Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Tempolu bir insanın günleri kısa ama ömrü uzun olur !!!

Tempolu Bir İnsanın Günleri Kısa Ama Ömrü Uzun Olur… Hayatı Ertelemeyin… Emekliliği de Dolu Dolu Yaşayın…Bu sözler usta yönetici ve yazar Can Kıraç’a ait. Bakın Kıraç,’Hayat ve Deneyimler’ üzerine neler anlatmış.

Tempolu Bir İnsanın Günleri Kısa Ama Ömrü Uzun Olur… Hayatı Ertelemeyin… Emekliliği de Dolu Dolu Yaşayın…

Nilgün Güresin’in bu haftaki konuğu bir usta yönetici, yazar, duayen Can Kıraç.
Söyleşimiz ’Hayat ve Deneyimler’ üzerine… Sevgili Can Kıraç anlattı; Nilgün Güresin dinledi ve yazdı. İşte O’nun hayatından satır araları…

’İşadamı olmasaydım tereddütsüz zanaatkâr olmak isterdim. Yazar olmayı, zanaatkâr olmak gibi emekle kazanılan bir olgunluk ve ustalık mertebesi sayıyorum. 41 yıl heyecan duyarak, zevkle çalıştım ama hep patronun gündemiyle yaşadım. Bir an geldi, bunaldığımı hissettim ve dedim ki: Hayat bir noktada bitiyor. Ey Can Kıraç! Kendi hayatını ne zaman yaşayacaksın?’

Can Kıraç’ı gıyaben çok iyi tanırdım. O, özellikle 70’li ve 80’lı yıllarda Koç Grubunun idollerindendi; katıldığım iş toplantılarında karşımda karizmatik ve bir o kadar da tevazu sahibi bir iş adamı, profesyonel bir yönetici görürdüm. Babam rahmetli gazeteci Ecvet Güresin’in de kendisinden sitayişle bahsettiğini hatırlarım.
Ülkenin ekonomik, sosyal ve siyasi sorunlarına duyarlı, hatta onları sahiplenen, tüm çevrelerce yalnız kişiliğine değil, düşüncelerine, yorumlarına saygı duyulan bir isim.Yaptığı konuşmalarla, konuşmalarını renklendirdiği esprilerle her zaman aranan bir kişi…

Bülent Tanla, TEKSATIR bilgi paylaşım platformu için Sayın Kıraç’la bir söyleşi yapmamı önerdiğinde büyük heyecan duydum. Yıllardır uzaktan hayranlıkla izlediğim bir duayenle şahsen tanışmak ve deneyimlerini ilk ağızdan duyma imkânı beni heyecanlandırdı. O, çıraklıktan başlayarak, 1991 yılının sonunda sadece 64 yaşında iken emekli oluncaya dek toplam 41 yılını Türkiye’nin lokomotif gruplarından Koç’ta geçirmiş… Bizlere vereceği bir sürü dersler var.

TEKSATIR: Sayın Kıraç, hayattan öğrendiğiniz en önemli ders nedir?

CK: Hayat ve özellikle de iş hayatı dümdüz gidilen bir yol değil, inişli ve çıkışlı. Ben, birçok profesyonelin gıpta ettiği bir grupta en üst kademeye kadar yükseldim. Koç Grubu’nda çalışmak her zaman bir ayrıcalıktı. Ancak ben iş hayatımın son yıllarında, zaten kendimi yaşamımın yeni dönemine hazırlamaya başlamıştım. Bu döneme ’Hayatın Yeni Sahili’ diyorum… Özgür yaşamak, hayatı başka yönleriyle tanımak, kendine zaman ayırmak, resim yapmak…
Ben yoğun çalışırken de hobileri olan bir insandım. Bilirsiniz, patronlar sizin tüm zamanınıza sahip olmayı isterler. Şu gerçeğin altını çizmek istiyorum: Önce bir emekli olayım, sonra kendime bir merak bulurum, diyerek kendinizi aldatmayın. Geç kalmış arayışlar yüzünden emekli olan birçok arkadaşımın mutsuz olduğunu biliyorum.
O halde hayatı ertelemeyin… Ben bugün emeklilik hayatını severek ve mutluluk içinde yaşıyorum. Hayattan öğrendiğim bir başka ders ise hedefinizi belirlemelisiniz ve buna ulaşmak için mücadeleden hiçbir zaman vazgeçmemelisiniz.

TEKSATIR: Hayatın yeni sahilinde aradığınız özgürlüğü bulabildiniz mi?

CK: Evet, özgürlük bana coşku veriyor. Yeni hayatımda zamanımın önemli bir bölümünü yazı yazmaya, bilgisayarda fotomontaj yapmaya, okumaya ayırıyorum; seyahat ediyorum… Buna ’Kişisel Kalmak’ adını taktım. İş dünyasından geldiğim için de sık sık konuşmacı olarak davetler alırım. Gençlerle beraber olmaktan hem mutluluk duyuyorum ve hem de onların görüşlerinden yararlanıyorum… O kadar aşırı tempolu bir hayatın ardından, emekli sükûnetini seviyorum. Hiç bir zaman servet sahibi olmak gibi bir ihtirasa da kapılmadım. Dolayısıyla, aklım başımda ve sağlığım yerindeyken çalışma hayatından ayrılmaya karar verdim. Yazı yazmak ise beni daha iyi bir gözlemci yaptı; ayrıntıları daha kolay yakalayabiliyorum; çevreme daha dikkatli bakıyorum.
Emekli olduktan sonra ’emeklilik’ konusunda neler hissettiğimi ben de sorguladım. Çalışma gücü ve hevesi devam eden insanların yaş haddinden emekli edilmelerini doğru bulmuyorum; kanımca bu bir beyin israfıdır. Ülkemizde yetişmiş ve deneyim kazanmış insanlara hala çok ihtiyaç var. Şimdiki yaşam tempom iş hayatımdaki tempomdan daha düşük değil. Bugün yaşam tarzımda farklı olan, kişinin gündemini kendi yapması, günlük yaşam programını dilediği şekilde ve başkalarına bağımlı olmadan kendisinin belirlemesidir.

TEKSATIR: Zaman hızla akıp gidiyor, artık kontrol edemiyorum diye telaşlandığınız anlar oldu mu?

CK: Boşa geçmemesi gereken ’Zaman’ın kısıtlı olduğu gerçeğini ne yazık ki emekli olduktan sonra anladım. Biriktirdiğim onca kitabı okumaya bol bol vaktim olacağını sanıyordum. Şimdi şu gerçeği görüyorum ki yılda 20 kitaptan fazla okuyabilme olanağım yok. Bugün ki okuma tempomu 10 yıl daha sürdürebilirsem, topu topu 200 kitap bitirebilirim. Kitaplığımda 4000’in üzerinde kitap var! İlerleyen yıllarda hayata istenilen şeklin verilmesinin sanıldığı kadar kolay olmadığını, hele yerleşmiş alışkanlıkların değiştirilemediğini yaşayarak öğrenmiş birisiyim. İşte bu gerçeği görünce paniğe kapılıyorum ve insan hayatının ne kadar kısa olduğunu bir kez daha anlıyorum.

TEKSATIR: Siz TÜSİAD’ın kuruluşuna öncülük ettiniz; 80’li yıllarda ’Koç’un Can’ı’ oldunuz. 41 yıllık iş hayatı size neler kazandırdı?

CK: İnsanın sermayesi para değil, bilgisidir. Ben hayatım boyunca daha çok öğrenmeye, bilgi sahibi olmaya çalıştım. İşin küçüğü- büyüğü olur demedim. Bana göre çalışan insanların günleri kısa geçer ama ömürleri de uzar. Yöneticilikte sürekli problem çözersiniz; kararlar verirsiniz. Sorunların çözümünde en etkili yollardan birinin, güvendiğiniz başka kişilerin de fikrinin alınmasıdır diye düşünürüm. Bana göre en doğru yolu, kendi görüşlerinizi danıştığınız kişinin görüşleri ile birleştirerek bulabilirsiniz… Yöneticilik hayatımda iyi bir dinleyici olduğumu da düşünüyorum; bu da bana değişik fikirleri uzlaştırma becerisini kazandırdı. İnsanlarla ilişki kurmak zaten bana hep heyecan ve keyif vermiştir.
Türk özel sektörünün başarılı olması için, rekabete açık, hizmet sunmayı görev sayan, çalışmalarında şeffaf, kararların oluşumunda katılımcı, toplumsal sorunları paylaşan bir anlayışa sahip olması gerektiğini her zaman savunmuşumdur. Ekonomik arayışlarda temel amaç, ülkenin kalkınması ve ferdin refah içinde yaşamasının temin edilmesidir. Türkiye’mizin sorunları uzun vadelidir; tüm sorunlarımızın kısa vadede çözülmesini beklemek mümkün değildir. Önemli olan tutarlı ve sağlıklı politikaları belirlemek ve bunları istikrarlı bir şekilde uygulamaya koymaktır.

TEKSATIR: Böylesine yoğun, başarı ve mücadeleye endekslenmiş bir iş hayatı ve yöneticiliğin ardından emeklilik öncelikleriniz neler oldu? Sanırım bir think-tank kurma girişiminiz de olmuştu.

CK: Artık kendi gündemimde yaşayabileceğim için memnundum. Oturup, meraklarımı kağıt üzerine döktüm, yeni bir öncelikler listesi yaptım. Bilgisayara tutkuluydum; yazı yazmayı da sevdiğim için her ikisini birleştirebileceğim masaüstü yayıncılık konusuna eğildim. Tanıdığım 200’ün üstünde, hayatları süresince deneyim ve birikim kazanmış insanları bir araya getirerek bir think-tank oluşturma adımını attım ancak istediğim boyutta olamayınca, vazgeçtim ve kendimi hobilerime verdim.

TEKSATIR: Söz konusu projenizi bundan böyle TEKSATIR sütunlarında değerlendirmeye ne dersiniz Sayın Kıraç?

CK: Katkıda bulunmayı tabii ki arzu ederim.

TEKSATIR: Söz hobilerden açılmışken, meraklarınızdan biri ’horoz’ objeleri olmasın; odanızın her köşesinde horoz heykelleri görmek mümkün… Bu horoz tutkusu nasıl başladı?

CK: Ben, toprakta doğdum, toprak adamıyım; ellerimi toprakla, bitkiyle kirletmeye, etrafımda kümesler ve kümes hayvanları olmasına alışkınım. Horozlar çocukluğumun geçtiği Eskişehir’deki çiftlik hayatımda en yakın arkadaşlarımdı. Onların özgür, bağımsız, başına buyruk tavırlarına hem kıskançlık hem de hayranlıkla bakardım. Her zaman doğaya yakın ve yeşillikler içinde yaşamak istedim, o nedenle 1968’de beri Küçük Çamlıca’dayız. Bir de bahçemiz var ve eşim İnci ile keyfini çıkartıyoruz.
İşte bu nedenlerle, her gittiğim yerden mutlaka horoz heykelleri, heykelcikleri, horoz objeleri alırım. Onları hem çok dekoratif ve hem de sempatik bulurum.

TEKSATIR: Nazara inanmıyorsunuz ama korkunç bir nazar boncuğu koleksiyonunuz da var; bu nasıl bir çelişkidir?

CK: Cam’ı severim, hoş ve şık bir malzemedir, yaratıcılığınızı denersiniz, işleyebilirsiniz. Dekoratiftir. Burada gördüğünüz cam boncuklar Venedik yakınlarındaki Murano Adasının cam ürünleridir. Camlar bana ve bu mekâna enerji veriyorlar, ruh veriyorlar, canlılık veriyorlar. Nazara inanmam ama nazar boncuğunu dostlarıma dağıtırım; onlar korunsun diye… Hatta bir süre Ömerli köyünde açılan Cam Evi’ndeki çalışmalara da katıldım.

TEKSATIR: Nerede doğdunuz; çocukluk yıllarınız nerelerde geçti?

CK: 1927 yılında, Ankara’daki Gazi Mustafa Kemal Paşa-Atatürk Çiftliği’nde doğan ilk çocukmuşum… Babam ziraat mühendisi idi ve o tarihlerde Atatürk Çiftliği’nde ’Kuru Ziraat’ yapıyor; benim adımı ve ’Kıraç’ soyadımızı da Atatürk bize armağan ediyor. Babamın misyonu, Büyük Şef’ten aldığı şu talimat: Anadolu’nun kıraç topraklarında halka tarımın öğretilmesi ve yaptırılması. Dolayısıyla babamı Amerika’ya ziraat konusunda eğitime gönderiyorlar ve sonra da Eskişehir’deki Karacaşehir çitliğinin yönetimine atıyorlar. Çocukluk ve gençlik yıllarımdan kalan en güzel hatıralarımdan birçoğu bu çiftlikte geçmiştir, toprakla kucak kucağa.
Daha sonra Galatasay Lisesini bitirdim ve babamın yolunda ilerleyerek meslek olarak ziraat mühendisliğini seçmem, bu yaşam biçiminden kaynaklandı. 50’li yıllar ve Türkiye’ye Marshall Planı çerçevesinde maddi, manevi yardımlar yağıyor. O tarihlerde tarım makineleri konusunda da çalışmakta olan Koç Şirketi’ne, Bernard Nahum’um yanına genç bir mühendis olarak girdim ve 41 yıl çalıştığım Koç Grubunda İdare Komitesi Başkanlığı-CEO’luğa kadar yükseldim.

TEKSATIR: Gelmiş geçmiş siyasiler, ’Türkiye’nin kalkınması sanayidedir’ derken; Siz ülkemizin tarımla kalkınabileceğini yıllar önce söylediniz, uyarılarda bulundunuz ve hatta onlarla ters düştünüz. Bugün hep birlikte sizin uyarılarınızın ne kadar doğru olduğunu yaşayarak, görüyoruz… Bu konuda ne düşünüyorsunuz Sayın Kıraç?

CK: Maalesef Türkiye’de tarım gerisin geriye gitti; şu sürekli artan gıda fiyatları da zaten bunu göstermiyor mu? Türkiye, verimli toprakları, güneşi, olağanüstü iklimiyle Avrupa’nın çiftçisi, bahçesi olabilirdi. Bunu, yeterli olmasa da, bir ölçüde çiçek tarımında yapabiliyoruz. Ancak yıllardır yalnız siyasetçiler değil, Türk işadamları da ciddi anlamda Türk tarımına yatırım yapılmasını ve destek verilmesini istemediler. Bugün Avrupa Birliği de bizim tarımımızı desteklemek istemiyor… Maalesef bu ciddi olarak ihmal edilmiş bir sektördür, bir milli hatadır.
Bilindiği gibi, 1970’li yıllarda Türkiye için karma ekonomi modeli benimsenmişti. Özel sektörün ağır topları da bu modelin ülkemiz için en uygun kalkınma programı olacağına inanıyorlardı. Türk Traktör Şirketi’nin ortaklık yapısı bu modelin öngördüğü şekle tıpatıp uyuyordu ve başarılıydı. Ancak, Türk Traktör’ün ortağı olan 2 kamu kuruluşu, Makine ve Kimya Endüstrisi ve Zirai Donatım Kurumu bir taraftan kendi bünyelerinde zirai traktör üretme faaliyetlerini devam ettirmişler, diğer taraftan da yeni yatırımlar yaparak ortak oldukları Türk Traktör şirketi ile uzun vadeli rekabete girme teşebbüsünde bulunmuşlardır. Planlı bir dönemde böylesine yanlış politikalar niçin uygulamaya konmuştu dersiniz? Bence en önemli neden ekonomiye politika sokarak, hükümetleri oluşturan siyasi partilerin kendi yandaşlarına iş bulacakları alanlara sahip olma kararlılığı idi!

TEKSATIR: Peki sizce Türkiye Avrupa Birliği’ne girmelimi?

CK: Bunu Fransızca cevaplayayım mı: Je m’en fou! Bizi bu konuda sürekli oynatıyorlar gibi geliyor bana ve artık bu oyundan ben sıkıldım. Bu sebep-sonuç ilişkisinde Türkiye’nin de ciddi hataları var tabii, özellikle de eğitim konusunda. Eğitim düzeyimiz son yıllarda çok geriledi; bunda AKP zihniyetinin de büyük katkısı var. Bu zihniyet bugün Türkiye’nin hem iç ve hem de dış politikadaki şanssızlığını artırıyor.

AB kuşkusuz bir hedeftir; ama bu hedefi asıl koyan Mustafa Kemal Atatürk idi. Avrupa Birliği’ne katılım Atatürk’ün bu ülkeye getirdiği çağdaşlık hedefinin devamıdır.

TEKSATIR: Biraz da İnci hanımla olan evliliğinizden bahsedebilir miyiz; 54 yıllık evlisiniz; mutlusunuz. Böyle bir uyumu nasıl başardınız? Yoğun ve büyük sorumlulukları olan bir iş hayatınız vardı; popülerdiniz ve buna rağmen her ikiniz de evliliğinizi canlı tutmayı başardınız; bu nasıl oldu?

CK: Ben ’sevgi’yi ve ’aşk’ı her anlamda çok değerli bulurum. 54 yıllık evlilik hayatımızın en güçlü duygusu İnci Hanım ile birbirimize olan sevgimizdi. Karşılıklı ilişkide en önemli husus bu sevgiyi ve aşkı her an canlı tutmaya çalışmaktır; 54 yıllık mutlu evliliği nasıl başardım diye sorulduğunda veya ben, kendim özel hayatımı irdelediğimde şu cevabı veriyorum: ’akıllı insan’ evliliği, beraberliği müsbet olarak etkiler. Eşim İnci çok akıllı bir kadındır.

İnsanı yaratık olarak çok iyi tasarlanmış bir harikalar manzumesi olarak değerlendiririm. Hatta idealize ederim. Tanrı bizim beynimizdir. Bugün kendimi 80 yaşında ve sizinle sohbet ederken görüp hayranlık duyuyorum. Bu da bir beyin işi işte. Bir diğer taraftan ise, beynin insanı ne kadar vahşileştirdiğini, adileştirdiğini de görüyorsunuz, duyuyorsunuz.
Eğer siz çevrenize olumlu ve sevgi ile bakabilirseniz, çevreden olumlu geri dönüşler alabilirsiniz. Onlara sevgiyi aşılamışsınızdır.

TEKSATIR: Sayın Kıraç, siz 1969 yılında değerli işadamı rahmetli Vehbi Koç’a o dönemin sorunları ile ilgili bir yazı göndermiştiniz. Bu yazı daha sonra Vehbi beyin talimatıyla dönemin Başbakanı rahmetli Sayın Bülent Ecevit’e ve Grubun tüm yöneticilerine de sunulmuş, ayrıca sizin öncülüğünüzle yayın hayatına başlamış olan Koç Grubu’nun aylık gazetesi ’Bizden Haberler’ de yayınlanmıştı. Bu yazınızda Türkiye’nin ’Kaderi Değişmeyen Ülke’ olduğunu savunmuştunuz. Ne demek istediniz, biraz açar mısınız lütfen?

CK: Bilindiği gibi, Fransa’da 1968’de yaşanan öğrenci olayları Türkiye’ye de sıçramıştı.
Olaylar nedeniyle İstanbul Üniversitesi kapatılmış, öğrenciler maalesef kamplara ayrılmıştı.
Yazımda, yıllardır bitmeyen bir mücadelenin içinde yaşandığına, halkın zaman zaman kavganın ya taraftarı ya da seyircisi olduğuna temas etmiştim. Gerçekten de 1970’li yıllarda işçi patronu ile çocuk annesi ile sporcu hakemle, ev sahibi kiracısı ile bitmeyen bir kavga içersindeydi; bugün de öyle. Kavganın insanları sinirli yaptığı, sinirli insanların ise isabetli karar vermede zorluk çektikleri görülmektedir. İsabetli karar alınamayınca ise işler daha da kötüye gitmekte ve kavga büyümektedir.

TEKSATIR: Peki ne yapılmalıdır? Bu kavga nasıl önlenir?

CK: Uzlaşma ile…
Türkiye’deki şiddetli kavgaların bu ülkenin değişmeyen kaderi olmaması için bugün ve önümüzdeki yıllarda Türkiye’de her kademede görev alacak insanların, başbakanından polis memuruna, şirket yöneticisinden sendikacısına, gazetecisine kadar, kendi alanlarında bilgi ve deneyimin yanı sıra sağduyu sahibi olmaları, akıl danışmayı ayıp saymamaları, önemli kararları uzman kişilerle tartışarak uygulamaya koymaları, hataları kabul edecek ve düzeltecek hoşgörüye sahip olmaları, uzlaşmayı ilke edinmeleri ve nihayet taahhütlerine sadık olmaları gerekecektir.
Gün karar günüdür. Peş peşe gelen ekonomik krizlerle beraber karamsarlık duygularımızın hızla tırmandığını görmekteyim. Toplum içi eşitsizliklerin ve bölünmelerin derinleşmesini önleyici önlemlerin alınması şarttır. Aksi takdirde demokratik rejime olan güven sarsılacak ve alınan yaraları tedavi etmek daha zor olacaktır…

TEKSATIR: Sayın Kıraç, söyleşimize ’Anılar Olaylar’ adlı kitabınızdan bir alıntıyla son vermek istiyorum

’Liderimizi arıyoruz!
Uzun bir süreden beri görüyor ve yaşıyoruz ki, bizdeki siyasal demokrasi yozlaşmıştır. Siyasal kurumlar toplumdan soyutlanmış, kendi sorunları içinde boğulmuşlardır. Siyaset toplumdan gelen taleplere karşı duyarsızlaşmıştır. Toplumda politikacılara olan güven duygusunun kayboluşu, savaş tehlikesi, terör olayları, ulusça umutsuzluğa düştüğümüzü göstermektedir. Böyle karmaşık ve karanlık bir ortamda, Türkiye’mizin çağdaş bir lidere muhtaç olduğu bütün açıklığıyla ortaya çıkmıştır… Evet, Türkiye’nin artık liderini bulma zamanı gelmiştir!

Sayın Can Kıraç, TEKSATIR adına çok teşekkür ederim.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND