Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Teknoloji korkusu mu yaşıyorsunuz?

Teknoloji hem kendini hem de diğer sektörleri geliştiriyor. Özellikle cep telefonları, tabletler gibi cihazlarda kullanılan mail, sohbet vs gibi uygulamalar iş hayatında verimliliği arttırıyor. Bu durum çok kanallı televizyonlar ile büyüyen yeni nesil gayet alışkın. Fakat ileriki yaşlarda bulunan kişiler için bir teknoloji korkusu söz konusu. İşte teknolojiden korkmamak ve ondan maksimum düzeyde faydalanmak için ipuçları…

Teknoloji hem kendini hem de diğer sektörleri geliştiriyor. Özellikle cep telefonları, tabletler gibi cihazlarda kullanılan mail, sohbet vs gibi uygulamalar iş hayatında verimliliği arttırıyor. Bu durum çok kanallı televizyonlar ile büyüyen yeni  nesil gayet alışkın. Fakat ileriki yaşlarda bulunan kişiler için  bir teknoloji korkusu söz konusu. İşte teknolojiden korkmamak ve ondan maksimum düzeyde faydalanmak için ipuçları…

Teknolojiden korkmayın

Gelişen teknoloji iş dünyasında da sıkça kullanılıyor. Yeni ürünler, yeni sistemler işlerin daha hızlı, daha iyi yapılmasını sağlıyor. Fakat bütün bunları kullanmak için de insanların öğrenmeye, kendini geliştirmeye devam etmesi gerekiyor. Teknolojiyi büyürken kullanmaya başlayan Y kuşağı için bu sisteme ayak uydurmak zor değil. Çok büyük bir kısmı teknolojiyi yakından takip ediyor, yeni çıkan cihazları hemen öğreniyor ve kullanmaya başlıyor. X ve baby boomers (BB) kuşağındakilerin işi biraz daha zor. Birçoğu yeni teknolojiyi anlamakta zorlanıyor, buna ek olarak gelişen ürünlerin, cihazların hızına yetişemiyor. Bu da onları iş hayatında zor duruma sokuyor. Çünkü teknolojik ürünleri kullanan şirketlerin, bu ürünleri anlayabilecek çalışanlara ihtiyacı oluyor. 

BT olmazsa olmazlardan

Artık birçok şey online ortama taşındı. İletişim kanallarından eğitimlere kadar eskiden binbir zorlukla yapılan, uzun süren şeyler şimdi bilgisayar ve internet sayesinde hızlıca yapılabiliyor. Birçok kişi işlerini hafiflettiği ve hızlandırdığı için bundan memnun. Fakat teknolojiye ayak uyduramayan, eski usül devam etmek isteyen ve teknolojiyi kullanmakta zorluk yaşayanlar da var. Bilgi teknolojileri güvenlik şirketi ESET Türkiye Genel Müdür Yardımcısı Alev Akkoyunlu, eskiden teknolojinin, şirketlerin belli departmanları tarafından değerlendirilen bir alan iken, artık çalışma hayatımızın her bölümünde yer aldığını söylüyor: “Bugün gittiğiniz bir şirketin kapıdaki güvenlik personelinin önünde de interneti olan bir bilgisayar var, en üst pozisyonda olan yöneticilerin de. Bu nedenle nasıl ki CV’mize okuma yazma biliyoruz diye bir açıklama yapmıyorsak bence artık iş başvurularında temel seviyede bilgisayar ve teknoloji bilgisi de artık olmazsa olmazların arasında yer alıyor.“

Çocuklarını dahil ediyorlar

X kuşağının teknolojiye adaptasyonu çok daha zor, Y kuşağı daha kolay adapte olan bir grupken, Z kuşağı teknoloji ile doğup yaşıyor. Z kuşağı sokak oyunlarının dijital versiyonlarını iPad’lerde yaşıyor. Yeni teknolojilere en yavaş adapte olan kesim ise 50 yaş üstünde olanlar. Bu yaşlardakiler de genelde kıdemliler oluyor. Uzaktan eğitim veren Enocta’nın CEO’su Ahmet Hançer, kıdemli çalışanları orta ve üst yönetim olarak ayırıyor. Orta yönetimdeki çalışanlar, iş verimliliğini artırmak için teknolojiyi kullanmak zorunda. Üst düzey yöneticiler de teknolojik gelişmeden kaçma lüksü olamayan bir kesim. Bu sebeple şirketteki diğer çalışanlar gibi onlar da teknolojiyi iş yapmak ve kendi gelişimlerini sağlamak amacıyla kullanıyor. X kuşağından olup üst düzey yönetici olan birinin muhakkak teknolojiyi yaşamasa da mutlaka iş süreçlerini takipte teknolojiden faydalanması gerekiyor. Esneklik, hız, az stok tutarak minimum üretim maliyetlerini yakalamak gibi fonksiyonlar için teknolojiyi kullanmak artık kaçınılmaz. X kuşağından olup teknolojiye adapte olamayan iş sahipleri de bu konuda adaptasyon sorunu yaşıyorsa da, işin içine Y kuşağını yani çocuklarını dahil etmeyi tercih edebiliyorlar.

Eğitim alırlarsa problem yaşamıyorlar

Teknoloji kullanımında ortalamayı düşüren grubun 50 yaş üstü çalışanlar olduğunu belirten Hançer, genç ekiplerin bu farklı teknolojilerle sunulan eğitim programlarını daha çok kullandığını söylüyor: “Hemen hemen her sektörde bilgisayar okur yazarlığı, iş süreçleri için kullanılan sistemlerin eğitimleri için e-öğrenme de dahil olmak üzere eğitimler veriliyor. Kurumlar yine sosyal medya kullanımına yönelik çalışanlarına eğitimler veriyorlar. Çalışanlar öğrenirken bile yeni teknolojileri kullanıyor. Sosyal medyada nelere dikkat etmeli, bilgi güvenliği, sık verilen eğitimler arasında. Çünkü kurumlar için markanın kullanılması, kurumu temsil etme ve bilgi güvenliği konuları çok kritik. İleri yaştakilerin işlerini yaparken teknolojiyi kullanmaları gerekiyorsa ve eğitim verilirse sıkıntı yaşamıyorlar. PC açmak, kullanmak zorken artık kullanıcı deneyimine önem veren tablet ve akıllı telefonlarda bir tık ile iş yapılıyor.” 

Sosyal medya kullanımında sorunlar var

Alev Akkoyunlu’nun gözlemlerine göre sosyal medya, genelde ileri yaşlardaki insanlar için zorluk yaşatabiliyor. Özellikle bu dünyanın jargonunu anlamak ve adaptasyon sağlamak bu yaş grubu için zor. Akıllı cep telefonları üzerinden iş uygulamalarını kullanmakta zorluk çekebiliyorlar. X kuşağının teknolojiye adapte olabildiğini belirten Akkoyunlu, çoğunluğunun ‘anlamıyorum’ diyerek uzak durduğunu gördüğünü söylüyor: “Teknolojinin kapısını açıp içerdeki renkli dünyayı görüp içeri girmemek ileri yaş grubu içinde çok kolay değil. Ama korkmayın! Uzmanlaşmak istediğiniz alanlar ile ilgili eğitimleri araştırın ve dahil olun. Eğitimin gerçekten yaşı yok. Hiçbir eğitime gidecek vaktiniz yoksa yakınınızdaki ilgili kişilerden yardım alın ve ilerleyin. İlk adım çok önemli sonrası iplik söküğü gibi geliyor, çünkü teknoloji hayatı kolaylaştırıyor.”

İleri yaştaki çalışanar teknolojiyi nasıl öğrenebilir?

BB ve Y kuşağının teknolojiye adapte olması için yapılacak şeyler arasında tersine mentorluk sistemi bulunuyor. Bu sistemde genç çalışanlar üstlerine kendi bildikleri bir konuda danışmanlık veriyor. Bu da genelde teknoloji, internet ve sosyal medya oluyor. Yönetici ve çalışan haftada birkaç saat bir araya geliyor, bilgilerini paylaşıyorlar. Danone, Akbank, Yıldız Holding tersine mentorluk üzerine çalışan firmalardan. 

Bunun yerine yönetici, dışarıdan danışmanlık veya eğitim de alabiliyor. Eğer siz kendi yöneticinizi yavaş yavaş teknolojiye, internete alıştırmak istiyorsanız yapılabilecek birkaç şey var: 

– Yöneticinizin bunu istediğinden emin olun. Sonrasında teknolojinin, internetin korkulacak bir şey olmadığını anlatın. Büyük ihtimalle yanlış bir şey yapacaklarından veya güvenlikproblemi yaşayacaklarından teknolojiyi kullanma konusunda çekince yaşıyorlardır. 

– Bu aşamada biraz sabırlı olmanız gerekiyor. Onun pek de aşina olmadığı bir dil kullanacaksınız. Çevresinden, arkadaşlarından browser, URL gibi şeyler duymuş olabilir. Ne nedir, nasıl kullanılır basit bir şekilde tek tek açıklayın. İşinizi biraz daha kolaylaştırmak için günlük hayatta kullanacağı şeylerden başlayın. Böylece bir yandan da pratik yapma fırsatı olur. 

– Her zaman yanında olamayacaksınız. Bu nedenle güvenlikle ilgili bazı şeyleri anlatmak gerekecek. Olur olmaz reklamlara tıklamaması, virüs bulaştıracak dosyalar indirmemesi gerektiğini açıklayın.

Antivirüs programlarını gösterin.

– Daha iyi hatırlamasını sağlayacaksa not tutturun. 

– Her fırsatta onu cesaretlendirin. Yeni bir sisteme geçmek herkes için kolay olmaz. Teknolojiyi kullanırken mutlaka hata yapacaktır. Anlayışlı olun ve yardım edin. 

Likeable Istanbul Yaratıcı Ekip Lideri Ali Erkurt, teknoloji kelimesinden korkulmaması gerektiğini belirterek şu tavsiyelerde bulunuyor:
Teknolojinin korkulacak bir şey olmadığında anlaşın: Teknoloji deyince aklınıza uzay istasyonları ya da roket bilimi gelmesin. Kullandığımız telefondan, gezindiğimiz sitelere ve oynadığımız oyunlara kadar hayatımızın neredeyse her alanında teknolojiyle iç içeyiz. 

Kullanmayı bilmediğiniz cihazlarla ilgili bir bilene danışın: “Kılavuz da neymiş?!” demek yerine, uzman görüşüne başvurun ve cihazların kullanımına daha çabuk alışın.
Aklınıza takılan en basit soruları sormaktan çekinmeyin: Teknoloji kullandıkça öğrenilir. Öğrenmenin yolu da araştırmaktan ve soru sormaktan geçer. “Bu da sorulur mu ya?” diye düşünmeden aklınızdaki tüm soruları bir bilene sorun.

Sosyal medya bir deryadır, kaybolmamak için güvenilir limanlara sığının: Sosyal medyada her platformda olmak için zaman ve çaba harcamayın. Bunun yerine yer almak istediğiniz platformları önceliklendirin ve kişisel kullanımınızı buna göre yapın. Bu sayede hem platformlara aşina olabilir, hem de kullanım amacınızı bu kanallara göre şekillendirebilirsiniz.

Teknoloji çok hızlı gelişse de, işinize yarayacak yenilikleri takip edin: Dün aldığınız tabletiniz gözünüze bugün eksimiş gibi mi geliyor? Merak etmeyin, teknolojik gelişmeler ve yenilikler kulağa ayak uyduramayacakmışsınız gibi gelse de öyle değildir. Yeni bir teknolojik cihaz almak istediğinizde son model almak yerine ortalama veya üstü modelleri de tercih edebilirsiniz.

Tamamen uzak değiller

Ernst & Young (EY) Türkiye Danışmanlık Hizmetleri Ortağı Emre Beşli, EY’ın boomer, X ve Y jenerasyonları ile ilgili olarak Amerika’da 1.200 profesyonel ile yaptığı bir araştırmadan bahsediyor. Bu araştırmada özellikle teknoloji ile ilgili olarak ‘teknoloji kavrayışı’ ve ‘sosyal medya fırsatçılığı’ başlıkları altında iki özellik inceleniyor. Buna göre boomer jenerasyonu her iki alanda da diğer jenerasyonlara göre göreceli olarak daha geride dururken, Y jenerasyonu açık ara öne çıkıyor. 

Katkıları da oldu

“Çalışma hayatında boomer jenerasyonunu teknoloji kullanımı konusunda ilgisiz ya da teknolojiye uzak olarak değerlendirmek pek de doğru değil” diyen Beşli, bu jenerasyonun günümüzde ağırlıklı olarak şirketlerin üst düzey yöneticilerini ya da kıdemlilerini oluşturduğunu söylüyor: “Yapılan işleri takip edebilmek bu jenerasyon için önem taşıyor. 

Özellikle kritik bilgileri mobil cihazlardan takip edebilme imkanı da heyecan verici. Aslında günümüzün teknolojisinin nereden geldiğine bakarsak, bu sürecin başlangıcında yine boomer 
jenerasyonunu görüyoruz. Bu jenerasyon iş hayatlarının başlarında belki teknolojiyi bugünkü anlamda ve yoğunlukta kullanmıyorlardı, ama bugünün teknolojisinin oluşumuna ve şekillenmesine büyük katkılar yaptılar.”

Dedeler torunları sayesinde öğreniyor

Reklamcı Olcayto Cengiz, yöneticilere kademeli olarak dayatma yapılması gerektiğini söylüyor: “Dayatma olmaz ise yönetici, pozisyonu itibariyle soramadığı, bilmiyorum diyemediği için reddediyor. Bu dayatma evresi kolay bir şekilde lanse edilirse de iş ilerliyor. Her geçen yıl, hatta ay be ay daha kolay cihazlar, arayüzler çıkıyor. Akıllı telefonlar zaten pide boyutlarına geldi, “Ekran ufak okunmuyor” da kalmadı. Dolayısıyla bundan bir 5-10 sene öncesine göre artık her şey daha kolay. Bir scanner ya da printer kullanmak eskiden daha dertti. ‘Aletin ısınmasını beklemek’ diye bir şey vardı. Yok kağıt biter, mürekkep biter, onu çıkartması takması bir dert, cihazın üstünde zilyon tane düğme. Ancak artık böyle değil. Her şey için işaret parmağını şöyle bir soldan sağa çekmek yetiyor. Hele bir de yöneticiler teknolojik bu oyuncakların sadece işte değil başka zamanlarda da hayatlarını renklendiren/kolaylaştıran şeyler olduğunu anladığı anda kendileri zaten işin içine giriyor. Bir de ‘dede faktörü’ adını verdiğim bir şey var. En teknoloji uzağı üst düzey yönetici bile yaşı sebebiyle dede olunca, torunun fotoğrafını videosunu whatsapp’tan görmek, skype ile görüntülü konuşmak, ‘İşi de böyle yapsam ya’ noktasına getiriyor. Tecrübeyle sabittir, böyle oluyor.”

“Teknoloji karışık ve kullanışsız”

Ipsos Türkiye’yi Anlama Kılavuzu Araştırması’na göre teknolojiyi yakından takip etme oranı Türkiye ortalamasında yüzde 27’yken bu oran 36-45 yaş aralığında yüzde 22.5 ve 46 yaş üstü kitlede de yüzde 19.3. Türkiye’deki insanların yüzde 46’sı gelişen teknolojinin insan ilişkilerini olumsuz etkilediğini düşünüyor. Bu oran 46 yaş üstü kitlede yüzde 46.9. Gençler dışındaki kitlelerin en büyük problemi ise teknolojinin karışık, kullanışsız ve zor gelmesi. Bu oran 46 yaş üstü kitlede yüzde 34.6. “Teknoloji hayatımıza girdikçe her türlü kitlenin kullanıma alışması hızlanacak” diyen Ipsos Tüketici Panelleri Genel Müdürü Kıvanç Bilgeman, eskiden akıllı telefonlar sadece gençlerde varken şimdi 46 yaş kitlede de olduğunu ve hatta 60 yaş üstü kitlede bile yer bulabildiğini söylüyor.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND