Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Tercih yapın! esaret mi cesaret mi?

Sizi esir eden şeylerden uzun zamandır kurtulmak istiyorsunuz ama içinizden bir ses “yeteri kadar başarılı değilsin” dediği için bir türlü buna cesaret edemiyor musunuz? İşte bu sesi susturmanın ve cesaret etmenin tam zamanı. Peki nasıl mı?

Yaşamımızı nasıl şekillendirdiğimizi hiç düşündünüz mü? Bugünü oluşturan ne? Dünkü kararlarımız değil mi? Çeşitli şartlar altında aldığımız kararlar. Peki, kararlarımızı nasıl veriyoruz? Şimdiye kadar nasıl karar verdiğinizi hiç düşündünüz mü bilmem ama hepimizin bir karar verme şekli farklı. Çünkü hepimizde bu kararları etkileyen faktörler farklı. O nedenle aynı durumu yaşayan insanların ne kadar değişik tepkiler gösterdiği ya da ne kadar farklı aksiyonlar aldığını görürüz.

Kısaca yaşam tercihlerimizden, tercihlerimiz de kararlarımızdan oluşuyor.

Uygun bir zamanınızda, arkanıza yaslanın ve kararlarınızı nasıl aldığınızı düşünün. Durumun analizini nasıl yaptığınızı, nelerden kaçındığınızı, iç sesinizin sizi nelere karşı uyardığını. İçinizde bizi sürekli uyaran iç sesinizi dinleyin. Bizden içeri başka bir biz. Bizi korumaya çalışırken, bir o kadar da engelleyen iç sesinizi…

Hepimizin birer zihinsel bavullarımız var. Nereye gidersek gidelim bizimle gelen. Kararlarımızı verirken içindeki malzemeyi kullandığımız bavullarımız… Neler mi var bu bavulda? Neler yok ki… Yılların deneyimleri, başkalarının deneyimleri sonucu aldığımız nasihatler, yaşadıklarımızın bıraktığı korkular, endişeler, başkalarında tanık olduklarımız, sınırlayan inançlarımız, kendimize dair önyargılarımız, yetiştiğimiz kültürlerin doğru ve yanlışları, çevremizin yargıları ve buna benzer nice malzeme bu bavulda saklı… Zamanla, yaşadıkça çoğalan malzemeler. Bazen o kadar çoğalıyor ki bavulu kapatmaya çalışırken kenarlarından taşıyor. Üzerine çıkıp zıplasak da nafile; doluyor ve taşıyor. Bu bavulun içindeki malzemeler çok değerli ama kirli ve temizleri ayıklamayı bilmek gerekiyor.

Sabotör kelimesini mutlaka duymuşsunuzdur. İstenen sonuca gidişi engelleyen her şey bize ait sabotörleri oluşturuyor. İşte bu bavulda o sabotörlerden onlarcası saklı. Bir aksiyon almaya çalışırken bizi olumsuzluklara karşı sürekli uyaran… Bizi olumsuzluklara karşı koruyorsa bunun nesi mi kötü? Eğer bu ses sizi sürekli yanıltıyorsa ve durduruyorsa kötü. İşte, hayallerimize ulaşırken bizi esir eden bütün olumsuz düşüncelerimize “zihinsel sabotörlerimiz” diyoruz. Bunlar yıllar boyu öylesine güçleniyorlar ki, kendilerini bizden bir parça gibi kabullendiriyorlar bize. Esaret işte burada başlıyor; zihnimizde bizi sınırlayan düşüncelere hapsolmak. Peki, nerede mi bitiyor? Bunlarla yüzleşip cesaretle hedefler koymak ve yola devam etmekle…

Aslında hepimiz zannettiğimizden çok daha fazlasıyız. Eğer sabotörlerimizi dinlemezsek!

(C)ESARET!Parantezlerinizden kurtulun…

İş dünyasında yaptığımız koçluk çalışmaları sırasında danışanlarımın kendilerini keşfederken en çok şaşırdıkları zamanlar işte bu bavulu karıştırmaya başladığımız zamanlar. Hedef koymak için konuşmaya başladığımızda çıkan zihinsel engeller o kocaman “C” harfini silip yerine sadece ESARET kısmını bırakıveriyor. “Bu mümkün değil, bunu yapamam”, “kaynaklarımız yetersiz”, “ben o kadar yaratıcı değilim ki”, “bunu istersem tepki alırım”, “bu durum bir çok kişiyi rahatsız edecektir”, “bu çok büyük bir risk”, “öyle yapılmaz, normal değil”, “şimdi onlarla uğraşamam”, “eşim ve çocuklarım istemez”, “kader, kısmet”, “benim şansım yoktur zaten”, “o kadar insanın önünde nasıl konuşurum, çok zor”, “hayır dersem kaybederim”, “kriz var kabul olmaz”, “yapacağız da ne değişecek”, “daha önce denenmiş olmamış”, “başlamak için şunlar şunlar olmalı yoksa başarısız oluruz”, “bu çok emek ister”, “artık benim için çok geç”, “başarısız olursam çok kötü olur”, “bana vermezler”, “bana güvenmiyorlar” vs. gibi daha onlarcasını sıralayabileceğimiz sınırlar. Bizim yarattığımız sınırlar… Aslında gerçekler değil, duruma bakıp bizim çıkardığımız sonuçlar.

Yaratıcılığımızın önündeki en büyük engel de burada. Zihinsel Sabotörlerimiz… Kimisi içinden çıktığımız kültürden, kimisi anne babamızdan, kimisi aldığımız eğitimden, kimisi geçmiş hayal kırıklıklarımızdan, kimisi arkadaşlarımızdan, kimisi mesleki formasyondan gelen; meslek seçiminden, iş seçimine, eş tercihimize, çocuklarımızı büyütme tarzımıza, geleceğe yönelik hayallerimize kadar etkileyen sınırlar.

İstediğimiz hedefe hatta daha fazlasına ulaşmak için tanışmamız ve pazarlık etmemiz gereken bu sabotörlerimizi kontrol altına almadan da olmuyor.

Otomotiv endüstrisinin devrimcisi Henry Ford’un “Yapabileceğinize inanıyorsanız da, yapamayacağınıza inanıyorsanız da, haklısınız.” Bunun tercümesi aslında şu “ne kadar gücünüz olduğuna inanıyorsanız, o kadarını ortaya koyarsınız, daha fazlasını değil” İşte bu gücü sınırlayan suni inançları ortadan kaldırdığımızda içinde bulunduğumuz şartlarda değişiveriyor.
Yakında almanız gereken bir kararı düşünün. Elinize bir kalem ve kağıt alın. Karar için yaptığınız değerlendirmeler sırasında iç sesinize kulak verin. Size yüklediği bütün olumsuz düşünceleri sırayla yazın. Size fısıldadığı her şeyi… Sizi sınırlayan, cesaretinizi kıran bütün uyarıları.

Sonra dönün ve size bunu kanıtlamasını isteyin. Fazla argümanı olmadığını göreceksiniz. Ve siz de onu haksız çıkaracak bütün argümanlarınızı sıralayın. Hemen o an aklınıza gelmeyenler için kendinize zaman tanıyın. Düşünün, bu sesin kaynağını bulmaya çalışın, bu olumsuz düşünceyi öldürecek kaynaklarınızı araştırın, şansınızı zorlayın.

Kendi yolculuğumda keşiflerim beni de çok şaşırttı. Keşfettikçe kendime yaptığım haksızlığı fark ettim. Kendimde değişim yaşadığım zamanlarda en büyük sabotörlerimden birinin “gelecek endişesi” olduğunu gördüm. Bu o kadar güçlüydü ki, verdiğim bütün kararları gereğinden fazla bir şekilde etkilemekte ve bugünkü cesaretimi elimden almaktaydı. Sabotörüm, geleceği güvence altına almak için riske girmememi, kendi işimi yapmamın bir kurumda çalışmaktan daha riskli olduğunu söyleyip duruyordu. O gün girmediğim risklerin bana daha fazla maliyeti vardı aslında.

Zaman içinde birikimlerime, deneyimlerime, yüreğimdeki arzuya, diğer kaynaklarıma şans verince iş çok değişti. Bu zihinsel sabotörümü çürütmeye çalışırken şu sonuca vardım. Bugün risk almamakla yarın için daha fazla risk alıyordum. Bu bakış açım, kararlarımın gücünü ve etkinliğini çok değiştirdi. Güçlü yönlerimi daha fazla yaşama geçirmemi sağladı. Mücadeleci tarafım ortaya çıktı. Bu mücadeleleri kazandıkça gelecek endişesi azaldı ve yarınlara eskisinden çok daha güçlü ilerler oldum.

Sabotörümün beni uyardığı diğer konu ise yaratıcı bir insan olmadığımdı. Buna o kadar inanmıştım ki, yaşamımda yaratıcılık talep eden her şeyden başarısızlık korkusuyla kaçınmıştım. Ta ki mecbur kalıp, ortaya çıkarana kadar. Üyesi olduğum uluslar arası bir dernekte, aldığım görevlerin talep ettiği farklılığı ortaya koymaya başladıkça, otuz yaşımda tanıştım bu becerimle. Şimdi işimin en önemli parçası. Yaratıcı olmak, mesleki yaşam kaynağım… Keşke daha erken tanışsaydım, daha erken cesaretli kararlar alabilirdim, yaşamımla ilgili. Bunun gibi sıralayabileceğim o kadar çok yüzleşmem var ki zihinsel sabotörlerimle… Şimdi bana müdahale etmek istediğinde ona şu soruyu soruyorum: “Buna nasıl karar verdin?” Çoğu için söyleyecek fazla argümanı olmadığını görüyorum ve yola devam ediyorum. Onu haksız çıkarmak için de elimden geleni yapıyorum.

Bir çalışmamızda “hayal gücünün” hayatta gerçekçiliği göz ardı ettirdiği için yanlış bulan ve kendisi için uygun olmadığını düşünen danışanımız, bu düşüncesini sorgulayıp bakış açısını değiştirdikten sonra, bugün kendi oğlu ile “hayal kurma” oyunları oynuyor, çalışanları ile hayal gücü toplantıları yapıyor. Daha düne kadar “Şimdi zamanı değil, bir sonraki pozisyona hazır değilim.” diyen başka bir danışanımız, üç ay sonra terfi edebiliyor.

Koçluk sürecinde yaptığımız en eğlenceli çalışmalarımızdan biri. Sabotör Avcılığı… Siz de kendi kendinizle yapabilirsiniz? Deneyin. Yola daha güçlü devam edin. Sizi sabotörleriniz esir etmesin, güçlü yönleriniz ve olumlu inançlarınız cesaretlendirsin.

Esarete değil, cesarete davetiye çıkarın…

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND