Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Teknede yaşamanın dayanılmaz hafifliği

Kariyerine ara verip teknede yaşamayı seçti

Büyük kentlerde yaşayıp, keşmekeşten sıkılan pek çok insanın isteğidir bir gün çekip uzaklara gitmek… Ne mutlu ki bu, bazıları için hayal olarak kalmıyor…

Teknede olmak yaşamla daha sahici bir ilişki kurmamı sağlıyor

Sanırım İstanbul’da yaşayan herkes özellikle son zamanlarda, günde en az bir kere alıp başını gitmek istemiştir. Ama maalesef kimse bunu yapamaz, çünkü iş güç derken kımıldayamaz. Ve bu, hep bir hayal olmaktan öteye gidemez. Sadece her sıkıldığımızda yine söyleniriz, ‘Bir gün gideceğim buralardan’ diye. Biz bu hayalle yaşaya duralım. Bir kadın hem de dünya güzeli bir oyuncu, Yeşim Büber her şeyi geride bırakıp, bir yelkenli ve kocasıyla dünya turuna açılmış… Evet, gerçekten kıskanılası bir durum bu. Büber’le düzeni nasıl bozduğunu ve gidişini konuştum…

Dizi teknede yaşamaya yönlendiren neydi?
Çoğumuzun hayatında, sürdürdüğümüz düzenle ilgili olarak bizi yoran rahatsız eden çok şey var. Zaman zaman kaçıp gitmek istiyoruz ama sahip olduklarımızı kaybetme tehlikesi bizi durduruyor. Bildiğimiz, tanıdığımız düzeni; belirsiz ve yeni olana tercih ediyoruz. Ben kendi adıma içimdeki gitme dürtüsünü susturamadım, susturmak da istemedim. Yolda olmayı, doğayla olmayı çok arzuladım. İyi ki de vazgeçmemişim. Bu huzuru yaşamamış olmayı istemezdim.

Nasıl bunca zamandır çalışmadan yaşayabiliyorsunuz?
Düzenli çalışma zamanlarımız yok. ‘’Projeler, başarılar kaçırıyorum’’ korkusu yaşamıyorsanız rahatlıkla ara verebiliyorsunuz. Ben beş yıl ara verdim, sonra gelip tekrar çalıştım. Ayrıca hiçbir zaman tüketim meraklısı bir insan olmadım. Bir de insanların teknede yaşam algısı bizim yaşantımızla pek benzerlik taşımıyor. Bir kaptanı olan, sürekli keyif yaptığımız bir haftasonu teknesinde yaşamıyoruz. Otuz yaşındaki teknemizin her türlü bakımını kendimiz yapıyoruz. Pahalı marinalar yerine doğal limanlarda kalıyoruz. Bizim sürdürdüğümüz deniz hayatı kara hayatından çok daha ucuz.
n Nasıl bir iş bölümü yaptınız?
Oldukça demokratik bir düzen sürdürüyoruz. Teknedeki her iş, ortak sorumluluğumuzda.

‘En çok düzenden ayrılmak tedirgin ediyor’

Aranızda kim denizci?
Beni denizle tanıştıran eşim Mehmet oldu. Öncesinde denizde yaşamak diye bir bilgi bile yoktu bende. Fakat zaman içinde ben de denizcilik adına çok şey öğrendim. Özellikle uzun seyirlerde her iki kişinin de tekneyi tek başına götürebilmesi gerekiyor. Birine bir şey olması halinde, diğeri çaresiz kalmamalı. Sonuç olarak şu an teknede iki denizci var: birincisi Mehmet, ikincisi de ben.

Korkmadınız mı hiç?
Denizde olmaktan çok o güne kadar var olan düzenden ayrılmak tedirgin ediyor insanı. Alışkanlıklarıyla, deneyimlediklerinle bildik bir hayatı bırakıp başka bir yaşam kurmaya çabalıyorsun. Ve haliyle ilk başlarda ürküyorsun. Bir de bu seçimini diğer insanlar yüceleştirme eğiliminde oluyor. Önce oyuna gelip sende olmayan bir hale getiriyorsun ama sonra gerçeği farkediyorsun. Her şey gayet yalın. Yeter ki özgürlüğünden korkma. Ayrıca bu karar bir günde verilmedi. Teknemizi edindikten yaklaşık yedi yıl sonra karar verdik tamamen teknede yaşamaya. Bu süreç içinde, bu yaşantıyı ara ara deneyimleyip, yapabileceğimize inandık. Yani her şey zaman içinde gerçekleşti.

Teknede en çok neyi özlüyorsunuz?
Farklı düzenler. Evdeki birçok konfordan uzak bir hayat sürdürüyoruz. Her türlü tüketimimize dikkat ediyoruz. Şöyle anlatayım: teknede su ihtiyacımızı limanlarda doldurduğumuz depolarımızdan karşılıyoruz. Elektrik ihtiyacımızı ise güneş ve rüzgar enerjisinden sağlıyoruz. Bunlar şehirdeki bir ev düzeninden çok farklı. Ama her ay ödememiz gereken bir faturamız da olmuyor. Konfordan uzak gibi görünse da kendine yeterli yani otonom bir hayat sürdürmek yaşamla aramdaki üçüncü şahısları saf dışı bırakmamı ve çok daha sahici bir ilişki kurmamı sağlıyor.

Deniz bazen ürkütücü olabiliyor öyle değil mi?Elbette… Doğa o kadar da masum olmayabiliyor bazen. Sonuçta hayatta kalmanız teknenizin varlığını sürdürebilmesiyle mümkün. Özellikle açık denizde rüzgar 35 knot’ı geçmeye başladığında ki, bu fırtına demek oluyor, elbette ürküyorsunuz. Evdeki gibi pencereden savrulan ağaç dallarına bakıp kahveni yudumlayamıyorsun, o kuvvetli rüzgarla mücadele etmen gerekiyor.

‘Fas’ı çok beğendim, Avrupa’dan daha etkileyiciydi’

Nerelere gittiniz, sizi en çok cezbeden yer neresiydi?
Evi kapatıp tekneye yerleştikten sonra bir yıl Gökova Körfezi’nde dolandık. Sonra Türkiye’den ayrılıp Akdeniz’i dolaştık. Batı rotasında Yunanistan, İtalya, İspanya kıyıları ve adalarına uğradık. Cebelitarık Boğazı’nı geçip Fas’ın okyanus kıyısında ilerledik. Dönüş yolunda ayrıca Tunus’u ziyaret ettik. Bütün bu yolculukta coğrafi olarak beni en çok etkileyen yerlerin başında Mora Yarımadasını ana karadan ayıran Korent Kanalı oldu.

“Burada yaşasam” dediğiniz yer oldu mu?
Evet oldu, Fas! Hâlâ ikinci memleketim gibi hissederim. Aylar süren Avrupa yolculuğumuzdan sonra Fas’a gitmiştik. Avrupa düzeninin bana göre aşırı bireysellikti.

Sıkılmıyor musunuz hiç birbirinizden?
Uzun seyirler dışında demirlediğimiz yerlerde yalnız vakit geçirme şansımız çok oluyor tabii ki. Seyirde ise gece gündüz gittiğimiz için vardiya usulü ilerliyoruz. Yani birimiz uyurken bir diğerimiz nöbet tutmak durumunda oluyor. Hatta çok uzun seyirlerden sonra birbirimizi özlüyoruz bile. Ayrıca birimiz yalnız kalmak istediğinde diğerimiz bunu kolaylaştırmak için elinden geleni yapıyor. Aynı teknenin içinde yalnız kalmayı da becerebiliyoruz yani.

En korktuğunuz olay neydi?
Sardunya Adası’nın güneyinden İbiza’ ya doğru yol alıyorduk. Dört günlük açık deniz seyrin son gecesine kadar sakin bir hava vardı, Gece yarısına doğru barometrede ciddi bir düşüşle rüzgar ters yönden, yani gideceğimiz yönden kuvvetlice esmeye başladı. Şiddetli yağmur beraberinde yıldırımları da getiriyordu. Yıldırımın ışığı ve sesi arasındaki süre size olan mesafesini gösterir. Biz de aradaki süreden ne kadar uzağımıza düştüğünü hesaplamaya çalışıyorduk. Artık çok yakınımızdaydı ve açık denizde biz paratoner gibiydik.
Buraya kadarmış deyip elele beklemeye başladık. Bir saat sonra cephe arkamızda kaldı ve hava sakinledi.

‘Çocuğumuz olursa da bu hayatı değiştirmeyi düşünmüyoruz’

Peki bebek olursa ne olacak?
Eğer bir çocuğumuz olursa düzenimi değiştirmeyi hiç düşünmüyorum açıkçası. Hepimiz ebeveynlerimizin dünyasına doğuyoruz. Onun da ailesi böyle yaşıyor olacak. İnsanlar ‘’Bir çocuğun olsun, o zaman her şey değişecek’’ diyor. Herkes kendi dünyasını kesin doğru olarak yaşıyor. Oysa ki hayatta bambaşka yaşantılar, bambaşka düzenler deneyimleniyor. Tek bir biçim ve tek bir doğru olduğunu düşünmüyorum şahsen.

Yaşadıklarınızı yazsanız da biz de okusak…
Ben deneyimlediklerimi, hissettiklerimi yazıya döken bir insanım. Ama o kadar kişisel ve bir diğeri için önemli olmadığını düşünüyorum ki, paylaşmayı aklımdan geçirmiyorum. Ama geçen yolculuğun bir seyir sitesi vardı ve oraya yazıyordum. Eş dostla yaşadıklarımızı paylaşıyorduk. Fakat hayat bu her an her şey değişiyor. Belki bir gün başkalarıyla da paylaşmak istediğim şeyler olursa, kim bilir?

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND