Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Toplanmaktan çalışmaya zamanımız kalmıyor !

Bir türlü ulaşılamayan yöneticiler, susmak bilmeyen telefonlar, zamanında başlamayan ve bitmek bilmeyen toplantılar sayesinde hepimiz iş yapamaz hale geliyoruz. Gereksiz toplantılar hem zaman kaybettiriyor hem de maliyetleri artırıyor. Verimli bir toplantı için öncelikleri iyi belirlemek gerek. Toplantı gerçekten gerekli mi? Kimler katılmalı? Nerede yapılmalı? Ne kadar sürmeli? Herkes yeterince bilgilendirildi mi?

Bazı şirketler toplantı saatlerini mesai öncesine çekerek ve teknolojinin nimetlerinden yararlanarak bu süreyi en aza indirmeye çalışıyor.Toplantı verimliliği için projeler geliştiren şirketler de yok değil. Örneğin Xerox’da toplantı polisleri, toplantıları basıp toplantının verimliliğine ilişkin notlar alıyor. Bu sayede şirkette toplantı verimliliği yüzde 52’den yüzde 86’ya çıktı, bir kişinin ayda ortalama katıldığı toplantı saati 45 saatten 23’e üst yönetiminki ise 36 saatten 15 saate indirildi.

Toplantılar, iş hayatında çok ciddi bir zaman dilimini kapsıyor. Hatta öyle ki toplantı yapmaktan çalışmaya zaman ayırmakta zorlanan pek çok çalışan ve yönetici var. Bazı araştırmalara göre yöneticilerin zamanlarının yüzde 75’i toplantılarda geçiyor. Bu da zaman zaman alınan kararların hayata geçmesini zorlaştırıyor. Sürekli çalan telefonlar, bir türlü ulaşılamayan yöneticiler, bitmek bilmeyen toplantıların sonuçları. Bir de toplantı, sırf yöneticinin egosunu tatmin etmek için yapılıyorsa ya da toplantıya hazırlıksız geliniyorsa toplantı saatleri uzadıkça uzuyor ve çalışmaya vakit kalmıyor. Durumun farkında olan şirketler kendi tedbirlerini alıyorlar.

Gerekmedikçe toplantı düzenlemiyor, e-posta, video konferanslar veya telefon görüşmeleri ile zaman kaybını en aza indirmeye çalışıyorlar. Örneğin Siemens’de üst düzey bir yönetici gününün 3’te 2’si toplantılarla geçirebiliyor. Siemens İK Direktörü Nurer Yüksel, katılımcıların fiziki olarak bir arada olmasının zorunlu olmadığı konularda tele-konferans ve net-meeting gibi seçeneklerle ciddi bir zaman ve maliyet avantajı sağladıklarını söylüyor. Türk Eğitim Derneği Genel Başkanı Selçuk Pehlivanoğlu da toplantı sürelerini yeni nesil iletişim araçları kullanarak azaltanlardan. Pehlivanoğlu, “Günü ya da haftayı önceden programlamak çok önemli. Toplantı sayılarını ve sürelerini teknolojinin ve yeni nesil iletişim araçlarının nimetlerinden yararlanarak azaltabilmek mümkün. Bu kimi zaman e-posta, kimi zaman telefon ve kimi zaman da tele-konferans olabiliyor. Özellikle yüz yüze görüşmeyi gerektirmeyen bir konuda bu araçlar kesinlikle daha avantajlı. Pek çok görüşmemi ya da toplantı hazırlığını uzun yolculuklar sırasında telefonla iletişim kurarak yapıyorum” diyor.

Toplantı saatlerini mesai saatleri öncesine çekmek veya Xerox’taki gibi toplantı basan polisler organize etmek verimsiz toplantılarla başa çıkmanın diğer yolları. Birçok yönetici verimli bir toplantı için ön hazırlığın vazgeçilmez şart olduğunu söylüyor. HP Türkiye Görüntüleme ve Baskı Grubu Ülke Müdürü Fikret Ergüder’in haftada ortalama 10 saati toplantılarda geçiyor. Ergüder, toplantılarına ön hazırlık yaptığı için toplantı süresinin yarı yarıya azaldığını söylüyor: “Ön hazırlık sürecinde toplantının sahibini, amacını ve konusunu önceden netleştirmeye çalışıyorum. Ön hazırlık yaptığımda zaten toplantıdan önce toplantının amacı zihnimde belirmiş oluyor. Bu da toplantı süresini ortalama yarı yarıya azaltıyor. Bir başka nokta da gerekli olmayan kişileri toplantıya davet etmiyoruz. Sadece bilgi almak için birini davet etmektense o kişiden toplantı öncesi gerekli bilgiyi alıyoruz. Toplantı esnasında eğer sunum yapılacaksa, sunumları en az 1, en fazla 10 sayfalık slaytlar ile sınırlı tutmak da faydalı oluyor.”

Metis İş Geliştirme, Satış ve Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Fatma Küçüktaş, her ay 45-50 saatini toplantılarda geçiriyor. Harici toplantıların çoğunun şirket dışında olduğu düşünüldüğünde 15 saati de trafikte geçiyor. Küçüktaş, toplantı verimliliğini arttırmak için haftalık rutin toplantıları ard arda yaptıklarını, her pazartesi, ekip olarak saat 8’de şirkete gelip 8.30’da toplantıya başladıklarını söylüyor.

ADS Yönetim Danışmanlık Yönetici Ortağı Meriç Koraltürk, Türkiye’de toplantılara ayrılan sürenin uzamasının en büyük nedeninin geç başlayan toplantılar olduğunu söylüyor: “Katılımcılardan bir veya daha fazla kişinin toplantıya geç gelmesi nedeniyle bir türlü başlanamayan görüşmeler veya başlansa bile geç gelenlere yapılan özetler konsantrasyonu bozuyor, diğer katılımcılarda tavır değişikliklerine neden oluyor ve hatta hatta toplantı sonuçları bile bu durumlardan etkilenebiliyor. Bunu önlemenin yolu her toplantıya tek bir katılımcı bile gelmiş olsa zamanında hatta en önemli gündem maddesi ile başlamak… Böylelikle kurumlarımızda toplantı kültürü yaratmaya da başlamış olabiliriz.”

İYİ BİR ASİSTAN YÖNETİCİSİNE AYDA 2-3 GÜN KAZANDIRIR

Ayda ortalama en az 60 toplantı takvimi gerçekleştiren Index Grup CEO’su Erol Bilecik, bu toplantılar için de yine en az 120 kaliteli saat harcıyor. Zaman zaman günlük veya haftalık olarak toplantı gündemlerinin üst üste geldiği dönemlerde o da toplanmaktan çalışmaya vakit bulamıyorum duygusuna kapılıyor ama iyi bir asistanın da bu duyguyu azalttığını söylüyor: “Bir başka toplantının ön habercisi anlamına gelen toplantılar, en çok zaman kaybettiren toplantılardır. Eğer asistanınız, takviminizi iyi yöneterek toplantıların akışını daha uygun bir biçimde planlarsa iki toplantı arasında nefes almak ve yeteri kadar düşünmek için size zaman bırakacaktır. İyi bir asistanın, ay içinde yöneticisine en az 2-3 günlük zaman kazandırdığına inanıyorum.”

Natixis Pramex Türkiye Temsilcisi Dr. Rıza Kadılar ise toplantıları daha verimli hale getirmek ve zaman kaybını azaltmak için bazı çareler türetmiş. Örneğin karar almak amaçlı olmayan toplantılarda mümkün olduğunca ekibinden bir kişinin kendisini temsil etmesini sağlamak ya da toplantılar zamanında bitsin diye sonuna yemek programı gibi çekici bir başka aktivite eklemek gibi.

MESAİ SAATLERİNDE BİRLİKTE VAKİT GEÇİRMEYİ SEVİYORUZ

Toplantıda, herkesin fikrini almak, baskın tipolojileri dengelemek, anlaşmazlık ve ikili tartışmaları düzenlemek, uzayan toplantılarda dikkati devam ettirmek, karara varılmasını sağlamak ve toplantıyı zamanında verimli şekilde bitirebilmek toplantıyı yöneten kişinin sorumlulukları ve bu hiç de kolay değil. Toplantıda alınan kararların uygulanması ve sonuçlarının duyurulması ile bu süreç tamamlanmış oluyor, ancak periyodik toplantılarda bir sonraki toplantı önceki toplantıda alınan kararların neden hayata geçemediği konusunda birbirimizi ikna ettiğimiz konuşmalardan öteye gidemiyor. Meriç Koraltürk bunun nedenini şu sözlerle özetliyor: “Verimli bir toplantının gereklerini mutlaka hepimiz biliyoruz… Belki de mesai saatleri içinde birlikte vakit geçirmeyi, sohbet etmeyi, bol bol çay-kahve içmeyi ve konuları çok önemli görüp bir türlü çözememeyi seviyoruz… Hadi bunu bir sonraki toplantıda konuşalım!”

Toplantı planı yaparken (*)

-Toplantı yapmadan önce amacı iyice saptayın

-Toplantıya kimler katılmalı? Katılanların sayısını sınırlandırın. Sadece gerekli kişiler toplantıya katılmalı.

-Gündemi en az 2 gün önceden dağıtın. Böylece katılanlar toplantıya daha iyi hazırlanabilecektir.

-Toplantı için uygun zamanı seçin. Toplantının niteliğine uygunsa, toplantıyı öğle yemeğinden önce, işin bitiş saatinden, ya da başka bir önemli olaydan hemen önce yapın. Toplantının uzama riskini minimize edin.

-Katılımcıların toplantıda bulunma sürelerini ve akışı planlayın. Siz de sadece katkıda bulunabileceğiniz süre için toplantıya katılın.

-Toplantı için en uygun yeri seçin. Yerin kolayca ulaşılabilir olması, ihtiyaç duyulan gereçlerin bulunması ve salonun katılımcı sayısına uygunluğu son derece önemlidir.

-Katılanların maaşlarını göz önüne alarak, toplantının dakikasının kaça mal olduğunu hesaplayın.

-Gündemi ve toplantıyı zamanla sınırlayın. Her konunun önemine göre zaman ayırın.

-Geç başlamın maliyetini ve gündemdeki konulara ayrılacak zamanını önceden belirleyin.

Toplantı yürütülürken

-Toplantıya vaktinde başlayın. Katılacakları bu konuda uyarın ve bu uyarınızı uygulayın.

-Toplantıya gündemle başlayın ve ondan uzaklaşmayın. “Bu toplantının amacı… Buraya, …için toplandık… Bundan sonra karar vereceğimiz konu…”

-Toplantıyı aksatacak kesintileri önleyin. Telefon trafiğini, giriş, çıkışları engelleyin. Bunlara ancak çok acil durumlarda izin verin.

-Toplantılarda sıklıkla ana amaçtan sapılır. Konunun dağılmasına izin vermeyin.

-En önemli konuları gündemin başına alın, birbiri ile ilintili konuları önem derecesine ve akışa uygun olarak gündeme koyun.

-Amacınıza ulaşın. Toplantının hedefi neydi? Bu başarıldı mı?

-Hatırlatmak ve herkesin fikir birliğini sağlamak için, sonucu ve dağıtılan görevleri tekrar belirtin.

-Toplantıyı önceden tayin ettiğiniz zamanda bitirin.

-Toplantı sonrasında ise toplantı tutanağını ivedilikle hazırlanmasını sağlayın. Tutanak, toplantıdan en az 24, en geç 48 saat sonra tamamlanıp dağıtılmalı.

(*) Bu bilgiler MESS Eğitim Vakfı Yönetim ve Eğitim Danışmanı Dilek Uçay’dan alınmıştır.

Toplantı basan polisler
Xerox, yöneticilerin sürekli toplantıda olması, toplantıların yüzde 80’inin zamanında başlamıyor ve bitmiyor olması, gibi şikáyetler üzerine, bir “kara kuşak projesi” başlattı. Proje sırasında, verimliliği ölçmek, toplantı kurallarının ne kadarının geçerli olduğunu bulmak için, toplantı polisleri oluşturuldu. Bu polisler haber vermeksizin toplantılara girip, toplantının verimliliğine ilişkin ölçümler yaptılar. 20 kişilik bir örnekleme grubunda, 3 ay boyunca yapılan ölçümlere göre Xerox’ta 1 kişinin ayda ortalama 45 saat toplantıya girdiği, maksimum toplantıya katılan kişinin ayda 167 saatinin (7 tam gün!) toplantıda geçtiği ve bu sürenin minimumda da 1 saat olduğu ve toplantı verimliliğinin yüzde 52 olduğunun tespiti üzerine Xerox, 4 kişilik bir proje ekibiyle toplantı sorunları için çözümler üretmeye başladı. Her toplantının bir zaman tutucusu, bir yöneticisi ve bir toplantı sahibinin olması, toplantı öncesinde ortak belirlenen toplantı süresine sadık kalınması, toplantı sahibi tarafından 24 saat içinde toplantı notlarının yayınlanması, bir toplantının maksimum 2 saat olması, toplantılara giren kişilerin cep telefonlarının kapalı olması gibi genel ortak kurallar oluşturuldu. Projesi sonunda yapılan ölçümlerde toplantı verimliliğinin yüzde 52’den yüzde 86’ya çıktığı saptandı. Bir kişinin ayda ortalama katıldığı toplantı saati 45’ten 23’e üst yönetimin aylık toplantı saati ise 36’dan 15 saate indirildi.

Mesai öncesi toplantı
Arzum’da toplantıları daha verimli hale getirmek için tüm önemli toplantıların zamanlamaları aylık olarak belirleniyor. Toplantı tarihine bir hafta kala toplantı sorumlusu katılımcılarla beraber gündem maddelerini oluşturuyor ve e-posta ortamında katılımcılara bildiriliyor. Toplantıların mesai başlamadan önce sabah 7’de yapılması tercih ediliyor. Böylece günlük işlerin aksamadan, telefon trafiğine girmeden toplantıların yapılması amaçlanıyor. Arzum Genel Müdürü Murat Kolbaşı, “Toplantılar stratejilerin geliştirilmesi için önemli ama sürelerinin kısa tutulup verimli hale getirilmesi gerekiyor yoksa bir sürü toplantı yapıp kararları hayata geçirecek vakti bulamayabilirsiniz. Toplantıların gündemlerinin önceden oluşturulması ve toplantıların sürelerinin önceden belirli olması toplantının verimliliğini arttıran ögelerdir. Biz de buna dikkat etmeye çalışıyoruz. Aniden gelişen toplantılar için bile öncesinde gündemi kısaca belirtip mail atıyoruz ki böylece katılımcılar gelmeden konular üzerinde hazırlıklarını yapabilsin.” Toplantıların mesai saatine kadar bitmesi öngörüldüğü için toplantılar da maksimum 1-1.5 saat sürüyor. Toplantı sonrası katılımcılar hep birlikte kahvaltı ediyor.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Geleceğe uyum sağlayabilmek

YETKİNLİK, yetişkin gelişimi, Manşet, kişisel gelişim, çocuk gelişimi, beceri

Gelecekte çocuklarımızı hangi yetkinlikler bekliyor? Hangi beceri setlerine hazırlıklı olmamız gerekir? www.egitimpedia.com yazarlarından Gözde Berber Özbalaban anlatıyor…

Yeni Çağda Hangi Beceriler Ön Plana Çıkacak?  

15 yılı aşkın süredir, yetişkinlerle gelişim, şirketlerle dönüşüm üzerine çalışan biri olarak, ilk Eğitimpedia yazıları yolculuğuma, son günlerde gündemde olan ve hem androgoji (yetişkin eğitimi) hem pedagoji üzerine çalışanları ilgilendirebilecek bir konu ile başlamak istedim. 

Yeni çağda, hangi beceriler ön plana çıkacak? 

Çocuklarımızı gelecekte hangi yetkinlikler bekliyor ve kendi kişisel gelişimini sahicilikle dert edinen biz yetişkinler, kendimizi hangi alanlarda geliştirebiliriz? 

Tesla’nın kurucusu ve dünyanın en önemli girişimcilerinden kabul edilen Elon Musk, geçtiğimiz günlerde Twitter üzerinde çok konuşulan bir çağrıda bulundu. 

Bu çağrıda, Musk, Tesla şirketinde çalışmak isteyenlerin, bir lisans hatta lise diplomasına sahip olmasının zorunluluk olmadığını söyledi. 

Kendisi de Stanford Universitesinde yapmakta olduğu doktora programını yarıda bırakan Musk, şirketinin AI (Yapay Zeka) takımına katılmak isteyenlerde aradıkları en önemli şeyin, kodlama olduğunu ve gerisinin öğrenilebileceğine inandığını belirtti. 

Çoğu Twitter kullanıcısı bunu sadece motivasyonel bir konuşma olarak algılasa ve geçerliliğini sorgulasa da, Musk’ın söylemi, yeni bir söylem değil. 2014’de bir Alman otomotiv dergisine verdiği röportajda da, çalışma arkadaşlarında aradığı ilk özelliğin bir diploma olmadığını belirtmişti. Fortune 500 listesinde öne çıkan şirket yöneticilerinin de daha önce benzer açıklamalarda bulunduğunu biliyoruz. 

Endüstri 4.0 gelecekteki dijital, bilimsel, sosyo-kültürel, ekonomik değişimleri ön görür ve dünyayı şekillendirirken, yeni beceri setlerine ihtiyaç olacağı aşikar. Bu da odağı doğal olarak akademik gelişimden daha çok, bu geleceğe uyum sağlayabilecek ve şekillendirebilecek becerilere çekiyor. 

Bu durumda yukarıdaki sorulara cevap aramanın zamanı çoktan gelmiş olmalı. Çocuklarımızı okullarından alıp, diplomalarımızı yakmayacağız ama güldür güldür gelen, hatta gelmiş olan bir geleceğin gerektirdiği beceri/ yetkinlik setlerini de bilmek – bunlara hazırlanmak akıllıca olabilir. 

Bu durumda biraz o becerilere bakalım. Aşağıda belirtilen liste, her yıl düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu, McKinsey’nin son raporları ve futurist dergilerden derlenerek hazırlandı. 

1. Kompleks Problem Çözme ve Eleştirel Düşünce – Gelecek Beyinler

Nesnelerin interneti, yapay zeka, akıllı robot otomasyon sistemleri, zenginleştirilmiş gerçeklik gibi kavramlarla çalışacak zihinlerin, iş yaşamında karşılaşabilecekleri karmaşık problemleri net ele alabilmeleri ve sorunlara farklı/çoklu bakış açılarından bakabilmeleri en ön sırada yer alan becerilerden biri. Eğitim sistemimizde bu becerinin yerini tekrar tekrar sorgulamak zorundayız. 

2. Yaratıcılık – Üretme Gücü & Cesareti 

Geleceğin inovasyonlarını düşünürsek, hem yeni nesillerin, hem biz yetişkinlerin yaratıcılık becerilerini geliştirmek üzerine odaklanması gerekliliği şaşırtıcı değil. İçinde çalışılan sektör, pozisyon ne olursa olsun, masaya yeni, taze bakış açıları, fikir, ürün koyabilmek önemini her daim koruyacak gibi görünüyor. Elbette bunun için kritik bazı ön gereklilikler yok değil. Cesaret edebilmek ve inisiyatif alabilmek gibi… 

3. İşbirliği – Tek Başına Değil, Birlikte! 

İş yaşamındaki çalışma dinamikleri, gün geçtikçe, plazalarda tek başına çalışılan kübiklerden, birlikte üretilen, sosyal çalışma takımlarına ve bu takımlarda birlikte iş sonuçları almaya evriliyor. Silo çalışma sitemlerinden bütünsel bakmaya dönüşen yeni dinamiklerde, takımla işbirliği içerisinde çalışabilme becerileri de ön plana çıkıyor. 

4. Sosyal Zeka – Nur Topu Gibi Bir Zeka Türümüz Oldu

Üzerine çok konuşulup yazılan Duygusal Zeka’dan sonra, bu kavramı kapsayan ve daha geniş farkındalık/davranış setini içeren bir zeka kavramı ile karşı karşıyayız. Özellikle liderlik ve yönetim teorilerinde öne çıkan bu zeka türü, uzaktan çalışma, yapay zeka ile iletişim, internet ekonomisi gibi başlıklar hayatımıza girdikçe, daha fazla önem kazanıyor. Çok özet bir tanımla, sosyal zeka, duygusal zekayı, bireyin adaptasyon becerilerini ve durumsal olarak -bir anlayış (mindset)- geliştirebilme gücünü içeriyor. 

5. Hizmet Odaklılık – Sadece Ben Değil, Biz 

İlk duyulduğunda şaşırtıcı gelebilen ancak dünyanın gündeminde bir beceri Hizmet Odaklılık. Teknoloji ve artan rekabet nedeniyle gün geçtikçe daha da bireyselleşen iş ortamlarında başkalarının ihtiyaçlarını doğru okuyabilen ve bu ihtiyaçlara hızlı cevap verebilen bakış açılarına ihtiyaç duyulduğu bir gerçek. “Başkaları için hazır olabilmek” mottosuyle konuşulan bu davranış biçimi, kuşkusuz takım ve organizasyonların ilerleyebilmesi için kritik derecede önemli.

6.Esneklik – Uyum ve Adaptasyon

Listede en fazla öne çıkan ve üzerinde en çok konuşulan becerilerden biri. Katılık; yani bu böyle olur, bu böyle yapılır halinin tam tersi… Statükoyu sorgulayabilmeyi, olan biteni doğru yorumlayabilmeyi, gereken değişikliği yapabilmeyi anlatan bir beceri. Duygusal ya da akılcı, farklı verileri toplayabilen, bu verilerle yeniye temas edebilen insanların özelliği olarak ön plana çıkıyor. Çevikliğin masaların vazgeçilmez konusu olduğu bir dönemde de önemini uzun süre koruyacak gibi görünüyor. 

Özetle, Dünya Ekonomik Forumu raporlarına göre, bugün şirketlerde aranan özellik olarak görülen becerilerin üçte biri gelecekte geçersiz olacak ve kendimizi geliştirerek geleceğe hazırlayabilmek yeni beceri setleri edinmemizle mümkün olabilecek. 

Bu liste içerisinde benim favorimse 6 numarayla esneklik. 

Bundan yıllar önce koşuya ilk başladığımda, koşu hocam bana antrenman sonrasında esneme hareketleri yapmanın öneminden bahsetmişti ama amatör bir öğrenci olarak o dönem pek dinlemediğimi hatırlıyorum. Sonrasında yaşadığım bütün sakatlıkları “yeteri kadar esnemediğim için” yaşadığımı öğrendiğimde ise bir çeşit hayat dersi vermişti koşu bana. Esnemediğin yerden kırılıyorsun.. Hele ki, değişimin yeni normal, çevik hareket edebilmenin elzem olduğu bir çağda… 

Bu becerileri nasıl geliştiririz konusu ise başka bir yazının konusu olsun…

Yazar: Gözde Berber Özbalaban
Kaynak: www.egitimpedia.com

Okumaya devam et

MAKALE

Kafein vücuda nasıl etki eder?

Manşet, kafein nelerde bulunur, kafein etkileri, kafein bağımlılığı, kafein

Kafein, çay ve kahvede bulunan en etkin madde olmasının yanı sıra kolalı içecekler, çikolata ve bazı ilaçlarda da bulunur. Peki, kafeinin faydaları ve zararları nelerdir? Güvenli bir kafein tüketim seviyesi var mıdır? İşte yanıtı…

Kafein: Nedir, Ne İşe Yarar, Faydaları, Zararları ve Uyarılar…

Kafeine Dair Temel Bilgiler

Kafein Nedir?

Kafein, aslen çay ve kahveden tanıdığımız bir kimyasal madde olsa da, aslında hayvanların merkezi sinir sisteminde bulunan bir uyarıcı maddedir. Sadece hayvanlarda değil, bazı bitkilerde de metilzantin (İng: methylxhantine) sınıfına ait bir maddedir.

Kafeinin kimyasal formülü C8H10N4O2’dir. Aslında kafein, çok daha karmaşık bir kimyasal molekülün kısa adıdır. Kafeinin sistematik adı 1,3,7-trimethylxanthine veya 3,7-dihydro-1,3,7-trimethyl-1H-purine-2,6-dione olarak bilinmektedir. Kafein daha iyi bir isim, öyle değil mi?

Kafein Nerelerde Bulunur?

Çay ve kahvede bulunan en etkin madde olmasının yanı sıra kafein, kolalı içecekler, çikolata ve bazı ilaçlarda da bulunur. Kafeinin ağrı kesici ilaçlarda, kardiyovasküler hastalıklar ve sinir sistemi hastalıklarında etkili olduğu bilinmektedir. Çay ve kahve yıllardır sosyal etkinliklerde ortak bir içecek olarak tüketilmiştir. Araştırmalar kahve tüketiminin giderek arttığını göstermektedir.

Çay ve Kahvedeki Kafein Oranları

100 mililitrelik bir bardak çayda 11 miligram, 100 mililitrelik bir bardak kahvede ise 41 miligram kafein bulunmaktadır. Yani ortalama 1 fincan kahve, kafein açısından yaklaşık 4 bardak çaya denk gelmektedir.

Güvenli Kafein Tüketim Seviyesi

Elbette herkese genel geçer olarak uyan bir kafein miktarı belirlemek mümkün değil. Ancak ortalama ve sağlıklı bir bireyde kafeinin etkisi, kabaca 250 miligram ve üzeri dozlarda başlamaktadır ve günde 400 miligrama kadar tüketiminde herhangi bir sakınca bilinmemektedir. Kafeinin, aşırıya kaçmayacak miktarda alınmasının çok sayıda faydası vardır. Kafein miktarının “normal”i kişiden kişiye değişiklik gösterir; ancak ortalama olarak günde 2-3 fincandan fazla kahve veya 5-6 fincandan fazla çay içmemenizi tavsiye ederiz. Bu noktadan sonra fazla kafein vücudunuza zarar vermeye başlayabilir.

Ayrıca kafein, sanılanın aksine, içildiği anda etki etmez; vücuda girdikten yaklaşık 30-60 dakika sonra etkisini gösterir.

Kafeinin insan vücudundaki yarı ömrü 5 saat kadardır; yani her 5 saatte bir vücudunuzdaki kafein oranı %50 oranında azalır. Örneğin saat 8’de 100 miligram kafein içtiyseniz, saat 13’te bu 50 miligrama, saat 18’de 25 miligrama düşecektir.

Kafein Nasıl Çalışır?

Kafein, merkezi sinir sistemini, özellikle de sinirsel iletimin gerçekleştiği sinapsları doğrudan etkileyerek kişinin uyanık kalmasını sağlar. Temel olarak yaptığı, yorgunluğa ve bitkinliğe sebep olan ve sinir boşluklarında biriken asetilkolinin ve adenozinin parçalanmasını sağlayarak sinirsel iletimi rahatlatmaktır.

Kafeinin Faydaları

Bugüne kadar kafein tüketiminin sayısız faydası tespit edilmiştir. Bunlardan bir kısmı şöyle:

Kafeinin uyarıcı etkisi nedeniyle astım, prematüre apnesi ve brankopulmonari displesi gibi hastalıkların tedavisinde de etkili olduğu rapor edilmiştir. Kimyasal yapısı, astım hastalarının tedavisinde kullanılan teofilin isimli madde ile benzerdir.

Bazı araştırmalar bir takım ilaçlar ile kafein alınmasının, ilaçların etkisini arttırdığını göstermiştir.

Bunun haricinde kafeinin metabolizmayı hızlandırıcı etkisi de vardır. Bu yüzden diyetisyenlerin çoğu yeşil çay içilmesini önermektedirler.

Kafein tüketimi, karaciğer hastalıklarına yakalanma oranını düşürmektedir.

Doğruluğu henüz kesin olmamakla birlikte, Hepatit C tedavisinde kullanılan peginterferon ve ribavirin ile birlikte tedavide etkili olduğu iddia edilmektedir.

Atletler üzerinde yapılan bir çalışma, kilogram başına 10 miligram kafein alan atletlerin performansında artış gözlenmiştir.

Kafein sadece insanlarda değil, insan-harici canlılarda da kullanılan bir moleküldür. Örneğin birçok bitki kafein salgılayarak böcekleri öldürebilmektedir. Yani kafein, bitkilerde “böcek ilacı” olarak kullanılan bir moleküldür.

Kafeinin Zararları

Daha önce de belirttiğimiz gibi, kafeinin zararları belirli bir dozun üzerinde tüketildiğinde ortaya çıkar. Bugüne kadar tespit edilmiş zararlardan bazıları şöyledir:

Psikolojik hastalıkları tetikleyip; sinirlilik, depresyon, uykusuzluk gibi sorunları doğurabilir.

İdrar miktarını ve sıklığını arttırır, vücuttan gerekenden fazla mineral ve vitamin atılmasına sebep olabilir.

Migreni tetikleyebilir.

Günde 300 miligram kafein başına vücuttan 15 miligram fazladan kalsiyum atılmaktadır.

Kalp problemleri olanlarda kalp ritmini bozar ve yüksek tansiyon hastalarında tansiyon artışını tetikler.

Yemek sırasında ya da sonrasında alınması çinko ve demir emilimini azaltır.

Mide asit salgısını arttırarak gastrite sebep olur.

Aşırı dozda alınması ölümcüldür. Örneğin farelerde ölümcül kafein dozu kilogram başına 192 miligramdır. İnsanlarda ise bir oturuşta 200 kafeinli soda veya 125 bardak çay veya 75 fincan kahve içilirse çok büyük ihtimalle solunum yetmezliği veya kardiyovasküler şoktan ötürü ölüneceği not edilmiştir.

Kafeinin düzenli ve uzun süreler alınması, beynin hipokampüs bölgesini etkileyerek öğrenmeyi zorlaştırmaktadır.

Kafein, köpekler ve kuşlar için özellikle ölümcüldür. Metabolizmaları, kafeini sindirmeye uygun değildir. Bu sebeple evcil hayvanlarınızın kafein içeren yiyecek ve içeceklerden kaçınmasına özen gösteriniz.

Her ne kadar kesin bir bulguya varılamasa da, hamile kadınlar arasında günde 200 miligram veya üzeri kafein tüketimi olanlarda düşük yapma oranı ciddi miktarda arttığı gözlenmiştir. Bir diğer araştırma, bunun doğru olmadığını ortaya çıkarmış olsa da, İngilitere Yiyecek Standartları Ajansı hamilelerin günde 200 miligramdan fazla kahve tüketmemesini önermektedir.

Belli bir miktardan fazla kafein tüketenlerin göz-içi basınçları artmaktadır. Bu da bazı hastalıkların tetiklenmesine sebep olmaktadır.

Çocuklar Kafein Tüketebilir mi?

Kimi kültürlerde çocuklar ve gençlerin kahve ve çay içmesi “tehlikeli” olduğu için yasaktır. Kimi kültürlerde ise kahvenin çocukların büyümesine yardımcı olduğu düşünülmektedir. Bilimsel araştırmalar, iki tarafın da yanlış olduğunu ispatlamıştır. Kafeinin çocuklar üzerinde ne büyüme, ne de uyku sorunları açısından yetişkinlerde olduğundan hiçbir farklı etkisi yoktur. 

Kafein Alışkanlığı ve Kafein Bağışıklığı

Kafein, daha önce de belirttiğimiz adenozin ile etkileşerek uykuyu gidermektedir. Ancak vücudumuz, adenozine daha duyarlı olduğu için kafeine kısa sürede bağışıklık kazanabilir. Yapılan araştırmalarda, 7 gün boyunca, günde 3 defa, her seferinde 400 miligram kafein alan birinin, 1 hafta içerisinde kafeine tamamen bağışıklık kazanacağı ve etkisinin %95’ten fazla azalacağı tespit edilmiştir. Benzer şekilde 18 gün boyunca günde 3 defa, 300’er miligram kafein alanlarda da bağışıklık gelişmiştir.

Dolayısıyla eğer kahve/çay içtiğiniz halde uyku problemi çekiyorsanız bu, vücudunuzun kafeine alışmasından ötürüdür. Size tavsiyemiz, kafeini bir süre kestikten sonra, yavaş yavaş sıfırdan başlayarak kullanımını arttırmanızdır. Bu şekilde bir döngü kurarsanız, uykusuzluğun önüne geçebilirsiniz.

Yazar: Çağrı Mert Bakırcı
Kaynak: www.evrimagaci.org

Okumaya devam et

MAKALE

Hipnoza giren bir kişi istemediği hâlde sırlarını açıklar mı?

sağlık, modern tıp, Manşet, hipnoz nedir, hipnoz, hipnoterapi

Hipnoz, kişinin bilincini atlayarak bilinçaltıyla kısa yoldan bağ kurmamızı sağlayan bir tekniktir. Peki, herkes hipnoza girebilir mi? Bir kişi isteği dışında hipnoz edilebilir mi? İşte sorular ve yanıtlarla hipnoz hakkında ilginizi çekebilecek her şey…

Sorular ve yanıtlarla hipnoz hakkında bilmek istediğiniz her şey

Hipnoz Nedir?

Hipnoz, bakışla, sözle veya bazı yardımcı nesneler kullanılarak, telkin ile oluşturulan özel bir bilinç hâlidir. Bir başka deyişle bir trans hâlidir. Bu trans sırasında, kişi çevreden gelen tüm (ses, ışık, koku vb.) uyaranlara kendini kapatır veya aldırmazken, hipnoz yapan kişinin telkinlerini artmış bir dikkatle dinler, anlar ve gönüllü katılımla uygular.

Hipnoterapi Nedir?

Hipnoz aracılığı ile (hipnoz sırasında) uygulanan tedavilere verilen genel isimdir.

Hipnoz bir uyku mudur?

Hipnoz kesinlikle bir uyku hâli değildir. Dışarıdan bakıldığında, hipnozdaki kişi sanki derin ve huzurlu bir uykudaymış gibi görünür. Aynı yanlış gözlemi yapan İskoç Doktor James Braid 1840 yılında bu trans hâline, Eski Yunan’daki uyku tanrısı Hypnosis’tenesinlenerek hipnoz adını vermiştir. Çok kısa bir süre sonra bizzat Dr. Braid bu trans hâlinin uyku olmadığını fark etmiş ve hipnoz adının uygun olmadığını açıklamış olmasına karşın, bu yerleşmiş olduğu için hipnoz adının kullanımı devam edegelmiştir. 

Bir kişi, isteği dışında zorla ya da farkında olmaksızın hipnoza sokulabilir mi? 

Hayır! Bu mümkün değildir. Hipnoz kişinin gönüllü isteği ve katılımıyla gerçekleştirilen bir trans hâlidir. Hipnoz yapan kişi, hipnoza girmeyi gönüllü olarak kabul eden kişiye hipnoza girmesini sağlayacak bazı telkinler verir. Kişi bu telkinleri uygulayarak hipnoza girer. Hipnoza girmek istemeyen bir kişi kendisine söylenen telkinleri gerçekleştirmeyi reddedeceği için hipnoza girmez. 

Hipnozdaki kişi hipnoz yapanın tüm söylediklerini olduğu gibi kabul eder ve aynen uygular mı?

Hayır!Hipnoz sırasında kişinin bilinçli kontrolü ortadan kalkmaz. Hipnoz yapan kişinin söylediği her şeyi duyar, anlar, hatta yargılar. Yapması istenilen şey kişinin sosyal ve ahlâki değerlerine uygun değil ise kabul etmez, uygulamaz. Israr edilirse kişi hipnozdan çıkar.

Hipnoza giren bir kişi istemediği hâlde sırlarını açıklar mı? 

Hipnozdaki kişinin bilinçli kontrolü ortadan kalkmadığı için istemediği sürece hiçbir sırrını söylemez, özel bilgileri vermez. Hipnozdaki kişi ancak, söyleyeceği şeylerin kendisi için (örneğin hastalığının tedavisinde işe yarayacağı şeklinde) yararlı olacağına inanır ve hipnoz yapan kişiye güvenirse sorulan sorulara yanıtlar verir. 

Hipnozdan “uyanamamak” mümkün müdür?

Hipnoz bir uyku olmadığı için, uyanamamak diye bir şey olamaz. Hipnoz yapan hekim, terapi sonunda kişiye hipnozdan çıkacağı telkinini verdiği zaman kişi hipnozdan çıkarak gözlerini açar.

Hipnoz nasıl oluşur? Hipnoza girmenin temel koşulları nelerdir?

Hipnozun oluşmasında üç temel unsur vardır: Gönüllülük, konsantrasyon ve hayal gücü. Hipnoza başlanırken, kişi önce hipnoza girme konusunda gönüllü ve istekli olmalıdır. Gönüllü ve istekli olan kişi, hekimin kendisine söylediği (hipnoza giriş için verdiği) telkin cümlesine tüm dikkatini verir, yoğunlaşır. Sonra da söylenen telkinin içeriğini hayal ederek gerçekleştirir. Buradan da anlaşılabileceği gibi bir kişinin hipnoza girebilmesi için gönüllü olması, konsantrasyonunun ve hayal gücünün yeterli olması zorunludur. Veya bir başka deyişle isteksiz, gönülsüz olanlar ya da konsantrasyonu ve hayal gücü yetersiz olanlar hipnoza giremezler. 

Hipnoza yatkınlık (hipnotizabilite) ne demektir? Herkes hipnoza girebilir mi?

Hipnoza girebilme yetisine hipnotizabilite (hipnoza yatkınlık) adı verilmiştir. Herkesin hipnoza yatkınlığı (hipnotizabilite) farklıdır. Bu nedenle herkes hipnoza giremez. Çocuklar hipnoza son derece yatkındırlar. Yapılan araştırma sonuçları, hipnoza yatkınlığın en fazla olduğu dönemin 6-10 yaş arası olduğunu göstermiştir. Yaş ilerledikçe hipnoza yatkınlık giderek azalır. Genel olarak toplumun %10-15’inde hipnoza yatkınlık yoktur. Bu kesim kesinlikle hipnoza giremez. Toplumun %70-80’inde orta düzeyde bir hipnoza yatkınlık, %10-15’inde ise yüksek düzeyde hipnoza yatkınlık vardır. Yani toplumun büyük bir çoğunluğu hipnoza girebilmektedir. 

Hipnoza yatkınlığı etkileyen etkenler nelerdir?

Hipnoza yatkınlık yetisi, kişilik yapılarına ve içinde bulunulan ruhsal rahatsızlığa bağlı olarak değişmektedir. Örneğin, kuşkucu, kimseye güvenmeyen, her şeyi kontrol etmeye çalışan ya da kendisini herkesten çok üstün ve değerli gören kişilik yapılarına sahip olan kişiler kolay kolay hipnoza giremezler. Aynı şekilde obsesif-kompulsif bozukluk, şizofreni, ağır depresyon, paranoid bozukluk ve demans (bunama) hastalarının hipnoza yatkınlıkları sağlıklı insanlara göre daha düşüktür. 

Kimler Hipnoz Yapabilir?

Çoğu ülkede, hipnoz “tıbbî bir girişim” olarak kabul edildiği için, gösteri amaçlı sahne hipnozu yasaklanmıştır. Hipnoz yapma yetkisi, sadece tedavi amacıyla, hipnoz ve hipnoterapi eğitimi almış hekimler, diş hekimleri ve klinik psikologlara tanınmıştır. Bu son derecede yerinde bir uygulamadır. Çünkü hipnoz yapmak çok kolay bir uygulama olmakla birlikte hipnoz aracılığı ile hastalıkların tedavisini yapmak yani hipnoterapi uygulamak, hipnoz bilgisinin yanı sıra söz konusu hastalıklar ve tedavileri hakkındaki özel mesleki bilgileri de ayrıntılı bilmeyi ve bu konuda yetkili olmayı gerektirir. 

Hekimler, hipnoterapiyi eğitimini aldıkları kendi uzmanlık alanlarında uygulamalıdırlar. Çünkü hem eğitimleri hem de yasal yetkileri kendi uzmanlık alanlarıyla sınırlıdır. Örneğin Astım hastalığı konusunda göğüs hastalıkları uzmanı, ağrısız doğumda kadın-doğum uzmanı, cilt hastalıkları konusunda dermatolog, ruhsal hastalıklarda psikiyatri uzmanı, diş çekimi ve diş eti hastalıklarında dişhekimleri hem bilgi ve yeterlilik hem de yasal olarak yetkilidirler. Çünkü söz konusu hastalıkları hipnoterapi ile tedavi ederlerken kendi uzmanlık bilgilerini hipnoz içinde uygulayacaklardır.

Hipnoz yapmayı bilmek diş hekimine panik bozukluğu’nu tedavi etme veya psikiyatri uzmanına ağrısız doğum yaptırma, radyoloji uzmanına cinsel işlev bozukluklarını tedavi konusunda yetki vermemektedir. Her uzman hipnoterapiyi kendi uzmanlık sınırları içinde uyguladığı takdirde başarılı olacaktır.

Çoğu ülkede, hekim olmadıkları hâlde psikolojik sorunlarda hipnoterapi yapma yetkisi, ruhsal sorunlar ve hastalıklar konusunda lisansüstü eğitim almış klinik psikologlara da tanınmıştır. Ancak ülkemizdeki sağlık yasalarına göre psikologlara bu hak tanınmamıştır. Bazı az sayıda ülkede hipnoterapi yapma yetkisi hekim kontrolü altında ve sadece bazı kısıtlı alanlarda olmak koşulu ile yukarıda yazılanların dışında hemşire, sosyal hizmet uzmanı gibi mesleklere de tanınmıştır.

Hipnozla geçmiş hayatlara veya geleceğe gitmek mümkün müdür?

Kesinlikle hayır! Maâlesef en çok kötüye kullanılan sahalardan biri de budur. Belki kişinin kendi hayatındaki bazı bilinçdışına bastırılmış rahatsızlık verici hatıraları ortaya çıkarmakta kullanılabilirse de, bu çok özel ve kesinlikle uzmanlarca uygulanabilecek bir tekniktir. Önceki hayatlara ve hele geleceğe gitmek mümkün olsaydı, herkes Toto, Loto, Altılı Ganyan ve aklınıza gelebilecek her şeyi görüp zamanın akışını değiştirirdi! Böyle vaatlerle yaklaşan birin kesinlikle şarlatan veya kendisi psikiyatrik hasta olan birisi olduğunu düşünebilirsiniz.

Hipnoz nerelerde / hangi hastalıklarda kullanılabilir?

Genel Tıpda: Ağrıyı ortadan kaldırmak için (migren ve gerilim tipi baş ağrıları, kronik fiziksel ağrılı hastalıklar, trigeminal nevralji, ağrısız doğum, kanser ağrılarında), hipnoanestezi ile cerrahi girişimlerde (ameliyatlar, diş çekimi ve diş eti rezeksiyonlarında), psikosomatik hastalıklarda (astım, esansiyel hipertansiyon, psöriazis, ülser, ülseratif kolit, irritabl kolon, siğil tedavisinde),

Psikiyatride: Tik, kekemelik, enüresis noktürna (gece işemeleri), trikotilomani, yeme bozuklukları, obezite, psikojenik ağrı bozukluğu, konversiyon bozukluğu, cinsel işlev bozuklukları, sigara bağımlılığı, dissosiyatif bozukluklar, fobiler, panik bozukluğu, agorafobi, sosyal fobi, sınav kaygısı, travma sonrası stres bozukluğu…

Hipnoterapistlik bir uzmanlık mıdır?

“Hipnoterapistlik” adı verilmiş olan akademik bir uzmanlık alanı veya unvanı yoktur. Hipnoz yapmayı bilmek veya uygulamak bir kişiye hipnoterapist unvanını kazandırmaz. Asıl olan, hipnoz yapan hekimin tıp fakültesini bitirdikten sonra ihtisas eğitimini alarak hak kazandığı (kadın-doğum, cilt hastalıkları, iç hastalıkları, psikiyatri gibi) uzmanlıktır. Hipnoz ise, bu kişilerin kendi uzmanlık alanı içindeki hastalıkları tedavi etmek için gerekli olduğu zamanlarda kullandıkları bir “tedavi aracı” ve bir tekniktir. 

Hipnoz ve Hipnoterapinin Ülkemizdeki Yasal Konumu Nedir?

Ülkemizde hipnoz ve hipnoterapi uygulaması için henüz yasal bir düzenleme yoktur. Bu nedenle kimler tarafından hangi durumlarda hipnoz uygulanabileceği, kimlerin eğitim verebileceği belirsizdir. 2000’li yıllara değin, hekimlerin yanı sıra, psikologlar ve sosyal hizmet uzmanları başta olmak üzere kendilerine astrolog, medyum, yaşam koçu vb. adı veren hemen herkes, hipnoz uyguladığını, hastalıkları tedavi ettiğini söylemekte internet ortamında bunu ilan etmekteydiler. Televizyon kanallarında hipnoz uygulamaları sergilenmekteydi. 

Hulya Avşar Show programında Norveç’li bir kişi tarafından seri hâlinde hipnoz uygulamaları yapılması nedeniyle Türkiye Psikiyatri Derneği ve Tıbbî Hipnoz Derneğinin o dönemdeki yöneticilerinin yoğun kampanyası sonuç vermiştir. Haziran 2000’de İstanbul Cumhuriyet Savcılığı tarafından Hülya Avşar hakkında “Yetkili mercilerin genel sağlığın korunması için verdiği emre uymamak” suçunu düzenleyen TCK’nın 526. maddesi gereğince 3 ay ilâ 6 ay arasında hafif hapis cezasına çarptırılması istemiyle dava açılmış, sonuçta hipnoz programları yayından kaldırılmıştır.

Hipnoz ve hipnoterapi konusunda yasal düzenleme gerekliliğini sürekli savunan ve Bakanlığa birçok kez başvuran Türkiye Psikiyatri Derneği’nin çabaları sonucunda Sağlık Bakanlığı tarafından “Hipnoz ve Hipnoterapi Uygulanması Hakkında Yönetmelik taslağı” hazırlanarak 17.02.2004 tarihinde tartışılması amacıyla bakanlık web sitesine konulmuştur (http://www.saglik.gov.tr/extras/birimler/temel/hipnoz_taslak.pdf). Ancak günümüze değin hâlâ bu taslağa resmiyet kazandırılmamıştır. 

Bu alandaki son gelişme, Sağlık Bakanlığının Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğünün19/10/2008 tarih ve 44103 sayılı yazısı ile “fertlerin ve toplumun sağlığını korumak amacıyla ülkemizde hipnoz ve hipnoterapin bilimsel yöntemlerle yapılmasını, uygulama alanlarını, amaçlarını, kimler tarafından ve hangi sağlık kuruluşlarında uygulanabileceğine ilişkin usul ve esasları belirlemek amacıyla “Hipnoz ve Hipnoterapi Uygulaması Hakkında Yönetmelik Taslağı” üzerinde çalışmalar devam etmekte olduğundan Bakanlıkça bir değerlendirme yapılıncaya kadar “muayenehanelerde ve diğer sağlık kuruluşlarında hipnoz uygulaması yapıldığının tabela, kartvizit ile basılı ve elektronik ortam materyellerinde tanıtımın yapılmasının uygun olmadığı”duyurulmuştur.

Hipnoz Etik Kuralları Nelerdir?

(TPD HİPNOZ VE HİPNOTERAPİ UYGULAMA ETİK KURALLARI)*

* TPD Hipnoz ve Hipnoterapi Bilimsel Çalışma Bilimsel Çalışma Birimi tarafından hazırlanan taslaktan alınmıştır. Henüz resmiyet kazanmamıştır.

Hipnoz, üniversiteler ve eğitim hastanelerinde kurulacak “Hipnoterapi Eğitim ve Araştırma Merkezleri”nde kendi uzmanlık alanlarıyla ilgili yeterli süre teorik ve pratik “Hipnoz ve Hipnoterapi Sertifika Eğitimi” almak koşulu ile ya da yurt dışından bu konuda sertifikası olanların sertifikalarının geçerliliği Sağlık Bakanlığınca onaylanması hâlinde; sadece hekim, diş hekimi ve klinik psikologlar tarafından ve sadece tedavi amacıyla yapılabilir.

Uygulayıcılar hipnozu sadece kendi uzmanlık alanlarının sınırları içinde uygulayabilirler.

Hipnoz bir eğlence aracı değildir ve kesinlikle gösteri amacıyla kullanılamaz.

Televizyonda, sahnede veya topluluklar önünde bireysel veya toplu hipnoz uygulamaları yapılamaz.

Kitle iletişim araçlarında, web sitelerinde, çeşitli amaçlarla hazırlanmış broşür veya kitaplarda, haber, tanıtım veya eğlence programı vb. hiçbir şekilde hipnoz uygulamalarına ait görüntü ya da fotoğraf yer alamaz.

Hipnozu ya da hipnoz uygulayanları tanıtmak, hastalıkların tedavisindeki yeri ve önemini göstermek amacıyla bile olsa, hipnoz uygulamaları izleyici önünde yapılamaz.

Hipnoz uygulayıcıları, reklam ve tanıtım yapamazlar. Yaptıkları uygulamaları tabelalarda belirtemezler.

Hipnoz uygulayıcıları, kendilerini “hipnoterapist” olarak tanıtamaz, “hipnoterapist” sözcüğünü tabelada, kartvizitte, antetli kağıtta veya imzalarında kullanamazlar.

Uygulayıcılar, hastanın başka bir uygulayıcının telkinlerini kabul etmeyeceği, başka bir uygulayıcının telkinlerinden yarar görmeyeceği şeklinde posthipnotik telkinler veremezler.

Hipnoz uygulayıcıları, hastalarına kendi ekonomik, sosyal yarar veya çıkarları doğrultusunda telkinler veremezler.

Kaynak: www.psikiyatri.org.tr

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER5 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER11 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND