Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Toplanmaktan çalışmaya zamanımız kalmıyor !

Bir türlü ulaşılamayan yöneticiler, susmak bilmeyen telefonlar, zamanında başlamayan ve bitmek bilmeyen toplantılar sayesinde hepimiz iş yapamaz hale geliyoruz. Gereksiz toplantılar hem zaman kaybettiriyor hem de maliyetleri artırıyor. Verimli bir toplantı için öncelikleri iyi belirlemek gerek. Toplantı gerçekten gerekli mi? Kimler katılmalı? Nerede yapılmalı? Ne kadar sürmeli? Herkes yeterince bilgilendirildi mi?

Bazı şirketler toplantı saatlerini mesai öncesine çekerek ve teknolojinin nimetlerinden yararlanarak bu süreyi en aza indirmeye çalışıyor.Toplantı verimliliği için projeler geliştiren şirketler de yok değil. Örneğin Xerox’da toplantı polisleri, toplantıları basıp toplantının verimliliğine ilişkin notlar alıyor. Bu sayede şirkette toplantı verimliliği yüzde 52’den yüzde 86’ya çıktı, bir kişinin ayda ortalama katıldığı toplantı saati 45 saatten 23’e üst yönetiminki ise 36 saatten 15 saate indirildi.

Toplantılar, iş hayatında çok ciddi bir zaman dilimini kapsıyor. Hatta öyle ki toplantı yapmaktan çalışmaya zaman ayırmakta zorlanan pek çok çalışan ve yönetici var. Bazı araştırmalara göre yöneticilerin zamanlarının yüzde 75’i toplantılarda geçiyor. Bu da zaman zaman alınan kararların hayata geçmesini zorlaştırıyor. Sürekli çalan telefonlar, bir türlü ulaşılamayan yöneticiler, bitmek bilmeyen toplantıların sonuçları. Bir de toplantı, sırf yöneticinin egosunu tatmin etmek için yapılıyorsa ya da toplantıya hazırlıksız geliniyorsa toplantı saatleri uzadıkça uzuyor ve çalışmaya vakit kalmıyor. Durumun farkında olan şirketler kendi tedbirlerini alıyorlar.

Gerekmedikçe toplantı düzenlemiyor, e-posta, video konferanslar veya telefon görüşmeleri ile zaman kaybını en aza indirmeye çalışıyorlar. Örneğin Siemens’de üst düzey bir yönetici gününün 3’te 2’si toplantılarla geçirebiliyor. Siemens İK Direktörü Nurer Yüksel, katılımcıların fiziki olarak bir arada olmasının zorunlu olmadığı konularda tele-konferans ve net-meeting gibi seçeneklerle ciddi bir zaman ve maliyet avantajı sağladıklarını söylüyor. Türk Eğitim Derneği Genel Başkanı Selçuk Pehlivanoğlu da toplantı sürelerini yeni nesil iletişim araçları kullanarak azaltanlardan. Pehlivanoğlu, “Günü ya da haftayı önceden programlamak çok önemli. Toplantı sayılarını ve sürelerini teknolojinin ve yeni nesil iletişim araçlarının nimetlerinden yararlanarak azaltabilmek mümkün. Bu kimi zaman e-posta, kimi zaman telefon ve kimi zaman da tele-konferans olabiliyor. Özellikle yüz yüze görüşmeyi gerektirmeyen bir konuda bu araçlar kesinlikle daha avantajlı. Pek çok görüşmemi ya da toplantı hazırlığını uzun yolculuklar sırasında telefonla iletişim kurarak yapıyorum” diyor.

Toplantı saatlerini mesai saatleri öncesine çekmek veya Xerox’taki gibi toplantı basan polisler organize etmek verimsiz toplantılarla başa çıkmanın diğer yolları. Birçok yönetici verimli bir toplantı için ön hazırlığın vazgeçilmez şart olduğunu söylüyor. HP Türkiye Görüntüleme ve Baskı Grubu Ülke Müdürü Fikret Ergüder’in haftada ortalama 10 saati toplantılarda geçiyor. Ergüder, toplantılarına ön hazırlık yaptığı için toplantı süresinin yarı yarıya azaldığını söylüyor: “Ön hazırlık sürecinde toplantının sahibini, amacını ve konusunu önceden netleştirmeye çalışıyorum. Ön hazırlık yaptığımda zaten toplantıdan önce toplantının amacı zihnimde belirmiş oluyor. Bu da toplantı süresini ortalama yarı yarıya azaltıyor. Bir başka nokta da gerekli olmayan kişileri toplantıya davet etmiyoruz. Sadece bilgi almak için birini davet etmektense o kişiden toplantı öncesi gerekli bilgiyi alıyoruz. Toplantı esnasında eğer sunum yapılacaksa, sunumları en az 1, en fazla 10 sayfalık slaytlar ile sınırlı tutmak da faydalı oluyor.”

Metis İş Geliştirme, Satış ve Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Fatma Küçüktaş, her ay 45-50 saatini toplantılarda geçiriyor. Harici toplantıların çoğunun şirket dışında olduğu düşünüldüğünde 15 saati de trafikte geçiyor. Küçüktaş, toplantı verimliliğini arttırmak için haftalık rutin toplantıları ard arda yaptıklarını, her pazartesi, ekip olarak saat 8’de şirkete gelip 8.30’da toplantıya başladıklarını söylüyor.

ADS Yönetim Danışmanlık Yönetici Ortağı Meriç Koraltürk, Türkiye’de toplantılara ayrılan sürenin uzamasının en büyük nedeninin geç başlayan toplantılar olduğunu söylüyor: “Katılımcılardan bir veya daha fazla kişinin toplantıya geç gelmesi nedeniyle bir türlü başlanamayan görüşmeler veya başlansa bile geç gelenlere yapılan özetler konsantrasyonu bozuyor, diğer katılımcılarda tavır değişikliklerine neden oluyor ve hatta hatta toplantı sonuçları bile bu durumlardan etkilenebiliyor. Bunu önlemenin yolu her toplantıya tek bir katılımcı bile gelmiş olsa zamanında hatta en önemli gündem maddesi ile başlamak… Böylelikle kurumlarımızda toplantı kültürü yaratmaya da başlamış olabiliriz.”

İYİ BİR ASİSTAN YÖNETİCİSİNE AYDA 2-3 GÜN KAZANDIRIR

Ayda ortalama en az 60 toplantı takvimi gerçekleştiren Index Grup CEO’su Erol Bilecik, bu toplantılar için de yine en az 120 kaliteli saat harcıyor. Zaman zaman günlük veya haftalık olarak toplantı gündemlerinin üst üste geldiği dönemlerde o da toplanmaktan çalışmaya vakit bulamıyorum duygusuna kapılıyor ama iyi bir asistanın da bu duyguyu azalttığını söylüyor: “Bir başka toplantının ön habercisi anlamına gelen toplantılar, en çok zaman kaybettiren toplantılardır. Eğer asistanınız, takviminizi iyi yöneterek toplantıların akışını daha uygun bir biçimde planlarsa iki toplantı arasında nefes almak ve yeteri kadar düşünmek için size zaman bırakacaktır. İyi bir asistanın, ay içinde yöneticisine en az 2-3 günlük zaman kazandırdığına inanıyorum.”

Natixis Pramex Türkiye Temsilcisi Dr. Rıza Kadılar ise toplantıları daha verimli hale getirmek ve zaman kaybını azaltmak için bazı çareler türetmiş. Örneğin karar almak amaçlı olmayan toplantılarda mümkün olduğunca ekibinden bir kişinin kendisini temsil etmesini sağlamak ya da toplantılar zamanında bitsin diye sonuna yemek programı gibi çekici bir başka aktivite eklemek gibi.

MESAİ SAATLERİNDE BİRLİKTE VAKİT GEÇİRMEYİ SEVİYORUZ

Toplantıda, herkesin fikrini almak, baskın tipolojileri dengelemek, anlaşmazlık ve ikili tartışmaları düzenlemek, uzayan toplantılarda dikkati devam ettirmek, karara varılmasını sağlamak ve toplantıyı zamanında verimli şekilde bitirebilmek toplantıyı yöneten kişinin sorumlulukları ve bu hiç de kolay değil. Toplantıda alınan kararların uygulanması ve sonuçlarının duyurulması ile bu süreç tamamlanmış oluyor, ancak periyodik toplantılarda bir sonraki toplantı önceki toplantıda alınan kararların neden hayata geçemediği konusunda birbirimizi ikna ettiğimiz konuşmalardan öteye gidemiyor. Meriç Koraltürk bunun nedenini şu sözlerle özetliyor: “Verimli bir toplantının gereklerini mutlaka hepimiz biliyoruz… Belki de mesai saatleri içinde birlikte vakit geçirmeyi, sohbet etmeyi, bol bol çay-kahve içmeyi ve konuları çok önemli görüp bir türlü çözememeyi seviyoruz… Hadi bunu bir sonraki toplantıda konuşalım!”

Toplantı planı yaparken (*)

-Toplantı yapmadan önce amacı iyice saptayın

-Toplantıya kimler katılmalı? Katılanların sayısını sınırlandırın. Sadece gerekli kişiler toplantıya katılmalı.

-Gündemi en az 2 gün önceden dağıtın. Böylece katılanlar toplantıya daha iyi hazırlanabilecektir.

-Toplantı için uygun zamanı seçin. Toplantının niteliğine uygunsa, toplantıyı öğle yemeğinden önce, işin bitiş saatinden, ya da başka bir önemli olaydan hemen önce yapın. Toplantının uzama riskini minimize edin.

-Katılımcıların toplantıda bulunma sürelerini ve akışı planlayın. Siz de sadece katkıda bulunabileceğiniz süre için toplantıya katılın.

-Toplantı için en uygun yeri seçin. Yerin kolayca ulaşılabilir olması, ihtiyaç duyulan gereçlerin bulunması ve salonun katılımcı sayısına uygunluğu son derece önemlidir.

-Katılanların maaşlarını göz önüne alarak, toplantının dakikasının kaça mal olduğunu hesaplayın.

-Gündemi ve toplantıyı zamanla sınırlayın. Her konunun önemine göre zaman ayırın.

-Geç başlamın maliyetini ve gündemdeki konulara ayrılacak zamanını önceden belirleyin.

Toplantı yürütülürken

-Toplantıya vaktinde başlayın. Katılacakları bu konuda uyarın ve bu uyarınızı uygulayın.

-Toplantıya gündemle başlayın ve ondan uzaklaşmayın. “Bu toplantının amacı… Buraya, …için toplandık… Bundan sonra karar vereceğimiz konu…”

-Toplantıyı aksatacak kesintileri önleyin. Telefon trafiğini, giriş, çıkışları engelleyin. Bunlara ancak çok acil durumlarda izin verin.

-Toplantılarda sıklıkla ana amaçtan sapılır. Konunun dağılmasına izin vermeyin.

-En önemli konuları gündemin başına alın, birbiri ile ilintili konuları önem derecesine ve akışa uygun olarak gündeme koyun.

-Amacınıza ulaşın. Toplantının hedefi neydi? Bu başarıldı mı?

-Hatırlatmak ve herkesin fikir birliğini sağlamak için, sonucu ve dağıtılan görevleri tekrar belirtin.

-Toplantıyı önceden tayin ettiğiniz zamanda bitirin.

-Toplantı sonrasında ise toplantı tutanağını ivedilikle hazırlanmasını sağlayın. Tutanak, toplantıdan en az 24, en geç 48 saat sonra tamamlanıp dağıtılmalı.

(*) Bu bilgiler MESS Eğitim Vakfı Yönetim ve Eğitim Danışmanı Dilek Uçay’dan alınmıştır.

Toplantı basan polisler
Xerox, yöneticilerin sürekli toplantıda olması, toplantıların yüzde 80’inin zamanında başlamıyor ve bitmiyor olması, gibi şikáyetler üzerine, bir “kara kuşak projesi” başlattı. Proje sırasında, verimliliği ölçmek, toplantı kurallarının ne kadarının geçerli olduğunu bulmak için, toplantı polisleri oluşturuldu. Bu polisler haber vermeksizin toplantılara girip, toplantının verimliliğine ilişkin ölçümler yaptılar. 20 kişilik bir örnekleme grubunda, 3 ay boyunca yapılan ölçümlere göre Xerox’ta 1 kişinin ayda ortalama 45 saat toplantıya girdiği, maksimum toplantıya katılan kişinin ayda 167 saatinin (7 tam gün!) toplantıda geçtiği ve bu sürenin minimumda da 1 saat olduğu ve toplantı verimliliğinin yüzde 52 olduğunun tespiti üzerine Xerox, 4 kişilik bir proje ekibiyle toplantı sorunları için çözümler üretmeye başladı. Her toplantının bir zaman tutucusu, bir yöneticisi ve bir toplantı sahibinin olması, toplantı öncesinde ortak belirlenen toplantı süresine sadık kalınması, toplantı sahibi tarafından 24 saat içinde toplantı notlarının yayınlanması, bir toplantının maksimum 2 saat olması, toplantılara giren kişilerin cep telefonlarının kapalı olması gibi genel ortak kurallar oluşturuldu. Projesi sonunda yapılan ölçümlerde toplantı verimliliğinin yüzde 52’den yüzde 86’ya çıktığı saptandı. Bir kişinin ayda ortalama katıldığı toplantı saati 45’ten 23’e üst yönetimin aylık toplantı saati ise 36’dan 15 saate indirildi.

Mesai öncesi toplantı
Arzum’da toplantıları daha verimli hale getirmek için tüm önemli toplantıların zamanlamaları aylık olarak belirleniyor. Toplantı tarihine bir hafta kala toplantı sorumlusu katılımcılarla beraber gündem maddelerini oluşturuyor ve e-posta ortamında katılımcılara bildiriliyor. Toplantıların mesai başlamadan önce sabah 7’de yapılması tercih ediliyor. Böylece günlük işlerin aksamadan, telefon trafiğine girmeden toplantıların yapılması amaçlanıyor. Arzum Genel Müdürü Murat Kolbaşı, “Toplantılar stratejilerin geliştirilmesi için önemli ama sürelerinin kısa tutulup verimli hale getirilmesi gerekiyor yoksa bir sürü toplantı yapıp kararları hayata geçirecek vakti bulamayabilirsiniz. Toplantıların gündemlerinin önceden oluşturulması ve toplantıların sürelerinin önceden belirli olması toplantının verimliliğini arttıran ögelerdir. Biz de buna dikkat etmeye çalışıyoruz. Aniden gelişen toplantılar için bile öncesinde gündemi kısaca belirtip mail atıyoruz ki böylece katılımcılar gelmeden konular üzerinde hazırlıklarını yapabilsin.” Toplantıların mesai saatine kadar bitmesi öngörüldüğü için toplantılar da maksimum 1-1.5 saat sürüyor. Toplantı sonrası katılımcılar hep birlikte kahvaltı ediyor.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND