Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Teknoloji korkusu mu yaşıyorsunuz?

Teknoloji hem kendini hem de diğer sektörleri geliştiriyor. Özellikle cep telefonları, tabletler gibi cihazlarda kullanılan mail, sohbet vs gibi uygulamalar iş hayatında verimliliği arttırıyor. Bu durum çok kanallı televizyonlar ile büyüyen yeni nesil gayet alışkın. Fakat ileriki yaşlarda bulunan kişiler için bir teknoloji korkusu söz konusu. İşte teknolojiden korkmamak ve ondan maksimum düzeyde faydalanmak için ipuçları…

kişisel gelişim

Teknoloji hem kendini hem de diğer sektörleri geliştiriyor. Özellikle cep telefonları, tabletler gibi cihazlarda kullanılan mail, sohbet vs gibi uygulamalar iş hayatında verimliliği arttırıyor. Bu durum çok kanallı televizyonlar ile büyüyen yeni  nesil gayet alışkın. Fakat ileriki yaşlarda bulunan kişiler için  bir teknoloji korkusu söz konusu. İşte teknolojiden korkmamak ve ondan maksimum düzeyde faydalanmak için ipuçları…

Teknolojiden korkmayın

Gelişen teknoloji iş dünyasında da sıkça kullanılıyor. Yeni ürünler, yeni sistemler işlerin daha hızlı, daha iyi yapılmasını sağlıyor. Fakat bütün bunları kullanmak için de insanların öğrenmeye, kendini geliştirmeye devam etmesi gerekiyor. Teknolojiyi büyürken kullanmaya başlayan Y kuşağı için bu sisteme ayak uydurmak zor değil. Çok büyük bir kısmı teknolojiyi yakından takip ediyor, yeni çıkan cihazları hemen öğreniyor ve kullanmaya başlıyor. X ve baby boomers (BB) kuşağındakilerin işi biraz daha zor. Birçoğu yeni teknolojiyi anlamakta zorlanıyor, buna ek olarak gelişen ürünlerin, cihazların hızına yetişemiyor. Bu da onları iş hayatında zor duruma sokuyor. Çünkü teknolojik ürünleri kullanan şirketlerin, bu ürünleri anlayabilecek çalışanlara ihtiyacı oluyor. 

BT olmazsa olmazlardan

Artık birçok şey online ortama taşındı. İletişim kanallarından eğitimlere kadar eskiden binbir zorlukla yapılan, uzun süren şeyler şimdi bilgisayar ve internet sayesinde hızlıca yapılabiliyor. Birçok kişi işlerini hafiflettiği ve hızlandırdığı için bundan memnun. Fakat teknolojiye ayak uyduramayan, eski usül devam etmek isteyen ve teknolojiyi kullanmakta zorluk yaşayanlar da var. Bilgi teknolojileri güvenlik şirketi ESET Türkiye Genel Müdür Yardımcısı Alev Akkoyunlu, eskiden teknolojinin, şirketlerin belli departmanları tarafından değerlendirilen bir alan iken, artık çalışma hayatımızın her bölümünde yer aldığını söylüyor: “Bugün gittiğiniz bir şirketin kapıdaki güvenlik personelinin önünde de interneti olan bir bilgisayar var, en üst pozisyonda olan yöneticilerin de. Bu nedenle nasıl ki CV’mize okuma yazma biliyoruz diye bir açıklama yapmıyorsak bence artık iş başvurularında temel seviyede bilgisayar ve teknoloji bilgisi de artık olmazsa olmazların arasında yer alıyor.“

Çocuklarını dahil ediyorlar

X kuşağının teknolojiye adaptasyonu çok daha zor, Y kuşağı daha kolay adapte olan bir grupken, Z kuşağı teknoloji ile doğup yaşıyor. Z kuşağı sokak oyunlarının dijital versiyonlarını iPad’lerde yaşıyor. Yeni teknolojilere en yavaş adapte olan kesim ise 50 yaş üstünde olanlar. Bu yaşlardakiler de genelde kıdemliler oluyor. Uzaktan eğitim veren Enocta’nın CEO’su Ahmet Hançer, kıdemli çalışanları orta ve üst yönetim olarak ayırıyor. Orta yönetimdeki çalışanlar, iş verimliliğini artırmak için teknolojiyi kullanmak zorunda. Üst düzey yöneticiler de teknolojik gelişmeden kaçma lüksü olamayan bir kesim. Bu sebeple şirketteki diğer çalışanlar gibi onlar da teknolojiyi iş yapmak ve kendi gelişimlerini sağlamak amacıyla kullanıyor. X kuşağından olup üst düzey yönetici olan birinin muhakkak teknolojiyi yaşamasa da mutlaka iş süreçlerini takipte teknolojiden faydalanması gerekiyor. Esneklik, hız, az stok tutarak minimum üretim maliyetlerini yakalamak gibi fonksiyonlar için teknolojiyi kullanmak artık kaçınılmaz. X kuşağından olup teknolojiye adapte olamayan iş sahipleri de bu konuda adaptasyon sorunu yaşıyorsa da, işin içine Y kuşağını yani çocuklarını dahil etmeyi tercih edebiliyorlar.

Eğitim alırlarsa problem yaşamıyorlar

Teknoloji kullanımında ortalamayı düşüren grubun 50 yaş üstü çalışanlar olduğunu belirten Hançer, genç ekiplerin bu farklı teknolojilerle sunulan eğitim programlarını daha çok kullandığını söylüyor: “Hemen hemen her sektörde bilgisayar okur yazarlığı, iş süreçleri için kullanılan sistemlerin eğitimleri için e-öğrenme de dahil olmak üzere eğitimler veriliyor. Kurumlar yine sosyal medya kullanımına yönelik çalışanlarına eğitimler veriyorlar. Çalışanlar öğrenirken bile yeni teknolojileri kullanıyor. Sosyal medyada nelere dikkat etmeli, bilgi güvenliği, sık verilen eğitimler arasında. Çünkü kurumlar için markanın kullanılması, kurumu temsil etme ve bilgi güvenliği konuları çok kritik. İleri yaştakilerin işlerini yaparken teknolojiyi kullanmaları gerekiyorsa ve eğitim verilirse sıkıntı yaşamıyorlar. PC açmak, kullanmak zorken artık kullanıcı deneyimine önem veren tablet ve akıllı telefonlarda bir tık ile iş yapılıyor.” 

Sosyal medya kullanımında sorunlar var

Alev Akkoyunlu’nun gözlemlerine göre sosyal medya, genelde ileri yaşlardaki insanlar için zorluk yaşatabiliyor. Özellikle bu dünyanın jargonunu anlamak ve adaptasyon sağlamak bu yaş grubu için zor. Akıllı cep telefonları üzerinden iş uygulamalarını kullanmakta zorluk çekebiliyorlar. X kuşağının teknolojiye adapte olabildiğini belirten Akkoyunlu, çoğunluğunun ‘anlamıyorum’ diyerek uzak durduğunu gördüğünü söylüyor: “Teknolojinin kapısını açıp içerdeki renkli dünyayı görüp içeri girmemek ileri yaş grubu içinde çok kolay değil. Ama korkmayın! Uzmanlaşmak istediğiniz alanlar ile ilgili eğitimleri araştırın ve dahil olun. Eğitimin gerçekten yaşı yok. Hiçbir eğitime gidecek vaktiniz yoksa yakınınızdaki ilgili kişilerden yardım alın ve ilerleyin. İlk adım çok önemli sonrası iplik söküğü gibi geliyor, çünkü teknoloji hayatı kolaylaştırıyor.”

İleri yaştaki çalışanar teknolojiyi nasıl öğrenebilir?

BB ve Y kuşağının teknolojiye adapte olması için yapılacak şeyler arasında tersine mentorluk sistemi bulunuyor. Bu sistemde genç çalışanlar üstlerine kendi bildikleri bir konuda danışmanlık veriyor. Bu da genelde teknoloji, internet ve sosyal medya oluyor. Yönetici ve çalışan haftada birkaç saat bir araya geliyor, bilgilerini paylaşıyorlar. Danone, Akbank, Yıldız Holding tersine mentorluk üzerine çalışan firmalardan. 

Bunun yerine yönetici, dışarıdan danışmanlık veya eğitim de alabiliyor. Eğer siz kendi yöneticinizi yavaş yavaş teknolojiye, internete alıştırmak istiyorsanız yapılabilecek birkaç şey var: 

– Yöneticinizin bunu istediğinden emin olun. Sonrasında teknolojinin, internetin korkulacak bir şey olmadığını anlatın. Büyük ihtimalle yanlış bir şey yapacaklarından veya güvenlikproblemi yaşayacaklarından teknolojiyi kullanma konusunda çekince yaşıyorlardır. 

– Bu aşamada biraz sabırlı olmanız gerekiyor. Onun pek de aşina olmadığı bir dil kullanacaksınız. Çevresinden, arkadaşlarından browser, URL gibi şeyler duymuş olabilir. Ne nedir, nasıl kullanılır basit bir şekilde tek tek açıklayın. İşinizi biraz daha kolaylaştırmak için günlük hayatta kullanacağı şeylerden başlayın. Böylece bir yandan da pratik yapma fırsatı olur. 

– Her zaman yanında olamayacaksınız. Bu nedenle güvenlikle ilgili bazı şeyleri anlatmak gerekecek. Olur olmaz reklamlara tıklamaması, virüs bulaştıracak dosyalar indirmemesi gerektiğini açıklayın.

Antivirüs programlarını gösterin.

– Daha iyi hatırlamasını sağlayacaksa not tutturun. 

– Her fırsatta onu cesaretlendirin. Yeni bir sisteme geçmek herkes için kolay olmaz. Teknolojiyi kullanırken mutlaka hata yapacaktır. Anlayışlı olun ve yardım edin. 

Likeable Istanbul Yaratıcı Ekip Lideri Ali Erkurt, teknoloji kelimesinden korkulmaması gerektiğini belirterek şu tavsiyelerde bulunuyor:
Teknolojinin korkulacak bir şey olmadığında anlaşın: Teknoloji deyince aklınıza uzay istasyonları ya da roket bilimi gelmesin. Kullandığımız telefondan, gezindiğimiz sitelere ve oynadığımız oyunlara kadar hayatımızın neredeyse her alanında teknolojiyle iç içeyiz. 

Kullanmayı bilmediğiniz cihazlarla ilgili bir bilene danışın: “Kılavuz da neymiş?!” demek yerine, uzman görüşüne başvurun ve cihazların kullanımına daha çabuk alışın.
Aklınıza takılan en basit soruları sormaktan çekinmeyin: Teknoloji kullandıkça öğrenilir. Öğrenmenin yolu da araştırmaktan ve soru sormaktan geçer. “Bu da sorulur mu ya?” diye düşünmeden aklınızdaki tüm soruları bir bilene sorun.

Sosyal medya bir deryadır, kaybolmamak için güvenilir limanlara sığının: Sosyal medyada her platformda olmak için zaman ve çaba harcamayın. Bunun yerine yer almak istediğiniz platformları önceliklendirin ve kişisel kullanımınızı buna göre yapın. Bu sayede hem platformlara aşina olabilir, hem de kullanım amacınızı bu kanallara göre şekillendirebilirsiniz.

Teknoloji çok hızlı gelişse de, işinize yarayacak yenilikleri takip edin: Dün aldığınız tabletiniz gözünüze bugün eksimiş gibi mi geliyor? Merak etmeyin, teknolojik gelişmeler ve yenilikler kulağa ayak uyduramayacakmışsınız gibi gelse de öyle değildir. Yeni bir teknolojik cihaz almak istediğinizde son model almak yerine ortalama veya üstü modelleri de tercih edebilirsiniz.

Tamamen uzak değiller

Ernst & Young (EY) Türkiye Danışmanlık Hizmetleri Ortağı Emre Beşli, EY’ın boomer, X ve Y jenerasyonları ile ilgili olarak Amerika’da 1.200 profesyonel ile yaptığı bir araştırmadan bahsediyor. Bu araştırmada özellikle teknoloji ile ilgili olarak ‘teknoloji kavrayışı’ ve ‘sosyal medya fırsatçılığı’ başlıkları altında iki özellik inceleniyor. Buna göre boomer jenerasyonu her iki alanda da diğer jenerasyonlara göre göreceli olarak daha geride dururken, Y jenerasyonu açık ara öne çıkıyor. 

Katkıları da oldu

“Çalışma hayatında boomer jenerasyonunu teknoloji kullanımı konusunda ilgisiz ya da teknolojiye uzak olarak değerlendirmek pek de doğru değil” diyen Beşli, bu jenerasyonun günümüzde ağırlıklı olarak şirketlerin üst düzey yöneticilerini ya da kıdemlilerini oluşturduğunu söylüyor: “Yapılan işleri takip edebilmek bu jenerasyon için önem taşıyor. 

Özellikle kritik bilgileri mobil cihazlardan takip edebilme imkanı da heyecan verici. Aslında günümüzün teknolojisinin nereden geldiğine bakarsak, bu sürecin başlangıcında yine boomer 
jenerasyonunu görüyoruz. Bu jenerasyon iş hayatlarının başlarında belki teknolojiyi bugünkü anlamda ve yoğunlukta kullanmıyorlardı, ama bugünün teknolojisinin oluşumuna ve şekillenmesine büyük katkılar yaptılar.”

Dedeler torunları sayesinde öğreniyor

Reklamcı Olcayto Cengiz, yöneticilere kademeli olarak dayatma yapılması gerektiğini söylüyor: “Dayatma olmaz ise yönetici, pozisyonu itibariyle soramadığı, bilmiyorum diyemediği için reddediyor. Bu dayatma evresi kolay bir şekilde lanse edilirse de iş ilerliyor. Her geçen yıl, hatta ay be ay daha kolay cihazlar, arayüzler çıkıyor. Akıllı telefonlar zaten pide boyutlarına geldi, “Ekran ufak okunmuyor” da kalmadı. Dolayısıyla bundan bir 5-10 sene öncesine göre artık her şey daha kolay. Bir scanner ya da printer kullanmak eskiden daha dertti. ‘Aletin ısınmasını beklemek’ diye bir şey vardı. Yok kağıt biter, mürekkep biter, onu çıkartması takması bir dert, cihazın üstünde zilyon tane düğme. Ancak artık böyle değil. Her şey için işaret parmağını şöyle bir soldan sağa çekmek yetiyor. Hele bir de yöneticiler teknolojik bu oyuncakların sadece işte değil başka zamanlarda da hayatlarını renklendiren/kolaylaştıran şeyler olduğunu anladığı anda kendileri zaten işin içine giriyor. Bir de ‘dede faktörü’ adını verdiğim bir şey var. En teknoloji uzağı üst düzey yönetici bile yaşı sebebiyle dede olunca, torunun fotoğrafını videosunu whatsapp’tan görmek, skype ile görüntülü konuşmak, ‘İşi de böyle yapsam ya’ noktasına getiriyor. Tecrübeyle sabittir, böyle oluyor.”

“Teknoloji karışık ve kullanışsız”

Ipsos Türkiye’yi Anlama Kılavuzu Araştırması’na göre teknolojiyi yakından takip etme oranı Türkiye ortalamasında yüzde 27’yken bu oran 36-45 yaş aralığında yüzde 22.5 ve 46 yaş üstü kitlede de yüzde 19.3. Türkiye’deki insanların yüzde 46’sı gelişen teknolojinin insan ilişkilerini olumsuz etkilediğini düşünüyor. Bu oran 46 yaş üstü kitlede yüzde 46.9. Gençler dışındaki kitlelerin en büyük problemi ise teknolojinin karışık, kullanışsız ve zor gelmesi. Bu oran 46 yaş üstü kitlede yüzde 34.6. “Teknoloji hayatımıza girdikçe her türlü kitlenin kullanıma alışması hızlanacak” diyen Ipsos Tüketici Panelleri Genel Müdürü Kıvanç Bilgeman, eskiden akıllı telefonlar sadece gençlerde varken şimdi 46 yaş kitlede de olduğunu ve hatta 60 yaş üstü kitlede bile yer bulabildiğini söylüyor.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND