri ne yapacak? Ondan sonra tazminat davaları ile uğraşırsın. Bu nedenle biz genelde kendi işimizi kendimiz yaparız.

– Yaşanan kriz sizin işlerinizi etkiledi mi?

Kriz öyle veya böyle devam ediyor. Üç sene evvelki fiyatlar yok artık. Bir de Çinlisi, Hintlisi, Korelisi, Pakistanlısı hepsi sizin karşınızda.

Ucuz diyorsun, bakıyorsun maliyetler kurtarmıyor. Bakıyosunuz çok makina yapmışsınız ama bu çok para kazanmak demek değil ki… Üç sene evvel 10 makina ile kazandığınızı şimdi 30 makina ile kazanamıyorsunuz.

“İNSANLAR ÇALIŞMADAN DEĞİL ÇALIŞARAK BATAR”

– Ne değişti?

İşletmecilik ve üretimler artık çok hızlı. Ürünler bollaşınca O zaman da satma derdi arttı ve müşteriye tavizler başladı.

Eren GÜLER yazıyor hurriyet.com.trEvet, adet bazında çok iyiyiz, geçen seneyi daha şimdiden aştık. Ama ne oldu ki? Unutmayın, insanlar çalışmadan batmaz, insanlar çalışarak batar. Hesabınızı yapamaz, çok ürettim diye yanlış yaparsanız batar gidersiniz. Bu çok önemli. Yoksa çok iş yaparsın ne olacak ki? 10 liraya aldın 15 liraya mal ettin, ama 14 liraya sattın…

– Ne yapmak lazım?

Akıllı çalışacağız, yapılmayanı yapacağız, Ar-ge yapacağız, müşterinin isteklerini önceden sezinleyeceğiz. Kim ne derse desin dünyada Türkiye’nin alternatifi yok. Burası bir üretim üssü oldu. Yabancı da bunu kabul etti artık. Bu dairenin içinde yapabileceğimiz herşeyi yapacağız, ama çok dikkatli olacağız.

Makinacılık ayrı bir felsefe. Şu anda biz üretimi iki katına çıkaralım belki batarız. Yatırımını da dikkatli yapacaksınız.

– Siz fazla macerayı sevmiyorsunuz galiba…

“Bunları adı burgu silindir. Ama bence bir sanat eseridir, sanat şahaseridir. Ben bir tanesini yapabilmek için gece-gündüz 1 sene uğraştım. Bana deli dediler, yapamaz dediler ama yaptım. Bir sonraki sene 25 tane yaptım. Şimdi günde 3 takım üretiyoruz…”

Ben asla macera peşinde koşmam. Ben nasıl bu kadar insanı maceraya atarım, hangi kuzuyu kurda yediririm? Biz dikkatli ve yavaş yavaş gideriz.

Makinacılıkta teknoloji hızlı gelişir ama nihai üründeki gibi değil. Bir makinada 6 bin 500 parça vardır. Mesela bir ahşap profil hattını 12 yılda bitirdik. Bir ürün daha yapıyoruz, 5 yıldır çalışması sürüyor. Makinacılıkta af yoktur. Bir hata müşterini ve sonrasındaki zinciri bir anda batırabilir. O nedenle çok dikkatli olmak zorundayız.

– Yurtdışında Türk malı makinaya bakış nasıl?

Yabancılar son senelerde Türk malı makinaların kaliteli olduğunu ifade ediyorlar. Halen eksiklerimiz var ama herşeye rağmen kalite yükseliyor.

Ama bizim sektörün en önemli sorunlarından birisi, ara malzememiz yok. Makinada kullanılan ara malzemeyi ithal etmek durumundayız. Krom sac, krom çelik, elektronik parça, basınç sensoru… Bunların üretiminin yolunu açmak lazım, teşvik lazım. Eğer yerli üretim olursa bu işler daha karlı hale gelecek. Öbür türlü aldığınızı ya Almanya’ya ya İngiltere’ye gönderiyorsunuz. Onlar da sizin ortağınız oluyor.

– İhracatınız ne kadar?

Cironuzun yüzde 74’ü ihracat. Yıllardan beri hep bu seviyelerde ihracat yaparız. Avrupa, Afrika, Arap Yarımadası, Hindistan, İran, eski Sovyet ülkeleri…

Yaklaşık 50 ülkede 2 bin 700 müşterimiz var.

“DÜNYADA BEŞİNCİ SIRAYA YÜKSELDİK”

– Kendi markanızla mı ihracat yapıyorsunuz?

Evet kendi markamızı kullanıyoruz. Rusya’da birinci veya ikinci durumdayız. İran’da çok aranan bir firma haline geldik. Finlandiya ve İsveç’te çok kuvvetliyiz, İtalya ve Almanya’da büyüyoruz.

– Toplamda dünyadaki yeriniz nedir?

Plastik boru ve profil makinaları alanında dünya beşincisiyiz. Türkiye’de lideriz.

Biz iddialı bir firmayız. Bu memlekete hizmet ediyoruz. Zamanında bizim dedelerimiz savaşlara gittiler gelmediler, bir sürü yetim kaldı. Onlar canlarını veridler, biz de hiç olmazsa elimizle birşeyler yapalım. İddialı olmak lazım, azimli olmak lazım, yılmadan çalışmak lazım. Bu işin gecesi gündüzü yok, rahatlık yok. Ağınız arttıkça rahat olamazsınız. Bir tane makina Rusya’da, bir tanesi Afrika’da bir tanesi Avrupa’da, bir tanesi Asya’da…

O nedenle kaliteli olacak ürünleriniz. Eğer ben çok yapıyorum ama kalitesiz derseniz başınıza büyük bela alırsınız. Makina buradan çıktıktan sonra herşey çok pahalı. En ucuzu buradaki imalattır, pahalı olsa bile. Çünkü arıza durumunda oralara yetişemek kolay değil, hem para hem zaman. İkinci aşamaya bırakmamak gerekiyor.

– Arıza olunca ne yapıyorsunuz?

Sattığınız her ülkeye hizmet vermek zorundasınız, başka ne yapacaksınız? Atlayıp uçağa gidiyoruz. Ama çok zor. O nedenle biz diyoruz ki, ’burada kullanılan malzemeye dikkat edin, hatalı bir şey yapmayalım, bu makinaya 10 sene anahtar vurulmasın.’ Bizim teorimiz bu.

“AVRUPA’YI GÖZARDI EDERİZ AMA ÇİN’İ EDEMEYİZ”

– Sizin rakipleriniz kim?

Çinliler çok büyük rakip. Kalitesi bizimle aynı değil ama adamlar düzeni bozuyor. Mesele normalde makina 10 lira, Çin’de 4 lira. Müşteri diyor ki, “En kötü halde ben denerim…” İşte o denerim dediği an siz artık mal satamazsınız. O deneme size bir makina kaybettiririyor.

Gerçi dener dener sonra döner, ’Naci Abi aldım ama gel kurtar bizi’ derler. Her zaman yaşıyoruz bunları. Ama iş işten geçti. Atsa atamıyor hurdacı da üste para istiyor. Bu makinalar hem sanayiciyi yoruyor hem de biz sipariş kaybediyoruz.

Sonuçta kalite farkı olsa da Çin sanayide bir rakip, göz ardı edemeyiz. Avrupa’yı göz ardı ederiz ama Çin’i edemeyiz.

– Ama siz Çinlilerden farklı bir noktadasınız…

Evet öyle, marka olarak Avrupa düzeyindeyz. Artık müşteri verdiğiniz fiyatı Çin ile kıyaslamıyor. Ama 5-6 sene önce kıyaslıyordu. Biz orta üste hitap ediyoruz. Bu kategoride Alman ve Avusturya firmaları ile sıkı rekabetimiz var.

Bizim teknoloji kontinye üretimdir, devamlı üretim. Siz her saniye mal üretirsiniz. Eğer o ürün sağlıklı çıkmazsa 1 milyon adet zarar olarak döner size. Adam ucuza makina alabilir ama karşılığında bir sezonu kaçırabilir… Geri dönüşü çok ağır bir fatura olabilir.

FINDIK FISTIKTAN AHŞAP ÜRETEN MAKİNA

– Siz atıklardan ahşap profil üreten bir makina yapmışsınız…

Türkiye bu işte çok önemli bir ülke. Meyvedir, fıstıktır, fındıktır, çeltiktir, zeytin çekirdeğidir, bunların hepsi çürüyor.. Halbuki öğütüp un haline getirerek odanızda gördüğünüz herhangi bir profili yapabilirsiniz. Katkı maddeleri ekleyerek istediğiniz profili üretirsiniz. Son dönemlerde bu işe biraz ağırlık verdik. Çünkü potansiyel var ve değerlendirmek lazım.

Ben aslında bu işi 1970’lerde tahmin etmiş o günlerde çalışmalara başlamış bir insanım. Ama gözü kör olsun ki, sermaye yok, para yok. Birşey yapacaksın korkuyla yapıyorsun.

– Bu işin çıkış noktası neydi?

Bunun başlangıcı neydi biliyor musunuz? Bizim köylerde kasabalarda adamın evine kışın gir, yer toprak, üzerinde bir kilim var, evde dört çocuk. Bu çocuklar doktor doktor geziyor, garibimin cebinde 5 lira da yok ki. Böyle bir üretim kurulacaksa bu firmanın üretTiğinin yüzde 20’sini bu insanlara vereceksin dedim. Ama olmadı, olamadı.

– Neden?

Halen arzu ediyorum ama üretim mi yapalım makina tarafında mı kalalım ona tam karar veremedik. Çünkü üretimi yapsan diğer müşteriler alınır mı alınmaz mı?

Şu anda herşey hazır, üretim olabilir, makina da bitti. Ama açıkçası bilemiyoruz, iyi tahlil etmek lazım. Sadece makina değil ürün de yaparsak müşterilerimizi kaybedebiliriz. Profil işini yapan müşteriler sizin bu işi yapmanızı istemeyebilir.

– Ama makinayı üreteceksiniz…

Evet makinayı üreteceğiz, orası kesin ama ürün noktasında karar vermiş değiliz. Zaten ilk makinayı Almanya’ya verdik bile. Bundan sonra arkası gelir.

– Atık maddelerden profil üretme işi ne kadar yaygın?

Bu sistem ABD’de 20 seneden beri kullanılıyor. İskelelerde, ahşapta, parkede, çürümeyen ve yağmurdan etkilenmeyen bir malzeme. Bu tip malzemelerin içine plasik ve bağlayıcılar koyuyorlar ve özelliği bozulmuyor.

Türkiye’de de yurtdışından getirilip PVC’lerde, yer döşemelerinde ve iskelelerde kullanılıyor.

Mikrosan’ın patronu Naci Sönmez ve Genel Müdür Rauf Rustamov (sağda)
NE PARASI NE PULU, EVE GİDECEK PARAMIZ YOKTU…

– Sizin iş hayatınız nasıl başladı?

Ben Muş Erkek Sanat Enstitüsü mezunuyum, esas olarak metal mesleğinden geliyorum. O günlerde bu okullara gitmek çok revaçta değildi aslında. Ama şu anda sanayiyi yürüten birçok firmanın kurucuları ve ortakları bizim arkadaşlarımızdır. O ayrı bir olaydı.

Beni plastikle buluşturan ise Pimaş oldu. 1964 yılında Pimaş’ta işbaşı yaptım. İşçi olarak başladım, sonra usta olduk, ondan sonra da ustabaşı.

– Mikrosan’a giden yol nasıl oldu?

Ben Pimaş’a girdiğimden beri ’bu makinaları yapabilir miyim?’ diye düşünürdüm, hedefim buydu. Bir gün makinaları yapacaktım.

– Sermaye var mıydı?

Ne parası… Ben fakir bir ailenin çocuğuyum, 1962’de İstanbul’a geldiğimde cebimde 5 kuruş yoktu. O zaman kayıt olmak için Yıldız Teknik Üniversitesi’ne gittim ama para yok, yatacak yer yok, destek yok. Ne yapacaksın? Ya serseri olacaksın ya da gidip çalışacaksın.

Bak şöyle anlatayım, Çayırova’dan trene binip Maltepe’ye gideceğim ama bilet 25 kuruş bende var 15 kuruş. Bilet almadan utana utana vagona bindim. E bindin de ya biletçi gelirse? Cevizli’de inene kadar benden boşanan teri bir ben bilirim… Biz bu işe başlarken ne paramız ne pulumuz var, ekmeğimizi zor kazanan insanlarız. Aldığımız ancak evimize yetti, evden yırtık kilim eksik olmazdı.

Birşey yapmak istiyorsun ama ’bu yeri tutacaksın da kefil var mı?’ diyorlar… Kim sana kefil olur ki?

– Nasıl aştınız?

Ben iyi bir voleybolcuyum, iyi de oynarım. Ama kaptan olmadığım zaman sahaya çıkmazdım. Bu Allah’ın bir hikmetidir, özür liderim ama bir liderlik vasfım var. O vasıfla bazı insanları da peşimde koştururum ve bu hedefe ulaşırım…

Pimaş’tan sonra bir firmada daha çalıştım ve arkasından adi bir ortaklık olarak Mikrosan’ı kurduk. 5 ortak gittik bir tane torna tezgahı aldık ve işe başladık. Tezgahı aldık almasına da cepte eve gidecek para yok para… O gün yürüyerek gittim eve.

İkinci gün bir arkadaş hayırlı olsuna geldi, ’benim makina parçalarına ihtiyacım var yapar mısınız?’ dedi, biz de yaparız dedik, 100 tane…

Gece gündüz çalışıyoruz ama kazandığımız para elektrik parasını çıkarmıyor. Adama ’bunun fiyatını artır’ dedik ama o da diğer tarafla anlaşmasını yapmış artırmıyor. Biz de parçaları bitirmeden iade ettik mecburen.

– Sonra?

O gün enteresan bir olay oldu, Pilsa’dan bir sipariş aldık. Boruların bağlantı yerini yapmak ayrı bir olay ayrı bir meziyettir. O zaman bir tek Almanya’da yapıyorlar. Bize ’yapar mısınız?’ dediler, biz yine yaparız dedik ve işe giriştik. 200 bin liralık da sipariş aldık. 10 tane muf makinası yaptık. 200 bin lira çok büyük para ama. Bir daire 35 bin lira o zaman.

Sonradan Doğu Galvaniz var, oradan sipariş aldık, başka bir arkadaş ’eksuder yapar mısınız?’ dedi, 3 tanesini 1.5 milyona yaptık ve böylece büyümeye başladık.

Ama bir olay daha var, resim ve dizayn… Ben iyi bir makina ressamıyım. Bu konuda iyi düşünür olduğuma inanırım, halen de arkadaşlara yardım ederim. Bu işi özünde düşünce olması lazım. O resimle olan haşır neşirliğim firmayı yükseltmeme çok yardımcı oldu.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND